AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜNER / TÜRKİYE
(Başvuru no. 10914/11)
İHLAL KARARI
STRAZBURG
16 Mayıs 2017
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Güner / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Yargıçlar,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 25 Nisan 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, bir Türk vatandaşı olan Birol Güner (“başvuran”) tarafından 8 Kasım 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) yapılmış olan 10914/11 no.lu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat H.H. Erdoğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 12 Mart 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
4. Başvuran 1980 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Davaya konu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
6. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Aralık 2009 tarihinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 153 § 2 maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimi kısıtlama kararı vermiştir.
7. Başvuran, suç örgütü kurduğu ve sahte kredi kartları kullandığı şüphesiyle, 9 Şubat 2010 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır.
8. 11 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın ifadesi avukatının huzurunda polis tarafından alınmış ve dinlenen telefon görüşmeleriyle ilgili uzun süre sorgulanmıştır. Polis yetkilileri dinlemeye takılan görüşmelerin dökümünü okumuş ve başvuran bu görüşmeleri inkâr etmemiştir. Ancak başvuran, bu görüşmelerin kendisinin suçlu olduğunu kanıtlamadığını ileri sürmüştür.
9. Nöbetçi hâkim, 12 Şubat 2010 tarihinde, avukatının huzurunda başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, suç örgütüne dâhil olduğunu reddetmiş ve dinlemeye takılan telefon görüşmelerinin suçlu olduğunu kanıtlamadığını belirtmiştir. Nöbetçi hâkim, başvuranın iddia edilen suçu işlediğine yönelik kuvvetli şüphe, kaçma ve delilleri karartma tehlikesi ve bazı tanıkları ve mağdurları baskı altına alma tehlikesini dikkate alarak, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10. Başvuran çeşitli tarihlerde tahliye talebinde bulunmuştur. Bu talepler, başvurana isnat edilen suçun niteliği, başvuranın söz konusu suçu işlediğine yönelik kuvvetli şüphenin varlığı, kaçma ve delilleri karartma tehlikesi ile tutuklu geçirilen süre dikkate alınarak mahkemelerce reddedilmiştir. Başvuran bu kararlara itiraz etmiştir. İtirazları inceleyen mahkemeler, 22 Nisan 2010 ve 20 Ekim 2010 tarihli kararlarla, herhangi bir duruşma gerçekleştirmeden, dava dosyası üzerinden başvuranın itirazlarını reddetmişlerdir.
11. Başvuranın talebi üzerine, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi başvuranın tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak, 19 Ocak 2011 tarihinde başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
12. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
2. Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir.”
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 ve 6. maddelerine dayanarak, tutukluluk hali incelenirken mahkeme önüne çıkarılmaması ve soruşturma dosyasına erişimine getirilen kısıtlama nedeniyle tutukluluğunun yasaya uygunluğuna dair itirazda bulunabileceği etkin bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI
14. Hükümet, başvuranın görüşlerini ve adil tazmin taleplerini süresinde ibraz etmediğini belirtmiştir. Hükümet bu nedenle, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 1 (a) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
15. Mahkeme, başvurunun ibraz edilmesi üzerine, başvuranın temsilcisinin, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından gönderilen mektuplara süresinde cevap verdiğini kaydetmektedir.
16. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 ve 6. maddelerine dayanarak, tutukluluk hali incelenirken mahkeme önüne çıkarılmaması ve soruşturma dosyasına erişimine getirilen kısıtlama nedeniyle tutukluluğunun yasaya uygunluğuna dair itirazda bulunabileceği etkin bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyet etmiştir
18. Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır. Belirtilen madde aşağıdaki gibidir:
“4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
A. Başvuranın, tutuklama kararlarına karşı yapılan itirazları inceleyen mahkeme huzurunda bulunmaması hakkında
19. Başvuran, tutukluluk hali incelenirken mahkemeler önüne çıkarılmamasından şikâyet etmiştir.
20. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını, herhangi bir gerekçeye dayanarak kabul edilemez olmadığını ve bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
21. Başvuran somut davada, 12 Şubat 2010 tarihinde tutuklanmış ve 19 Ocak 2011 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvuran bu süreçte hâkim önüne çıkarılmamıştır.
22. Mahkeme benzer bir şikayeti Erişen ve Diğerleri / Türkiye (no. 7067/06, § 53, 3 Nisan 2012) ve Karaosmanoğlu ve Özden / Türkiye, no. 4807/08, § 76, 17 Haziran 2014 kararlarında incelemiş ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Somut davayı inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda varılan sonuçlardan farklı bir sonuç vermesini gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığı kanısındadır.
23. Dolayısıyla, bu başlık altında, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Soruşturma dosyası erişimine getirilen kısıtlama hakkında
24. Başvuran, soruşturma dosyası erişimine getirilen kısıtlama kararı nedeniyle, yakalanması ve devam eden tutukluluk hali için yargılamayı yürüten mahkeme tarafından esas alınan delillere itiraz edemediği hususunda şikâyette bulunmuştur.
25. Mahkeme, yakalanan veya tutuklanan kişilerin, Sözleşme anlamında hürriyetinden yoksun bırakılmalarının “hukuka uygunluğu” açısından gerekli olan usul ve esasa ilişkin koşulların incelenmesini sağlama hakları bulunduğunu kaydetmektedir. Tutukluluğa karşı yapılan itirazı inceleyen bir mahkeme yargı usulüne ilişkin güvenceler sağlamalıdır. Yargılamalar çekişmeli olmalı ve taraflar arasında, diğer bir ifadeyle iddia makamı ve sanık arasında “silahların eşitliği” ilkesini her zaman sağlamalıdır (bk. Ceviz / Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012).
26. Mahkeme somut davada, Ankara Sulh Ceza Mahkemenin 22 Aralık 2009 tarihinde, soruşturma işlemlerinin düzgün bir şekilde yürütülebilmesini sağlamak üzere CMK’nın 153 § 2 maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimi kısıtlama kararı verdiğini kaydetmektedir. Ancak başvuran 11 ve 12 Şubat 2010 tarihlerinde, avukatının huzurunda, şüphelisi olduğu suça ilişkin delillerin bir kısmını oluşturduğu değerlendirilen telefon görüşmeleri hakkında polis ve daha sonra nöbetçi hâkim tarafından sorgulanmıştır. Başvuran dinlemeye takılan telefon görüşmelerinin gerçekleştiğini inkâr etmemiş ancak bu görüşmelerin, kendisine isnat edilen suçla bağlantısı bulunduğunu kanıtlamak için yeterli olmadığını ileri sürmüştür (bk. yukarıda §§ 8. ve 9). Ayrıca, başvuranın temsilcisine başvuranın nöbetçi hâkim önündeki ifadesi sorulduğunda, temsilci söz konusu olaylara ve dava dosyasında yer alan başvuranın telefon görüşmelerinin dökümüne atıfta bulunmuştur.
27. Mahkeme, yukarıda yer alan değerlendirmeler ışığında, hem başvuranın hem de avukatının dava dosyasının içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarını ve tutuklama kararına itiraz etme imkânına sahip olduklarını değerlendirmektedir (bk. Ceviz, yukarıda anılan, §§ 41-44; Karaosmanoğlu ve Özden, yukarıda anılan, § 74 ve Ayboğa ve Diğerleri / Türkiye, no. 35302/08, § 17, 21 Haziran 2016).
28. Mahkeme, şikâyetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve bu nedenle Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
29. Başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme bu başlık altında herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek olmadığı kanısındadır.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın devam eden tutukluluk halinin yasaya uygunluğuna itiraz etmek üzere yargılamalarda mahkemeye çıkarılmamasına ilişkin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Başvuranın devam eden tutukluluk halinin yasaya uygunluğuna itiraz etmek üzere yargılamalarda mahkeme önüne çıkarılmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 16 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy