AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜMÜŞ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 44984/19)
KARAR
STRAZBURG
9 Temmuz 2024
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gümüş / Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1998 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet eden ve Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukat L.B. Gökkan Baran tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Suphi Gümüş’ün (“başvuran”), Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 6 Ağustos 1998 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (44984/19),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Tarafların beyanlarını,
Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazını reddeden kararı dikkate alarak;
18 Haziran 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvuru, başvuranın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbiriyle beraber hapis cezası ile sonuçlanan cezai mahkûmiyetine ilişkindir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
2. 16 Ocak 2018 tarihli iddianameyle, Şanlıurfa Cumhuriyet Savcısı, Facebook hesabında yayımladığı belirli içeriklerden dolayı başvuranı terör örgütü propagandası yapmakla suçlamıştır.
3. 19 Haziran 2018 tarihinde Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın mahkûmiyetine karar vermiş ve başvuranı 1 yıl 2 ay ve 16 gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. 2014-2016 yılları arasında farklı tarihlerde Facebook hesabında yaptığı aşağıdaki paylaşımlardan dolayı 3713 no.lu Kanun’un 7/2 maddesi uyarınca terör örgütü propagandası yapmaktan suçlu bulunmuştur: zafer ibaresi bulunan fotoğraf üzerinde "Bunu da yazın Hâkim Bey kelepçeli olsa da ellerim yine “yaşasın başkan Apo” derim.” yorumuyla bir fotoğraf; "Gever ve Cizre’de devlet terörü var sessiz kalma” yorumuyla bir paylaşım; başvuranın sarı-kırmızı-yeşil renklerden oluşan bileklik taktığı ve zafer işareti yaptığı bir fotoğraf; “YPG” (Türk makamlarına göre, PKK’nın bir kolu - yasa dışı silahlı bir örgüt, Kürdistan İşçi Partisi) işaretli bir kişinin “Kobane” olarak belirtilen bir kentte “IŞİD” ibareli tankı karşıladığını gösteren bir karikatür; PKK mensubu olduğu iddia edilen silahlı kadınları ve “Yaşasın Kobane’nin direnişi” yorumunu içeren bir fotoğraf; PKK mensubu olduğu iddia edilen silahlı, üniformalı bir kişinin "Kobane direnişyeridir" yorumunu içeren bir fotoğraf. Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda belirtilen paylaşımların PKK’nın ve mensuplarının şiddet yöntemlerini desteklediğini, cesaretlendirdiğini ve bir terör örgütü lehine propaganda suçunu teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte, Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (bu hüküm metni için bk. Durukan ve Birol / Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, § 23, 3 Ekim 2023), ve başvuranın üç yıl boyunca denetime tabi tutulmasına karar vermiştir.
4. 21 Haziran 2018 tarihinde başvuran, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına itiraz etmiştir. 2 Temmuz 2018 tarihinde Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kriterinin karşılandığını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hem usul hem esas bakımından kanuna uygun olduğunu belirterek başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir.
5. 20 Temmuz 2018 tarihinde başvuran, ertelenen ceza ile birlikte mahkûmiyetinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinden şikâyet ederek Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. 28 Mayıs 2019 tarihli kararında Türk Anayasa Mahkemesi, iddiaların temellendirilmediğini kaydederek başvuranın bireysel başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
6. Başvuran, Facebook’ta içerik paylaştığından dolayı mahkûm edildiği hususunda 10. madde kapsamında şikâyette bulunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında7. Hükümet, birçok ön itirazda bulunmuştur. Hükümet ilk olarak, başvuran tarafından gerçekleştirilen söz konusu eylemlerin şiddet eylemlerini meşrulaştırdığını ve yücelttiğini ve 17. madde anlamında Sözleşme’nin lafzına ve ruhuna aykırı olduklarını iddia etmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvurunun konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür.
8. Hükümet ayrıca, ertelenen cezanın hiçbir yükümlülük veya kısıtlama getirmediğini iddia ederek başvuranın mağdur sıfatına karşı çıkmıştır. Hükümet, ertelenen cezanın zaman aşımına uğradığını, mahkûmiyet kararının ilgili sonuçlarla bozulduğunu ve kararın, erteleme sona ermeden önce verilmesi hâlinde başvuranın temyiz başvurusunda bulunabileceğini ileri sürmüştür.
9. Hükümet son olarak, başvuranın, şikâyetlerini ulusal düzeyde dile getirme fırsatının olduğunu ve Hükümet’in görüşüne göre bu şikâyetlerin, usul kuralları ve ikincillik ilkesine uygun olarak gerektiği şekilde incelendiğini öne sürmüştür. Hükümet Mahkeme’yi, başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
10. İlk itiraza ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın Facebook hesabında yayımlanan ilgili paylaşımların içeriğinin Sözleşme haklarına halel getirme amacı taşımadığı kanaatindedir. PKK liderini öven ve PKK veya YPG’yi yücelten, Facebook’ta paylaşılan gönderilerin ihtilaflı mahiyetine rağmen Mahkeme, başvuranın mahkûm edildiği dava konusu eylemin Sözleşme hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmaya teşvik edici nitelikte olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, benzer koşullara ilişkin olarak Durukan ve Birol / Türkiye kararındaki aynı çıkarıma dikkat çekmiştir (no. 14879/20 ve 13440/21, § 47, 3 Ekim 2023). Mahkeme, söz konusu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığı ve bu başvurunun Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımını teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla başvuran, somut davada Sözleşme’nin 10. maddesinin korumasından yararlanma hakkına sahiptir. Bu sebeple, söz konusu itiraz reddedilmiştir.
11. Başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak yapılan itiraz konusunda Mahkeme, hâlihazırda benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 43, ve Üçdağ / Türkiye, no. 23314/19, § 58, 31 Ağustos 2021). Dolayısıyla, aynı gerekçelerle itirazı reddetmiştir.
12. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığını belirleme konusunda Mahkeme, Hükümet tarafından öne sürülen argümanların bu bağlamda kabul edilebilirlik yerine Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin esası hakkında bir inceleme yapılmasını gerekli kılan sorunları gündeme getirdiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 45 ve daha fazla referans ile birlikte).
13. Mahkeme, bu başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında Tarafların beyanları14. Başvuran, mahkûmiyetine karar verilen eylemlerinin hiçbir suç unsuru içermediğini ve ifade özgürlüğü hakkı kapsamına girdiğini öne sürmüştür.
15. Hükümet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin uygulanmasından dolayı adli suç kaydına herhangi bir mahkûmiyetin eklenmediğinin altını çizerek başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet dolayısıyla, ceza yargılamaları ve başvuranın mahkûmiyetinden kaynaklanan hiçbir olumsuz yasal sonucun veya caydırıcı etkinin olmadığını öne sürmüştür.
16. Mahkeme’nin müdahale tespit etmesi hâlinde Hükümet, söz konusu müdahalenin, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerini yerine getirecek şekilde 3713 no.lu Kanun’un 7/2 maddesiyle öngörüldüğünü ileri sürmüştür.
Mahkeme’nin değerlendirmesi17. Mahkeme, başvuranın üç yıllık bir denetim süresine tabi tutularak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte mahkûm edilmesinin, caydırıcı etkisi göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 56, Vedat Şorli / Türkiye, no. 42048/19, § 41, 19 Ekim 2021; ve yukarıda anılan Üçdağ, § 75).
18. Mevcut davada Mahkeme ilk olarak, başvuranın cezai mahkûmiyetinin yasal bir dayanağı (3713 no.lu Kanun’un 7/2 maddesi) olduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını kaydeder. Mahkeme ayrıca, mevcut davada müdahale teşkil eden, başvuran açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin yasal dayanağın (bk. yukarıda 17. paragraf) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi olduğunu gözlemler.
19. Mahkeme, yukarıda atıfta bulunulan Durukan ve Birol kararında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarını öngören 231. maddesinin, Sözleşme kapsamında güvence altına alınan hakların kamu makamları tarafından keyfi olarak ihlal edilmesine karşı gerekli korumayı sağlamadığına hâlihazırda hükmettiğini kaydetmiştir (§§ 66 and 67). Mevcut başvuru, bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir özel durum sunmamaktadır. Başvurana ilişkin kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale, Sözleşme’nin 10 § 2. maddesinin amaçları doğrultusunda “kanunla öngörülmemiştir”.
20. Söz konusu tespit, Mahkeme’nin, Sözleşme’nin 10 maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Başvuran, manevi tazmin olarak 5.000 avro ve yerel mahkemeler ile Mahkeme nezdinde oluşan masraf ve giderler için de 5.000 avro talep etmiştir. Başvuran, masraf ve giderlere ilişkin talebini destekleyecek hiçbir belge sunmamıştır.
22. Hükümet başvuranın taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
23. Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, 2.600 avro ödenmesine hükmetmiştir (yukarıda anılan Durukan ve Birol § 73). Mahkeme, talebini destekleyecek hiçbir delil sunmadığından dolayı başvuranın masraf ve giderlere ilişkin taleplerini reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine:
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Temmuz 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan