AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜNEŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 47079/06)
KARAR
STRAZBURG
28 Kasım 2017
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Güneş / Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Abdurrahim Haşimi Güneş (“başvuran”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 30 Mayıs 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 47079/06) bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın gözaltında iken avukata erişim hakkından faydalanamadığına ve iddiaya göre baskı altında ve avukat yokluğunda polise verdiği ifadelerin davayı gören mahkeme tarafından başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verilirken kullanıldığına ilişkin şikâyetleri 5 Eylül 2014 tarihinde Hükümete tebliğe edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmının ise Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 7 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, AİHM 2016) kararı sonrasında, arzu ederlerse, ek görüş sunmaya davet etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1974 doğumlu olup; Diyarbakır’da cezevinde kalmaktadır.
6. Başvuran, yasadışı Hizbullah örgütünün üyesi olduğu şüphesiyle, 8 Mart 1995 tarihinde, polis tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuranın avukata erişim hakkı, hâlihazırda mülga 3842 sayılı Kanun gereği gözaltı süresi boyunca kısıtlanmıştır. Aynı tarihte, başvuran, kendi isteği üzerine doktor muayenesinden geçmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda fiziksel şiddet izine rastlanmadığını polis tutanağına kaydetmiştir.
7. Başvuran, 16 Mart 1995 tarihinde, diğer sanıklarla ifadeli yüzleştirme işlemine tabi tutularak, avukat yokluğunda, bazı kişileri söz konusu örgütün üyesi olarak teşhis etmiş ve cinayet işlediğini itiraf etmiştir.
8. Başvuran, ayrıca, 26 Mart 1995 tarihinde, olay ve yer gösterme işlemine tabi tutulmuş ve bu işlem sırasında, bir kundaklama suçu işlediğini avukat yokluğunda itiraf etmiştir.
9. Başvuranın, 29 Mart 1995 tarihinde, polis tarafından, avukat yokluğunda ifadesi alınmıştır. Başvuran, ifadesinde, Hizbullah ile olan ilişkisini ayrıntılı şekilde anlatmıştır.
10. Başvuran, 5 Nisan 1995 tarihinde, yine avukat yokluğunda, sırasıyla Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim önüne çıkarılmıştır. Başvuran, Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim önündeki ifadelerinde, işkenceye maruz bırakıldığını iddia ederek, polise verdiği ifadelerini kabul etmemiştir. Nöbetçi hâkim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuran, aynı gün, ifadeleri alınmadan önce, polisin talebi üzerine bir doktor muayenesinden geçmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda fiziksel şiddet izine rastlanmadığını polis tutanağına kaydetmiştir.
11. Başvuran, polis gözaltısında işkenceye maruz kaldığını iddia ederek, 12 Nisan 1995 tarihinde, kendi talebi üzerine doktor muayenesinden geçmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda fiziksel şiddet izine rastlanmadığını kaydetmiştir.
12. Başvuran, 2 Mayıs 1995 tarihinde, Cumhuriyet savcısına müşteki sıfatıyla ifade vermiş; içerisinde dayak, elektrik şoku, göz bağlama, hortumla soğuk su tutma ve çıplak bırakma da bulunan çeşitli işkence türlerine maruz kaldığını ifade etmiştir.
13. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli Cumhuriyet savcısı, 23 Mayıs 1995 tarihinde, başvuran ve başka birkaç kişi hakkında iddianame düzenlemiştir. Başvuran, eski Ceza Kanunu’nun 125. maddesince yasaklanan, Devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf faaliyetlerde bulunmakla itham edilmiştir.
14. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 19 Ekim 1995 tarihinde, davanın ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir.
15. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Başvuran hakkındaki dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
16. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Mart 2005 tarihinde, başvuranı, eski Ceza Kanunu’nun 146 § 1 maddesince yasaklanan, Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüsten mahkûm etmiş ve müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
17. Yargıtay, 11 Aralık 2006 tarihinde, 31 Mart 2005 tarihli mahkeme kararını, aralarında başvuranın da bulunduğu bazı sanıklar yönünden bozmuş ve davayı Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine iade etmiştir.
18. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Kasım 2007 tarihinde, başvuranı, eski Ceza Kanunu’nun 146 § 1 maddesince yasaklanan, Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüsten mahkûm etmiş ve yeniden müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
19. Yargıtay, 19 Ocak 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
20. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
21. 15 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki davalarda sanıkların avukata erişim hakkı üzerine getirilen kısıtlama kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
22. Başvuran, adil yargılanma hakkından faydalanamadığından şikâyet etmiştir; zira ilk soruşturma sürecinde avukat yardımından faydalandırılmadığını ve polis gözaltısındayken baskı altında ve avukat yokluğunda alınan ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verilirken kullanıldığını ileri sürmüştür.
23. Mahkeme, söz konusu şikâyeti, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında değerlendirmeye karar vermiştir:
“1. Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
24. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esas Hakkında
25. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suç işlemekle itham edildiği gerekçesiyle 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakılmasına ilişkin şikâyette bulunmuştur.
26. Mahkemenin Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, AİHM 2008) kararına atıfta bulunan Hükümet, Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamındaki Mahkeme içtihadından haberdar olduğunu beyan etmiştir. Hükümet, 5 Nisan 1995 tarihli sağlık raporuna dayanarak, davayı gören mahkemenin, kararını, başvuranın baskı altında verdiği ifadeler temelinde vermediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın, polis tarafından alınan ifadeleri dışında yargılamanın hiçbir aşamasında üzerine atılı suçları kabul etmediğini belirtmiştir. Buna göre Hükümet, Mahkemeyi, başvuranın iddialarını reddetmeye davet etmiştir.
27. Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkının 3842 sayılı Kanun gereğince kısıtlandığını; bunun da başvuran yakalandığı sırada uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmektedir (yukarıda anılan Salduz, § 56). Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin, özünde, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmek için yeterli olup olmadığını incelemeye gerek duymamaktadır. Zira her hâlükârda Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (yukarıda anılan Salduz, § 58; Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, § 274, AİHM 2016). Bu bağlamda Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, kendisinin polise verdiği ifadelere dayandığını gözlemlemektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
28. Buna ek olarak, polis gözaltısında maruz kaldığını ileri sürdüğü baskıya ilişkin başvuran tarafından dile getirilen iddiaların ciddiyeti göz önüne alındığında, Mahkeme, söz konusu iddianın, her ne kadar bir sağlık raporuyla desteklenmemiş olsa da, davayı gören mahkeme tarafından bir yanıt verilmesini gerektirdiği kanaatindedir. Maalesef davayı gören mahkemenin gerekçeli kararında bu tür bir yanıta rastlanmamıştır.
29. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkemenin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
30. Başvuran, manevi tazminat talep etmiş; ancak miktarını Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
31. Hükümet, Mahkemeyi, başvuranın taleplerini reddetmeye davet etmiştir.
32. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin, yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuran talep ettiği takdirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranın yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz, § 72; ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye, no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016). Ayrıca, bu şartlar altında bir ihlal tespitinin, tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği görüşündedir.
B. Masraf ve Giderler
33. Başvuran, ayrıca, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 1.000 avro talep etmiştir.
34. Hükümet, Mahkemeden, masraf ve giderler karşılığında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermesini talep etmiştir.
35. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme önündeki yargılamaya ilişkin masraflar karşılığında başvurana 600 avro ödenmesini makul bulmuştur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin ihlal edildiği yönündeki tespitin, başvuranın uğramış olabileceği her türlü manevi zarar karşılığında tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere,
(i) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 600 avro (altı yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 28 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy