AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
COŞKUN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 22443/05)
KARAR
STRAZBURG
27 Ocak 2015
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Coşkun / Türkiye davasında,
Başkan:
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar:
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Davalı Devlet tarafından ibraz edilen görüşler ile başvuran tarafından cevaben ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, 16 Aralık 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (22443/05 no’lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Gülay Coşkun’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 28 Mayıs 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir’de görev yapan avukat A. Gültekin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 25 Mayıs 2010 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
4. Başvuran 1961 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 15 Mayıs 2001 tarihinde, İzmir Ege Üniversitesi Hastanesinde kalp ameliyatı olmuş ve kendisine mekanik kalp kapakçığı takılmıştır. Emekli sandığına kayıtlı olan başvuranın tüm tedavi masrafları belirtilen sigorta kapsamında karşılanmıştır.
6. Ameliyatın ardından, başvuranın sağlık durumu iyileşme göstermemiştir. Ayrıca başvuran, mekanik kalp kapakçığından gelen rahatsız edici ses nedeniyle, fizyolojik olarak sıkıntıya maruz kalmıştır.
7. Başvuran, ameliyatında kullanılan mekanik kalp kapakçığı türünün, ciddi üretim kusuru nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklandığını 2003 yılında basın aracılığıyla öğrenmiştir.
8. İhmale maruz kaldığını düşünen başvuran, Sağlık Bakanlığı, Emekli Sandığı, Ege Üniversitesi Hastanesi ve ameliyatı gerçekleştiren doktorlar hakkında tazminat davası açmaya karar vermiştir.
9. Başvuran 2003 yılının Ekim ayında, İzmir İdare Mahkemesine başvuruda bulunarak 250.000.000.000 Türk lirası (TL) (yaklaşık olarak 153.000 avro) tazminat talep etmiştir. Başvuran, mahkeme harçları için adli yardım talebinde bulunmuş ve yoksulluk belgesi ibraz etmiştir. İzmir İdare Mahkemesi, 5 Kasım 2004 tarihinde, herhangi bir özel gerekçe belirtmeden, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 465. maddesi uyarınca mecburi olan adli yardım alınmasına yönelik önkoşulların başvuran tarafından yerine getirilmediğine karar vermiştir. Başvuran, sırasıyla 21 Aralık 2004 ve 17 Şubat 2005 tarihlerinde, yargılamaların devam etmesi için bir ay içerisinde mahkeme harcı olarak 3.364.900,00 TL (yaklaşık olarak 20.600 avro) ödemesi gerektiği ve ödemenin yapılmaması durumunda yargılamaların durdurulacağı yönünde bilgilendirilmiştir.
10. Başvuran mahkeme harçlarını ödeyememiştir. İzmir İdare Mahkemesi, 20 Nisan 2005 tarihinde yargılamaları durdurmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
11. Söz konusu dönemde yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK’un 465. maddesinde, adli yardım talebinin sadece müştekinin durumunu destekleyen delil sunması halinde kabul edilebileceği belirtilmiştir.
12. HUMK’un 468. maddesi uyarınca, adli yardım talebinde bulunan kişinin yeterli imkânı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, kişinin varlık beyanında bulunması ve herhangi bir mülkiyetinin olup olmadığını gösteren ve vergi ödemişse ne kadar ödediğini gösteren belgeler sunması gerekmektedir. Belirtilen belgeler ilgili ulusal makamlardan alınabilir.
13. HUMK’un 469. maddesinde, adli yardım kararlarının nihai olduğu ve bu kararlara itiraz edilemeyeceği belirtilmektedir.
14. 2004 yılının Nisan ayında, geçerli asgari ücret aylık 423.000.000 TL (yaklaşık olarak 206 avro) tutarındaydı.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, tazminat davasıyla ilgili olarak kendisine adli yardım sağlanmamasının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek şikâyette bulunmuştur. Söz konusu madde şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili...karar verecek olan bir mahkeme tarafından... adil bir şekilde görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
16. Mahkeme söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
17. Hükümet görüşlerinde, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği belirtilerek, ulusal mahkeme tarafından verilen karara itiraz edebileceği ileri sürülmüştür. Mahkeme, başvuranın mahkeme harçlarını ödeyecek imkânı olmaması sebebiyle adli yardım talebinde bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuranın talebi reddedildiğinde, başvuran mahkeme harçlarını ödeyememiş ve bu nedenle ulusal mahkeme davanın sonlandırılmasına karar vermiştir. Adli yardıma ilişkin kararların kesin olması ve HUMK’un 469. maddesi uyarınca bu kararlara itiraz edilememesi nedeniyle, başvuranın ulusal mahkeme kararına itiraz etmesi beklenemez. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin itirazını reddetmiştir.
18. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başvurunun diğer hiçbir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, başvuru kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
19. Başvuran, adli yardım talebinin idare mahkemesi tarafından reddedilmesi nedeniyle, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran, ekonomik durumunu gösteren yoksulluk belgesi dikkate alındığında, talebinin reddedilemez olduğunu belirtmiştir.
20. Hükümet, iç hukukta iki tür mahkeme harcı bulunduğunu belirtmiştir. Bunlardan birincisi, Maliye Bakanlığı tarafından her yıl sonunda belirlenip Resmi Gazete’de yayınlanan sabit bir tutardır. İkincisi ise, davanın değerine dayalı olarak hesaplanmakta ve her davada değişiklik göstermektedir. Hükümet ayrıca, adaletin uygun bir şekilde tecelli etmesinin sağlanması ve kanuni nedenlere dayanmayan başvuruların yapılmasının önlenmesi amacıyla mahkeme harçlarının gerekli olduğunu kaydetmiştir. Hükümet görüşlerinde, adli yardım talebinin reddedilme nedeninin başvuranın ekonomik durumu olmadığı belirtilmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın ulusal mahkeme önünde tazminat davası açarken, yoksulluk durumuna ilişkin ilgili belgeleri ibraz etmediğini belirtmiştir.
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerinden ileri gelen her türlü iddiasının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi hakkını güvence altına aldığını yinelemiştir (bk. Golder / Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, Seri A no. 18). Ancak, mahkemeye erişim hakkı, sınırsız olmayıp bazı kısıtlamalara tabi tutulabilir; bunlara zımnen izin verilir, zira mahkemeye erişim hakkı kendi doğası itibariyle Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirir. Bu düzenleme, zaman ve yer açısından toplumun ve bireylerin gereksinimlerine ve kaynaklarına göre değişiklik gösterebilir. Bu tür bir düzenlemenin getirilmesinde, Sözleşme’ye Taraf Devletler belirli bir takdir yetkisinden faydalanır. Bununla birlikte, uygulanan sınırlamalar, bireye bırakılan erişimi hakkın özünü zedeleyecek derecede kısıtlamamalıdır. Ayrıca bir sınırlama, meşru bir amaca yönelik değilse ve kullanılan yöntem ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmuyorsa, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle uyumlu değildir (Stanev / Bulgaristan [BD], no. 36760/06, §§ 229-230, AİHM 2012).
22. Ayrıca, Sözleşme teorik ve hayali hakları değil uygulanabilir ve etkili hakları güvence altına almayı amaçlamaktadır. 6. madde kapsamında yer alan bütün güvencelerle birlikte adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumdaki önemli yeri dikkate alındığında, bu husus bilhassa 6. maddede belirtilen güvenceler açısından doğrudur (Stanev, yukarıda anılan, § 231).
23. Bu nedenle Mahkeme mevcut davada, mahkeme harçlarını ödemeye yönelik olarak başvurana getirilen koşulun, mahkemeye erişim hakkı açısından ihlal teşkil edip etmediğini belirlemelidir.
24. Mahkeme, başvuranın ulusal makamlar tarafından kendisine verilen ve yoksul olduğunu gösteren bir belgeyi sunduğunu gözlemlemiştir.
25. Söz konusu dönemde asgari ücret yaklaşık olarak 206 avro civarındayken, başvuranın ödemesi gereken mahkeme harçları yaklaşık olarak 20.600 avro tutarındaydı. Mahkeme, daha önce benzer şikayetleri incelediğini ve diğerlerine ilaveten, Türkiye’deki adli yardım sisteminin bireyleri keyfilikten korumaya yönelik somut güvenceler sağlamaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmettiğini kaydetmiştir (bk. özellikle, Kaba / Türkiye, no. 1236/05, § 24;1 Mart 2011; Bakan / Türkiye, no. 50939/99, §§ 74-78, 12 Haziran 2007; Mehmet ve Suna Yiğit / Türkiye, no. 52658/99, §§ 31-39, 17 Temmuz 2007; ve Eyüp Kaya / Türkiye, no. 17582/04, §§ 22-26, 23 Eylül 2008). Mahkeme mevcut davayı da incelemiş ve yukarıda belirtilen davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir koşul olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme bu bağlamda, HUMK’un 469. maddesi uyarınca, adli yardıma ilişkin kararların [...] –başvuran dinlenmeden- dava dosyasına istinaden verildiğini ve nihai olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır (Bakan, yukarıda anılan, § 76).
26. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme mevcut davada başvuranın mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir kısıtlama getirildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi bu bağlamda ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
27. Başvuran, Sözleşme’nin 1. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini belirterek şikâyette bulunmuştur. Başvuran bu kapsamda, adil yargılanma haklarının güvence altına alınmadığını ve ekonomik durumu nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir.
28. Mahkeme dava dosyasını incelemiş ve Sözleşme’nin 1. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Bu nedenle, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. hükümleri uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
29. Başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu açıdan tazminat ödenmesi için bir neden olmadığını değerlendirmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmesi durumunda en uygun tazmin şeklinin, başvuranın, söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde bulunacağı duruma getirilmesinin sağlanması olduğunu yinelemiştir (bk. Mehmet ve Suna Yiğit, yukarıda anılan, § 47). Mahkeme, bu ilkenin mevcut davada da geçerli olduğunu kaydetmiştir. Bu nedenle, Mahkeme en uygun tazmin şeklinin, İzmir İdare Mahkemesi’nin 20 Nisan 2005 tarihli kararının iptal edilmesi ya da bozulması ve başvuranın talep etmesi durumunda, yargılamalara Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin koşulları doğrultusunda devam edilmesi olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3 maddesi uyarınca 27 Ocak 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy