© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
DÖRDÜNCÜ DAİRE
GUTSANOVI/BULGARİSTAN
(Başvuru no 34529/10)
KARAR
STRAZBURG
[Alıntı]
15 Ekim 2013
KESİN
15/01/2014
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Gutsanovi/Bulgaristan davasında,
24 Eylül 2013 tarihinde,
Başkan, Ineta Ziemele,
Yargıçlar, Päivi Hirvelä,
George Nicolaou,
Ledi Bianku,
Zdravka Kalaydjieva,
Krzysztof Wojtyczek,
Faris Vehabović,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos’dan müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire), kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Bu davanın temelinde Bulgaristan Cumhuriyeti aleyhine bu devletin dört vatandaşı, Bay Borislav Gutsanov Gutsanov, Bayan Monika Vladimirova Gutsanova et S. ve B. Gutsanovi (“başvuranlar”), tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Mayıs 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru (no 34529/10) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Varna’da avukatlık yapan S. Bachvarova-Zhelyazkova ile Plovdiv’de, « Ekimdzhiev, Boncheva ve Chernicherska » hukuk bürosunda avukatlık yapan M. Ekimdzhiev tarafından temsil edilmişlerdir. Bulgar hükümeti (« hükümet ») kendi görevlisi Bayan N. Nikolova’nın daha sonra yerini alan adalet bakanlığı görevlilerinden Bayan M. Kotseva ve Bay V. Obretenov tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, 31 Mart 2010 tarihinde sabah saatlerinde güvenlik güçlerinin konutlarına düzenledikleri müdahalenin onlar üzerinde aşağılayıcı muamele olarak nitelendirilecek psikolojik travmaya neden olduğunu iddia etmektedirler. (...)
4. 4 Nisan 2011 tarihinde başvuru hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 29 § 1 maddesine dayanarak, Daire, aynı zamanda başvurunun kabul edilebilirliğine ve esasına ilişkin hüküm vermeye karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1967, 1972, 2002 ve 2004 senelerinde doğmuşlardır. Varna’da ikâmet etmektedirler. İlk iki başvuran evli olup, üçüncü ve dördüncü başvuran bu çiftin kızlarıdır.
A. Olayın genel durumu
6. İlk başvuran Bay Borislav Gutsanov, Sosyalist Parti listesinden seçilerek Meclis’e girmiş bir milletvekilidir. Sosyalist Parti merkez yürütme kurulu üyesi olup, aynı partinin bölge şube başkan yardımcısıdır. Olayların gerçekleştiği tarihte, partisinin listesinden seçilmiş olarak Varna belediye meclisi başkanlığı yapmaktadır.
7. Aralık 2009 ile Nisan 2010 tarihleri arasında bulgar iç işleri bakanı farklı suç örgütlerini çökertmek için ülke topraklarında birçok polis operasyonları düzenlemiştir. Bu operasyonlar sırasında, içlerinde politikacı adamların ve kadınların bulunduğu birçok kişi tutuklanmıştır. Bu durum medyada geniş yer bulmuş ve kamuoyunun büyük ilgisini çekmiştir. İçlerinde başbakan ve iç işleri bakanının bulunduğu birçok politikacı gibi savcılar ve emniyet müdürleri de tutuklanmalar ve bunları takip eden ceza soruşturmaları hakkında bilgi vermek için medya tarafından düzenli bir şekilde davet edilmekteydiler.
8. Bu olayları takiben Mahkeme’ye bir seri başvuruda bulunulmuştur (no 26966/10, Maslarova/Bulgaristan ; no 30336/10, Aleksey Petrov (II)/ Bulgaristan ; no 37124/10, Kostadinov/Bulgaristan ; no 44885/10, Tsonev/ Bulgaristan ; no 45773/10, Petrov ve Ivanova/Bulgaristan ; no 55388/10, Stoyanov ve diğerleri/Bulgaristan).
B. Başvuranların konutuna polis müdahalesi
9. 30 Ekim 2009 tarihinde, Sofya Cumhuriyet Başsavcılığı Varna’da belediyeye ait bir toplu taşıma şirketine ciddi zarar veren zimmet ve kamu görevini kötüye kullanmak suçlarını işlemiş olan kişi veya kişilere karşı soruşturma başlatmıştır. Sözkonusu olaylar 2003 ve 2007 yıllarında gerçekleşmiştir. 8 Şubat 2010 tarihinde, başsavcı, soruşturmanın Varna bölge savcılığının yönetiminde ve idaresinde aynı şehrin polisi tarafında gerçekletirilmesi gerektiğinden ilgili soruşturma dosyasını Varna bölge savcılığına gönderilmesini emretmiştir.
10. Bu ceza soruşturması kapsamında 31 Mart 2010 tarihinde sabah 6h30’a doğru bir polis ekibi başvuranların konutuna girmiş, Bay Gutsanov’u tutuklamaya ve konutu aramaya girişmiştir. Bu polis müdahalesini çevreleyen olaylara başvuranlar tarafından itiraz edilmiştir.
1. Başvuranların versiyonu
11. 31 Mart 2010 sabahın erken saatlerinde, Bay ve Bayan Gutsanovi Varna’daki evlerinin ikinci katındaki odalarında, iki kızları da bir aşağı kattaki odalarında uyumaktaydılar. Aile konutu kamera sistemi ile donatılmış olup, evin girişinde D.P adlı bir gece bekçisi bulunmaktaydı.
12. Saat 06.30’a doğru D.P. güvenlik kamerasından iki veya üç polis arabasının sessiz bir şekilde, farları kapalı olarak giriş kapısının önünden geçtiklerini ve biraz ötede park ettiklerini görmüştür.
13. Biraz sonra, bir grup polis konutun girişine gelip kapının derhal açılmasını isteyerek onu gürültülü bir şeklide çalmaya başlamışlardır. D.P. güvenlik odasından aşağı inerek giriş kapısını açmıştır. Kapıyı açtığında sivil giyimli iki, polis üniformalı dört veya beş polis ile iç işleri bakanlığına bağlı özel komando ekibinden maskeli dört veya beş kişiden oluşan bir grup ile karşılaşmıştır. D.P. polis tarafından kelepçelenerek etkisiz hale getirilmiştir. Kendisine ev sahiplerinin evde olup olmadıkları sorulmuştur. Polislere onların evde olduklarını söyledikten sonra evde iki küçük çocuğun olduğunu hatırlatmıştır. Ondan evin giriş kapısını açması istenmiştir. Ancak, anahtarların kendisinde olmadığını açıklamıştır.
14. Polisler evin kapısına « Polis ! Açın kapıyı ! » şeklinde bağırarak yönelmişlerdir. Bazı polis memurları kapıyı bazı aletlerin (koçbaşı, manivela levye) yardımıyla açmaya koyulmuşlardır. D.P.’nın tanıklığına göre polisler kapıyı beş ile on dakika gibi bir sürede açmayı başarmışlar ve evin merdivenlerine ulaşmışlardır.
15. Bay ve Bayan Gutsanovi bağırma ve kapıya vurulan tekmelerin sesleriyle aniden uyandıklarını belirtmişlerdir. Hemen aşağı kata inmiş, kızlarını alıp, evin ikinci katındaki yatak odalarına götürmüşlerdir.
16. Bay Gutsanov daha sonra olup bitenin ne olduğunu tam olarak görüp anlayabilemek için odadan çıktığını belirtmiştir. O sırada, merdivenleri « Çıkın ortaya » ve « Biz polisiz » şeklinde bağırarak merdivenleri çıkan birçok insanın sesini duymuştur. Bunun üzerine hemen ikinci kattaki yatak odasına eşinin ve çocuklarının yanına dönmüştür. Kısa bir süre içerisinde maskeli ve silahlı polisler çiftin yatak odasına girmişler, üzerinde el feneri bulunan silahlarını « Polis ! Kımıldamayın ! şeklinde bağırarak Bay Gutsanov’un, eşinin ve iki kızlarının üzerine doğrultmuşlardır. Bay Gutsanov’u duvara dayamışlar ve daha sonra aşağı kata indirip, dizlerinin üzerine çökertip kelepçelemişlerdir.
17. Bay ve Bayan Gutsanovi’nin açıklamalarına göre anne ve babalarının yatağında olan iki kız korkudan bağırıp ağlamışlardır. Polisler, Bayan Gutsanova’ya kızlarının başını yorganın altına sokmasını emretmişlerdir. O da söyleneni yapmıştır.
18. Bir süre sonra Bay Gutsanov’a ikinci kata çıkıp giyinmesine izin verilmiştir.
19. Saat 07.30’da, evin soförü ve çocukların bakıcısı olay mahaline gelip iki kızı okula götürmüşlerdir. Okuldan sonra S. ve B. teyzelerine giderek geceyi orada geçirmişlerdir.
20. Olaylara dair kendi anlatımlarını destekleyebilmek için başvuranlar Mahkeme’ye birçok belge sunmuşlardır : Bay Gutsanov’un el yazısı ile yazılmış üzerinde tarih olmayan bir açıklama ; Bayan Gutsanova tarafından imzalanmış, 7 Nisan 2010 tarihli açıklama ; gece bekçisi D.P. tarafından imzalanmış ve elle yazılmış 8 Nisan 2010 tarihli açıklama ; ailenin özel şoförünün imzasını taşıyan Nisan 2010 tarihli el yazısı ile yazılmış açıklama. Başvuranlar ayrıca Varna meteoroloji servisinden dava konusu olan gün güneşin saat 06.52’de doğduğunu ve tan vaktinin 31 dakika sürdüğünü açıklayan bir belge ile Bayan Gutsanova’nın « Galeria » haftalık dergisine verdiği ve 8 Nisan 2010 tarihinde yayınlanan röportajının bir kopyasını Mahkeme’ye sunmuşlardır.
21. Başvuranlar ayrıca 11 Nisan 2010 tarihinde özel televizyon kanalı olan « Skat » tarafından yayınlanan « Afera » televizyon programının video kaydını göndermişlerdir. Bu programda Bayan Gutsanova ile yapılan bir röportaj ile 31 Mart 2010 sabahı başvuranların konutlarındaki güvenlik kameraları tarafından kaydedilen görüntülere yer verilmiştir. Bu görüntülerin ilk bölümünde iki hafif araç ile bir polis minibüsünün başvuranların evlerinin önünden geçtiği görülmektedir. İkinci bölümde üniformalı bir polis memurunun evin demir giriş kapısına vurduğunu ve kapının açıldığı görülmektedir. Üçüncü bölümde bahçeyi tetkik eden üzerinde fener bulunan makineli tüfekleri olan siyah kıyafetli özel timden iki polis ile kapıda beliren sivil kıyafetli bir adam tespit edilmektedir. Bu adam diğer iki özel görevli ile evin içerisine girer. Dördüncü görüntü eve doğru yönelen iki özel görevliyi ve onların gerisinde kalan biri polis üniformalı diğeri sivil kıyafetli olan iki adamı göstermektedir. Bu iki kişinin ellerini evin üst katlarına doğru kaldırdıkları görülmektedir. Bir başka görüntü yapılan bir röportaj sırasında polisin kilidi kırmasından sonra evin camekânlı kapısının halini göstermektedir. Kapının camları sağlam, tokmağı, kilidi koparılmıştır.
2. Hükümetin versiyonu
22. 30 Mart 2010 tarihinde Varna organize suçlar bölge şube müdürlüğü ve bölge savcılığı Varna’da belediyeye ait bir toplu taşıma şirketine ait kamu mallarını zimmete geçirme şuçu ile ilgili açılan ceza davası çerçevesinde bir müdahale planı hazırlamıştır (yukarıdaki 9. paragrafa bakınız). Bu plan, içlerinde Bay Gustanov’un da bulunduğu sözkonusu şuçları işlediklerinden şüphe edilen beş kişinin yakalanmasını ve bunların evlerinde arama yapılmasını öngörmekteydi. Müdahalelerin ertesi gün, yani 31 Mart 2010 tarihinde, maskeli ve silahlı özel polislerden, üniformalı polislerden ve soruşturmayı yürüten görevlilerden oluşan beş ekip tarafından aynı anda gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır.
23. Polis operasyonun olduğu gün, saat 05.30’da başvuranların konutuna müdahale edecek olan ekip üstlerinden müdahale hakkında talimatlar almıştır. Polisler Bay Gutsanov’un evinde yasal olarak Glock marka, 17 C model silah bulundurduğu konusunda uyarılmışlardır.
24. 31 Mart 2010 tarihinde saat 06.30’da, sivil giyimli polislerden, üniformalı iki ve siyah giyimli ve üzerinde « polis » yazan kurşun geçirmez yelek yaşıyan dört özel polisten oluşan müdahale ekibi başvuranların konutuna ulaşmıştır. Konutun demir kapısına vurmuşlardır. Kapı konutun bekçisi olarak kendini tanıtan bir adam tarafından açılmıştır. Bu kişi evin anahtarlarının kendisinde olmadığını, evde sadece Bay Gutsanov’un, eşinin ve iki çocuklarının bulunduğunu söylemiştir. Bunun üzerine, iki özel polis evin etrafını diğer çıkışların güvenliğini sağlamak için dolanmış ve diğer ikisi evin giriş kapısına yönelip kapıya vurarak « Polis, kapıyı açın » diyerek bağırmıştır. Üniformalı polisler giriş kapısının önündeki bahçede kalmışlardır.
25. Beş dakikanın sonunda polisler evin geniş pencelerinde bir erkeğin gölgesini fark etmişler, « Polis, aşağı inin ! Kapıyı açın ! diyerek bağırmışlardır. Bay Gutsanov iki defa pencereden kendini göstermiş ancak aşağı inmemiştir. Özel polisler giriş kapısını zorlayarak eve girmişlerdir. Polislerden biri Bay Gutsanov’u merdiven boşluğunda görmüş ve ona doğru « Polis ! Ellerini göster ! Yavaşça yaklaş ! diyerek bağırmıştır. Başvuran emirlere itaat etmek yerine üst kata doğru kaçmıştır. Polisler onu « Polis ! Dur ! » şeklinde bağırarak takip etmişlerdir. Başvuran ikinci kattaki bir kapıdan girmiştir. Polisler bu kapıya yaklaştıklarında başvuranın, içeride karısının ve çocuklarının bulunduğu yatak odasına girmiş olduğunu görmüşlerdir. Bu esnada, başvuran odadan çıkmış ve kendisine kelepçe takılmıştır. Kendisi polislerden giyinmek için izin istemiş ve maskeli polislerden biri onu aynı odaya götürmüştür.
26. Operasyonun hiçbir anından polisler Bayan Gutsanova’ya veya iki kızlarına söz söylememişlerdir. Yatak odasına giren polis ateşli bir silah taşımamaktaydı. Sadece « Taser » markalı elektirik şok silahı taşımaktaydı. Polis, odada Bay Gutsanov’un giyinebilmesi için gerekli süre boyunca kalmış ve sonra birlikte odadan ayrılmışlardır. Başvuran diğer polis memurlarına teslim edildikten sonra özel polisler hemen olay mahalini terk etmişlerdir.
27. Hükümet kendi versiyonunu desteklemek için aşağıdaki belgeleri Mahkeme’ye sunmuştur : sözkonusu operasyonun eylem planı, İç işleri bakanlığı bölge müdürlüğünün raporu, operasyona katılan hatta aralarında bu özel müdahale ekibinin komutanının da bulunduğu, bakanlık görevlilerinin hazırladığı üç rapor, bir hakim tarafından onaylanmış arama tutanağı ve 7 Nisan 2010 tarihli Varna bölge savcılığının iki emri. Hükümet yazılı basında yayımlanmış olan başvuranların evinin resimlerini sunmuştur. Gerçekten de evin bahçeye bakan camlı bir cephesi bulunmaktadır.
C. Konutlarına yapılan müdahele sonrası başvuranların psikolojik durumları
28. Bayan Gutsanova küçük kızı B.’nin kekelediği, bir yıldır bir logopedist tarafından takip edildiğini ve kekelemeye 31 Mart 2010 tarihindeki olaylar sonrası başladığını bildirmiştir.
29. Çiftin büyük kızları S.’nin okuldaki öğretmeni yaptığı açıklamada S.’nin 31 Mart 2010 tarihinde görünür şekilde stresli ve alışılmadık şekilde sessiz olduğunu açıklamıştır. Aynı günün öğleden sonrası yeğenini alan Bay Gutsanov’un kız kardeşi çocuğun endişeli olduğunu gözlemlemiştir. Aynı gün birkaç defa evlerinde olanlardan bahsetmiştir. O günden sonra nerede polis ile karşılaşsa onlardan korkmaktadır.
30. 12 Nisan 2010 tarihinde Bay ve Bayan Gutsanovi’nin iki kızı muayene eden psikiyatr 31 Mart 2010 tarihinde yaşanan olaylara ilişkin hatıraların bu iki çocukta anksiyeteye ilişkin tepkiler yarattığını, bunun büyük kızda kendini endişe, çiftin küçük kızlarında ise ağlama krizleri şeklinde kendini gösterdiğini belirtmiştir. Psikiyatr çocuklarda başka komplikasyonlar tespit etmemiştir.
31. 31 Mart 2010 tarihli olaylardan sonra Bayan Gutsanova iki defa psikiyatra gitmiştir. Uykusuzluktan, anksiyeteden şikayet ettiğini ve anksiyolitik ilaçlar kullandığını belirtmiştir.
(...)
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI
(...)
D. Devletin zararlardan dolayı sorumluluğu
67. Devletin ve belediyelerin sorumluluğu hakkındaki yasanın 1. maddesinin ilk fıkrası bireylerin devlet ve belediye organlarının veya memurlarının idari görevlerinin ifası sırasındaki yasadışı kararları, eylemleri veya ihmallerinden doğan zararlarına karşı bir tazminat elde edebilmelerini sağlamaktadır. Bulgar yargıtayının içtihadına göre bir ceza davası çerçevesinde savcıların ve soruşturmayı yürüten organların yaptıkları eylemler idari görev dahilinde sayılmadığı için sözkonusu yasanın hükümlerinin uygulama alanı dışında kalmaktadır. (Решение № 615 от 10 юли 2001 г. на ВКС по гр. д. № 1814/2000 г.; Тълкувателно решение № 3 от 22 април 2004 г. на ВКС по тълк. д. № 3/2004 г., ОСГК). Aynı yasanın 2. maddesinin olayların gerçekleştiği dönemdeki düzenlemesi, ceza soruşturması organlarının, savcılığın ve mahkemelerin sorumluluklarını şu durumlarda öngörmekteydi : yasadışı tutuklama ; soruşturmadan vazgeçilmesinden veya beraat kararından sonra suçlama veya mahkum etme ; yasadışı olmalarından dolayı haklarında verilmiş olan kararların iptal edilmiş olmasına rağmen tıbbi gerekçeyle kapalı tutulmanın veya mahkeme tarafından diğer zorlayıcı tedbirlerin uygulatılmasının devam etmesi ; yasal süreyi veya belirlenen miktarı aşacak şekilde bir cezanın infaz edilmesi (aynı şekilde bakınız Iliya Stefanov/Bulgaristan, no 65755/01, §§ 28 et 29, 22 Mayıs 2008 ; Kandjov/Bulgaristan, no 68294/01, §§ 35-39, 6 Kasım 2008, ve Botchev/Bulgaristan, no 73481/01, §§ 37-39, 13 Kasım 2008).
(...)
HUKUK
(...)
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
77. Başvuranlar konutlarına yapılan polis müdahalesinin onları Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayacak muamelelere maruz bıraktığını savunmaktadırlar :
« Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz ».
78. Başvuranlar, polis müdahelesinin güneş doğmadan, maskeli ve ağır silahlı polisler tarafından evin kapısının kırılarak ve silahlarını onların üzerlerine doğrultarak, Bay Gutsanov’u dizleri üzerinde kelepçeleyerek gerçekleştirilme şeklinin onları aşağılayıcı muamele sayılabilecek ağır bir psikolojik sınamadan geçirmiş olmasından şikâyet etmektedirler.
79. 6 Ocak 2012 tarihli yazılı görüşlerinde başvuranlar, ayrıca, 31 Mart 2010 tarihinde yapılan polis müdahalesi sırasında yaşadıkları kötü muamele üzerine herhangi bir ceza soruşturması yapılmaması hakkında şikâyette bulunmaktadırlar.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. 31 Mart 2010 tarihli polis müdahalesi hakkındaki şikâyet
a) Hükümetin görüşleri
80. Hükümet bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmemiş, altı aylık başvuru süresine riayet edilmemiş, prematüre olmasından ve başvuranların mağdur sıfatının olmamasından dolayı reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.
81. Öncelikle, Bay Gutsanov’a karşı açılmış olan ceza davasının halen devam ettiğini tespit edip 3. madde ile ilgili şikâyetin prematüre olduğunu gözlemlemektedir.
82. Hükümete göre başvuranlar iddia ettikleri onur kırıcı muamelelerle ilgili şikayetlerini yetkili makamlar önünde ileri sürmemişlerdir. Devletin sorumluluğu hakkındaki yasanın 2. maddesinin imkân tanıdığı tazminat davasını bile açmamışlardır. Bu durumda, iç hukukta etkili ve uygun olan başvuru yollarını tüketmemişlerdir.
83. Hükümet, 7 Nisan 2010 tarihli kararı ile Varna bölge savcısının başvuranların konutuna giren polis memurlarına karşı eylemlerinin suç teşkil etmemesinden dolayı ceza soruşturması başlatmayı reddettiğini tespit etmiştir. Hükümet aynı şekilde, bu eylemin hiçbir şekilde başvuranların ne haysiyetlerine ne de onlara manevi olarak zarar vermeyi hedeflemediğini ve böylece, bunun Sözleşmenin 3. maddesi ile çatışan bir muamele şekli olarak yorumlanamayacağını savunmaktadır. Bu itibarla, hükümete göre başvuranlar bu maddenin koruduğu hakların ihlalinden dolayı mağdur sayılamayacaklardır.
b) Başvuran tarafın görüşleri
84. Başvuranlar 31 Mart 2010 tarihinde konutlarına giren polislere karşı şikâyette bulunmadıklarının aksini iddia etmemektedirler. Ancak, iki sebepten dolayı böyle bir başvurunun açıkça etkisiz olacağını savunmaktadırlar. İlk olarak, Bulgar Ceza Kanunun hiçbir maddesi başkasına karşı psikolojik baskıdan kaynaklanan onur kırıcı muamelede bulunmayı suç olarak cezalandırmamaktadır. İkinci olarak, Mahkeme’nin ulusal polis teşkilatına bağlı özel polislerinin müdahalesi ile ilgili birçok dava serisinde tespit edeceği gibi yetkililerin bu polislerin kimliklerini açıklamayı sistematik bir şekilde reddetmesi onlara karşı başlatılacak tüm ceza soruşturmalarını etkisiz kılmaktadır.
85. Olayda bölge savcısının takipsizlik kararı vermesi yapılacak şikâyetin etkisiz olduğunu onaylamaktadır. Savcı, polislere karşı ceza soruşturmasını açmama kararını, dosyanın açılmasından çok kısa bir süre sonra, sadece polis memurlarından sağlanan iki rapora dayanarak, başka hiçbir delil toplamadan ve başka bir tanık dinlemeden vermiştir. Başvuranlar bu karardan haberdar edilmedikleri gibi soruşturmaya katılabilmeleri için gerekli olan tüm imkânlardan mahrum edilmişlerdir.
86. Devletin sorumluluğu yasası çerçevesinde açabilecekleri tazminat davası ile ilgili olarak başvuranlar kendi durumlarında böyle bir davanın diğerinden çok daha fazla etkili bir iç hukuk yolu olduğunu düşünmemektedirler. Yargı makamlarının içtihadı gereğince, idari bir eylemden kaynaklanan zararların tazmini konusunda devletin sorumlu tutulmasını sağlayan sözkonusu yasanın 1. maddesi polis memurlarının bir ceza davası sırasında soruşturmaya dair tedbirlerin icrasından kaynaklanan eylemlerine uygulanmamaktadır. Çünkü, bu eylemler idari görevlerin icrasına değil yargısal bir sürece bağlıdırlar. Ayrıca, 2005 yılında yüksek mahkeme tarafından verilen bağlayıcı yorumsal kararda polis gibi idari organların yargı erkine bağlı organlar tarafından verilen tedbirleri icra ettikleri durumlarda devletin sorumluluğu hakkındaki yasanın 2. maddesine dayanarak devletin sorumluluğuna ilişkin davanın ancak söz konusu yargı organlarına karşı açılabileceği belirtilmiştir. Ancak, bu hüküm sınırlı sayıdaki durumlarda zararın tazminini sağlamaktadır ve bu durumlardan birisi olayda Bay Gutsanov’un beraat etmesi, hatta ona karşı açılan soruşturmandan vazgeçilmesidir. Bununla birlikte, 31 Mart 2010 tarihli operasyona katılan polis memurlarının olayların tek şahitleri olmaları nedeniyle başvuranlar için iddialarını ispatlamak zor olacaktır.
c) Mahkemenin değerlendirmesi
87. Mahkeme, öncelikle hükümetin, Sözleşme’nin 3. maddesi ile ilgili şikâyete karşı birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürdüğünü gözlemlemiştir. Tarafların ortaya koydukları iddiaları gözönünde tutarak Mahkeme, altı aylık süreye riayet etme ve davanın prematüre durumda olması ile ilgili sorunların hükümet tarafından ortaya atılan iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması itirazı ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu varsaymaktadır. Bu durumda, ilk olarak olayda iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına riayet edilip edilmediğinin belirlenmesinin uygun olacağını öngörmektedir.
i. İç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazı
88. Mahkeme Sözleşme’nin 35 § 1 maddesine göre iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra kendisine başvurulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu yolların hem teoride hem de pratikte yeterli bir dereceye kadar var olması gerekmektedir. Aksi takdirde bu yollar istenen etkililikten ve ulaşılabilirlikten yoksun olurlar (bakınız birçokları gibi, Salman/Turkiye [BD], no 21986/93, § 81, AIHM 2000‑VII, ve İlhan/Turkiye [BD], no 22277/93, § 58, AIHM 2000‑VII).
89. Olayların gerçekleştirildiği tarihte hem teoride hem de pratikte ileri sürdüğü hukuk yolunun etkili ve ulaşılabilir olduğu konusunda Mahkemeyi ikna etmek iç hukuk yollarının tüketilmediğine itiraz eden hükümete düşmektedir. Fakat, bunlar kanıtlandığında, başvuran, hükümetin öne sürdüğü hukuk yolunun gerçekten tüketildiğini ya da kimi nedenlerden ötürü yetersiz ve etkisiz olduğunu veya bu yolu tüketme zorunluluğundan onu muaf tutan özel koşulların varlığını kanıtlaması gerekecektir (Akdivar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 68, Hüküm ve karar raporları 1996‑IV).
90. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre bulgar hukukunda polis memurları tarafından yapılan insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleleri telafi etmek için normal şartlarda uygun olan hukuk yolu ceza soruşturma organlarına karşı yapılacak şikâyettir (bakınız, diğer birçok karar arasından, Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 86, Rapor 1998‑VIII ; Osman ve Osman/Bulgaristan (karar), no 43233/98, 6 Mayıs 2004, ve Kemerov c. Bulgarie (karar), no 44041/98, 2 Eylül 2004). Başvuranlar mevcut davada savcılık nezdinde 31 Mart 2010 sabahı konutlarına giren polislere karşı bu tip bir şikâyette bulunmamışlardır. Bulgar Ceza Hukuku’ndaki boşlukları ve maruz kaldıkları kötü muamelenin şeklini göz önününde bulundururak savcılığa yapacakları şikâyetin kendi durumlarında etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceğini savunmaktadırlar (bakınız yukarıdaki 84. paragraf).
91. Mahkeme, Hristovi/Bulgaristan, no 42697/05, § 95, 11 Ekim 2011 kararında, Bulgar Ceza Hukuku’nda psikolojik olarak ızdırap duyulmasına sebep olan muamelelerin ele alınış biçimini endişe ile gözlemlediğini hatırlatmaktadır. Özellikle, ölüm tehditleri gibi çok özel durumlar hariç, Bulgar Ceza Kanunu polis memurlarının tutuklama, arama ve el koyma gibi saldırgan tavırlarda yürütülen operasyonlar çerçevesinde meydana gelen bu tür ızdıraplara yol açan davranışlarını suç olarak kabul etmemektedir. Örneğin, şikâyetçi polis tarafından fiziksel bir saldırıya maruz kalmadığı sürece yetkililer iddia edilen eylemlere karşı soruşturma başlatmamaktadırlar. Mahkeme, iç hukuktaki bu boşluğun, psikolojik travmalara yol açmış olan kişilerin cezai sorumluluklarını doğuracak tüm soruşturmalardan kaçmalarına izin verdiğini tespit etmiştir.
92. Başvuranlar, özellikle, ilgili olayda 31 Mart 2010 sabahı yürütülen polis operasyonunun yol açtığı ciddi psikolojik etkilerden şikâyet etmektedirler. Polis tarafından fiziksel olarak saldırıya uğradıklarını iddia etmemektedirler. Bu durumda, başvuranların ilgili polisler hakkında şikâyette bulunmaları halinde, daha önce adı geçen Hristovi davasında Mahkeme’nin tespit ettiği aynı yasal boşluk nedeniyle, savcının onlar hakkında soruşturma başlatmayı red kararıyla karşılacakları anlaşılmaktadır. Yani polis tarafından gerçekleştirilen fiziksel şiddete karşı etkili ve uygun olan bu cezai hukuk yolu, başvuranların şikâyet konusu olan durumda sonuçsuz kalacaktır. Bu durumda Mahkeme başvuranları söz konusu polis operasyonuna katılmış olan polis memurlarına karşı savcılık nezdinde şikâyette bulunmamış olmalarından dolayı suçlayamaz.
93. Mahkeme daha sonra Mirosław Garlicki/Polonya, no 36921/07, § 77, 14 Haziran 2011 tarihli kararında, sağlık, özgürlük, onur ve insalık haysiyeti hakları gibi sübjektif haklarının ihlaline karşı açılacak olan Polonya mevzuatında öngörülen hukuki tazminat davasının, başvuranın özellikle maskeli polis memurları tarafından büyük bir halk kitlesinin önünde tutuklanması ve bunun büyük ölçüde medyatikleşmesi sebebiyle yaşadığı ağır psikolojik etkiler sözkonusu olduğunda 3. maddenin ihlalini telafi etmesi için uygun bir hukuk yolu olduğunu kabul ettiğini hatırlatmıştır. Başvuranların aynı zamanda, ilgili olayda hedefi oldukları polis eyleminin psikolojik etkilerinden şikâyet ettiklerini gözlemlemektedir. Hükümet başvuranların devletin ve belediyelerin sorumlulukları hakkındaki yasanın öngördüğü tazminat davasını açabileceklerini belirtmiştir (bakınız yukarıdaki 82. paragraf). Ancak Mahkeme, başvuranın başvurabileceği etkili bir çok hukuk yolunun bulunduğu yukarıdaki bahsedilen Mirosław Garlicki davasından, §§ 77 ve 78, farklı olarak, bu davadaki dört başvurucunun sözkonusu Bulgar yasasının 1. veya 2. maddeleri çerçevesinde açacakları tazminat davasının aşağıda sunulan sebepler nedeniyle başarıya ulaşma şansının olmayacağını düşünmektedir.
94. Mahkeme, bu konuyla ilgili olarak devletin sorumluluğu hakkındaki yasanın 1. maddesinin kişilere devlet organlarının ve memurlarının idari görevlerinin icrası çerçevesinde kalan yaşadışı kararları, eylem veya ihmalleri sebebiyle devletin cezai sorumluluğunu ortaya koyabilme imkânı verdiğini hatırlatmaktadır. Bulgar yüksek yargı organlarının yerleşik içtihadına göre bir ceza davası çerçevesinde ceza soruşturması yetkililerinin eylemleri onların idari görevlerinin icrasından olmayıp sözkonusu yasanın 1. maddesinin uygulama alanına girmemektedir (bakınız yukarıdaki 67. paragraf ve Iliya Stefanov[1] davası, (...), § 28). Mahkeme, başvuranların konutuna yapılan polis müdahalesinin ceza davası çerçevesinde yapıldığını ve Bay Gutsanov’un tutuklanmasını ve evinde delillerin araştırılmasını hedeflediğini gözlemlemiştir. Öyleyse, yerel mahkemelerin içtihadına göre bu eylem söz konusu dava sürecinde soruşturma tedbirlerine bağlı olup, bahsedilen yasanın 1. maddesi çerçevesinde devletin cezaî sorumluluğunu doğuracak nitelikte değildir.
95. Mahkeme, olayın koşullarında, aynı yasanın 2. maddesinin ancak bazı durumlarda uygulanabileceğini gözlemlemiştir. Bu durumlar, Bay Gutsanov’un tutuklanmasının yasadışı olduğunun tespit edilmesi, ona karşı yürütülen ceza soruşturmasından vazgeçilmesi, hatta temyiz veya birinci derece yargı makamlarınca beraatine karar verilmesidir (bakınız yukarıdaki 67. paragraf). Ancak Mahkeme, Bay Gutsanov’un serbest bırakılması konusunda başvurulan mahkemelerin tutukluluğunun iç hukuka göre yasal olduğuna karar verdiklerini (...) ve başvurandan alınan son haberlere göre tartışma konusu olan ceza soruşturmasının halen ön soruşturma aşamasında devam ettiğini tespit etmiştir. Bu koşullarda, devletin sorumluluğu hakkındaki yasanın 2. maddesine dayanarak açılmış bir dava, bu maddenin olayların gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan haliyle başarızlığa uğramaya mahkumdur.
96. Mahkeme ayrıca, Bay Gutsanov’a karşı açılmış olan ceza soruşturmasından vazgeçilmiş veya onun beraat etmiş olması durumunda bile ilgili yasanın 2. maddesi uyarınca açılacak bir davanın onun insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere maruz kalmama hakkının ihlâlinin açıkça veya dolaylı olarak tanınması anlamına gelmeyeceğini belirtmektedir : Böyle bir davanın konusu olan zarar verici olay, sonradan ceza soruşturmasından vazgeçilmiş veya sanığın beraat etmiş olduğu şu veya bu suç ilgili olarak yapılmış olan suçlama olacaktır. Bu durumda, ulusal mahkemeler tarafından olayların incelenmesi salt şekli tespitlerle sınırlı kalacak ve başvuranların, polis tarafından kullanılan araçların müdahalenin amacına oranla gerekliliğine ve güvenlik güçleri tarafından yapılan operasyonun dört başvuran üzerindeki zararlı psikolojik etkilerine ilişkin şikâyetlerinin özüne bile odaklanılmayacaktır.
97. Özetle Mahkeme, iç hukuktaki boşluklar nedeniyle savunmacı ne hükümet tarafından ileri sürülen ceza davasına ilişkin şikâyetin ne de devlete karşı tazminat davasının olayda yeterli derecede etkili bir hukuk yolu olduğunu kabul etmektedir : Ceza davası Bulgar hukukunda psikolojik ızdırap çektirmeyi cezalandıran hükümlerin olmamasından dolayı (bakınız yukarıdaki 90-92. paragraflar) başarısız olmaya mahkumdur. Devlete karşı tazminat davası ise iç hukuk mahkemelerinin böyle bir dava çerçevesinde yapacakları incelemenin içeriğinin sınırlı olmasından dolayı (bakınız yukarıdaki 94-96. paragraflar) etkin bir hukuk yolu olma konusunda eksik kalmaktadır. Hükümet başvuranlara Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini telafi etmelerini sağlayacak başka hiç bir hukuk yolu ileri sürmemiştir. Yukarıda belirtilen tüm unsurları ve iddiaları dikkate alarak, Mahkeme hükümetin ileri sürdüğü iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddedilmesinin uygun olacağını belirtmiştir.
ii. Diğer kabul edilebilirlik şartlarına uygunluk
98. Hükümet aynı zamanda Bay Gutsanov’a karşı açılmış olan ön soruşturmanın halen devam ediyor olmasından dolayı Sözleşme’nin 3. maddesi ile ilgili şikâyetin prematüre olduğunu savunmaktadır. Mahkeme hükümetin atıfta bulunduğu ceza davası ile başvuranların şikâyetleri arasında direk hiçbir bağ görmemektedir : bu ceza davası devlet memurlarının başvuranların vücut bütünlüklerine veya haysiyetlerine saygı duyup duymadıklarını ortaya koymak için değil, Bay Gutsanov’un organize suç örgütüne üye olup olmadığını veya Varna belediye meclisinin başkanı olarak icra ettiği görevlere bağlı farklı suçları işleyip işlemediğini incelemek için açılmıştır (...).
99. Hükümetin başvurana devletin sorumluluğu hakkındaki yasanın 2. maddesi sayesinde tazminat davası açabilme imkanı tanıyacak şekilde (bakınız yukarıdaki 95. paragraf) ceza soruşturmasından vazgeçilmesini veya Bay Gutsanov’un beraat etmesini öngördüğü varsaysak bile, Mahkeme bu tür bir davanın başvuranların konutlarında yürütülen polis operasyonu sırasında uğradıkları insalık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmama haklarının ihlâl edildiğini tespit etmeyi sağlayamayacağını hatırlatmaktadır (bakınız yukarıdaki 96. paragraf). Bu iddialar karşısında Mahkeme başvuranları Bay Gutsanov’a karşı yürütülen ceza davası bitmeden kendisine başvurduklarından dolayı suçlayamaz. Bu durumda, mevcut şikâyet prematüre olmayıp, hükümetin bu konuda yaptığı itirazın reddedilmesi uygundur.
100. Hükümet ayrıca başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süreye riayet etmediklerini savunmaktadır. Mahkeme 6 aylık süre kuralının sıkı sıkıya iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı ile bağlı olduğunu hatırlatır. Gerçekten altı aylık süre iç hukuk yollarının tüketilmesi sorusu bakımından kesin olarak kabul edilen karardan itibaren işlemeye başlar (bakınız, diğerleri arasında, Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (karar), no 46477/99, 7 Haziran 2001). Ancak, iç hukukta uygun hukuk yollarının olmaması halinde, altı aylık süre prensipte suç sayılan olayların meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar (Gongadzé/Ukranya, no 34056/02, § 155, AIHM 2005‑XI).
101. Mahkeme, hükümetin yaptığı iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını incelerken onun tarafından ileri sürülmüş hiçbir hukuk yolunun Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde aranan etkililik gerekliliğini tatmin etmediğini tespit etmiştir. Böylelikle, mevcut olayda altı aylılk süre 3. maddeden ileri gelen şikâyetin kaynaklandığı olayların tarihi yani 31 Mart 2010 olarak tespit edilmelidir. Başvuranlar başvurularını 21 Mayıs 2010 tarihinde yapmışlardır. Mahkeme bu durumda başvuru süresine uyulduğunu tespit etmiştir. Bu konuda yapılan kabul edilemezlik itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
102. Hükümet son olarak başvuranların 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalmadıklarını savunarak mağdur sıfatına sahip olmadıklarını iddia etmektedir. Mahkeme bunun Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin içeriği ile birlikte incelenmesi gereken bir itiraz olarak değerlendirmiştir. Bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli olmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Olaylar hakkında bir ceza soruşturmasının yapılmamasına ilişkin şikâyet
103. Mahkeme başvuranların 6 ocak 2012 tarihli yazılı görüşlerinde bu şikâyeti ileri sürdüklerini gözlemlemiştir. Ancak, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi ile ilgili olarak maddi açıdan şikâyetin kabul edilebilirliğini incelerken, olaylar hakkında bir soruşturmanın açılmasını hedefleyen her tür şikâyetin iç hukukta polis memurlarının psikolojik ızdıraba sebep olan davranışlarını cezalandıracak yasal bir hükmün olmamasından dolayı (bakınız yukarıdaki 92. paragraf) hemen başarısızlığa mahkum olacağını tespit etmiştir. Bu tespit ayrıca başvuranlar tarafından da savunulmuştur (bakınız yukarıdaki 84. paragraf).
104. Mahkeme, yerleşik içtihadına göre, kendisine başvulması gereken altı aylık süresinin başlangıç noktasının uygun iç hukuk yollarının bulunmaması halinde şikâyet konusu olayların tarihi olduğunu hatırlatmaktadır (bakınız yukarıdaki 100. paragraf). Bu durumda, mevcut olayda, 3. maddenin usul yönünden ihlaline ilişkin başvurunun yapılması gereken tarih 31 Mart 2010’dan itibaren başlamaktadır. Ancak, başvuranlar bu şikâyeti bir yıl ve dokuz ay sonra yapmışlardır. Bu durumda bu şikâyet geç yapılmış olup, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların tutumları
a) Başvuranlar
105. Başvuranlar konutlarına yapılan polis operasyonunun icra ediliş şeklinin Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyumlu olmadığını savunmaktadırlar. 31 Mart 2010 tarihinde, günün ağarmasından önce, maskeli ve ağır silahlı bir grup polisin daha önceden alınmış izinleri olmadan kapıyı kırmak suretiyle evlerine girmişlerdir. Özel polisler Bay ve Bayan Gutsanovi’nin yatak odasına girip silahlarını çiftin küçük kızlarının üzerlerine doğrultmuşlardır. Saygıdeğer ve etkili bir politikacı olan Bay Gutsanov, dizlerinin üzerine çöktürülerek kelepçelenmiştir.
106. Başvuranlar, Bay ve Bayan Gutsanovi olarak yaşadıkları şehirde çok iyi tanınan ve saygı duyulan insanlar olduklarını ve polisin böyle bir operasyonu planlayıp gerçekleştirmek için hiçbir nedeninin olmadığını ileri sürmektedirler. Hiçbir sabıkaları olmayıp, güvenlik güçlerine karşı direneceklerini düşünmek için hiçbir gerekçe yoktur. Evlerinde yapılan arama ceza usul kanununun 161. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen acil soruşturma tedbiri olarak ileri sürülemez. Başvuranlara göre, bütün bu unsurlar onların gözünü korkutma, haysiyetlerine zarar verme ve güvenlik güçlerinin davranışları karşısından onlarda bir acziyet duygusu uyandırma amacını taşımaktaydı.
107. Polisin eylemi başvuranların üzerinde psikolojik açıdan tehlikeli bir etki yaratmıştır. Özellikle Bayan Gutsanova ve beş ve yedi yaşlarında olan küçük kızları, söz konusu olaylardan sonra onları inceleyen psikiyatrların tespit ettiği gibi psikolojik bakımdan ciddi bir baskıya maruz kalmışlardır. Muhalefet partisinin saygı duyulan bir politikacısı olan Bay Gutsanov, medyatik ve şiddetli bir tutuklamanın mağduru olmuştur. Bu durum, diğer politikacıların tutuklanmasıyla birlikte, iktidardaki parti tarafından yürütülen bir propaganda kampanyası çerçevesinde düzenlenmiştir. Şikâyet edilen muamelelerin psikolojik etkileri 3. maddenin uygulanması için aranan eşiği geçecek ve « aşağılayıcı » muamele olarak nitelendirilecek derecede ağırdır.
b) Hükümet
108. Hükümet, başvuranların iddialarını ve olayları anlattıkları versiyonu reddetmektedir. 31 Mart 2010 tarihli polis operasyonunun en ince ayrıntılarına kadar planlandığını ve başvuranların haysiyet haklarına saygı çerçevesinde icra edildiğini varsaymaktadır. Bay Gutsanov’un tutuklanması ve konutunda arama yapılması, varsayılan birçok suç ortağının da dahil olduğu önemli olaylarla ilgili olarak açılmış bir ceza soruşturması çerçevesinde uygulanan tedbirlerdir. Polis, Bay Gutsanov’un evinde bir silah bulundurduğu bilgisini almıştır.
109. Polis operasyonu güneş doğduktan sonra yani sabah saat 6’yı geçtikten sonra gerçekleştirilmiştir. Polisler başvuranların evlerinin giriş kapısını çalıp geldiklerini bildirmişler ve demir kapının açılmasını talep etmişlerdir. Bekçi kapıyı açmış ancak kendisinde evin anahtarının olmadığını söylemiştir. Polisler evin kapısına yönelip, kapının hemen açılmasını isteyerek onu çalmaya başlamışlardır. Bay Gutsanov evin penceresinden iki defa kendini göstermiş, polisleri görüp, üniformalarından onların kim olduklarını anlamış olması gerekmesine rağmen aşağı kapıyı açmaya inmemiştir. Bu esnada, onun delilleri yok etme, silahı alma veya kaçma ihtimâlinden endişe duyan özel polisler evin kapısını zorla açmaya girişmişlerdir. Bay Gutsanov’u binanın birinci katında karısı ve iki çocuğunun bulunduğu odaya girmek üzereyken ele geçirmişlerdir.
110. Hükümete göre, Bay Gutsanov dizlerinin üzerine çökmeye zorlanmamıştır. Polisler, onu hareketsiz hale getirme özel tekniğini kullanmadan kelepçe takmış ve karısı ve çocukları üzerine silahlarını doğrultmamışlardır. İkinci kattaki yatak odasına giren tek polis elektrik şok silahı taşımakta olup, ne Bayan Gutsanova ne de çocuklar ile konuşmuştur. Özel polisler evde sadece birkaç dakika kalmışlardır ve Bay Gutsanov’un yakalanmasından sonra evi terk etmişlerdir. Kısa bir süre sonra başvuranın kelepçeleri çıkarılmıştır.
111. Polislerin eylemleri iç hukuka uygundur. Yapılan arama icra edildikten yirmidört saat sonra bir hakim tarafından onaylanmış ve bölge savcısı yetkililerin sağladıkları bilgilere dayanarak polislerin hiçbir suç işlemediklerini tespit etmiştir
112. Hükümet polisin konutlarına girişinin ve arama yapılmasının başvuranların zihninde olumsuz hisler uyandırdığını kabul etmektedir. Ancak, bunların soruşturma tedbirlerinin kaçınılmaz ve doğal sonuçları olduğunu ve bu durumda duyulan rahatsızlıkların Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanmasını gerektirecek şiddet eşiğini geçmediklerini varsaymaktadır. Bunu kızlardan büyük olanının her zamanki gibi okula gönderilmiş olması tanıklık edebilir. Hükümet ayrıca, Bay Gutsanov evin kapısını açmış olsaydı polislerin eve girmek için özel yollara başvurmak zorunda kalmayacakların ve bu durumun ev sakinlerinin olayda bahsedilen rahatsızlıkları yaşamalarına engel olacağını savunmaktadır.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
a) Olayların gerçekleşmesi hakkında
113. Mahkeme Sözleşme’nin 3. maddesini ihlâl eden kötü muamelelere ilişkin iddiaların onun huzurunda uygun delillerle ispat edilmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit amacıyla Mahkeme “makul şüpheye yer bırakmayacak derecede” bir ispat ölçütü uygulamaktadır (Irlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, Seri A no 25). Ancak, böyle bir delil, bir bulgular demeti, ya da yeteri kadar ciddi, açık ve tutarlı olan inkâr edilmemiş varsayımlardan kaynaklanabilir (önceden bahsedilen Salman/Türkiye § 100).
114. Mahkeme dört başvuranın konutlarına yapılan polis operasyonuna ilişkin olayların iç hukuk makamları tarafından hiçbir şekilde incelenmediklerini tespit etmektedir. Benzer durumlarla karşılaştığı zaman Mahkeme olayları içtihadının belirlediği kurallar çerçevesinde kalarak kendi yorumlamaktadır (bu konuda örnek olarak bakınız Sashov ve diğerleri/Bulgaristan, no 14383/03, § 48, 7 Ocak 2010).
115. Bu prensiplere dayanarak Mahkeme, taraflar için tartışmasız olan olayları ve taraflar tarafından ileri sürülen delillerin incelemesini başlangıç noktası yapmayı uygun görmektedir. Mahkeme aynı zamanda, tarafların tartışmasız somut olaylarla ve ileri sürülen delillerle yeterince desteklenen iddialarını dikkate almaktadır.
116. Başvuranların konutuna yapılan polislerin müdahalesinin 31 Mart 2010 tarihinde sabah 06.30’u biraz geçe başladığı taraflar tarafından kabul edilmektedir. Mahkeme’nin elinde bulundan konuttaki güvenlik kameralarının görüntü kayıtları ve Varna meteoroloji servisi bülteni başvuranların operasyonun güneş henüz doğmadan yani tan vaktinde yapıldığına dair olan iddialarını güçlendirmektedir (bakınız yukarıdaki 20 et 21. paragraflar).
117. Taraflar aynı şekilde müdahaleyi yapan polis ekibinin üniformalı, sivil kıyafetli ve silahlı ve maskeli özel polis memurlarından oluştuğu konusunda hemfikirdirler. Başvuranlar tarafından sunulan video görüntüleri ile (bakınız yukarıdaki 21. Paragraf) hükümetin sunduğu raporlar (bakınız yukarıdaki 22, 24 ve 27. paragraflara) bu iddiaları desteklemektedirler.
118. Başvuranların konutunda ateşli bir silah ile mühimmatın bulunduğu tartışmasız bir gerçektir çünkü evde yapılan aramada ele geçirilmiş olup tutanağa kaydedilmiştir. Hükümetin görüşlerine ve sunduğu raporlara göre polisler üstleri tarafından bu silahın varlığı konusunda uyarılmışlardır (bakınız 23 ve 27. paragraflar).
119. Taraflar, daha sonra, başvuranların mülklerinin ana giriş kapısının polislerin isteği üzerine bekçinin rızasıyla açıldığını onaylamaktadırlar (bakınız yukarıdaki 13 ve 24. paragraflar). Sözkonusu bu durum evin güvenlik kamerası sistemi tarafından görüntülenip kaydedilmiştir (bakınız yukarıdaki 21. paragraf). Taraflar aynı şekilde bekçinin polisleri evde bulunan kişilerin kimlikleri hakkında ve evin kapısının anahtarının kendisinde bulunmadığı konusunda bilgilendirdiği ve sözkonusu kapının eve giren ve Bay Gustanov’u tutuklayan özel birime ait polisler tarafından zorlandığı konusunda da hem fikirdirler (bakınız yukarıdaki 13, 14, 24, ve 25. paragraflar).
120. Her iki taraf da başvuranların polis operasyonu sırasında fiziksel olarak yaralanmadıklarını kabul etmektedir. Ayrıca hükümet Bayan Gutsanova’nın ve iki kızlarının psikiyatrik muayene sertifikalarına itiraz etmemiştir (bakınız yukarıdaki 30 ve 31. paragraflar).
121. Tarafların yorumları arasındaki ilk fark Bay Gutsanov’un davranışının açıklamasında yer almaktadır. Hükümete göre Bay Gutsanov evin penceresinde iki defa görünmüş, polisleri fark etmiş, onların çağrılarını duymuş ama giriş kapısını açmamıştır (yukarıdaki 25. paragraf). Başvuran ise evinde bir polis operasyonunun gerçekleştirildiğini polislerin evine girdikleri ve merdivenleri çıkmaya başladıkları an anladığını belirtmektedir (bakınız yukarıdaki 16. paragraf).
122. Mahkeme’nin elinde bulunan deliller onun başvuranın pencereden bakıp polislere kapıyı bilerek açmadığını tespit etmesine imkân vermemektedir. Ancak Mahkeme, kimsenin polislerin evin büyük ana girişindeki kapıyı çaldıkları ve yüksek sesle kendilerini belli ettikleri konusunda itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Daha sonra evin giriş kapısını çalarak, « Açın. Polis » diyerek bağırdıklarını doğrulamışlardır. Bu doğrulama daha sonra Bay ve Bayan Gursanovi’nin evlerinin kapısının yumruklanması ve bağrışmalar nedeniyle uyandıklarına dair yaptıkları beyanlarla desteklenmiştir (bakınız yukarıdaki 15. paragraf). Bay Gutsanov iki kızını almak için evin birinci katına indiğini ve daha sonra ikinci kattatki yatak odasına çıktığını belirtmektedir. Bu açıklama polislerin evin camlarında bir erkek gölgesi gördüklerine ilişkin yorumları ile örtüşmektedir (bakınız yukarıdaki 25. paragraf).
123. Bay Gutsanov’un yakalandığı yerin tam olarak neresi olduğu konusunda Mahkeme, Bay Gutsanov’un yaptığı açıklamada da polislerin kapıyı zorladıkları ve kendisine ihtarda bulundukları sırada karısı ve kızlarının bulunduğu ikinci kattaki yatak odasına doğru koştuğunu belirttiğini tespit etmiştir (bakınız yukarıdaki 16. paragraf). Ancak, Mahkeme, Bay Gutsanov’un anlattığı gibi evinin ikinci katındaki yatak odasının içerisinde mi yoksa hükümetin savunduğu gibi ikinci katın sahanlığında kendi rızasıyla odadan çıktığı anda mı yakalandığını tespit edecek durumda değildir. Ayrıca polislerin Bayan Gutsanova’ya seslenerek çocukları yorganın altına sokmasını istemiş olmaları da makul her şüphenin ötesine geçecek kadar ortaya konmamıştır. Her durumda, Mahkeme, özel birime ait polislerin yaptıkları tanıklıklardan (bakınız yukarıdaki 25 ve 27. paragraflar) onların Bay Gutsanov’u takip etmek için evin ikinci katına çıktıklarında yatak odasının içinde Bayan Gutsanova’yı ve çocukları görmüş olduklarını tespit etmektedir. Mahkeme aynı şekilde, Bayan Gutsanova’nın ve çocukların sadece odanın kapısı önünde olmaları halinde maskeli ve silahlı adamları görmüş olabileceklerini kabul etmektedir.
124. Mahkeme, Bay Gutsanov’un polislerin ona kelepçe takmaları için diz çökmeye zorlandığına dair iddiasını da makul her şüphenin ötesine geçecek şekilde ispat edildiği kanaatinde değildir. Kelepçenin takılması ile ilgili olarak özel birim polislerinin Bay Gutsanov’u evin aşağı katında kelepçeledikleri konusuna itiraz edilmemiştir (bakınız yukarıdaki 16. paragraf). Ancak, Mahkeme taraflardan hiçbirinin başvuranın ne kadar süre kelepçeli kaldığına dair bilgi vermediğini tespit etmiştir. Her ne olursa olsun, dosyadaki hiçbir belgenin başvuranın o gün evinin önünde toplanmış olan gazetecilerin objektifleri karşısına kelepçeli olarak çıkarıldığını ispat etmediğini belirtmek gerekmektedir. Üstelik, saat 13.00’e doğru evinden ayrıldığı sıra çekilen fotoğraf, kesinlikle başvuranın kelepçeli olduğunu göstermemektedir (...). Mahkeme, bu konuda, bu davayı, iş yerinde iş arkadaşları ve hastaları karşısında yakalanan, kelepçelenen ve filme çekilen bir başvuranın sözkonusu olduğu yukarıda adı geçen, § 75, Mirosław Garlicki davasından ayırmak gerektiğini belirtmektedir.
b) Olayda 3. maddenin incelenmesi hakkında
125. Mahkeme, bir kötü muamelenin 3. madde kapsamına girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi, davanın tüm verilerine, özellikle de muamelenin süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlı olmaktadır. Mahkeme, bir muamelenin “insanlık dışı” olduğuna, bu muamelenin tasarlanarak, saatler boyunca uygulanmış olması ve bedensel yaralanmalar ya da fiziksel veya ruhsal acı vermesi durumunda karar vermiştir. Mahkeme, bunun yanı sıra, bir muamelenin “aşağılayıcı” olduğuna, bu muamelenin mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek ölçüde, onlara korku, endişe, aşağılık olma gibi duyguları hissettirmesi durumunda karar vermiştir (Labita/Italya [BD], no 26772/95, § 120, AIHM 2000‑IV). Psikolojik ızdırap, devlet görevlilerinin kötü muamele veya ölüm tehdidinde bulunarak mağdurlarda bilerek yarattıkları korkudan ileri gelebilir (bakınız daha evvel adı geçen Hristovi davası, § 80).
126. 3. madde bir sorgulama sırasında polis memurlarının kuvvete başvurmasını yasaklamaz. Ancak, kuvvete başvurmanın olayın koşullarına göre kesinlikle gerekli ve orantılı olması gerekmektedir (bakınız diğer birçok karar arasından Rehbock/Slovenya, no 29462/95, § 76, AIHM 2000‑XII; Altay/Türkiye, no 22279/93, § 54, 22 Mayıs 2001). Bu bakımdan, mesela ilgili kişinin yakalanmaya karşı koyacağına, kaçmaya çalışacağına veya yaralama ya da hasara yol açacağına veya delilleri yok edeceğine inanılmasına dair bir neden olup olmadığı önem taşımaktadır (Raninen/Finlandiya, 16 Aralık1997, § 56, Kararlar dergisi 1997‑VIII). Mahkeme, devlet görevlilerinin bir kişiye karşı kendi davranışının kesinlikle gerektirmediği oranda fiziksel güç uygulanmasının onun insanlık onurunu aşağıladığını ve bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakların ihlali anlamına geldiğini hatırlatmak istemektedir (bakınız Rachwalski ve Ferenc/Polonya, no 47709/99, § 59, 28 Temmuz 2009). Bu sıkı orantılılık ilkesi Mahkeme tarafından ilgili kişilerin halihazırda güvenlik güçlerinin kontrolü altında bulundukları durumlarda da uygulanmıştır (bakınız diğer kararlar arasından Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, Seri À no 269 ; önceden bahsedilen Rehbock, §§ 68-78 ; Milan/Fransa, no 7549/03, §§ 52-65, 24 Ocak 2008).
127. Olaylara döndüğü zaman Mahkeme, operasyonun yakalama, arama yapma ve el koyma yasal amacını ve toplum menfaatinin suçların cezalandırılması amacını takip ettiğini tespit etmektedir. Olayın koşullarında Mahkeme, toplumun genel menfaati ile bireyin temel menfaatlerinin korunması arasında doğru bir dengenin sağlandığı konusunda emin olmak durumundadır. İtiraz konusu polis müdahalesi sırasında dört başvurucunun fiziksel olarak yaralanmamış olmalarına rağmen, Mahkeme bu müdahalede bir şekilde fiziksel güce başvurulduğunu tespit etmiştir. Şöyle ki, özel polis birimi tarafından evin kapısı zorlanmış, Bay Gutsanov maskeli ve silahlı polisler tarafından hareketsiz hale getirilmiş, zorla evin aşağı katına indirilip kelepçelenmiştir. Bu durumda Mahkeme, olayda başvurulan bu fiziksel gücün kesinlikle gerekli ve orantılı olup olmadığını ortaya koymak zorundadır.
128. Başvuranların konutlarına o gün yapılan polis müdahalesi zimmet suçundan dolayı şüpheli olan Bay Gutsanov’un yakalanması ve evinde söz konusu ceza soruşturması çerçevesinde somut kanıtların ve belgelerin aranması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Dosyadaki belgelerden söz konusu soruşturmanın beş ay evvel açılmış olduğu, davada birçok şüphelinin bulunduğu ve yetkililerin organize bir suç teşkilatının olmasından şüphelendikleri ortaya çıkmaktadır (bakınız yukarıdaki [paragraf] 9 (...)). Fakat, açıkça burada şiddet suçlarından şüpheli bir grup insan sözkonusu değildir.
129. Bay Gutsanov’un kişiliğine gelince, Mahkeme, olayların gerçekleştiği tarihte onun Varna’da tanınmış bir politikacı olduğunu ve oranın belediye meclisinin başkanlığını yaptığını tespit etmiştir. Üstelik, dosyadaki hiçbir belgeden onun önceden herhangi bir şiddet olayına karıştığı ve evine gelen polisler için bir tehlike oluşturduğu sonuca varılmamaktadır.
130. Bay Gutsanov’un evinde ruhsatlı bir silah ve mühimmat bulundurduğu doğrudur. Bu durum polisler tarfından bilinmekte olup, operasyon öncesi gerçekleştirilen polis ekibinin brifingi sırasından özellikle belirtilmiştir (bakınız yukarıdaki 23. paragraf). Bu bilgi tartışmasız başvuranların konutlarına yapılacak müdahale sırasında polis memurlarının göz önünde bulundurmaları gereken önemli bir faktördür. Ancak Mahkeme, başvuranların evinde silah bulunmasının tek başına olayda olduğu gibi özel bir müdahale ekibine başvurulmasını ve o ölçüde geniş bir güç kullanılmasını haklı göstermek için yeterli olmadığını belirtmektedir.
131. Dosyadaki belgelerden polis operasyonun planlanması ve icrası sırasında Bay Gutsanov’un eşinin ve çocuklarının varlığının kesinlikle dikkate alınmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum polis memurlarının dağılımından önce yapılan brifing sırasında belirtilmemiş (bakınız yukarıdaki 23. paragraf) ve polisler bekçinin evdeki çocukların varlığı ile ilgili uyarısını hiçbir şeklide dikkate almamışlardır (bakınız yukarıdaki 24. paragraf).
132. Elbette ki Mahkeme, güvenlik kuvvetlerinden her defasında evde çocukları ve eşleri bulunuyor diye suç şüphesi altında olanların yakalamamalarını zorunlu kılacak kadar ileri gitmeyecektir. Ancak, şüphelinin aile üyelerinin yakalama mahallinde bulunma ihtimalinin, gerçekleştirilen bu tip polis operasyonun planlanması ve icra edilmesi sırasında dikkate alınması gereken bir durum olduğunu varsaymaktadır. Böyle bir dikkat olayda gösterilmemiş ve güvenlik güçleri başvuranların evine yapılan operasyonun farklı uygulama çeşitlerini öngörmemişlerdir : Mesela, müdahaleyi daha geç bir saatte yapabilirler hatta operasyonda daha farklı tipte polis görevlendirilebilirdi. Olayda, Bayan Gutsanova’nın eşine yüklenen şuçlara karışmamış olması, beş ve yedi yaşlarında olan kızlarının yaşlarının küçük olmasından dolayı psikolojik açıdan savunmasız olmaları bu başvuranların yasal menfaatlerinin çok daha fazla dikkate alınmış olmasını gerektirmektedir.
133. Mahkeme ayrıca, sözkonusu aramanın yasallığı ve gerekliliği konusunda önceden adlî kontrolün yapılmamış olmasının polis operasyonunun planlanmasını tamamiyle soruşturmayı yürüten organ ve güvenlik yetkililerinin takdirine bıraktığını ve bu durumun Bayan Gutsanova’nın ve iki küçük kızlarının yasal menfaatlerinin ve haklarının dikkate alınmasına imkân tanımadığını gözlemlemektedir. Mahkeme olayın bu özel koşullarında yapılacak böyle bir adli kontrolün başvuranların yasal menfaatleri ile suç işlediklerinden şüphe edilen kişilerin yakalanmasına ilişkin genel menfaat arasında bir denge oluşmasını sağlayabileceği görüşündedir.
134. Başvuranların üzerinde polis müdahalesinin doğurduğu psikolojik etkiye gelince, Mahkeme, eve müdahale yapılmasını ve şüphelilerin yakalanmasını gerektiren polis operasyonlarının bu tediblerle hedef alınan kişilerde olumsuz duygular yaratmasının kaçınılmaz olduğnu hatırlatmaktadır. Ancak olayda, Bayan Gutsanova’nın ve iki küçük kızlarının sözkonusu olaylardan şiddetli bir şekilde etkilendiklerini gösteren somut deliller bulunmaktadır. Bayan Gutsanova, uykusuzluk ve akut anksiyete şikâyetleriyle iki defa psikiyatra gitmiş ve doktor kendisine anksiyolitik ilaçlar vermiştir (bakınız yukarıdaki 39. paragraf). İki kız da psikiyatr tarafından kontrol edilmiş olup, onlara olaylar hatırlatıldığında ağlayarak ve akut anksiyete şeklinde tepki verdikleri tespit edilmiştir (bakınız yukarıdaki 30. paragraf). Bayan Gutsanova, küçük olan kızının kekelemeye başladığını belirtmiştir (bakınız yukarıdaki 28. paragraf). Büyük kıza gelince, teyzesinin ve öğretmeninin açıklamalarına göre babasının yakalanmasından ve polis müdahalesinden ciddi şekilde etkilenmiştir (bakınız yukarıdaki 29. paragraf). Mahkeme’ye göre polis müdahalesinin sabahın erken saatinde ve Bayan Gutsanova ve kızları tarafından görülmüş olan maskeli özel polislerin katılımıyla gerçekleşmiş olması bu üçü tarafından duyulan korkunun ve endişenin öyle yoğun bir şekilde yaşanmasına sebep olmuştur ki, bu durum Sözleşme’nin 3. maddesinin gerektirdiği şiddet eşiğinin geçilmesine sebep olmuştur. Mahkeme bu durumda bu üç başvuranın aşağılayıcı muameleye maruz kaldıklarını kabul etmiştir.
135. Polis operasyonunun Bay Gutsanov üzerindeki zararlı psikolojik etkisine gelince, bu başvuran bu konuda tıbbi deliller sunmamıştır. Yine de kendisi, aile üyelerinin gözleri önünde şiddetli bir şekilde yakalanışı sırasında yaşadığı aşağılanmanın ve endişenin 3. maddeyi uygulanabilir kılmak için yeterli derece yoğun olduğunu bildirmiştir (bakınız yukarıdaki 107. paragraf).
136. Mahkeme, sözkonusu polis operasyonunun Bay Gutsanov’a yüklenen suçların türü, daha önceden şiddet olaylarına karışmamış olması, eşinin ve kızlarının muhtemelen evde bulunmaları gibi duruma ilişkin birçok koşulun dikkate alınmadan hazırlanıp uygulandığını belirten çıkarımlarını hatırlatmaktadır. Bunlar, başvuranın konutuna girmek ve onu yakalamak için görevlendirilen polislerin ve özel yöntemlerin aşırılığını açıkça ortaya koyacak tüm unsulardır. Mahkeme, olayların ışığında, Bay Gutsanov’un yakalanmasının gerçekleştirilme tarzının, yani sabahın çok erken saatlerinde, kapının zorlanarak açılmasından sonra, maskeli ve silahlı özel polisler tarafından eşinin ve korkmuş iki küçük kızının gözleri önünde gerçekleştirilmesinin, onu kendi veya yakınlarının gözünde rencide edecek ve küçültecek ölçüde, ona korku, endişe, aşağılık olma gibi duyguları hissettirdiğini varsaymaktadr. Mahkeme, bu duyguların yoğunluğunun 3. maddenin uygulanması için aranan şiddet eşiğini geçtiğini ve bu durumda Bay Gutsanov’un da aşağılayıcı muameleye maruz kaldığını kabul etmektedir.
137. Sonuç olarak, olaydaki ilgili tüm koşulları göz önünde tuttuktan sonra, Mahkeme, başvuranların konutlarına yapılan polis operasyonunun asıl amaçları olan suç işlediğinden şüphe duyulan bir kişinin yakalanması ve ceza soruşturması çerçevesindeki tüm delillerin toplanması için sadece kesinlikle gerekli imkânların kullanılmasını sağlayacak şekilde programlanmadığını ve icra edilmediğini düşünmektedir. Dört başvuran da, onlarda korku, endişe, güçsüzlük gibi güçlü duyguları doğuran ve zararlı etkileriyle 3. madde bakımından aşağılayıcı muamele olarak ele alınabilecek psikolojik bir sınamadan geçmişlerdir. Öyleyse, olayda Sözleşme’nin bu maddesi ihlâl edilmiştir.
(...)
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
1. Hükümetin, başvuranların 3. madde ile ilgili şikâyetlerine ilişkin olarak mağdur sıfatına sahip olmadıklarına dair yaptığı itirazı esasla birlikte incelemeye ;
2. 3. madde ile ilgili şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna (...) oy birliğiyle ;
3. Dört başvuran hakkında 3. maddenin ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir.
(...)
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş, Sözleşme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 15 Ekim 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Françoise Elens-PassosIneta Ziemele
Yazı işleri müdürüBaşkan
Bu kararın ekinde, Sözleşme’nin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun olarak, Yargıç K. Wojtyczek’in sunduğu muhalefet şerhi bulunmaktadır.
I.Z.
F.E.P.
(...)
Ayrık oy yazıları çevrilmemekte, fakat İngilizce ve/veya Fransızca olan ve Mahkeme’nin içtihat veritabanı HUDOC üzerinden ulaşılabilen kararın orijinal dil(ler)inde bulunmaktadırlar.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizcedir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin İnsan Haklarına Destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
[1]Yayımcının notu ; Iliya Stefanov/Bulgaristan, no 65755/01, 22 Mayıs 2008
Full & Egal Universal Law Academy