AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜNEL / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 20937/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Haziran 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Günel/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı ve 1938 doğumlu olan, Erzurum’da ikamet eden ve Mahkeme önünde Erzurum Barosuna bağlı Avukat Y. Dağaşan tarafından temsil edilen Erol Günel’in (“başvuran”), 30 Mart 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 20937/10);
Başvuranın 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile ilgili şikâyetinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
17 Mayıs 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvuru, başvuranın taşınmazının kamulaştırma işlemine tabi tutulmaksızın ve kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin askeri makamlar tarafından (askeri güvenlik bölgesi olarak) işgal edilmesiyle ilgilidir.
2. Başvuran, Oltu’da (Erzurum) bulunan 3.502,61 m2’lik bir arazinin sahibidir. Arazi, tapu kütüğüne 109 ada 3 parsel no.lu taşınmaz olarak tescil edilmiştir.
3. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1987 yılında Oltu Belediyesine, askeri güvenlik bölgesinde bulunan taşınmazlarda inşaat yapılmasının yasakladığına dair kararını bildirmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı ayrıca bu bölgede yer alan taşınmazların satışının izne tabi olduğunu eklemiştir. Tapu siciline, başvuranın arazisinin, askeri güvenlik bölgesinde yer aldığını belirten bir şerh düşülmüştür.
4. Askeri güvenlik bölgesinde, 1989 yılında bir roket mermisi patlamış ve bu patlama, bir çocuğun ölümüne sebep olmuştur. Söz konusu bölge, dikenli tel ile çevrilmiştir.
5. 1999 yılında, tapu siciline 1987 yılında düşülen şerh silinmiştir. Tapu siciline, askeri güvenlik bölgesinde yer alan arazilerin yabancı uyruklu kişilere satılmasının yasaklandığına dair yeni bir şerh eklenmiştir. Ardından bu şerh de tapu sicilinden silinmiştir.
6. Başvuran, 2000 yılında, arazisine askeri makamlar tarafından kamulaştırmasız el atılmış olması sebebiyle uğradığını iddia ettiği zararın telafi edilmesi için Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmıştır.
7. Başvuranın talebi haklı bulunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vererek, bu inceleme temelinde, ihtilaf konusu arazinin 1987 yılından beri askeri güvenlik bölgesi içerisinde yer aldığını; askeri makamların söz konusu bölgeye idari binalar ve nöbetçi kulübeleri inşa ettiğini; bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını; bu bölgede inşaat ve tarım faaliyetlerinin yasaklandığını tespit etmiştir. Sonuç olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak, ihtilaf konusu arazinin Hazine adına tescil edilmesi karşılığında başvuranın tazminat alma hakkı bulunduğuna hükmetmiştir.
8. Ardından Yargıtay, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştur. Yargıtay, idarenin ihtilaf konusu taşınmaz hakkında verdiği el koyma kararının kalıcı olmadığı kanaatine varmıştır.
9. Yargıtay kararının üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk verdiği kararda direnmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, idarenin başvuranın mülkiyeti olan araziye el koyduğu kanaatine varmıştır.
10. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararı bozmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şüphesiz idare tarafından ihtilaf konusu araziye el konulmasının söz konusu olduğunu ancak bu durumun kalıcı olmadığını ve dolayısıyla kamulaştırma işlemine yol açacak nitelikte bir mülkiyetten yoksun bırakmanın söz konusu olamayacağını belirtmiştir.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyarak, başvuranın talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat ödenmesine ilişkin koşulların bir araya gelmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır.
12. 12. Başvuran 2004 yılında, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, ecrimisil davası açmış ve arazilerinin idare tarafından işgal edilmesi nedeniyle alamamış oldukları kira bedeline tekabül eden tazminat talebinde bulunmuştur.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırarak, bu incelemenin sonucuna göre başvuranın talebini haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin askeri güvenlik bölgesinde yer alması sebebiyle başvuranın taşınmazını özgürce kullanamadığı kanaatine varmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın özellikle arazisinin inşa edilebilir nitelikte olmasına rağmen, inşaat faaliyetlerinde bulunamadığını gözlemlemiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, askeri makamlar tarafından başvuranın arazisini kullanımına getirilen kısıtlama sebebiyle başvuranın zarara maruz kaldığı sonucuna varmıştır.
14. Bu karar üzerine başvurulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, söz konusu bölgenin askeri bölge olarak sınıflandırıldığını ve dikenli tel ile çevrili olduğunu; inşaat yapımının yasaklandığını; bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını; dolayısıyla bu bölgede yer alan arazilerin maliklerinin, söz konusu geçici durumun devam ettiği süre boyunca taşınmazlarından özgürce faydalanamadıklarını tespit etmiştir. Başvuranın hak ettiği tazminat miktarının hesaplanması için dava dosyası Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderilmiştir.
15. Başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, arazisine el konulmasının tespit edildiğini ve özellikle yetkili idarenin, kendisinin uğradığı zararın gerçek miktarına ilişkin bir değerlendirme yapılmasını muhtemel kılan herhangi bir belge sunmasını talep ederek, ilgili hâkimin sadece genel soruşturma yetkilerini kullanması ve kendisine kanaatini oluşturmasını sağlayacak unsurları sağlamak için uygun her türlü önlemi alması gerektiğini ileri sürmüştür.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2008 yılında, başvuranın, idare tarafından arazisinin işgal edilmesinin başlangıç tarihine veya maruz kaldığını iddia ettiği zararın miktarına ilişkin herhangi bir delil unsuru sunamadığı gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.
17. Bu karar, Yargıtayın 30 Eylül 2009 tarihinde verdiği onama kararı ile kesinleşmiştir.
18. Başvuran, idareyi usulüne uygun şekilde bir kamulaştırma kararı vermeksizin ve kendisine en azından tazminat ödemeksizin arazisini işgal etmekle suçlayarak, mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, davanın koşullarında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
19. Mahkeme, davanın kabul edilebilirliğine ilişkin olarak, başvuranın şikâyetleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler verdiğini ve davanın incelenmesi için gerekli unsurları sunduğunu gözlemlemektedir. Bu sebeple, ilgilinin somut olayda bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığı kanaatine varılamaz.
20. Mahkeme, Hükümet tarafından başvuranın mağdur sıfatına haiz olmadığına ilişkin olarak sunulan ilk itirazı da reddetmektedir.
21. Mahkeme ayrıca, başvuranın haklarını savunmak için Türk hukuk sisteminin kendisine sunduğu tüm hukuk yollarını kullandığı kanaatine varmaktadır. Başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesinin ardından ve iç hukukta verilen nihai karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde Mahkeme’ye başvurmuş olması sebebiyle, başvurunun geç yapıldığı sonucuna varılamaz.
22. Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, bunların kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
23. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yapısına, bu hükmün içerdiği üç ayrı kurala ve kamulaştırma işleminin yerine getirmesi gereken koşullara ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 93-94, 25 Ekim 2012).
24. Mahkeme daha önce, idarenin resmi kamulaştırma kurallarını geçersiz kılmasına izin veren kamulaştırmasız el atma uygulamasının, kişileri öngörülemeyen ve keyfi bir sonuçla karşı karşıya bırakma riski taşıdığına ve bu uygulamanın yeterli bir hukuki güvenlik derecesi sağlayamadığına veya usulüne uygun bir kamulaştırma işlemine alternatif bir yol teşkil edemeyeceğine hükmetmiştir (Scordino/İtalya (no. 3), no. 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005, Guiso‑Gallisay/İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005, Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, § 43, 27 Mayıs 2010 ve Halil Göçmen/Türkiye, no. 24883/07, § 32, 12 Kasım 2013).
25. Mahkeme daha önce, yine aynı askeri güvenlik bölgesiyle ilgili benzer olgu ve şikâyetler içeren bir davayı incelediğini hatırlatmaktadır. Bu davada (Yavuz Özden/Türkiye, no. 21371/10, 14 Eylül 2021), Mahkeme idarenin başvuranın (Özden) arazisine geçici bir süreyle de olsa el koyduğu; ilgilinin, ihtilaf konusu süre boyunca idare tarafından arazisinin işgali sebebiyle mülkiyetinden yoksun bırakıldığı; Özden’in taşınmazına ilişkin tapu belgesi, hiçbir zaman resmi olarak iptal edilmemiş olsa da, yine de, kendisine bağlı tüm ayrıcalıklardan belirsiz bir süre için mahrum bırakıldığı; bu nedenle söz konusu sürenin sona ermesiyle ilgili hiçbir somut bir beklentisi olmadığı ve son olarak, Hükümetin bu devam eden durum karşısında tazminat ödenmemesini haklı gösterecek hiçbir istisnai koşul ileri sürmediği kanaatine varmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme bir yandan, söz konusu durumun idareye, başvuranın zararına olacak şekilde, taşınmazın kanunsuz olarak işgalinden istifade etme imkânı verdiği; diğer yandan, bu ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesiyle uyumlu olmadığı ve başvuranın mülkiyetine saygı hakkını ihlal ettiği kanaatine varmaktadır. Son olarak, Mahkeme, Devlet tarafından uygulamaya konulan yasal çerçevenin, başvurana, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle taahhüt edilen haklarına riayet edilmesine imkân tanıyan bir mekanizma sağlamadığı kanaatindedir.
26. Mahkeme, somut olayda da aynı tespitte bulunmaktadır. Nitekim Mahkeme Yavuz Özden kararında (yukarıda anılan) varılan sonuçların bertaraf edilmesine imkân veren hiçbir unsur veya iddia tespit etmemektedir.
27. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. Başvuran maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zarar bağlamında 200.000 Türk lirası (TRY) ve manevi zarar bağlamında 200.000 TRY talep etmektedir.
29. Mahkeme, davanın koşullarında, başvuran tarafından maruz kalınan zararla ilgili yapılacak değerlendirmenin karmaşık olduğunu ve kendisinin bu konuyu makul olarak çözüme kavuşturmasına imkân verebilecek araçlara sahip olmadığını tespit etmektedir.
30. Bu sebeple Mahkeme, Kaynar ve diğerleri/Türkiye davasına atıfta bulunarak (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) ve somut olayda ulusal makamların, ilgilinin maruz kaldığı zararı değerlendirmek için daha iyi konumlandığı ve Sözleşme’nin ihlalini sonlandırmak ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için uygun hukuki ve teknik imkânlara sahip oldukları kanaatine vararak, zararın telafisi konusunun, Tazminat Komisyonuna sevk edilmesine karar vermektedir.
31. Dolayısıyla davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması konusuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi uygundur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması konusuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 7 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan