AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜLER VE TEKDAL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 65815/10)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar dâhilinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Güler ve Tekdal / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Fatma Güler ve Emin Tekdal adlı iki Türk vatandaşı (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 18 Ekim 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 65815/10) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat Rehşan Bataray Saman tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, özellikle, yakınlarının 12 Eylül 2008 tarihinde askerler tarafından öldürülmesinin ve bu olay hakkında soruşturma yürütülmemesinin, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlaline neden olduğunu iddia etmişlerdir.
4. Başvuranların yakınının öldürülmesi ve bu olay hakkındaki soruşturmanın etkililiğine ilişkin şikâyetler 12 Aralık 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmının ise Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1981 ve 1966 doğumlu olup; Diyarbakır iline bağlı Lice ilçesinin yakınında bulunan Ecemiş köyünde ikamet etmektedirler.
6. Dava konusu olaylar, taraflarca beyan edildiği şekliyle ve ibraz ettikleri belgelerden anlaşıldığı üzere, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
7. Olayların yaşandığı sırada, birinci başvuranın erkek kardeşi ve ikinci başvuranın yeğeni olan Murat Tekdal, 30 yaşındaydı ve Ecemiş köyünde ikamet etmekteydi.
8. Murat Tekdal, 12 Eylül 2008 tarihinde, ikinci başvuran durumundaki amcasını ziyaret ettikten sonra Ecemiş köyüne dönmüştür. Başvuran, aynı günün ilerleyen saatlerinde, yakında bulunan Şenlik köyüne yürüyerek gitmek için evden ayrılmıştır.
9. Ecemiş köyü sakinleri, aynı gün saat 17.00 ve 19.00 saatleri arasında, silah sesi duymuşlardır. Ertesi gün, köy muhtarı, bir kişinin öldürüldüğü yönünde bilgilendirilmiştir. Muhtar, kendisine eşlik eden 20-30 köylü ile birlikte Lice’ye gitmiş ve orada başvuranların yakını Murat Tekdal’ın cesedi kendisine teslim edilmiştir.
10. Silahlı kuvvetlere mensup 7 kişi tarafından 13 Eylül 2008 tarihinde düzenlenen bir rapora göre, askerler, 12 Eylül 2008 tarihinde saat 23.15’te, PKK üyesi olduğunu düşündükleri 3-4 kişiyle karşılaştıklarında, başvuranın köyünün yakınında bir askeri operasyon yürütülmekteydi. Askerler, belirtilen kişilerden durmalarını ve teslim olmalarını istemişler, fakat söz konusu kişiler askerlere ateş açmışlardır. Askerler ateşle karşılık vermişler ve yaklaşık 5 dakika süren bir çatışma yaşanmıştır.
11. Askerler, ertesi gün saat 05.00’te, bölgede bir arama gerçekleştirmiş ve 4 kişinin ayak izlerini fark etmişlerdir. Ayak izleri, yaklaşık 2 kilometre uzakta, bir vadide bulunan derenin yanında kaybolmuştur. Askerler ayrıca, belirtilen bölgede, bir miktar erzak bulmuşlardır. Askerler derenin kuzeyine doğru ilerleyerek aramalarına devam etmişler ve Karaçay Tepesi bölgesinde Murat Tekdal’ın cesedini bulmuşlardır. Cesedin yanında, henüz kullanılmamış iki fişekle dolu olan bir av tüfeği bulunmuştur.
12. Askerler, raporlarında, güvenlik güçlerine saldırmayı planlayan veya erzak stoklarını PKK üslerine taşıyan beş PKK üyesinin, önceki gece bölgede olduğu sonucuna varmışlardır. Yedi asker, av tüfeğinin yanı sıra cesedin üzerinde bulunan ve bazı kişilerin koklamak için kullandıkları tutkalın markasını dikkate alarak hazırladıkları raporda, başvuranın yakınının “kendisine sıradan vatandaş süsü veren bir terörist” olduğu sonucuna varmışlardır.
13. Lice Cumhuriyet Savcısı ve bir olay yeri inceleme görevlisi, 13 Eylül 2008 tarihinde saat 10.45’te olay yerine gelmişler ve Murat Tekdal’ın ceplerini aradıkları sırada kendisinin kimliğiyle birlikte bir tüp tutkal bulmuşlardır. Daha sonra ceset, Lice Devlet Hastanesine götürülmüştür. Bunun ardından Lice Cumhuriyet Savcısı ve olay yeri inceleme görevlisi, cesedi Diyarbakır Devlet Hastanesine götürmüş ve sonrasında olay hakkında kendi raporlarını düzenlemişlerdir.
14. Olay yeri inceleme görevlisinin raporuna göre, bir mermi Murat Tekdal’ın karın bölgesine girmiştir. Cesedin yanında bulunan av tüfeğinin namlusu üzerinde yapılan yüzeysel incelemede, barut kokusu alınmamıştır. Ayrıca tüfeğin üzerinde parmak izine rastlanmamıştır. Cesedin yanında bulunan küçük çantadan; diş macunu, bir diş fırçası, bir sustalı bıçak, bir paket sigara, iki adet SIM kart, eldiven, vergi kimlik kartı ve bir banka kartı gibi kişisel eşyalar çıkmıştır. Barut izi olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, Murat Tekdal’ın ellerinden ve yüzünden ve av tüfeğinin namlusundan svap alınmıştır. Ayrıca, cesedin parmak izi alınmış ve merminin geçtiği ceket, adli tıp incelemesi yapılması için gönderilmiştir. Ceset fotoğraflanıp hastaneye götürülmüştür. Polis laboratuvarı tarafından yapılan incelemede, sol elinin dışında barut kalıntısına rastlanmıştır. Ayrıca, şahsın yakın mesafeden vurulduğu tespit edilmiştir.
15. Savcı tarafından hazırlanan raporda, hastanede bir otopsi işlemi gerçekleştirildiği görülmektedir. Savcı, raporda, silahlı kuvvetlerin kendisine “bir teröristin öldürüldüğü” haberini vermesi üzerine olay yerine gittiğini belirtmiştir. Başvuranın köyünün muhtarı, cesedin Murat Tekdal’a ait olduğunu resmen teşhis etmiş ve şahsın Ecemiş köyünde ikamet ettiğini savcıya ifade etmiştir.
16. Doktor, otopsi sırasında, Murat Tekdal’ın sol alt karın bölgesinde iki mermi deliği tespit etmiştir. Doktor, ayrıca, mermilerin hem elleri hem de karnın alt sağ bölgesini sıyırdığını ve yüzeysel yaralara sebep olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, sağ koltuk altının ön yüzeyinde yüzeysel bir yara tespit edilmiştir. Cesedin iç muayenesinde, midede, karaciğerde, diyaframda, dalakta, bağırsaklarda ve akciğerde, mermilerin yol açtığı yaralanmaların olduğu ortaya çıkmıştır. Vücudun içerisinde yaklaşık 0,7 cm büyüklüğünde bir mermi bulunmuştur. Cesetten alınan örnekler, adli tıp incelemesi yapılması amacıyla gönderilmiştir. Cesedin röntgen filmi, karın bölgesinin içerisinde birçok metal nesnenin bulunduğunu göstermiştir. Doktor, sol alt karın bölgesinden girmiş veya çıkmış olan mermilerin ölüme sebebiyet verdiği sonucuna varmıştır. Doktor ayrıca, mermi delikleri bulunan kıyafetlerin, silahın ne kadar uzaklıkta ve hangi yönden ateşlendiğinin saptanması amacıyla, adli tıp makamlarına gönderilmesini tavsiye etmiştir.
17. İkinci başvuran, 16 Eylül 2008 tarihinde, Türkiye İnsan Hakları Derneğinin Diyarbakır şubesine başvurmuş ve yeğeninin ölümüne sebep olan faillerin adaletin karşısına çıkarılması için yardım talebinde bulunmuştur. İkinci başvuran ayrıca, askerlerin, olay tarihinden itibaren yeğeninin öldürüldüğü yeri ateşe verdiklerini ve delilleri kasten yok ettiklerini belirtmiştir.
18. Lice Cumhuriyet Savcısı, 6 Ekim 2008 tarihinde, soruşturma dosyasını, yasadışı örgütler tarafından gerçekleştirilen olayların soruşturulması konusunda yetkili olan Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na göndermiştir. Lice Cumhuriyet Savcısı, dosyayla birlikte gönderdiği yazıda, ilk başvuran Fatma Güler’i “bir suçun mağduru” olarak ve maktul kardeşini ise “maktul/şüpheli” olarak isimlendirmiştir. Söz konusu suçlama, “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” olarak belirtilmiştir. Lice Cumhuriyet Savcısı yazısında, Lice Piyade Tugayında görevli bir grup askerin, beş kişiden oluşan PKK’lı bir grupla silahlı bir çatışmaya girdiğini ve ertesi sabah Murat Tekdal’a ait cesedin, askerlerce yürütülen bir aramada bulunduğunu belirtmiştir.
19. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 22 Ekim 2008 tarihinde, yukarıda belirtilen suçlamaya ilişkin olarak, Murat Tekdal hakkında, hayatını kaybetmiş olması nedeniyle, herhangi bir cezai kovuşturma başlatılmamasına karar vermiştir.
20. Başvuranlar, 24 Kasım 2008 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na bir mektup göndermiş ve Lice Cumhuriyet Savcısı’nın, yakınlarının öldürülmesine ilişkin bir soruşturma başlattığını ancak daha sonra, maktulün bir terör örgütüne üye olması nedeniyle, soruşturmaya devam etme yetkisinin olmadığına karar verdiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar, mektupta, yakınlarının bir PKK üyesi olduğunu reddetmişler ve kendisinin son yedi senedir Ecemiş köyünde yaşadığını ve tüm köylülerin kendisini tanıdığını Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na bildirmişlerdir. Başvuranlar, Murat Tekdal’ın öldürülmesinden önce silahlı bir çatışmanın yaşandığını gösteren herhangi bir delilin bulunmadığını belirtmişler ve nitekim Murat Tekdal’ın av tüfeğinin ateşlenmemiş fişeklerle dolu olmasının, herhangi bir silahlı çatışmanın yaşanmadığını gösterdiğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, savcıdan, yakınlarının öldürülmesinden sorumlu olan kişilerin tespit edilmesini ve haklarında kovuşturma başlatılmasını talep etmişlerdir.
21. Başvuranlar, 5 Ekim 2009 tarihinde, savcının yukarıda belirtilen 22 Ekim 2008 tarihli kararına itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar itiraz dilekçelerinde, 24 Kasım 2008 tarihli beyanlarını yinelemişler; diğerlerine ilaveten, Sözleşme’nin 2. maddesine atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar, öldürülme olayına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüş ve Ağır Ceza Mahkemesinin, soruşturma makamlarına soruşturma yürütülmesi yönünde talimat vermesini talep etmişlerdir.
22. Başvuranların itirazı, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9 Nisan 2010 tarihinde reddedilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının kararının, başvuranların maktul yakınının işlediği yönünde şüphe duyulan bir suçlama ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Buna karşın, başvuranlar tarafından yapılan itiraz, yakınlarının öldürülmesiyle ilgiliydi. Ağır Ceza Mahkemesi, Murat Tekdal’ın öldürülmesine ilişkin devam eden bir soruşturmanın bulunmadığını ve söz konusu öldürülme olayıyla ilgili olarak herhangi bir kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar bulunmadığını belirtmiştir. Öldürülme olayına ilişkin devam eden bir soruşturmanın mevcut olmaması nedeniyle, başvuranların, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etme hakkı bulunmamaktaydı. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, 30 Nisan 2010 tarihinde, başvuranlara tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, yakınlarının askerler tarafından hukuka aykırı bir şekilde öldürüldüğünden şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, askerlerin silahlarından açılan ateş sonucu etrafa saçılan herhangi bir mermi veya mermi kovanının bulunmayışı ile birlikte maktulün av tüfeğinin öldürülmesi sırasında halen dolu olmasının, herhangi bir silahlı çatışma yaşanmadığını gösterdiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, Türkiye’de kolluk kuvvetleri mensupları tarafından yapılan yaşam hakkı ihlalleri hususunda yaygın bir cezasızlık politikasının var olduğunu ifade etmişlerdir. Bu olaydaki tüm unsurlar, yakınları Murat Tekdal’ın masum bir sivil olduğuna işaret etmiştir. Ancak, güvenlik güçleri tarafından hazırlanan belgelerde, Murat Tekdal, yasadışı bir örgüt üyesi olarak tasvir edilmeye çalışılarak bu şekilde güvenlik güçlerinin kovuşturmaya ve cezalandırmaya tabi tutulmamasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunulmuştur.
24. Bununla beraber, başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, öldürülme olayından sonra yetkili makamlar tarafından açılan tek soruşturmanın, maktul yakınlarının PKK üyesi olduğu gerekçesiyle hakkında kovuşturma başlatılması amacıyla yürütülen soruşturma olmasından şikâyet etmektedirler. Söz konusu makamlar tarafından, öldürülme olayına ilişkin herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir. Soruşturma dâhilinde atılan adımlarda ise, güvenlik güçlerinin olaya karışan mensupları tarafından tanzim edilen belgeler temel alınmıştır.
25. Hükümet, başvurunun kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu doğrultuda, Hükümet, başvuranların 18 Ekim 2010 tarihinde Mahkemeye bir ön başvuru mektubu gönderdiklerini, ancak tam olarak doldurulmuş haldeki başvuru formunu 27 Nisan 2011 tarihine, yani 6 aydan uzun bir süre sonrasına kadar sunmamışlardır. Hükümet, bu bahisle, başvuru tarihinin 27 Nisan 2011 olarak kabul edilmesi gerektiğini; dolayısıyla, başvuranların, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde öngörülen 6 aylık süre kuralına uymadıklarını beyan etmiştir.
26. Hükümet, askerler tarafından güç kullanılmasının, Sözleşme’nin 2 § 2 maddesi kapsamında meşru ve ulusal mevzuat kapsamında hukuka uygun olduğunu; zira askerlerin bir terör örgütünün üyeleriyle karşı karşıya geldiklerini düşünerek, teröristleri yakalamak ve teröristler tarafından açılan ateş karşısında kendilerini korumak amacıyla karşı ateş açtıklarını ileri sürmüştür.
27. Olayla ilgili soruşturma Lice ve Diyarbakır Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmüştür. Soruşturma re’sen başlatılmış; bağımsız bilirkişiler tarafından olay yerinden delil toplanmıştır.
28. Hükümet, “başvuranların yakınının öldürülmesiyle ilgili ayrı bir soruşturma yürütülmemesinin, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü üzerindeki olası etkilerinden” haberdar olduğunu belirtmiştir. Hükümet, Mahkemeyi, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine karar vermeye davet etmiştir ve usul yönünden yapılacak değerlendirmeyi Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
29. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin, yakınlarının yaşam hakkından mahrum bırakılmasına ve öldürülmesiyle ilgili soruşturmanın etkililiğine ilişkin olduğu görüşündedir. Bu itibarla, söz konusu şikâyetler, Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi yönünden incelenebilir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
(a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
(b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
(c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.”
30. Başvurunun kabul edilebilirliği hakkında Hükümet tarafından sunulan itiraz konusunda, Mahkeme, başvuranların yukarıda anılan 18 Ekim 2010 tarihli mektubunu aldığını teyit ederken, kendilerinden tam olarak doldurulmuş haldeki başvuru formunu 2 Mayıs 2011 tarihine kadar sunmalarını talep ettiğini gözlemlemektedir. Başvuranlar, Mahkemenin bu talebine uygun davranarak, Hükümetin ileri sürdüğünün aksine, 27 Nisan 2011 tarihinde değil, 15 Nisan 2011 tarihinde başvuru formunu teslim etmişlerdir. Mahkeme, başvuranların başvuru formunu 2 Mayıs 2011 tarihi öncesinde Mahkemeye sunmuş olduklarını kaydederek, başvuru tarihinin 27 Nisan 2011 olarak kabul edilmesi yönündeki Hükümet görüşünü reddetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun 18 Ekim 2010 tarihinde yapıldığı ve başvuranların, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde öngörülen 6 aylık süre kuralına riayet ettikleri kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
31. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 2. paragrafında, esasen bir kişinin kasten öldürülmesine izin verilen durumların tanımlanmadığını, ancak, kişinin kasıtlı olmayarak yaşam hakkından mahrum bırakılmasıyla sonuçlanabilecek “güç kullanımına” izin verilen durumların açıklandığını ortaya koyduğunu vurgulamaktadır. Ancak, kullanılan gücün (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen amaçlardan herhangi birine ulaşmak için “mutlak surette gerekli” gücü aşmaması gerekmektedir. Bu bakımdan, Sözleşme’nin 2 § 2 maddesinde yer alan “mutlak surette gereklilik” ifadesi, Sözleşme’nin 8 ilâ 11. maddelerinin 2. paragrafları uyarınca Devletin gerçekleştirdiği fiilin “demokratik toplumda gerekli” olup olmadığının belirlenmesinde normal olarak uygulanana göre daha katı ve zorlayıcı bir gereklilik ölçütünün uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Özellikle, güç kullanımı, söz konusu maddenin bentlerinde öngörülen amaçlara ulaşılması bakımından kesin olarak orantılı olmalıdır (bk. McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 148-149, A Serisi no. 324).
33. Somut davanın koşullarına dönüldüğünde, başvuranların yakınının, davalı Devletin askerleri tarafından öldürüldüğü konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin öldürme olayını gerekçelendirme sorumluluğunu yerine getirmiş olup olmadığını inceleyecektir. Bunu yaparken, kullanılan gücün söz konusu şartlarda haklı olup olmadığının tespitine olanak vermiş olup olmaması bakımından, söz konusu soruşturmanın etkili olup olmadığının belirlenmesi için, ulusal seviyede yürütülen soruşturmayı özellikle dikkate alacaktır (bk. Gülbahar Özer veDiğerleri/Türkiye, no. 44125/06, § 59, 2 Temmuz 2013). Bu bağlamda, Mahkeme, somut davada olduğu gibi davalı Hükümetin öldürme olayını gerekçelendirmekle yükümlü olduğu davalarda, soruşturmada atılan adımların incelenmesinin, sadece soruşturmanın usul gerekliliklerine uygun olup olmadığını tespit etme amacına hizmet etmekle kalmadığını; ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, kullanılan gücün ilgili koşullarda gerekli olup olmadığını ve Hükümetin böylece öldürme olayını gerekçelendirme yükümlülüğünü tatmin edici şekilde yerine getirip getirmediğini belirlemeyi de sağladığını hatırlatır (bk. Cangöz ve Diğerleri/Türkiye, no. 7469/06, § 115, 26 Nisan 2016; etkili soruşturma ilkelerinin özeti için bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, §§ 172-182, 14 Nisan 2015).
34. Bu bağlamda, Mahkeme, öncelikle, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından (bk. yukarıda § 22) ve Hükümet tarafından (bk. yukarıda § 28) teyit edildiği üzere, öldürme olayı hakkında resmi bir soruşturma başlatılmadığını belirtir. Yani, güç kullanımının mutlak surette gerekli ya da kesin olarak orantılı olup olmadığına ve kolluk kuvvetleri tarafından güç kullanılması hakkındaki ilgili ulusal mevzuata uygun olup olmadığına ilişkin ulusal düzeyde bir değerlendirme yapılmamıştır. Herhangi bir soruşturma makamı tarafından verilmiş olan Hükümetin beyanlarını destekleyici herhangi bir karar bulunmadığından, Mahkeme, güç kullanımının meşru olduğuna dair savlarını kabul edememektedir.
35. Bu bağlamda, Mahkeme, yukarıda 10 ilâ 16. paragraflarda özetlendiği üzere, öldürme olayının hemen ardından atılan bir dizi münferit adımın, savcı gibi bağımsız bir adli soruşturma makamınca yürütülüp denetlenen usulüne uygun ve tam bir soruşturmanın yerini tutamayacağı kanaatindedir. Mahkemenin görüşüne göre, resmi bir soruşturmanın yapılmamış olması, beraberinde, toplanan delillerin herhangi bir soruşturma makamınca incelenmemiş ve ispat değerlerinin tespit edilmemiş olması sonuçlarını getirmiştir. Bu hususla bağlantılı olarak, her ne kadar bir soruşturma yapılmamış olması, belli başlı eksikliklerin altının çizilmesine lüzum bırakmasa da, Mahkeme, başvuranların yakınını öldüren askerlerin tespit edilmesi ve ifadelerinin alınması konusundaki büyük eksikliği belirtme ihtiyacı duymakta; Türkiye’de güvenlik güçleri tarafından kişilerin öldürülmesine ilişkin olarak savcılar tarafından yürütülen soruşturmaların ortak özelliklerinden bir tanesinin faillerin ifadelerinin zamanında alınmaması veya hepsinin ifadelerinin alınmaması olduğuna dair görüşünü yinelemektedir (bk.yakın geçmişte verilen kararlardan, yukarıda anılan Cangöz ve Diğerleri, § 127).
36. Mahkeme, yukarıdaki açıklamalar ışığında, Hükümetin, askerler tarafından başvuranların yakınına karşı uygulanan güç kullanımının, Sözleşme’nin 2. maddesinin bentleri kapsamında öngörülen amaçlara ulaşılması bakımından mutlak surette gerekli ve kesin olarak orantılı olduğunu ispat edemediği sonucuna varmaktadır.
37. Buna ek olarak, başvuranların yakını Murat Tekdal’ın öldürülmesi konusunda, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönlerinden ihlal edildiği tespit edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
38. Başvuranlar, maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamışlardır.
39. Masraf ve giderler kapsamında, başvuranlar, Mahkeme önünde kendilerini temsil eden avukatın hizmet bedeli karşılığında 4.262 avro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek üzere, başvuranlar, avukatlarının başvuru formunun ve görüşlerin hazırlanması için çalıştığı saatleri gösteren bir çizelge ibraz etmişlerdir.
40. Başvuranlar, ayrıca, içerisinde fotokopi, çeviri ve posta masraflarının da bulunduğu diğer masraf ve giderleri karşılığında 342 avro talep etmişlerdir. Bu taleplerini desteklemek üzere, başvuranlar, bir çevirmen tarafından tanzim edilmiş 150 avro değerindeki bir faturanın yanı sıra, posta idarelerinden alınmış çeşitli makbuzlar ibraz etmişlerdir.
41. Hükümet, masraf ve giderler karşılığında talep edilen miktarların aşırı olduğu ve uygun şekilde desteklenmediği kanaatiyle, Mahkemenin herhangi bir ödeme yapılmasına hükmetmemesini talep etmiştir.
42. Mahkeme, başvuranların, Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca maddi veya manevi tazminat olarak herhangi bir talepte bulunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, tazminat ödenmesine hükmetmesini gerektirecek istisnai koşulların bulunmadığı görüşündedir (bk. Nagmetov/Rusya [BD] no. 35589/08, §§ 56-92, 30 Mart 2017). Bununla birlikte, Mahkeme içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderleri karşılığında geri ödeme alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulunduran Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masraf ve giderleri karşılamak üzere, başvuranlara 4.000 avro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
43. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın temel alınmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönlerinden ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 4.000 avro (dört bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy