AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜR VE BEDİR / TÜRKİYE
(Başvuru no. 58806/18 ve 2153/19)
KARAR
STRAZBURG
30 Eylül 2025
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gür ve Bedir / Türkiye davasında,
Başkan
Tim Eicke,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Oddný Mjöll Arnardóttir,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Ekli listede yer alan başvuranlar tarafından (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine çeşitli tarihlerde yapılmış olan başvuruları;
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 8. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin tebliğ edilmesine dair kararı,
tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı göz önünde bulundurarak,
09 Eylül 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvurular, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak üniversitedeki görevlerinden ihraç edilen başvuranların pasaportlarının iptal edilmesine ilişkindir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında şikâyette bulunmuşlardır.
DAVANIN GEÇMİŞİ2. Olay tarihinde, ilk başvuran Ali Deniz Gür (başvuru no. 58806/18), Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisiydi. 20 Nisan 2018 tarihinde başvuran, Atlanta’daki Georgia State Üniversitesi doktora programına kabul edilmiş ve bir yıl süreyle lisansüstü araştırma görevlisi olmaya hak kazanmıştır.
3. İkinci başvuran Yasin Bedir (başvuru no. 2153/19), Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisiydi. 2018 yılında Fransa’daki Nantes Üniversitesi’nde doktora programına kabul edilmiş ve bu kapsamda burs kazanmıştır.
4. Başvuranlar ayrıca, “Barış için Akademisyenler” bildirisini imzalayan kişiler arasında yer almaktadır (“Barış için Akademisyenler” bildirisi hakkında daha fazla bilgi için bk. Telek ve Diğerleri / Türkiye, no. 66763/17 ve diğer 2 başvuru, §§ 4-7, 21 Mart 2023).
BAŞVURANLARIN PASAPORTLARININ İPTAL EDİLMESİ VE İLGİLİ İŞLEMLER5. Başvuranlar, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen ve 29 Nisan 2017 tarihinde yürürlüğe giren 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1(1) maddesiyle üniversitedeki görevlerinden ihraç edilmişlerdir (olağanüstü hâle ilişkin arka plan bilgisi için bk. yukarıda anılan Telek ve Diğerleri, §§ 8-12). 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1 (1) maddesi uyarınca, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğu belirlenen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup ekli listede (1) ismi bulunan kişiler, başka herhangi bir işlem yapılmaksızın kamu görevlerinden ihraç edilmektedir”. Aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1 (2). maddesi uyarınca, “... İlgili Bakanlık veya kurumlar, bu kişilerle ilgili olarak pasaport makamına derhal bildirimde bulunacaktır. Bildirimin akabinde, pasaportlar, pasaport birimleri tarafından iptal edilecektir.” Aynı Kararname’nin 1 (2). maddesi kapsamında, birinci başvuranın pasaportu 9 Mayıs 2017 tarihinde, ikinci başvuranın pasaportu ise 26 Nisan 2018 tarihinde iptal edilmiştir. İlâveten, başvuranların yeni pasaport almalarını engellemek amacıyla pasaport kayıtlarına idari bir şerh düşülmüştür.
6. Başvuranlar, kamu görevinden ihraç edilmelerine karşı Olağanüstü Hâl Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Olağanüstü Hâl Komisyonu nezdinde inceleme hâlihazırda devam ederken, 8 Kasım 2018 tarihinde başvuranlar, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı ve eğitim haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek pasaportlarının iptal edilmesine karşı Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
7. 11 Haziran 2020 tarihli (ilk başvuran açısından) ve 9 Eylül 2020 tarihli (ikinci başvuran açısından) kararlarında Anayasa Mahkemesi, hangi hukuk yollarının kastedildiğini belirtmeksizin, hukuk sisteminin sağladığı idari ve yargısal başvuru yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, başvuranların özel hayata saygı hakkının ihlaline ilişkin şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir.
8. Bu süre zarfında, ilk başvuran, pasaportunun iptaline ilişkin idari kararın bozulması amacıyla Muğla İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. 16 Ekim 2019 tarihinde Muğla İdare Mahkemesi, öngörülen süre sınırı içinde yapılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Söz konusu karara karşı başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvuran, diğerlerinin yanı sıra, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı, eğitim hakkı ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuranın şikâyetlerini yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında inceleyen Anayasa Mahkemesi, 3 Eylül 2020 tarihli kararında, herhangi bir ihlal bulunmadığı gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle başvuruyu kabul edilemez ilan etmiştir.
9. İlâveten, 10 Kasım 2021 tarihinde Olağanüstü Hâl Komisyonu, kamu görevinden ihraç edilmesine ilişkin olarak ilk başvuranın başvurusunu reddetmiştir. Başvuranın söz konusu kararın iptali istemi üzerine, 15 Mart 2023 tarihinde Ankara 19. İdare Mahkemesi komisyon kararının iptaline hükmetmiştir. İlgili karara yönelik temyiz incelemesi, Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde hâlihazırda derdesttir.
10. İkinci başvuran, pasaportunun iptaline ilişkin idari kararın bozulması amacıyla ve tazminat talebiyle Diyarbakır İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. 13 Eylül 2019 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesi, pasaportun iptaline ilişkin idari kararı bozmuştur, fakat tazminat talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi tarafından onanmıştır.
11. İlâveten, 10 Kasım 2021 tarihinde Olağanüstü Hâl Komisyonu, kamu görevinden ihraç edilmesine ilişkin olarak ikinci başvuranın başvurusunu reddetmiştir. 28 Kasım 2022 tarihinde Ankara 24. İdare Mahkemesi, başvuranın komisyon kararının iptali talebini reddetmiştir. İlgili karara yönelik temyiz incelemesi, Danıştay nezdinde hâlihazırda derdesttir.
BAŞVURANLARIN PASAPORTLARINA YÖNELİK KISITLAMALARIN KALDIRILMASI12. 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun Ek 7. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından 29 Mayıs 2020 tarihinde birinci başvuranın pasaport kaydının üzerindeki idari şerh, Pasaport İdari Karar Komisyonu tarafından kaldırılmıştır (bu hüküm için bk. yukarıda anılan Telek ve Diğerleri, § 46). 1 Kasım 2019 tarihinde ikinci başvuranın pasaport kaydı üzerindeki idari şerh, Diyarbakır İdare Mahkemesi kararıyla kaldırılmıştır (bk. yukarıda 10. paragraf). Bu kararların ardından başvuranların pasaportları tekrar geçerlilik kazanmıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ13. Mahkeme, başvuruları, konu bakımından benzer olmaları sebebiyle, tek bir karar kapsamında birleştirerek incelemeyi uygun görmüştür.
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, pasaportlarının iptalinin özel hayata saygı hakkının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir.
15. Başvuranlar ayrıca, pasaportlarının iptalinin Sözleşme’ye Ek 4 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında seyahat özgürlüğü haklarının ihlalini teşkil ettiğine yönelik şikâyette bulunmuşlardır.
16. Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ikinci başvuran, yerel makamların kararlarının yeterli gerekçeleri içermediğine ilişkin şikâyette bulunmuştur. İlâveten, ikinci başvuran, pasaportunun geri alınmasına yönelik şikâyetini ileri sürebilmek için başvurabileceği herhangi bir iç hukuk yolunun öngörülmediğini iddia ederek Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyette bulunmuştur.
17. Mahkeme, başvuran tarafından Sözleşme ve Protokolleri bağlamında öne sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenlerden farklı Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olay ve olgulara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verme yetkisinin olduğunu yinelemektedir (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD] no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Mahkeme, somut davada, başvuranların şikâyetlerinin esas olarak, olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen kanun hükmünde kararname uyarınca pasaportlarının iptal edilmesinden dolayı özel hayata saygı haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Telek ve Diğerleri § 77). Dolayısıyla, Mahkeme, şikâyetlerin yalnızca, Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Kabul Edilebilirlik HakkındaTarafların beyanları18. Hükümet, kabul edilebilirliğe ilişkin bir dizi itirazda bulunmuştur. Hükümet, ilk olarak, başvuranların şikâyetlerinin, Sözleşme’ye Ek 4 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında seyahat özgürlüğü hakkı yönünden incelenmesi ve söz konusu Protokol Türkiye tarafından onaylanmadığından dolayı Sözleşme hükmüyle konu bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
19. İlâveten, Hükümet, başvuranların mağdur statüsünü kaybettiklerini öne sürmüştür. Hükümet, başvuranların pasaportlarına yönelik kısıtlamaların kaldırıldığını ve pasaportlarının yeniden geçerlilik kazandığını ileri sürmüştür.
20. Son olarak Hükümet, başvuranların etkili iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranların, Sözleşme ile kurulan koruyucu mekanizmanın ikincil niteliğine aykırı olarak, yetkili ulusal mahkemeler yerinde doğrudan Mahkemeye başvurduklarını belirtmiştir. İlâveten Hükümet, başvuranların pasaportlarının iptal edilmesinin, kamu hizmetinden ihraç edilmelerinin doğrudan bir sonucu olduğunu öne sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranların kamu hizmetinden ihraç edilmelerine karşı açtıkları davaların idare mahkemeleri nezdinde hâlihazırda derdest olduğunu iddia etmiştir. Bunun yanı sıra, öngörülen süre sınırları içerisinde başvurusunu yapmadığından dolayı birinci başvuranın davasının Muğla İdare Mahkemesi tarafından reddedildiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, birinci başvuran süre sınırı içerisinde başvuruda bulunmuş olsaydı şikâyetlerinin idare mahkemesi tarafından detaylı bir şekilde incelenmiş olacağını da öne sürmüştür. İlâveten, Hükümet, 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca, başvuranların yeni pasaport için başvuruda bulunma imkânlarının da olduğunu iddia etmiştir (bu hüküm için bk. yukarıda anılan Telek ve Diğerleri, § 45).
21. Başvuranlar, Hükümetin görüşlerine itiraz etmişlerdir. Özetle, başvuranlar, mevcut davada kendileri tarafından ileri sürülenlere benzer Hükümet itirazlarının Telek ve Diğerleri (a.g.e) davasında hâlihazırda incelenip reddedildiğini ve dolayısıyla mevcut davadaki söz konusu itirazların da reddedilmesini talep ettiklerini belirtmişlerdir.
Mahkemenin Değerlendirmesi22. Konu bakımından bağdaşmazlık itirazına ilişkin olarak Mahkeme, Telek ve Diğerleri (a.g.e. § 91) davasında benzer bir itirazı hâlihazırda inceleyip reddettiğini hatırlatır. Bu nedenle söz konusu itirazı aynı gerekçelerle reddetmiştir.
23. Mağdur statüsünün olmamasına dayanan kabul edilemezlik itirazlarına ilişkin olarak Mahkeme, benzer itirazları daha önce ele aldığını ve reddettiğini kaydeder (a.g.e. §§ 96-97). Mevcut davada Mahkeme, başvuranların, kamu görevinden ihraç edildikleri sırada pasaportlarının iptal edilmesine yönelik bir tedbire tabi tutulduklarını, söz konusu tedbir uyarınca pasaport kayıtlarına kısıtlamaya ilişkin şerh düşüldüğünü ve bu tedbirin ilk başvuran için yaklaşık 3 yıl ve ikinci başvuran için 1 yıl 6 ay devam ettiğini gözlemlemiştir. Başvuranların pasaportlarına düşülen idari şerhin kaldırılıp pasaportlarının yeniden geçerlilik kazanmasına rağmen yetkili makamlar, açıkça veya özü itibarıyla, başvuranların pasaportlarından kayda değer bir süre mahrum bırakılmalarından doğan bir ihlalin varlığını kabul etmediği gibi başvuranlara Sözleşme ile korunan haklarının ihlaline yönelik herhangi bir tazmin de sağlamamıştır (a.g.e.). Dolayısıyla, Hükümetin, mağdur statüsünün bulunmamasına ilişkin itirazı reddedilmelidir.
24. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazına ilişkin olarak Mahkeme aşağıdaki hükme varmıştır.
25. İlk olarak, Hükümetin, başvuranların yetkili ulusal mahkemelere başvurmadan doğrudan Mahkemeye başvuruda bulunduklarına yönelik itirazına ilişkin olarak, Mahkeme, insan haklarını koruma bağlamı göz önünde bulundurulduğunda, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının belirli bir dereceye kadar esneklikle ve aşırı şekilcilik olmaksızın uygulanması kuralının gerekliliğini sıklıkla vurgulamaktadır (bk. Ringeisen / Avusturya, 16 Temmuz 1971, § 89, Seri A no. 13; Lehtinen / Finlandiya (k.k.), no. 39076/97, AİHM 1999-VII; ve Gherghina / Romanya (k.k.) [BD], no. 42219/07, § 87, 9 Temmuz 2015). Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukuk yollarının son aşamasına, Mahkemeye başvuru yapıldıktan sonra henüz kabul edilebilirliğine yönelik değerlendirme yapılmadan önce varılabileceğini kabul etmektedir (Molla Sali / Yunanistan [BD], no. 20452/14, § 90, 19 Aralık 2018). Anayasa Mahkemesi, 11 Haziran 2020 tarihinde ilk başvuranın, 9 Eylül 2020 tarihinde ise ikinci başvuranın davasına ilişkin karar vermiştir (bk. yukarıda 7. paragraf). Dolayısıyla, söz konusu itiraz reddedilmelidir.
26. Başvuranlar tarafından görevden ihraç edilmelerine karşı başlatılan işlemlerin idare mahkemeleri nezdinde hâlihazırda derdest olmasına yönelik itiraza ilişkin olarak Mahkeme, Telek ve Diğerleri kararında benzer bir itirazın incelenip reddedildiğini hatırlatır (yukarıda anılan, § 94). Mevcut davada, Mahkeme, üzerinden kayda değer bir süre geçmesine rağmen, başvuranların kamu görevinden ihraç edilme kararının iptali için açtıkları davaya ilişkin adli yargılamaların yerel mahkemeler nezdinde (bk. yukarıda 9 ve 11. paragraflar) derdest olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Telek ve Diğerleri (a.g.e) kararında söz konusu hukuk yolunun bu koşullar altında etkili olmadığına yönelik bulgularından ayrılmayı gerektiren bir sebep olmadığı kanaatine varmış ve bu itirazı reddetmiştir.
27. Hükümetin birinci başvuranın davasının Muğla İdare Mahkemesi tarafından başvuranın yaptığı bir hata nedeniyle reddedildiği ve bu nedenle başvurunun kabul edilemez olduğu yönündeki argümanına ilişkin olarak Mahkeme, Telek ve Diğerleri davasında (yukarıda anılan, § 93) verdiği karara atıfta bulunarak Hükümetin idare mahkemeleri nezdindeki yargılamaların bir kanun hükmünde kararname ile pasaportun iptal edilmesine itiraz etmek için etkili bir hukuk yolu olduğunu ispatlayamadığını belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın pasaportunun iptal edilmesi nedeniyle başlayamadığı doktora programına kabul edildiği tarih ile Muğla İdare Mahkemesinin karar tarihi arasında yaklaşık bir yıl altı ay olduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın pasaport kaydına düşülen not nedeniyle bu süre zarfında yeni pasaport alamadığını da belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme düzeltme işlemi için izlenen prosedürün hızının da bu prosedürün belirli bir davanın özel koşullarında pratik olarak, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi amaçları dahilinde, etkili olup olmadığının belirlenmesinde önemli olabileceğini yinelemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Story ve Diğerleri / Malta, no. 56854/13 ve 2 diğerleri, § 80, 29 Ekim 2015). Mevcut davanın koşullarında idare mahkemesi nezdindeki bu prosedürün etkili olduğu kabul edilemez. Her halükarda, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin bu prosedürle ilgili olarak başvuranın bireysel başvurusunu bu hukuk yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez ilan etmediğini (bk. yukarıda § 8) ve başvuruyu açıkça temelsiz olduğu gerekçesiyle bir bütün olarak reddettiğini, ve başvuranlardan ülkenin en yüksek mahkemesinin bile zorunlu kılmadığı bir hukuk yolunu kullanmalarını talep etmenin aşırı derecede formalist bir yaklaşım olacağını belirtmiştir (bk. D.H. ve Diğerleri / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, § 118, AİHM 2007-IV; ve Jalloh / Almanya (k.k), no. 54810/00, 26 Ekim 2004). Dolayısıyla, bu itiraz da reddedilmelidir.
28. Son olarak, başvuranların 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca yeni pasaport başvurusu yapabilecekleri yönündeki itirazla ilgili olarak Mahkeme, başvuranın yalnızca, ilgili zamanda hem teoride hem de pratikte etkili ve mevcut olan, yani erişilebilir, telafi imkanı sunan ve makul bir başarı olasılığı sağlayan iç hukuk yollarını tüketmesi gerektiğini yinelemektedir (bk. Akdivar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 68, Karar ve Hüküm Raporları 1996-IV, ve Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 Diğerleri, §§ 71-77, 25 Mart 2014). Mahkeme, mevcut davada Hükümetin atıfta bulunduğu, Cumhurbaşkanının onayına tabi pasaport veya seyahat belgesi başvurusu şeklindeki hukuk yolunun takdir yetkisine dayalı ve olağanüstü niteliği nedeniyle etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (bk., diğerlerinin yanı sıra, Milovanović / Sırbistan, no. 56065/10, § 104, 8 Ekim 2019; kıyaslayınız, yukarıda anılan, Telek ve Diğerleri, § 93).
29. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas HakkındaTarafların Beyanları30. Başvuranlar, Mahkemenin Telek ve Diğerleri davasında (yukarıda anılan) vardığı sonuçlara atıfta bulunarak, pasaportlarının iptal edilmesi ve yeni pasaport alamamalarının özel hayatlarına saygı hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Başvuranlar, Hükümetin pasaportlarını iptal eden tedbirin yasal dayanağı olarak gördüğü 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde yer alan yasallık şartıyla bağdaşmadığını ileri sürmüştür.
31. Hükümet, başvuranların özel hayatına saygı haklarına herhangi bir müdahale olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Mahkeme bir müdahale olduğu sonucuna varırsa, başvuranların pasaportlarının iptal edilmesinin yasal dayanağının 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararname olduğunu ve bu hükümlerin açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik şartlarını karşıladığını ileri sürmüştür.
Mahkemenin değerlendirmesi32. Mahkeme, başvuranların pasaportlarının iptal edildiği süre zarfında, sırasıyla Atlanta’daki Georgia State Üniversitesi ve Fransa’daki Nantes Üniversitesinde doktora programlarına kabul edildiklerini gözlemlemektedir. Olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen kanun hükmünde kararname uyarınca pasaportlarının iptal edilmesi sonucunda, başvuranlar doktora eğitimlerine başlayamamıştır ve bu durumun mesleki ve özel yaşamları üzerinde şüphesiz önemli bir etkisi olmuştur. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu tedbirin başvuranların özel hayatlarına saygı hakkına müdahale teşkil ettiği görüşündedir (ayrıca bk., yukarıda anılan, Telek ve Diğerleri, §§ 108-14).
33. Müdahalenin hukuka uygunluğu konusunda, Hükümet, başvuranların pasaportlarının iptal edilmesine ilişkin tedbirin yasal dayanağının 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararname olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, Telek ve Diğerleri davasında incelenen kanun hükmünde kararnameleri ile benzerlik gösteren 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kamu hizmetinden ihraç edilen kişilerin pasaportlarının iptal edilmesine ilişkin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesinde belirtilen genel şart ile aynı yönde olduğunu belirtmiştir (agy., §§ 118 ve 43). Telek ve Diğerleri davasında (agy., §§ 115-28) Mahkeme, olağanüstü hal sırasında kabul edilen kanun hükmünde kararnameler uyarınca yabancı üniversitelerin doktora programlarına kabul edilen başvuranların pasaportlarının iptal edilmesi şeklindeki müdahalenin hukuka uygunluğunu zaten incelemiştir. Mahkeme bu kararında, yargılama süreci boyunca ne kanun hükmünde kararnamelerinde ne de ulusal makamlarca başvuranların hangi terör örgütüyle bağlantılı oldukları ve bu bağlantıların hangi eylemlere dayandıkları konusunda herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtmiş ve özellikle, başvuranların 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ile bağlantılı herhangi bir cezai soruşturmaya tabi tutulmadıklarını kaydetmiştir (kıyaslayınız agy., §§ 120-21). Ayrıca, tartışma konusu hükümler pasaportun iptal edilme koşullarını veya süresini belirtmemektedir (bk. agy., §§ 123 ve 125). Bu unsurlar ışığında Mahkeme, başvuranlara karşı alınan tedbirin yasal dayanağının keyfi uygulamaya karşı koruma sağlamadığını ve bu nedenle “yasalara uygunluk” şartıyla bağdaşmadığını belirtmiştir (bk. agy., §§ 116 ve 125). Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu müdahalenin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamı dahilinde “kanunla öngörülmüş” olmadığını not etmiştir (bk. agy., § 126). Ek olarak Mahkeme, anılan kararda olağanüstü hâlin özel koşullarının tartışma konusu tedbiri kesinlikle gerekli kıldığının söylenemeyeceği kanaatindedir (bk. agy., § 126; ayrıca bk. Pişkin/Türkiye, no. 33399/18, §§ 152, 153 ve 229, 15 Aralık 2020).
34. Mahkeme, kendisine sunulan tüm materyali inceledikten sonra, ilgili olduğu ölçüde, Telek ve Diğerleri davasındaki olgularla karşılaştırılabilir olan mevcut başvurulardaki şikayetin esası hakkında farklı bir sonuca varmaya ikna edici herhangi bir olgu veya argüman bulamamıştır.
35. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.
SÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI36. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 no’lu Protokolün 2. maddesine dayanarak pasaportlarının iptal edilmesinin kabul edildikleri yurt dışı doktora programlarına başlamalarını engellediğini iddia ederek eğitim haklarının ihlal edildiğinden şikayet etmişlerdir.
Kabul Edilebilirlik Hakkında37. Hükümet, Mahkeme içtihatlarında doktora programları veya yurtdışında eğitimin eğitim hakkı kapsamına girdiğine dair bir emsal bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Devletlerin yurtdışında eğitim imkânını garanti altına almalarını şart koşmanın Sözleşme’ye Ek 1 no’lu Protokolün 2. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerinin sınırlarını aşırı derecede genişleteceğini belirmiştir. Bu kapsamda, Hükümet Mahkemeden bu şikayetin Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmaz olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu ilan etmesini talep etmiştir.
38. Başvuranlar, Mahkemenin Telek ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında akademisyenlerin yurtdışında doktora programına başvurma hakkına müdahalenin eğitim hakkı tarafından korunduğuna hükmettiğini ileri sürerek Hükümetin itirazına karşı çıkmıştır.
39. Mahkeme, benzer bir itirazın Telek ve Diğerleri davasında (agy., §§ 132-38) incelenip reddedildiğini belirtmiştir. Mevcut davada, başvuranlar eğitim haklarını kullanarak kabul edildikleri yabancı yükseköğretim kurumlarında doktora çalışmaları yapmak üzere yurtdışına seyahat etme imkânından pasaportlarının ciddi bir süre boyunca iptal edilmesi nedeniyle benzer şekilde mahrum bırakılmıştır (agy., § 138). Bu nedenle, Hükümetin itirazı reddedilmelidir.
40. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas HakkındaTarafların Beyanları41. Başvuranlar, Mahkemenin Telek ve Diğerleri (agy.) davasında başvuranların pasaportlarının iptal edilmesi nedeniyle yabancı üniversitelerde doktora eğitimlerine devam edememelerinin Sözleşme’ye Ek 1 no’lu Protokolün 2. maddesini ihlal ettiği yönünde karar verdiğini ileri sürmüştür. Başvuranlar, mevcut başvuru açısından da bu karardan ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığını değerlendirmiştir.
42. Hükümet, pasaportlarının iptal edildiği tarihte birinci başvuranın doktora programına, ikinci başvuranın ise yüksek lisans programına Türk üniversitelerinde devam ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet başvuranların Türk üniversitelerinde lisansüstü programlara devam edebildikleri göz önüne alındığında, aynı eğitimleri yurtdışında sürdürememelerinin eğitim haklarının özünü ihlal etmediğini savunmuştur. Ayrıca, Hükümet, Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak, yurtdışında doktora eğitimi alamamalarının pasaportlarının iptal edilmesinin dolaylı bir sonucu olduğunu bu nedenle mevcut davada başvuranların eğitim hakkının doğrudan ihlal edilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Hükümet, başvuranların yurtdışındaki üniversitelere kabul edildiklerini gösteren herhangi bir belge sunmadıklarını ileri sürmüştür.
Mahkemenin değerlendirmesi43. Mevcut davanın koşullarıyla benzerlik göstermekte olan, yukarıda bahsedilen Telek ve Diğerleri kararında (agy., §§ 149‑54) Mahkeme, başvuranların yabancı üniversitelerde doktora eğitimine devam edememelerinin eğitim haklarının kısıtlanması anlamına geldiğine hükmetmiştir. Bu davada Mahkeme, başvuranların pasaportlarının geri çekilmesinin hukuki dayanağının keyfiliğe açık olduğu ve yasallık şartıyla bağdaşmadığı yönündeki Sözleşme’nin 8. maddesi ile ilgili sonucun Sözleşme’ye Ek 1 no’lu Protokolün 2. maddesi kapsamındaki şikayete de uygulanması gerektiği görüşündedir. Başvuranların eğitim hakkının kısıtlanmasının ilgili kişiler için öngörülemez olduğu sonucuna varmıştır.
44. Mevcut davanın olgularına geri dönüldüğünde, Mahkeme, birinci başvuranın Georgia State Üniversitesinde doktora programına kabul edildiğini teyit eden 20 Nisan 2018 ve 11 Mayıs 2018 tarihli belgeler sunduğunu ve ikinci başvurucunun Nantes Üniversitesinde bir yıl süreyle doktora programında araştırma görevlisi olacağını teyit eden 28 Mart 2018 tarihli bir sözleşme sunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, kendisine sunulan tüm olguları ve argümanları değerlendirdikten sonra, mevcut davada Telek ve Diğerleri (agy.) davasında ulaştığı yaklaşımdan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir. Başvuranların eğitim hakkının kısıtlanmasının başvuranlar için öngörülemez olduğu sonucuna varmıştır.
45. Buna göre Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 no’lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
46. Her başvuran, 18.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
47. Masraf ve giderlere ilişkin olarak, yerel mahkemeler ve Mahkeme nezdinde yapılan yargılama masrafları için birinci başvuran 2.187,16 Türk Lirası ( ilgili tarihte yaklaşık 292 avro) ve ikinci başvuran 530,95 Türk Lirası (ilgili tarihte yaklaşık 55 avro) talep etmiştir. Bu konuda makbuzların kopyalarını sunmuşlardır. Ayrıca, yerel mahkemeler ve Mahkeme nezdindeki işlemlerdeki avukatlık ücretleri konusunda, birinci başvuran sırasıyla 50.000 Türk Lirası (ilgili tarihte yaklaşık 8.115 avro) ve 1.700 avro talep etmiş, ikinci başvuran ise sırasıyla 39.159 Türk Lirası (ilgili tarihte yaklaşık 6.325 avro) ve 1.400 avro talep etmiştir. Birinci başvuran, kendisi ve bir avukat tarafından imzalanmış, 2 Ağustos 2019 tarihli bir sözleşme sunmuş ve ikinci başvuran ise kendisi ve bir avukat tarafından imzalanmış, 19 Mart 2019 tarihli bir sözleşme sunmuştur.
48. Hükümet bu tazminat taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
49. Mahkeme, başvuranların ihlal tespitiyle tazmin olunamayacak derecede manevi zarara uğradığı görüşündedir. Mahkeme her başvurana, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.600 avro ödenmesine hükmetmiştir.
50. Masraf ve giderlerle ilgili olarak, Mahkeme Sözleşme’nin 41. maddesine göre, bir başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerektiğini hatırlatmıştır (Beeler / İsviçre [BD], no. 78630/12, § 128, 11 Ekim 2022). Mahkeme elindeki belgeleri dikkate alarak, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, her türlü masraf ve giderler için her başvurana 1.000 avronun ödenmesine hükmedilmesinin uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvuruların birleştirilmesine;Başvuruların kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesine;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, her başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 30 Eylül 2025 Salı tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Tim Eicke
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Dava listesi:
No.
Başvuru no.
Dava adı
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Uyruğu
Temsilcisi
1.
58806/18
Gür / Türkiye
22/11/2018
Deniz Ali GÜR
1985
İstanbul
T.C.
Benan MOLU
2.
2153/19
Bedir / Türkiye
21/11/2018
Yasin BEDİR
1989
İstanbul
T.C.
Benan MOLU