AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜLER VE ZARAKOLU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 38767/09 ve 52897/10)
KARAR
STRAZBURG
29 Haziran 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Güler ve Zarakolu / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
ve BölümYazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türk vatandaşı Nur Mehmet Güler ve Ragıp Zarakolu’nun (“başvuranlar”) 3 Temmuz 2009 (başvuru no. 38767/09) ve 18 Ağustos 2010 (başvuru no. 52897/10) tarihlerinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruları (no. 38767/09 ve 52897/10),
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile 10. maddesinin ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetleri Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunmaya ve başvuruların geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklamaya ilişkin kararı ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 8 Haziran 2021 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvurular, birinci başvuran tarafından yazılan ve ikinci başvuranın yayınevi tarafından yayımlanan iki kitabın tüm nüshalarına yetkililer tarafından el konulması ile ilgilidir.
2. Hükümet, başvuruların Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, reddedilmesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
3. Başvuranlar sırasıyla 1971 ve 1948 doğumlu olup, biri Van’da diğeri İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ö. Kılıç tarafından temsil edilmişlerdir.
4. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
5. Olayların meydana geldiği dönemde, ikinci başvuran “Belge Uluslararası Yayıncılık” yayınevinin yayın yönetmeni ve sahibidir.
38767/09 NO.LU BAŞVURUÖlümden Zor Kararlar Kitabının Tüm Nüshalarına İlk El Konulması6. 2008 yılı Eylül ayında, ikinci başvuranın yayınevi, birinci başvuran tarafından yazılan Ölümden Zor Kararlar başlıklı bir kitap yayımlamıştır. Roman, ana kahramanı PKK’ya (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) katılan ve liderlerinden birine aşık olan bir öğrenci hakkındadır. Anlatıda, PKK’lıların örgüt kamplarındaki günlük yaşamları, aldıkları eğitim ve öğretim ve Türk güvenlik güçlerine karşı verdikleri savaşlar anlatılmıştır.
7. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinden bir hâkim, 17 Nisan 2009 tarihinde, söz konusu kitabın, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında (aşağıdaki 24. paragraf) düzenlenen suçu teşkil ettiği ve halkı suç işlemeye teşvik ettiği kanısına vararak, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca (aşağıdaki 26. paragraf) kitabın tüm nüshalarına el konulmasına karar vermiştir.
8. İkinci başvuran, 21 Temmuz 2011 tarihinde, söz konusu kararın kitabın hangi unsurlarının bir suç teşkil ettiklerini belirtmediğini ve hâkimin, kendisine göre tamamen kurgu olan eserin içeriğini genel olarak değerlendirmediğini ileri sürerek bu karara karşı itiraz etmiştir. İkinci başvuran, kitaba el konulmasının, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını ihlal eden orantısız bir tedbir olduğunu ileri sürmektedir.
9. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Nisan 2009 tarihinde, üç hâkimden oluşan bir heyet halinde toplanarak, itiraz edilen kararda herhangi bir usulsüzlük olmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.
Ölümden Zor Kararlar Kitabı Nedeniyle Başvuranlar Hakkında Başlatılan Ceza Yargılaması10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 22 Mayıs 2009 tarihli bir iddianame ile başvuranları, bir terör örgütü lehine propaganda yapmaktan suçlamış ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Ölümden Zor Kararlar kitabının içeriği nedeniyle ilgililerin mahkûmiyetlerini talep etmiştir.
11. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Haziran 2010 tarihinde, esasa ilişkin karar vermiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, kitabın yayımlanmasından cezai yönden sorumlu olmadığı kanısına vararak ikinci başvuranın beraatine karar vermiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, buna karşın, birinci başvuranın, isnat edilen suçu işlediğine kanaat getirmiş ve bir yıl üç ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi nitekim kitabın, PKK propagandası olarak kabul edilebilecek kısımlar içerdiği, anlatılan sözde kurgu olayların geçtiği zaman ve yer göz önüne alındığında, özellikle ülkenin güneydoğusunda meydana gelen olaylarla ilgili olduğu sonucuna varılması gerektiği ve bir bütün olarak PKK propagandası yaptığı kanaatine varmıştır.
12. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Eylül 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini dikkate alarak (aşağıdaki 28. paragraf), birinci başvuran hakkında verilen hükmü gözden geçirmiş ve birinci başvuran hakkındaki kovuşturmanın, söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinde öngörüldüğü şekliyle üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.
Ölümden Zor Kararlar Kitabının Tüm Nüshalarına İkinci Defa El Konulması13. Terörle Mücadele Kanunu gereğince yetkilendirilen İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 16 Ocak 2013 tarihinde, 6352 sayılı Kanun ile 5187 sayılı Kanun’a eklenen geçici 3. maddeyi (aşağıdaki 27. paragraf) dikkate almış ve 5187 Sayılı Kanun’un 25. maddesinin 2. fıkrası (aşağıdaki 26. paragraf) uyarınca ihtilaf konusu kitabın tüm nüshalarına el konulmasına yeniden karar vermiştir. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği nitekim eserin PKK ve amaçları için propaganda eseri olduğu kanısına varmıştır.
14. Başvuranlar, bu karara itiraz etmişlerdir. Terörle Mücadele Kanunu gereğince yetkilendirilen İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 8 Mart 2013 tarihinde, itiraz edilen kararın usule ve hukuka uygun olduğuna karar vererek bu itirazı reddetmiştir.
52897/10 NO.LU BAŞVURUKCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler Kitabının Tüm Nüshalarına İlk El Konulması15. 2010 yılı Mayıs ayında, ikinci başvuranın yayınevi, birinci başvuran tarafından yazılan KCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler başlıklı bir kitap yayımlamıştır. Eser, demokratik konfederalizm üzerine araştırma çalışması olarak sunulmuştur. Birinci bölümde, PKK’nın kurulma tarihine ve gelişimine yer verilmiş, ikinci bölümde, yazarın fiilen (de facto) demokratik konfedaralizmi temsil ettiğini düşündüğü PKK tarafından oluşturulan bir sistem olan KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) anlatılmıştır.
16. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bir hâkim, 24 Mayıs 2010 tarihinde, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca söz konusu kitabın tüm nüshalarına el konulmasına ve dağıtım ve satışının yasaklanmasına karar vermiştir. Nitekim İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi, kitabın PKK propagandası olduğu kanaatine varmıştır.
17. İkinci başvuran, 31 Mayıs 2010 tarihinde, söz konusu kararın kitabın hangi unsurlarının bir suç teşkil ettiklerini belirtmediği ve hâkimin, kendisine göre güncel bir konu hakkında halkı bilgilendirmeyi amaçlayan araştırma çalışması olan eserin içeriğini genel olarak değerlendirmediğini ileri sürerek bu karara itiraz etmiştir. İkinci başvuran, kitaba el konulmasının, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını ihlal eden orantısız bir tedbir olduğunu ileri sürmektedir.
18. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Haziran 2010 tarihinde, üç hâkimden oluşan bir heyet halinde toplanarak, itiraz edilen kararda herhangi bir usulsüzlük olmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.
KCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler Kitabı Nedeniyle Başvuranlar Hakkında Başlatılan Ceza Yargılaması19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 22 Haziran 2010 tarihli bir iddianame ile başvuranların, bir terör örgütü lehine propaganda yaptığına kanaat getirerek 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, KCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler kitabının içeriği nedeniyle ilgililerin mahkûmiyetlerini talep etmiştir.
20. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Mart 2011 tarihinde, başvuranların, kendilerine atfedilen suçları işlediğine kanaat getirmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, birinci başvurana bir yıl üç ay hapis cezası ve ikinci başvurana 16.600 Türk lirası (bu tarihte 7,585 adli avro) adli para cezası vermiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi nitekim yazarın ileri sürdüğünün aksine, ihtilaf konusu kitabın aslında bir araştırma eseri olmadığı, PKK militanları ve sempatizanları tarafından okunması amaçlanan bir eğitim ve propaganda kılavuzu olduğu ve dolayısıyla, ifade özgürlüğü kapsamına alınamayacağı kanaatine varmıştır.
21. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ağustos 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini dikkate alarak (aşağıdaki 28. paragraf), başvuranlar hakkındaki hükmü gözden geçirmiş ve ilgililer hakkındaki kovuşturmanın, söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinde öngörüldüğü şekliyle üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.
KCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler Kitabının Tüm Nüshalarına İkinci Defa El Konulması22. Terörle Mücadele Kanunu gereğince yetkilendirilen İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 16 Ocak 2013 tarihinde, 6352 sayılı Kanun ile 5187 sayılı Kanun’a eklenen geçici 3. maddeyi (aşağıdaki 27. paragraf) dikkate almış ve 5187 Sayılı Kanun’un 25. maddesinin 2. fıkrası (aşağıdaki 26. paragraf) uyarınca ihtilaf konusu kitabın tüm nüshalarına el konulmasına yeniden karar vermiştir. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, nitekim eserin PKK propagandası olduğu kanısına varmıştır.
23. Başvuranlar, bu karara itiraz etmişlerdir. Terörle Mücadele Kanunu gereğince yetkilendirilen İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 8 Mart 2013 tarihinde, itiraz edilen kararın usule ve hukuka uygun olduğuna karar vererek bu itirazı reddetmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK
3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu24. Olayların meydana geldiği dönemde, 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün; (...) propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...)”
25. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...)”
5187 Sayılı Basın Kanunu26. 9 Haziran 2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” başlıklı 25. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir.
Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla (...) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir.
Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin [söz konusu maddenin] ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye’de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. (...)”
27. Söz konusu Kanun’a, 5 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile eklenen geçici 3. madde aşağıdaki gibidir:
“31/12/2011 tarihine kadar mahkemeler, yetkili mülki idari amirlikleri ve diğer makamlarca basılı yayınlarla ilgili olarak verilmiş toplatma, yasaklama, dağıtım ve satışın engellenmesi kararları, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde, yetkili ve görevli mahkemeden bu yasaklılığın devamı niteliğinde bir karar alınmamış olması durumunda kendiliğinden hükümsüz hale gelir. (...)”
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun28. 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun”, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinin, 1. fıkrasının b) bendi ve 2. fıkrası, 31 Aralık 2011 tarihinden önce basın, yayın ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenen ve beş yıldan az hapis veya para cezası ile cezalandırılan suçların yargılanmasının üç yıl ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ29. Mahkeme, başvuruların konularının benzerliğini göz önünde bulundurarak, başvuruları tek bir karar ile birlikte incelemenin yerinde olduğuna karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA30. Başvuranlar, makamlar tarafından, birinin yazdığı ve diğerinin yayımladığı kitaplar hakkında verilen el koyma ve dağıtım ve satışının yasaklanması kararlarının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiklerini iddia etmektedirler.
Kabul Edilebilirlik Hakkında31. Hükümet, biri iç hukuk yollarının tüketilmemesine, diğeri mağdur sıfatının olmamasına dayanan iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet öncelikle, birinci başvuranın 17 Nisan 2009 ve 24 Mayıs 2010 tarihli el koyma kararlarına karşı itirazda bulunmaması sebebiyle, iç hukuk yolları tüketilmediği ve mağdur sıfatı olmadığı için şikâyetinin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet daha sonra, başvuranların, başvurularını yapmadan önce aleyhlerindeki ceza yargılamalarının sonucunu beklemeleri gerektiğini savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, söz konusu davalar çerçevesinde hâkimlerin, iddia edilen müdahaleye dayanak olarak ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemek için en iyi konumda bulunduklarını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların, 16 Ocak 2013 tarihli el koyma kararlarına karşı itiraz etmek için Anayasa Mahkemesine başvurabileceklerini, zira bu kararların, söz konusu yüksek mahkemeye bireysel başvuru yolunun açıldığı 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verildiklerini eklemiştir (Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013).
32. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadırlar. Başvuranlar, 16 Ocak 2013 tarihli el koyma kararlarının, başvurularına konu olanlarla hiçbir ilgisi olmadığını belirtmektedirler.
33. Mahkeme, Hükümetin yalnızca birinci başvuran ile ilgili ileri sürdüğü itiraz hakkında, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralın, belirli bir esneklik ve aşırı şekilcilikten uzak uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Ringeisen/Avusturya, 16 Temmuz 1971, § 89, A Serisi no. 13, Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 69, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996 IV ve Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 76, 25 Mart 2014). Mahkeme ayrıca, söz konusu kuralın, kendiliğinden uygulanmadığını ve mutlak bir niteliğe sahip olmadığını; bu konuda, kurala riayet edilip edilmediğinin kontrol edilerek, davanın koşullarının dikkate alınması gerektiğini kabul etmiştir (yukarıda anılan Akdıvar ve diğerleri, § 69 ve Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], no. 26828/06, § 286, AİHM 2012 (alıntılar)).
34. Mahkeme, somut olayda, birinci başvuranın kitaplarını basan yayınevinin yönetmeni niteliğine sahip ikinci başvuranın, el koyma kararlarına karşı itiraz ettiğini (yukarıdaki 8 ve 17. paragraflar), dolayısıyla ulusal makamlara kendisi ve birinci başvuran tarafından iddia edilen Sözleşme ihlallerini önleme veya düzeltme fırsatı verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, daha önce, benzer nitelikte olan davalarda, ihtilaf konusu tedbirin doğrudan ilgilendirdiği başvuranlara, ulusal mahkemeler önünde görülen davalara taraf olmasalar bile, mağdur sıfatının tanındığını hatırlatmaktadır (Ürper ve diğerleri/Türkiye, no. 14526/07 ve diğer 8 başvuru, § 18, 20 Ekim 2009, Halis Doğan ve diğerleri/Türkiye, no. 50693/99, §§ 15-17, 10 Ocak 2006, Yıldız ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 60608/00, 26 Nisan 2005 ve Tanrıkulu, Çetin, Kaya ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 40150/98 ve diğer 2 başvuru, 6 Kasım 2001). El konulan kitapların yazarı olan birinci başvuranın mevcut davasında durum budur. Mahkeme, somut olayda bu davalarda benimsenen yaklaşımdan uzaklaşılması için herhangi bir sebep görmeyerek Hükümetin itirazını reddetmektedir.
35. Mahkeme, iki başvuran hakkındaki şikâyet ile ilgili olarak, şikâyetlerini kendisine sunmak isteyen kişilerin, yalnızca etkili ve iddia ettikleri ihlali giderebilecek hukuk yollarını kullanmaları gerektiğini hatırlatmaktadır (Paksas/Litvanya [BD9, no. 34932/04, § 75, AİHM 2011 (alıntılar)). Mahkeme, başvuranların, 3 Temmuz 2009 ve 18 Ağustos 2010 tarihlerinde yaptıkları başvurularında, aleyhlerine yürütülen ceza yargılaması ya da 5187 sayılı Kanun’a geçici 3. maddenin eklenmesinin ardından 16 Ocak 2013 tarihinde alınan el koyma kararlarından değil, 14 Nisan 2009 ve 24 Mayıs 2010 tarihlerinde 14. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi tarafından uygulanan el koyma tedbirlerinden şikâyet ettiklerini kaydetmektedir. Somut olayda, söz konusu başvuruların ana konusunu olan 2009 ve 2010 yıllarında alınan el koyma kararları, 14. Ağır Ceza Mahkemesinin sırasıyla 29 Nisan 2009 ve 4 Haziran 2010 tarihlerinde bu kararlara yapılan itirazları reddetmesi ile kesinleşmiştir (yukarıdaki 9 ve 18. paragraflar). Başvuranlar dolayısıyla, altı aylık sürenin bitiminden önce bu tedbirlerle ilgili şikâyetlerini Mahkeme’ye sunmuşlardır. Başvuranlar, aleyhlerine yürütülen ceza yargılamalarının sonucunu beklememekle ya da 16 Ocak 2013 tarihli el koyma kararlarına, sonradan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilmek için itiraz etmemekle suçlanamayacaklardır. Bu türden bir sonuç makul değildir ve Sözleşme’nin 34. maddesinde tanımlandığı üzere, başvuranların bireysel hukuk yoluna başvurma haklarını etkili bir şekilde kullanmalarına orantısız bir engel teşkil edecektir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Gaglione ve diğerleri/İtalya, no. 45867/07 ve 69 diğer başvuru, § 22, 21 Aralık 2010). Sonuç olarak bu itiraz da reddedilmelidir.
36. Mahkeme, şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
Esas HakkındaTarafların İddiaları37. Başvuranlar, somut olayda, yetkililer tarafından başvuranlardan birinin yazdığı ve diğerinin yayımladığı kitaplara uygulanan el koyma ve dağıtım ve satış yasağı tedbirlerinin Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiklerini ileri sürmektedirler.
38. Hükümet ilk olarak, söz konusu şikâyetin esasına ilişkin görüşlerinin 10 Haziran 2010 (yukarıdaki 11. paragraf) ve 10 Mart 2011 (yukarıdaki 20. paragraf) tarihlerinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve kendisine göre, kitaplara el konulmasının ifade özgürlüğü bağlamında incelendiği kararlara dayandıklarını belirtmektedir. Hükümet, söz konusu müdahalenin kanunla, mevcut davada 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ile öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu kitapların, örgüt mensupları tarafından işlenen şiddet eylemlerini övmesi ve örgütün şiddet amaçlarını ve yöntemlerini meşrulaştırması bakımından PKK propagandası oluşturduğunu belirterek, ulusal makamların kitaplara el koyma kararlarını dayandırdıkları gerekçelerin ilgili ve yeterli olduklarını savunmaktadır.
Mahkemenin Değerlendirmesi39. Mahkeme, birinci başvuran tarafından yazılan ve ikinci başvuranın yayınevi tarafından yayımlanan Ölümden Zor Kararlar ve KCK Dosyası: Global Devlet, Devletsiz Kürtler kitaplarına uygulanan el koyma ve dağıtım ve satış yasağı tedbirlerinin, ilgililerin ifade özgürlüğünü kullanmalarına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (yukarıda anılan Ürper ve diğerleri, § 24).
40. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, somut olayda 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesinin 2 ve 3. fıkraları ile öngörüldüğü (yukarıdaki 26. paragraf) ve ulusal güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediği hususlarına taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.
41. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ve özellikle Bédat/İsviçre ([BD], no. 56925/08, 29 Mart 2016) ve Kaos GL/Türkiye (no. 4982/07, § 50, 22 Kasım 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
42. Mahkeme, özellikle birçok defa bilginin, geçici bir mülk olduğunun ve kısa bir süre için bile olsa yayımlanmasını geciktirmenin, bilgiyi, her türlü değerinden ve faydadan yoksun bırakabileceğinin altını çizdiğini hatırlatmaktadır (Ahmet Yıldırım/Türkiye, no. 3111/10, § 47, AİHM 2012). Bu risk aynı zamanda, süreli yayın olmaksızın güncel konularla ilgili yayınlar söz konusu olduğunda da mevcuttur. Şüphesiz, Sözleşme’nin 10. maddesi, bu şekliyle yayın öncesinde herhangi bir kısıtlamayı yasaklamaz. Bu durum, söz konusu hükümde yer alan “koşullar”, “sınırlamalar”, “engellenmesi” ve “önlenmesi” kelimeleriyle, aynı zamanda da Times/Birleşik Krallık (no 1) (26 Nisan 1979, A Serisi no. 30) ve markt intern Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya (20 Kasım 1989, A Serisi no. 165) kararlarıyla da kanıtlanmıştır. Bununla birlikte, bu türden sınırlamalar, öyle büyük tehlikeler arz etmektedirler ki Mahkeme tarafından en dikkatli şekilde inceleme yapılmasını gerektirmektedirler (Association Ekin/Fransa, no. 39288/98, § 56, AİHM 2001 VIII). Dahası, bu sınırlamaların, yasağın sınırlandırılmasına ilişkin olarak katı ve olası kötüye kullanımlara karşı adli denetime ilişkin olarak etkin bir hukuki çerçevede değerlendirilmeleri gerekmektedir (RTBF/Belçika, no. 50084/06, § 105, AİHM 2011 (alıntılar)).
43. Mahkeme, başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihatları uyarınca, ihtilaf konusu tedbirlere dayanak olarak özellikle ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen gerekçe ışığında karar vermesi gerektiği kanaatindedir (Gözel ve Özer/Türkiye, no. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
44. Mahkeme bu bağlamda, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hâkiminin, söz konusu kitapların 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası (yukarıdaki 24. paragraf) uyarınca öngörülen suçu oluşturduklarını, halkı suç işlemeye teşvik ettiklerini ve PKK propagandası olduklarını (yukarıdaki 7 ve 16. paragraflar) değerlendirdiği için ihtilaf konusu tedbirlere karar verdiğini kaydetmektedir. Başvuranların el koyma ve yasaklama kararlarına itiraz etmelerinin ardından, aynı ağır ceza mahkemesinden üç hâkim ile oluşan bir heyet ise, itiraz edilen kararda herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını ve kararın usule ve hukuka uygun olduğunu (yukarıdaki 9 ve 18. paragraflar) belirtmiştir.
45. Mahkeme, somut olayda, ulusal mahkemelerin kararlarından yola çıkarak, yalnızca ihtilaf konusu kitapların PKK propagandası yaptıkları kanaatine hangi sebeple varıldığını belirlemenin mümkün olmadığını tespit edebilmektedir ve kendi nazarında burada esas olan, söz konusu kitapların şiddet eylemlerine, silahlanmaya veya kurulu düzene karşı ayaklanmaya teşvik edip etmedikleri ya da nefret söylemi içerip içermedikleridir (Sürek/Türkiye (no 4) [BD], no 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, no. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Bu bağlamda söz konusu mahkemelerin, kitapların içeriklerine, yazıldıkları bağlama ve ifade özgürlüğüyle ilgili davalarda Mahkeme tarafından belirtilen ve uygulanan kriterler bakımından davanın şartlarına zarar verme potansiyellerine ilişkin olarak uygun bir inceleme yapmadıkları görülmektedir (Perinçek/İsviçre [BD], no. 27510/08, §§ 204-208, AİHM 2015 (alıntılar) ve yukarıda anılan Gözel ve Özer kararı, § 51).
46. Mahkeme özellikle halkın, bu çatışma durumunda başka bir bakış açısından haberdar olma hakkını göz önünde bulundurarak (yukarıda anılan Gözel ve Özer kararı, § 63), ulusal mahkemelerin hiçbir bir şekilde, PKK mensuplarının günlük yaşamını ve faaliyetlerini ve örgütün ideolojisini ve tarihini ele alan bu kitapların, PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaya ilişkin genel menfaati ilgilendiren konular hakkında kamusal bir tartışma ile ilgili oldukları kanaatine varılıp varılamayacağı sorusunu incelemediklerini özellikle belirtmektedir (Ali Gürbüz/Türkiye, no. 52497/08 ve 6 diğer başvuru, § 76, 12 Mart 2019).
47. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, somut olayda, ulusal makamların, ihtilaf konusu el koyma ve yasaklama tedbirlerini uygularken, başvuranların ifade özgürlüğü ile izlenen meşru amaçlar arasında adil ve içtihatlarıyla belirlenen ilkelere uygun bir denge gözetmedikleri sonucuna varmaktadır.
48. Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin, tedbirleri haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olduklarını veya sonuç olarak, bu tedbirlerin demokratik bir toplumda gerekli olduklarını göstermediği kanaatindedir.
49. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 6 VE 13. MADDELERİ İLE SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA50. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları ve 13. maddesi kapsamında el koyma yargılamalarından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, ulusal mahkemeler el koyma kararlarını yalnızca Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine kendi görüşlerini dinlemeden verdikleri için söz konusu yargılamaların adil olmadıkları kanaatindedirler. Başvuranlar aynı zamanda, bu tedbirlere karşı itirazın etkisiz olduğunu iddia etmektedirler.
51. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi temelinde, el koyma tedbirlerinin mülkiyete saygı haklarını ihlal ettiklerini ileri sürmektedirler.
52. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyet ile ilgili olarak yapmış olduğu ihlal tespitini (yukarıdaki 49. madde) ve davanın olay ve olguları ile tarafların sunmuş oldukları iddiaların tamamını dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddelerine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrıca karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Ürper ve diğerleri, § 49).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA53. İhtilaf konusu tedbirler nedeniyle maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarar bağlamında birinci başvuran 5.000 avro (EUR) ve ikinci başvuran 10.000 EUR talep etmektedir. Başvuranların her ikisi de bu taleplerine dayanak olarak herhangi bir belge sunmamışlardır. Başvuranlardan her biri ayrıca, manevi tazminat olarak 5.000 EUR talep etmektedir. Başvuranların her ikisi de son olarak, bu bağlamda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadan avukat masrafları için 2.000 EUR talep etmektedirler.
54. Hükümet, iddia edilen ihlal ile başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı ve bu bağlamda ilgililerin taleplerinin her durumda kurgusal oldukları kanaatindedir. Hükümet ayrıca, manevi zarar bağlamında sunulan taleplerin aşırı olduğu ve Mahkeme içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadıkları kanaatindedir. Hükümet son olarak, başvuranların, masraf ve giderlerin geri ödenmesi taleplerini destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadıklarını ileri sürmektedir.
55. Mahkeme, başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarar miktarının belirlenmesine imkân verecek herhangi bir delil unsuru veya belge sunmamış olması sebebiyle, bu bağlamda sunulan talepleri reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 2.600 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talepleri, bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgelerin sunulmamış olması sebebiyle reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuruların birleştirilmesine,Başvuranların ifade özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına,a) Davalı Devlet tarafından, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine, manevi tazminat olarak 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
6. Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 29 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan