AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜNGÖR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 24451/12)
KARAR
STRAZBURG
23 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tâbi tutulabilir.
Güngör / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde; üç Türk vatandaşı Cengiz Güngör, Kerem Güngör ve Behçet Güngör’ün (“başvuranlar”) 15 Mart 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 24451/12) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar; İzmir Barosuna bağlı Avukat M. Rollas tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru; 22 Mayıs 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme; Hükümetin itirazını inceledikten sonra, bu itirazı reddetmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla; 1977, 1979 ve 1979 doğumlu olup, Manisa’da ikamet etmektedirler.
A. Davanın İçeriği
6. Başvuranların bir yakını hakkında, 13 Ağustos 2004 tarihinde adam öldürme suçundan yakalama işlemi uygulanmıştır. Başvuranlar; yakınları gözaltında bulunduğu sırada, Akhisar Karakolu’na gitmişlerdir.
7. Başvuranların beyanlarına göre; karakola geldikleri sırada yakınlarının durumu hakkında bilgi almak istediklerinde, polisler tarafından saldırıya uğramışlardır.
8. Olaylara ilişkin düzenlenen tutanakların içeriklerine göre; başvuranların da aralarında bulunduğu on kişi, toplu bir şekilde karakola gitmiş, binanın girişinde sloganlar atmış, polislere hakaret ederek saldırmış ve taş atmıştır. Sonrasında, söz konusu kişiler, iki el uyarı atışının ardından, karakolun çevresindeki mağazaların camlarını kırarak uzaklaşmışlardır. Başvuranlar; takviye polislerin gelmesini müteakiben etkisiz hale getirilmişler ve gözaltına alınmışlardır. Diğer kişiler ise, mevcut karışıklık içinde kaçmışlardır.
B. Tıbbi Raporlar
9. 13 Ağustos 2004 tarihli tıbbi raporlar kapsamında; özellikle aşağıdaki tespitler ortaya konulmaktadır.
10. Cengiz Güngör: Sol kaval kemiğinde bir kırık, art kafa kemiğinde 5 cm çapında bir yara, yan kafa kemiğinde 3 cm çapında bir yara, sırtta birçok ekimoz.
11. Kerem Güngör: Burunda 2 cm x 0,2 cm çapında bir sıyrık, dudakların sağında 0,5 cm çapında bir ekimoz, ensede ve sağ ön kolda ekimozlar.
12. Behçet Güngör: Sol kaş üzerinde 1 cm çapında bir lezyon ve retrograd amnezi olgusu.
13. Başvuranlar, 20 Ağustos 2004 tarihinde tekrar muayene edilmişlerdir. Bu muayenelere ilişkin raporlarda, yukarıda belirtilen tespitlere benzer tespitler yer almaktadır. Adli Tıp Kurumu; 15 Mayıs 2009 tarihinde, tıbbi görüşlerini sunmuş ve başvuranlarda tespit edilen lezyonların sırasıyla, on beş, yedi ve beş gün iş göremezlik raporu verilmesi gerektirdiğini belirtmiştir.
14. Olayların meydana geldiği tarihte düzenlenen tıbbi raporda; polis memurunun sol ön kolunda 10 cm x 0,3 cm çapında sıyrıkların ve sağ ön kolunda yüzeysel hipereminin bulunduğu belirtilmektedir.
C. Ceza Davaları
15. Başvuranlar; 24 Ağustos 2004 tarihinde, kötü muameleler nedeniyle suç duyurusunda bulunmuşlardır. Polisler; görevde bulunan polis memurlarına yönelik saldırı, tehdit, darp ve yaralama suçlarından, belirtilmeyen tarihlerde, başvuranlar hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Mağaza sahipleri de; saldırı ve mala zarar verme nedeniyle başvuranlar hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.
16. Cumhuriyet Savcısı, 13 Nisan 2005 tarihinde, iki polis memuru hakkında kötü muamelede bulundukları iddiasıyla iddianame düzenlemiştir.
17. Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi; 22 Eylül 2011 tarihinde, yukarıda belirtilen karşılıklı bütün suçlamalar ile ilgili olarak; olayların zamanaşımına uğradığını tespit etmiş ve bu süre zarfında birleştirilen söz konusu davalar hakkında, düşme kararı vermiştir. Görgü tanıklarının birçoğu dava boyunca dinlenmiştir. Başvuranlar, kötü muamele iddiaları hakkında, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
18. Yargıtay; 29 Kasım 2012 tarihinde, kötü muamelelere ilişkin olası bir işkence nitelendirmesini dikkate alarak, Asliye Ceza Mahkemesinin konu bakımından (“ratione materiae”) yetkisiz olması nedeniyle, bozma kararı vermiştir.
19. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi; 31 Aralık 2013 tarihinde, dava konusu olayları, kötü muamele olarak nitelendirmiş ve davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.
20. Yargıtay; 25 Eylül 2017 tarihinde, olayların işkence olarak nitelendirilebileceği varsayılsa bile; zamanaşımına uğradığı kanısına varmış ve davanın düşürülmesine karar vermiştir.
D. Tazminat Talepleri
21. Manisa İdare Mahkemesi; 2008 yılında verilen kararlarla, güç kullanımının; başvuranların şahsen gösterdikleri davranışları sonrasında, gerekli hale gelmesi sebebiyle ve kamu güvenliğini sağlama amacına nazaran aşırı olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle, başvuranlar tarafından yapılan tazminat taleplerini reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuranlar, kötü muamelelere maruz kalmalarından ve bu bağlamda etkin bir soruşturmanın yürütülmemesinden şikâyetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.
23. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, başvuranların karakola saldırdıklarını ve etrafa zarar verdiklerini vurgulamaktadır. Hükümet; polis tarafından yapılan müdahalenin, kamu güvenliğini sağlama ihtiyacı doğrultusunda gerekli ve orantılı olduğunu belirtmektedir.
24. Mahkeme, bir şikâyetin iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır: Olgusal iddialar ve hukuki gerekçeler. Mahkeme, “hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmamakta ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda Mahkeme; şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
25. Hükümet; başvuru konusu ceza davasının, başvurunun yapıldığı tarihten sonra da ulusal mahkemelerde derdest bulunduğunu ifade etmektedir. Hükümet aynı zamanda, başvuranların Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmadıklarını belirtmektedir. Böylelikle Hükümet Mahkeme’yi; başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
26. Başvuranlar, bu itirazları kabul etmemektedirler.
27. Mahkeme; bir başvuranın Mahkeme’ye başvurmadan önce çeşitli iç hukuk yollarını kullanmayı denemekle yükümlü olması durumlarında, bu hukuk yollarının son aşamasına, başvurunun yapılmasının ardından ancak Mahkeme’nin kabul edilebilirlik hakkında karar vermeye davet edilmesinden önce ulaşılmasının, kabul edilebilir nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır (Mehmet Yaman/Türkiye, No. 36812/07, §§ 45-48, 24 Şubat 2015). Somut olayda başvuranlar; ceza davasının derdest bulunduğu dönemde, başvuruda bulunmuşlardır. Mahkeme bununla birlikte, Yargıtay’ın 25 Eylül 2017 tarihinde zamanaşımı nedeniyle sanıklar hakkında yürütülen davayı sonlandırmaya karar verdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin ilk itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
28. Anayasa Mahkemesine yapılan muhtemel bir başvuruya ilişkin olarak Mahkeme; mevcut başvurunun, söz konusu hukuk yolunun 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önceki bir tarihte, 15 Mart 2012 tarihinde yapıldığını ve kötü muamele iddialarına ilişkin ceza davasının da 15 Mart 2012 tarihine kadar yedi yıldan fazla sürdüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, bu türden bir itirazı daha önce incelemiş olduğunu ve bu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Şükrü Yıldız/Türkiye, No. 4100/10, §§ 42-46, 17 Mart 2015, ve Müftüoğlu ve diğerleri/Türkiye, No. 34520/10 ve diğer 2 başvuru, § 54, 28 Şubat 2017). Somut olayda Mahkeme; yukarıda belirtilen davalarda ulaştığı sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemekte ve bu itirazı da reddetmektedir.
29. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
30. Konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak Mahkeme; El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
31. Somut olayda Mahkeme; başvuranların, olayların temelinde yer aldıklarının anlaşıldığını ve ilgililerde polisin müdahalesi nedeniyle lezyonların meydana geldiğini kaydetmektedir. Oysa Yargıtay, olayların zamanaşımına uğraması sebebiyle iki memur hakkında açılan ceza davasını sonlandırmaya karar vermiştir.
32. Bununla birlikte Mahkeme, bir devlet memurunun Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı eylemler nedeniyle suçlanması durumunda, yargılamanın ya da mahkûmiyet kararının zamanaşımı, af, bağışlama ya da cezanın infazının ertelenmesi yoluyla hükümsüz kılınamayacağını daha önce ifade etmiş olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolova ve Velitchkova/Bulgaristan, No. 7888/03, § 63, 20 Aralık 2007, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, §§ 76-78, AİHM 2006‑XII (özetler), Kopylov/Rusya, No. 3933/04, §§ 127-131, 142 ve 148, 29 Temmuz 2010, Ciğerhun Öner/Türkiye (No. 2), No. 2858/07, § 93, 23 Kasım 2010, ve Aleksakhin/Ukrayna, No. 31939/06, §§ 60-615, 19 Temmuz 2012. Benzer bir bağlamla ilgili olarak, ayrıca bk., Dağabakan ve Yıldırım/Türkiye, No. 20562/07, §§ 64-65, 9 Nisan 2013, ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46-49, 16 Aralık 2014).
33. Dolayısıyla, ulusal makamların olayların seyrini aydınlatmak, yüklenen sorumlulukları tespit etmek ve yetkililer tarafından kullanılan gücün orantılılığını değerlendirmek amacıyla, yeterli bir ivedilikle ve makul bir özenle hareket ederek, gereken bütün pozitif tedbirleri almaları gerekirdi. Soruşturmanın yürütülmesinde meydana gelen bu eksiklik nedeniyle, başvuranlara uygulanan şiddet eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen failler olan güvenlik gücü görevlilerinin neredeyse cezasız kalmalarına ve başvuranların suç duyurularının sonuçsuz kalmasına yol açmıştır (bk., yukarıda anılan Mehmet Fidan kararı, §§ 48-49).
34. Yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak Mahkeme; Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ifade etmektedir (Özen ve diğerleri/Türkiye, No. 29272/08, § 64-70 ve 77-90, 23 Şubat 2016 kararıyla karşılaştırınız, bu kararda Mahkeme, soruşturmanın yeterli niteliğini, olayların temelinde yer alan koşulları ve güç kullanımının gerekliliğini ve orantılılığını dikkate alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğini belirtmiştir).
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
35. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
36. İlk iki başvuran, belirli bir süre boyunca inşaat sektöründe satıcı ve işçi olarak mesleki faaliyetlerini yerine getiremedikleri gerekçesiyle, maddi tazminat olarak sırasıyla, 5.000 ve 4.000 avro (EUR) talep etmektedir. Üçüncü başvuran, olayların meydana geldiği dönemde öğrenci olduğunu belirtmekte ve 2.000 avro talep etmektedir.
37. Başvuranların her biri aynı zamanda, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları manevi zarar bağlamında 50.000 avro talep etmektedir.
38. Ulusal makamlar ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler bağlamında, başvuranlar, avukatlarının çalışma ücretleri için 7.276 avro ve dosya yönetimi ve mesleki seyahat masrafları gibi çeşitli masraflar için 1.192 avro talep etmektedirler. Başvuranlar, Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan asgari avukatlık ücret tarifesini, 5 Şubat 2018 tarihli 1.805,40 Türk Lirası (TRY) (söz konusu tarihte geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık 385 avro) tutarındaki çeviri faturasını ve farklı tarihlerde düzenlenen toplam 47,85 TRY tutarında posta masraflarına ilişkin beş fatura sunmaktadırlar.
39. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
40. Mahkeme, iddia edilen maddi zarar açısından herhangi bir kanıtlayıcı belgenin bulunmamasını dikkate alarak, bu bağlamdaki talepleri reddetmektedir.
41. Öte yandan Mahkeme, olayların temelinde yer alan belirli koşulları, özellikle başvuranların davranışlarını göz önünde bulundurarak, ihlal tespitinin ilgililer tarafından maruz kalınan manevi zararı telafi etmek için yeterli bir adil tazmin oluşturduğu kanısına varmaktadır.
42. Masraf ve giderlere ilişkin olarak; Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuranın, yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, bu miktarlar kendisine geri ödenebilmektedir; ayrıca İçtüzüğün 60. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, taleplerin rakamla, kategorilere ayrılarak ve kanıtlayıcı belgeleriyle birlikte sunulması gerekmektedir; aksi takdirde Mahkeme, bu taleplerin tamamını ya da bir kısmını reddedebilmektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (özetler)). Mahkeme, avukatlık ücretleri bakımından; herhangi bir kanıtlayıcı belgenin bulunmamasını göz önüne alarak, bu bağlamdaki talebi reddetmektedir. Masraf ve giderlere ilişkin olarak Mahkeme; sunulan belgeleri dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak, bu bağlamda 400 avro ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
3. İhlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için tek başına yeterli bir adil tazmin sağladığına,
4. a) Davalı Devletin, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek ve başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, üç ay içinde, masraf ve giderler için başvuranlara müştereken 400 avro (dört yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda, basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 23 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy