AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜLLÜ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 37671/12)
KARAR
STRAZBURG
12 Mayıs 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Güllü/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 24 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Barış Güllü’nün (“başvuran”), 23 Eylül 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 37671/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 8 Nisan 2014 tarihli kararla, yargılamanın süresine ilişkin şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 10 Ocak 2019 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1980 doğumlu olup, İstanbul’da ikâmet etmektedir.
5. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, Özgür Halk dergisinin sahibi ve yazı işleri müdürüdür.
6. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Mayıs 2004 tarihli bir iddianameyle, başvuranı dergisinde 15 Mayıs 2004 tarihli sayısında yayımlanan “28 Mart [yerel seçim] sonuçları ve yeni dönem perspektifi” başlıklı bir yazı nedeniyle, bir terör örgütünün açıklamalarını yayımlama suçundan suçlanmıştır.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 24 Haziran 2010 tarihinde, başvuranı kendisine atfedilen suçtan suçlu bulmuş ve Terörle Mücadeleye İlişkin 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralarına dayanarak (“3713 sayılı Kanun”), ilgiliyi 1.500 Türk lirası (TRY) yani söz konusu tarihte yaklaşık 784 avro adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, iddianamede belirtilen yazıda özellikle aşağıdaki bölümleri dikkate alarak, PKK/KADEK/KONGRA-GEL’in (yasa dışı silahlı bir örgüt, Kürdistan İşçi Partisi ve bu örgütün kolları) açıklamalarının bulunduğu kanaatine varmıştır.
“Hareketimizin muhafazakârlığı aşamayıp, güçlü bir iknayı yaşayamaması, değişim dönüşümün objektif olarak sözde kalmasına yol açmıştır. Zihniyette bir dönüşüm yaşanmadığı için bu örgüt yaşam ve [işleyişine] indirgenememiş, örgüt yapısı ve siyaset tarzında eskiyi aşamama, kendi içinde bir tekrar ve daralma ortaya çıkarmıştır. Programda eski aşılmış, ama örgüt yapısı ve siyaset tarzında eskiyi aşamama ortaya çıkmıştır.
“Selam ve saygılarımızla
KONGRA-GEL Başkanlığı 02/05/2004”
Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, bu mahkûmiyetin eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesini dikkate alarak, kesinleşmiş olduğunu belirtmiştir (aşağıdaki 12. paragraf).
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Temmuz 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini dikkate alarak (aşağıdaki 13. paragraf), söz konusu kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
9. Yargıtay, 14 Ocak 2013 tarihinde, eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesini dikkate alarak (aşağıdaki 12. paragraf), 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. ve 4. fıkralarına dayanarak, başvurana verilen cezayla ilgili olarak, kararın kesinleştiği gerekçesiyle, ilgili tarafından yapılan temyizi reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 6. Maddesi
10. 29 Haziran 2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten önce, Terörle Mücadele’ye İlişkin 12 Nisan 1991 tarihli ve 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinde şu şekilde öngörülmektedir. Bu kanun maddesinin somut olayla ilgili bölümler aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara beş milyon liradan on milyon liraya kadar hapis cezası verilir.
“(...)
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının, (....) 90% kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu ceza 50 milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır. ”
11. Bu hüküm, 29 Haziran 2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin ardından, somut olayla ilgili bölümlerin bulunduğu bu hüküm aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
“(...)
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
“(...)
Ayrıca, yukarıda belirtilen paragraflardaki olayların, basın ve yayın yoluyla meydana gelmesi durumunda, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da 1.000 günden 10.000 güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Bununla birlikte, bu cezanın sınırı 5.000 gün para cezasıdır. ”
A. 1412 Sayılı Kanun’un 305. Maddesi
12. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, ceza davasına ilişkin 1412 sayılı Kanun’un 305. maddesinin 2. fıkrasına göre (“1412 sayılı Kanun”), 2.000 TRY’den az (yani yaklaşık 900 EUR) adli para cezasına ilişkin kararlar temyiz olunamaz.
C. 6352 Sayılı Kanun
13. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında” 6352 sayılı Kanun (“6352 sayılı Kanun”), 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde ve 3. fıkrasında, kesinleşen her türlü cezanın, basın, yayın veya diğer düşünce ve fikir iletme yollarıyla, 31 Aralık 2011 tarihinden önce işlenen bir suç nedeniyle verilmesi koşuluyla, para cezasına ya da beş yılın altında bir hapis cezasına karşılık gelmesi durumunda, bu cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesi öngörülmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, hakkında açılan ceza davası nedeniyle, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörüldüğü şekliyle, ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
15. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatı, ilgilinin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması ve iç hukuk yollarını tüketmemesi hakkında üç kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
16. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, cezanın infazının ertelenmesi kararının başvuran hakkında verildiğini ve ilgilinin ihtilaf konusu ceza davası çerçevesinde tutuklanmadığını belirtmektedir. Hükümet, bu nedenle, ilgilinin hiçbir engele maruz kalmadığını ve bu davanın hiçbir caydırıcı etkisinin olmadığını ve dolayısıyla mağdur sıfatının bulunmadığını değerlendirmektedir.
17. Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin itiraz ile ilgili olarak, ceza davasının PKK/KONGRA-GEL örgütünün görüşlerinin bulunduğu yazının yayımlanmasının ardından ilgili hakkında açıldığını, bu görüşlerin Sözleşme metnine ve ruhuna aykırı olduğunu, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasında hiçbir caydırıcı etkisinin bulunmadığını ve bu hakkı kullanmasında hiçbir bir müdahalenin yapılmadığını iddia etmektedir.
18. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz ile ilgili olarak, başvuranın 6352 sayılı Kanun gereğince, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen cezanın infazının ertelenmesi kararının kendisine tebliğ edildikten sonra, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ilgilinin 14 Ocak 2013 tarihli Yargıtay kararı verildikten sonra, ihtilaf konusu davaya ilişkin şikâyetlerini sunması için, yine Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunabileceğini iddia etmektedir.
19. Başvuran, bu itirazlar hakkında görüş sunmamıştır.
20. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazla ilgili olarak, cezanın infazının ertelenmesi tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünün ihlal edilmiş olması nedeniyle, ceza davasının doğrudan maruz kaldığı sonuçlarının önlenmesi veya telafi edilmesi için elverişli olmadığı kanaatindedir (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla), Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 -33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Bu nedenle, söz konusu itirazı reddetmek gerekmektedir.
21. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin itirazla ilgili olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi alanında ileri sürülen şikâyetin esasının incelenmesini gerektiren hususlar içerdiğini değerlendirmektedir.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazla ilgili olarak, daha önce, 6352 sayılı Kanunla öngörülen cezaların infazının ertelenmesinin, ceza davasının esasının gözden geçirilmesine değil, yalnızca bu dava sonucunda verilen cezayla ilgili olarak yapılan bir değişikliğe dayandığını hatırlatmaktadır (Öner ve Türk/Türkiye, No. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015). Mahkeme, somut olayda 24 Haziran 2010 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kesin olduğunu belirterek, başvuranı mahkûm ettiğini, ilgilinin bu karar hakkında yine de Yargıtay önünde temyiz başvurusunda bulunduğunu ve Yargıtayın Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kesin olduğu gerekçesiyle reddettiğini kaydetmektedir. Somut olayda, başvuranın cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kararın, 24 Haziran 2010 tarihli Ağır Ceza Mahkemesinin kararının ardından, yani Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden önce kesinleşmiş olması sebebiyle (Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013), ilgili, bu Yüksek Mahkeme önünde söz konusu hukuk yoluna başvuramamış ve kendisi hakkında yürütülen ceza yargılamalarına ilişkin şikâyetlerini sunamamıştır (ibidem). Bu nedenle, bu itirazın da reddedilmesi uygundur.
23. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
24. Başvuran, hakkında yürütülen ceza davasının ifade özgürlüğünü kullanmaya yönelik bir müdahale teşkil ettiğini, bu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında herhangi bir meşru amaç izlemediğini ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
25. Hükümet, ihtilaf konusu ceza davasının başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasında hiçbir caydırıcı etki yaratmadığını ve bu aynı hakkın ilgili tarafından kullanılmasında hiçbir müdahalenin yapılmadığını değerlendirmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın bütün ceza davası boyunca özgür bir şekilde görevini yerine getirdiğini belirtmektedir. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinde öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, kendisine göre başvuranın gazetesinde yayımlanan yazıda, bir terör örgütünün açıklamalarının ve bildirimlerinin bulunduğu ve söz konusu yazının bu örgütün propagandasını yaptığı gerekçesiyle, bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
26. Mahkeme, somut olayda derginin sahibi ve yazı işleri müdürü olan başvuranın Türk hukukunda terörist olarak değerlendirilen bir örgütün açıklamalarını yayımlaması nedeniyle, mahkûm edildiğini ve ardından bu cezanın infazının ertelendiğini kaydetmektedir (yukarıda 7 ve 8. paragraflar).
27. Mahkeme, yaklaşık altı yıl ve iki ay süren ihtilaf konusu ceza davasının caydırıcı etkisini ve üç yıllık bir süreye tabi olan bu davanın sonucunda verilen cezanın infazının ertelenmesi kararını dikkate aldığında, bunların, başvuranın ifade hakkının kullanımına yapılan bir müdahale olarak değerlendirilebileceği kanaatine varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI, Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 51, 15 Eylül 2015, yukarıda belirtilen Ergündoğan, § 26 ve yukarıda belirtilen Selahattin Demirtaş § 26; ayrıca aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
28. Ardından, Mahkeme, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan bu müdahalenin, kanun tarafından yani 3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralarında öngörüldüğü hususunda taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir (yukarıda 10 ve 11. paragraflar). Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması, düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini kabul edebilmektedir.
29. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat /İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Gözel ve Özer /Türkiye (No. 43453/04 ve 31098/05, §§ 46-63, 6 Temmuz 2010) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Öte yandan, Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi benzer konuların ele alındığı davalarda, yerel hâkimlerin, basın uzmanlarının, yalnızca ihtilaf konusu yazıların içeriğini incelemeksizin terör örgütünün açıklamalarını yayımlamaları nedeniyle, mahkûm edilmesine karar verdiği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğinin sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Gözel ve Özer, § 64, 6 Temmuz 2010 ve bu kararın 59 ve 60. paragraflarında belirtilen atıflar, Bayar /Türkiye (No.1-8), No. 39690/06, 40559/06, 48815/06, 2512/07, 55197/07, 55199/07, 55201/07 ve 55202/07, §§ 34-35, 25 Mart 2014, Bayar ve Gürbüz /Türkiye (No. 2), No. 33037/07, §§ 30 ve 31, 3 Şubat 2015 ve Ali Gürbüz/Türkiye, No. 52497/08 ve diğer 6 başvuru, § 79, 12 Mart 2019).
30. Mahkeme, başvuranın somut olayda yayımlama nedeniyle mahkûm edildiği ihtilaf konusu yazının, 28 Mart 2004 tarihli yerel seçim sonuçları hakkında ilgilinin yorumlarının, özellikle bu örgütün stratejisi ve işleyişi hakkında eleştirilerinin bulunduğu KONGRA-GEL yasa dışı örgüt başkanının açıklamalarıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranı özellikle iç hukukta terörist olarak nitelendirilen bir örgüt tarafından düzenlen bir yazıyı yayımladığını dikkate alarak ve tek bu dayanak üzerinden 3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen suçu işlediği kanaatine vararak mahkûm ettiğini kaydetmektedir (ibidem). Mahkeme özellikle, Ağır Ceza Mahkemesinin ihtilaf konusu yazının içeriğine veya ifade özgürlüğüne ilişkin davalarda kendisi tarafından açıklanan ve uygulanan kriterler bakımından, yayımlandıkları bağlama uygun herhangi bir incelemede bulunmadığını tespit etmektedir (yukarıda anılan Gözel ve Özer, § 51). Mahkeme ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, ihtilaf konusu yazının, bütünüyle ele alındığında, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrıda bulunduğunun ya da bu yazının nefret söylemi teşkil ettiğinin iddia edilmediğini tespit etmektedir (yukarıda anılan Sürek (No. 4), § 58 ve Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
31. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ulusal makamların, başvuran hakkında ihtilaf konusu davaları açarken, ilgilinin ifade özgürlüğü ile izlenen meşru amaçlar arasında adil ve içtihatlarıyla belirlenen ilkelere uygun bir denge gözetmediğini değerlendirmektedir.
32. Mahkeme dolayısıyla, ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda izlenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
33. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Hükümet, başvuranın 25 Eylül 2019 tarihinde, yani Mahkeme tarafından verilen sürenin dışında ve 16 Eylül 2019 tarihinde sona eren adil tazmine ilişkin taleplerini sunduğunu iddia ederek, bir ilk itiraz ileri sürmektedir. Hükümet dolayısıyla, Mahkemeden bu taleplerin dikkate alınmasını istemektedir.
35. Mahkeme, başvuranın adil tazmin taleplerinin 3 Eylül 2019 tarihinde gönderildiğini ve 25 Eylül 2019 tarihinde kendisine ulaştığını kaydetmektedir. Bu taleplerin, Mahkeme tarafından verilen sürede ilgili tarafından gönderilmesi nedeniyle, Hükümetin itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
36. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 20.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda avukat masrafları için 9.292,50 Türk lirası, çeviri masrafları için 1.000 Türk lirası, malzeme masrafları için 100 Türk lirası ve posta masrafları için 150 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran bu taleplerine dayanak olarak herhangi bir belge sunmamakta ve avukatının bu masrafların gerçek ve makul niteliği ile gerekliliğini teyit ettiğini belirtmektedir.
37. Hükümet, iddia edilen ihlal ile aşırı olduğu ve kanıtlayıcı hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatine vardığı manevi zarar için yapılan talep arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını ve bu talebin Mahkeme içtihadında verilen meblağlara tekabül etmediğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranın iddia edilen masraflara dayanılarak ödemeye ilişkin hiçbir kanıtlayıcı belge ve avukatı ile kendi arasında imzalanan ücret çizelgesi sözleşmesini sunmadığını eklemekte ve bu masrafların benzer davalar çerçevesinde talep edilen masraflara göre yüksek olduğu kanaatine varmaktadır.
38. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 2.000 avro (EUR) ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, kendisine sunulan belgeler ve içtihatları bakımından, masraf ve giderlere ilişkin talebi, başvuran tarafından bu bağlamda kanıtlayıcı belgelerin sunulmamış olması sebebiyle, reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve bu miktar üzerinden ödenecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 EUR (iki bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
4. Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 12 Mayıs 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy