AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜVENER / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 61808/08)
KARAR
STRAZBURG
14 Haziran 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirlenen şartlara göre kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Güvener / Türkiye Davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, 24 Mayıs 2016 tarihinde kapalı oturumla gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (61808/08 başvuru ) davanın temelinde, T.C. vatandaşları Behçet Güvener, Bayram Güvener, Orhan Güvener, Mehmet Güri Güvener ve Sevda Güvener’in ("başvuranlar"), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca, 17 Kasım 2008 tarihinde Mahkeme’ye yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar Mahkeme huzurunda, Mersin Barosu’na bağlı Avukatlar A. Dinsever ve B. Günyeli tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, özellikle yakınlarının askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada öldürüldüğünü ve ölümü hakkında yürütülmüş olan soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 12 Ocak 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1969, 1974, 1976, 1936 ve 1947 doğumlu olup, Mersin’de ikamet etmektedirler. İlk üç başvuran, Cevdet Güvener’in erkek kardeşleridir, son iki başvuran Cevdet Güvener’in ebeveynleridir.
6. Cevdet Güvener, 2006 yılında, askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada, bir psikiyatr tarafından muayene edilmesini talep etmiştir. Güvener, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nin psikiyatrı tarafından muayene edilmiştir. Psikiyatr, Cevdet Güvener’in ‘‘adaptasyon sorunu’’ yaşadığını belirterek, 28 Kasım 2006 tarihli bir rapor düzenlemiş, ‘‘Meresa’’ isimli bir ilaç reçete etmiş ve üç ay sonra bir kontrol öngörmüştür.
7. Cevdet Güvener, 23 Şubat 2007 tarihinde vefat etmiştir.
8. Başvuranlar, yakınının nöbet tuttuğu sırada uyurken yakalanmasının sonrasında, komutanlarından biri tarafından öldürüldüğünü iddia etmişlerdir.
9. Metinde bundan sonra açıklanacak olan ve özellikle başvuranların yakınının ölümünü çevreleyen koşullara ilişkin detaylar ve ifadeleri içeren unsurlar, dosyaya eklenen belgelere dayanmaktadır.
10. Şanlıurfa’da bir sınır karakolunda, 23 Şubat 2007 tarihinde, saat 9.00’dan 13.00’a kadar nöbetçi olan Cevdet Güvener ve iki arkadaşı S.M. ile H.A., saat 11.30’a doğru, uyuyakalmışlardır. Kontrol kulübelerini teftişe çıkan tabur komutanı Albay N.S.nin gelmesiyle uyanmışlardır. Şoförü ve başka bir askerle birlikte tabur komutanı, üç askerin isimlerini kaydetmiş, dönüşüne kadar birlik komutanlarını çağırmalarını istemiş ve uzaklaşmıştır.
11. Cevdet Güvener, telsizle birlik komutanını aramış, ardından telsizden ‘‘hoşçakalın arkadaşlar’’ mesajını anons ederek, tüfeğiyle kafasına bir el ateş etmiştir. Olayın hemen ardından hastaneye kaldırılmıştır, ancak hayatını kaybetmiştir.
12. Ceylanpınar’dan olay yerini incelemekle görevli bir jandarma ekibi ve Cumhuriyet savcısı, olay yerine 13.30’a doğru ulaşmıştır. Olay yeri tutanağı düzenlenmiş, bu tutanakta özellikle olay yeri tasviri, söz konusu silahın pozisyonu ve silah ile nöbet kulübesinin duvarları ve etrafta bulunan kan izleri arasındaki mesafeye ilişkin bilgiler yer almıştır. Bu belgeye göre, olay yeri fotoğrafları çekilmiş ve üç askerin üzerinde bulunan silahlara ve mühimmatlara el konulmuştur. Atış kalıntılarının araştırılması için S.M. ve H.A.nın ellerinden ve yüzünden numuneler alınmıştır.
13. S.M.nin üzerindeki silahın, 485812 seri numaralı bir G-3 tüfeği olduğu ve şarjöründe yirmi fişek bulunduğu, dolayısıyla şarjörün tamamen dolu olduğu tespit edilmiştir (bk. aşağıdaki 50. paragraf).
14. Ayrıca H.A.nın silahının 28989 seri numaralı otomatik bir MG-3 tüfeği olduğu ve bu tüfeğin, içerisinde 7,62 mm’lik iki yüz elli fişek bulunan bir kutunun yanında bulunduğu tespit edilmiştir.
15. Müteveffanın silahının üzerinde herhangi bir dijital parmak izi bulunamamıştır. Olay yerinde boş fişek kovanı bulunmamış, ancak kulübenin duvarına yaslı şekilde dolu bir fişek kovanı bulunmuştur. Müteveffanın 13L325 seri numaralı G-3 tüfeği incelenmiştir; bu silahın güvenlik kilidi, tek el ateş etmeye uygun olarak ayarlanmış, tüfeğin fişek atım yatağında boş bir kovan sıkışmış ve dolu bir kovan da fişek atım yatağı ile mekanizma arasına sıkışmıştır, bu tüfeğin şarjöründe on yedi fişek bulunmuştur. Olay yerinde hücre dokuları ve kan lekeleri tespit edilmiştir. Olay yerinde kıyafet veya başka doku parçalarının bulunmadığı ve herhangi bir tartışma yaşandığına ilişkin bulguların mevcut olmadığı tespit edilmiştir.
16. Cumhuriyet savcısı, düzenlediği tutanakla kendi tespitlerinin kısaca bir değerlendirmesini yapmış ve olay yerinde bulunan kişilerin ifadelerini almıştır. S.M. aşağıdaki ifadeyi vermiştir: Cevdet Güvener, arkadaşlarının ve kendisinin albay tarafından uyandırılmalarının ardından paniğe kapılmış, silahını doldurmuş, sonra kendisini tehdit etmiş ve telsizden ‘‘hoşçakalın arkadaşlar’’ mesajını anons etmiştir, bunun ardından tüfeğinin dipçiğini bir köprünün korkuluklarının yanında yere yaslayarak ayağa kalkmış ve alnına ateş etmiştir.
17. H.A. da, S.M. tarafından verilen ifadeye benzer bir ifade vermiştir. H.A. ayrıca, Cevdet Güvener’in silahını doldurduğu sırada, kendisinin onu teskin etmeye çalıştığını, silahını doldururken bir fişeğin yere düştüğünü, bu fişeği kendisinin aldığını ve kulübenin duvarının dibine koyduğunu, Cevdet Güvener’in tüfeğinin manivela kolunu yeniden ele geçirdiğini ve silahı öncelikle S.M.ye ardından kendisine yönelttiğini, daha sonra köprünün korkuluklarına doğru yöneldiğini, telsizden ‘‘hoşçakalın arkadaşlar’’ dediğini ve silahının namlusunu başına dayayarak ateş ettiğini belirtmiştir.
18. Cumhuriyet savcısı, tabur komutanı Albay N.S.nin de ifadesini olay yerinde almıştır. Albay N.S., teftişi sırasında nöbetçi üç askerin uyumakta olduğunu gözlemlediğini ve şoförüne durmasını emrettiğini, ardından askerlerin isimlerini kaydettiğini ve askerlerden birlik komutanlarını çağırmalarını, dönüşünde hepsinin orada olmalarını istediğini, daha sonra ayrıldığını belirtmiştir.
19. Tabur komutanına eşlik eden şoförü N.Y. ve posta eri V.K. en azından olayların bu kısmı için benzer ifadeler vermişlerdir.
20. Diyarbakır askeri savcısı, 23 Şubat 2007 tarihli bir yazıyla, Ceylanpınar Cumhuriyet savcısından, dosyayla ilgili bazı işlemlerin yani olay yerinden toplanan unsurların incelemesinin tamamlanmasını talep etmiştir. Bu belge, ölüme sebep olan merminin, olay yerinde bulunmadığının anlaşılmasını sağlamaktadır, zira belgede müteveffanın bedeninde merminin aranması için balistik inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir.
21. Ceylanpınar Hastanesi’nin morgunda ölümün meydana geldiği gün gerçekleştirilen ölüm sonrası (post mortem) incelemeye ilişkin tutanakta, özellikle atış kalıntıları, kafa derisinin ön kısmına yarım santimetre kala başlayan yanıklar ve kafatasının arka kısmında tahribat bulunduğu belirtilmiştir. Bu tahribat sebebiyle, merminin çıkış deliğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı ve diğer taraftan çekilen röntgenin, merminin vücutta bulunmadığı sonucuna varılmasına imkân sağladığı belirtilmiştir. Müteveffanın vücudunda anal yolla cinsel ilişkiye girildiğine dair bir emare veya başka bir yara tespit edilmemiştir ve doktor, klasik bir otopsinin de gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, kafaya doğru yakın atış yapıldığı sonucuna varmıştır.
22. Başvuranlar, 13 Mart 2007 tarihli dilekçeyle, Cevdet Güvener’in intihar etmek için bir sebebinin bulunmadığını ve öldüğü günden önceki gün, komutanlarından birinin kendisini öldüreceğini düşündüğünü söylemek amacıyla kendilerini aradığını belirterek, Diyarbakır Askeri Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşlardır.
23. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığı, 22 Mart 2007 tarihinde, silahlar ile mühimmatlara ve barut kalıntılarının araştırılması amacıyla Cevdet Güvener’in ve iki nöbetçi arkadaşının elleri ile yüzlerinden alınan numunelere ilişkin inceleme raporlarını sunmuştur.
24. Silahlara ve mühimmatlara ilişkin raporda, öncelikle şarjörlerden mermilerin çıkarılması sırasında, 485812 seri numaralı [S.M.ye ait olan] silahın şarjöründe boş bir kovanın bulunduğu belirtilmiştir[1].
25. Bu raporda ayrıca, [Cevdet Güvener’e ait] 13L325 seri numaralı silahın fişek yatağından çıkan boş kovan ve kulübenin duvarının kenarında bulunan dolu kovan üzerinde tespit edilen izlerin, söz konusu kovanların hangi şarjörden çıktığının belirlenmesine imkân vermediği belirtilmiştir.
26. Raporun devamında iki boş kovanın karşılaştırılması yer almış ve bu kovanların aynı silahtan çıkmadıkları sonucuna varılmıştır. Daha kesin olarak, ‘‘13L325 seri numaralı silahın fişek yatağından çıkan 7,62 x 51 mm’lik kovanın, kendi tipi ve çapıyla uyumlu bir silahtan atıldığı ve 485812 seri numaralı silahın şarjöründen çıkan 7,62 x 51 mm’lik boş kovanın, kendisiyle uyumlu başka bir silahtan atıldığı’’ belirtilmiştir.
27. Son olarak raporda, yukarıda belirtilen ilk kovanın 13L325 seri numaralı silahtan atıldığı ve ikinci kovanın, bahsedilen üç tüfek dışında başka bir silahtan atıldığı belirlenmiştir.
28. Atış kalıntısı numunelerine ilişkin raporda, gönderilen örnekler üzerinde herhangi bir barut izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
29. Ceylanpınar Cumhuriyet savcısı, 23 Mart 2007 tarihinde, konu yönünden (ratione materiae) yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı, Diyarbakır’da yer alan Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı’nın askeri savcılığına sevk etmiştir (bundan sonra metinde ‘‘askeri savcı’’ olarak anılacaktır).
30. Askeri savcı, 2 Mayıs 2007 tarihinden 8 Mayıs 2007 tarihine kadar Cumhuriyet savcısı tarafından da ifadeleri alınan S.M. ve H.A. da dâhil olmak üzere on kadar kişinin ifadesini almıştır. Uyuyakaldıkları yer ile Cevdet Güvener tarafından yapılan hakaretlerle ilgili olarak H.A. ve S.M.nin verdikleri ifadeler arasında çelişkilerin tespit edilmesi sebebiyle, H.A.nın ifadesi iki defa alınmıştır.
31. S.M., bu derinleştirilmiş sorgu boyunca, kişilerin ve silahların yerlerine, Cevdet Güvener’in davranışlarına ve hastaneye götürülmesine ilişkin olarak detaylı açıklamalar yapmıştır. Ayrıca S.M., özetle aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur:
- Ölümün meydana geldiği gün, S.M., H.A. ve Cevdet Güvener, iki sınır karakolu arasında köprünün üzerinde ‘‘Doğu 4’’ bölümünde, saat 9 ile 13 saatleri arasında nöbetçidirler.
- S.M. uyandığında, tabur komutanının, H.A. ve Cevdet Güvener ile tartıştığını görmüştür, komutanın şoförünün işaret etmesi üzerine, kendisini göstermek amacıyla derhal kuleden aşağı inmiştir. Komutan gülmüştür ve kulede uyuyup uyumadığını sormuş, kendisinin geldiğini görseydi arkadaşlarını uyandırabileceğini söylemiş, ardından isimlerini kaydetmiş ve onlara birlik komutanlarını çağırmalarını emretmiş, dönüşünde hepsinin orada olmasını istemiştir.
- Cevdet Güvener, emri telsiz vasıtasıyla iletmiş, ardından arkadaşlarına, onların yüzünden cezalandırılacağı gerekçesiyle hakaret etmiştir. Güvener, kurma kolunu eliyle tutarak tüfeğini doldurmuştur. Bir süre sonra bir el ateş etmiştir.
- Telsizle bildirmelerinden beş dakika sonra, birlik komutanları Çavuş M.U., iki asker, bir şoför ve başka bir posta eriyle birlikte gelmiştir. Çavuş, Cevdet Güvener’in nabzını kontrol etmiş, ardından hepsi Güvener’i hastaneye götürmek amacıyla araca taşımışlardır.
- Cevdet Güvener’in kurma kolunu tuttuğu sırada bir kovan yere düşmüştür, H.A. bu kovanı yerden almış ardından kulübenin sağ taraftaki duvarının yanına koymuştur.
32. Tanık H.A.nın oldukça detaylı olan ifadesi, S.M.nin verdiği ifadeye benzemektedir. H.A., ayrıca Cevdet Güvener’in oldukça taşkın hareketler sergilediğini, ancak onlara hakaret etmediğini belirtmiştir; sadece ‘‘bu sefer ağır bir şekilde cezalandırılacağını’’ söylemiştir.
33. Askeri savcı; Çavuş M.Ç.nin, şoförün, C.K.nın ve posta eri ile S.T.nin ifadelerini almıştır, posta eri ve S.T., o gün Cevdet Güvener’in telsizle çavuşu çağırdığında, çavuşla birlikte olay yerine gelmişlerdir. Çavuş, Cevdet Güvener’in etrafındaki kişilerle iyi anlaşan bir asker olduğunu, sınır karakoluna göreve geldiği 13 Ocak 2007 tarihinden beri herhangi bir sorun çıkarmadığını, hiç kimse tarafından tehdit edilmediğini, askerlik dosyasında ‘‘askerlik hizmetini yerine getirmeye başlamadan önce uyuşturucu madde kullandığını’’ belirten notlar bulunduğunu ve Diyarbakır Hastanesi’nin psikiyatri bölümüne geçtiğinden beri ilaç kullandığını belirtmiştir.
34. C.K., askeri savcının bir sorusuna cevaben, Cevdet Güvener’in ölümünden bir veya iki gün önce telefonda ailesiyle konuştuğunu duyduğunu ve oldukça neşeli olduğunu belirtmiştir. C.K., sınır karakolunun santralinde sadece bir telefon hattı bulunduğunu, görevli kırk askerin bu hattı kullandığını ve aynı oda içerisinde bir evrak beklediği sırada Cevdet Güvener’i duyduğunu belirtmiştir.
35. Tabur komutanının posta eri V.K., köprüye geldiklerinde H.A.yı arabasına bindirdikten sonra, tabur komutanının kendisine orada kalmasını emrettiğini belirtmiştir.
36. Tabur komutanının şoförü N.Y., kulübeye geldiklerinde, Cevdet Güvener’in kulübenin dışında ve H.A.nın kulübenin içinde uyumakta olduğunu, tabur komutanlarının güldüğünü ve askerlere hakaret etmediğini belirtmiştir.
37. Savcı ayrıca, S.Ö., İ.G. ve R.G.nin de ifadelerini almıştır. Olay sırasında ikinci kontrol kulübesinde nöbet tutan bu askerler, telsizle tüm anonsları ve ‘‘hoşçakalın arkadaşlar’’ mesajından sonra Cevdet Güvener’in ateş ettiğini duyduklarını anlatmışlardır.
38. Savcı, sınır karakolunda telsiz iletişiminden sorumlu olan asker S.G.’nin de ifadesini almıştır. S.G., Cevdet Güvener’in son mesajı hariç yukarıda belirtilen anonsları ve görüşmeleri teyit etmiştir, son mesajı anlamadığını ve bu sebeple bir ambulans çağırması için aranana kadar birçok defa ne olduğunu anlamaya çalıştığını belirtmiştir. Ayrıca ölümünden önceki gün Cevdet Güvener ile ailesi arasında telefonda geçen görüşme hakkında da beyanlarda bulunmuştur: Cevdet Güvener’in annesiyle, erkek kardeşiyle ve yeğeniyle konuştuğunu anladığını, oldukça neşeli göründüğünü ve onlara sadece yüz altmış gün daha askerlik yapması gerektiğini söylediğini belirtmiştir. Savcının bir sorusuna cevaben, S.G., kendisinin ve Cevdet Güvener’in yakın arkadaş olduklarını, Cevdet Güvener’in ailesine, kendisine karşı bir tehdit bulunduğundan bahsetmediğini ve bu türden bir konuşma geçseydi haberdar olacağını, en azından Cevdet Güvener’in yakınlarıyla yaptığı telefon görüşmesi sırasında yanında olması sebebiyle bunu duyacağını belirtmiştir.
39. Savcı ayrıca, olayın meydana geldiği gün izinli olan Astsubay S.T.nin ifadesini almıştır. S.T., yeni gelen her eri kendisinin karşıladığını ve erlerin geldiği gün gerekli belgelerini doldurduğunu açıklamıştır. S.T., geldiğinde Cevdet Güvener ile de görüştüğünü ve Güvener’in kendisine on beş kardeş olduklarını, ailesinin kendisiyle ilgilenmediğini, askere gelmeden önce uyuşturucu madde kullandığını ve görevi öncesinde Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne gittiğini açıkladığını belirtmiştir. S.T., Cevdet Güvener’e reçete edilen ilacı sakladığını ve kendisine her gün bir adet verdiğini belirtmiştir. Ayrıca bir gün Cevdet Güvener’in, bir odanın temizlenmesi konusunda arkadaşına kızdığını gözlemlediğini ve yukarıda belirtilen belgelere, Cevdet Güvener’in genelde neşeli bir yapısının olduğunu ancak kırılgan psikolojisinin olduğu ve çok çabuk sinirlenebilen bir insan olduğu bilgilerini eklediğini açıklamıştır. S.T., askerlerin santrali kullanarak veya aylık izinlerinin iki günü boyunca şehirde bulundukları sırada telefon etme imkanlarının olduğunu ve Cevdet Güvener’in son izin tarihinin 30 Ocak 2007 olduğunu eklemiştir.
40. Savcı ayrıca, telekomünikasyondan sorumlu idareden elde edilen, sınır karakolundan gelen telefon aramalarının kayıtlarını da dosyaya eklemiştir. Bu kayıtlar, 19 Şubat 2007 tarihinde 20.20’de üç dakikalık ve 22 Şubat 2007 tarihinde 13.23’te dört dakikalık iki görüşme yapıldığını, her iki görüşmenin de Cevdet Güvener’e ait olduğunu göstermiştir.
41. Savcı, nöbet kayıtlarının ve silahların kullanımıyla ilgili olarak Cevdet Güvener’in katıldığı eğitimleri kanıtlayan belgelerin kendisine iletilmesini talep etmiştir.
42. Tarsus Polisi, askeri savcının talimatı üzerine, 28 Mayıs 2007 tarihinde, Cevdet Güvener’in yakınlarının ifadelerini almıştır.
43. Cevdet Güvener’in annesi Sevda Güvener, ölümünden bir gün önce saat 20.00’a doğru, oğlunun kendisini aradığını ve ‘‘Nöbetçi olduğum sırada [uyandırıldım]. Tehdit edildim. Bu gece beni öldürecekler. Gelin beni kurtarın. Komutan beni hiç sevmiyor’’ dediğini belirtmiştir.
44. Cevdet Güvener’in erkek kardeşi Orhan Güvener, ölümünden iki gün önce kardeşinin kendisine telefonda, nöbet tuttuğu sırada uyurken bir komutanına yakalanması sebebiyle izne çıkamayacağını söylediğini belirtmiştir, hangi komutanına yakalandığını veya öldürüleceğini söylememiştir.
45. Sırasıyla Cevdet Güvener’in babası ve erkek kardeşi Mehmet Güri Güvener ve Bayram Güvener, yakınlarının öldürüldüğünden haberdar edildikten sonra Sevda Güvener’in kendilerine, telefonda Cevdet Güvener’in ona öldürüleceğini belirttiğini söylediğini açıklamışlardır.
46. Askeri savcı, 15 Haziran 2007 tarihli yazıyla, Ceylanpınar Cumhuriyet savcısından, alınan ifadelerin içeriği bakımından, istinabe yoluyla, Cevdet Güvener’in yakınlarının iddiaları üzerinden soruşturma yapılmasını talep etmiştir.
47. Ceylanpınar Cumhuriyet savcısı, 16 Temmuz 2007 tarihinde, müteveffa ile aynı sınır karakolunda görevli birçok askerin ifadesini almıştır. E.E., 13 Şubat 2007 tarihinde akşam nöbetini Cevdet Güvener ile birlikte tuttuğunu ve Teğmen F.A.nın kendilerini uyurken yakaladığını, ifadelerinin alınması için kendisini görmelerini emrettiğini, iki gün sonra Cevdet Güvener ve kendisinin, sınır karakolunun tamirat çalışmalarına katılmaları sebebiyle o gün çok yorgun olduklarını açıklamak amacıyla teğmeni görmeye gittiklerini, teğmenin kendilerini tehdit etmediğini veya hakaret etmediğini, birkaç gün sonra Cevdet Güvener’in Yüzbaşı H.Ç.nin kendilerini cezalandırmayacağını ve bu sebeple çok mutlu olduğunu söylediğini beyan etmiştir.
48. Diğer askerler S.G., Ş.D., M.U., M.S.K., V.D., E.B. ve B.H. de bu yönde ifadeler vermişlerdir. Bu askerler ayrıca, yüzbaşılarının Cevdet Güvener’e bu seferlik kendisini affettiğini, mahkemeye çıkarılmayacağını ve kendisinin bir ceza vereceğini söylediğini duyduklarını ve olayın bu şekilde sonlanmış olmasından Cevdet Güvener’in çok mutlu olduğunu belirtmişlerdir. Bu askerlerin ifadelerine göre, birkaç gün sonra Yüzbaşı H.Ç., Teğmen T.G.’nin doğum gününü kutlamak amacıyla, karakola bir pasta getirmiştir, kutlamanın organizasyonu ve pastanın dağıtımı için Cevdet Güvener görevlendirerek Cevdet Güvener’i onurlandırmıştır. Yüzbaşı Cevdet Güvener’in pastadan en büyük dilimi alması gerektiğini söylemiş ve dolayısıyla ortam yatışmıştır. Teğmen T.G. de olayları anlatıldığı şekliyle teyit etmiş ve nöbet saatlerini kendisinin düzenlediğini, özellikle askerleri yormayacak şekilde düzenlemeye çalıştığını eklemiştir.
49. Teğmen F.A. ve Yüzbaşı H.Ç.nin ifadeleri yukarıda anlatılanlara benzerdir.
50. Soruşturmanın kapsamı, S.M.ye ait olan 485812 seri numaralı silahın şarjöründe boş bir fişek kovanı bulunması üzerine genişletilmiştir (yukarıdaki 24. paragraf). Ceylanpınar Jandarma Komutanlığı’nda görevli olan ve delillerin toplanması için olay yerine giden (yukarıdaki 12. paragraf) subaylar B.S., E.O. ve R.P., 6 Ağustos 2007 tarihinde, şarjörlerden fişek örneği almadıklarını, ancak fişek kovanı bloğunun üzerine bastırarak yukarıda belirtilen şarjörün dolu olduğunu ve ayrıca şarjörde yirmi fişek kovanı bulunduğunu tespit ettiklerini açıklamışlardır. R.P., delil unsurlarını içeren çantanın kendisine iletildiğini, çantanın mühürlü olduğunu ve çantayı bu haliyle kriminal polis laboratuvarları birimine teslim ettiğini açıklamıştır. R.P., mesai arkadaşları ve kendisinin, sayım yapılması için çantayı diğer polis memurlarıyla birlikte açtıklarını, söz konusu şarjörden kovan örneklerinin alındığı sırada bloğun altında yer alan son kovanın boş olduğunu tespit ettiklerini ve bu bilgiyi, bu bağlamda düzenlenen tutanakta belirttiklerini eklemiştir.
51. Askeri savcı, 21 Ağustos 2007 tarihinde, yukarıda belirtilen tüm unsurları özetlemiş ve Cevdet Güvener’in tehdit edilmediği ve herhangi birisine isnat edilebilir cezai bir sorumluluk bulunmaksızın kendisini öldürdüğü sonucuna vararak, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
52. Bu kararın bir örneği, 3 Eylül 2007 tarihinde iki avukat tarafından temsil edilen başvuranlara tebliğ edilmiştir.
53. Başvuranlar, 17 Eylül 2007 tarihinde, bu karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, özellikle soruşturmanın ileri sürdükleri cinayet iddiasına uygun yürütülmediğini, bu bağlamda alınan ifadelerin ikna edici olmadığını, olay yerinde bulunan üçüncü silah üzerinde balistik inceleme yapılmadığını, Cevdet Güvener’in silahının üzerinde dijital parmak izi bulunmaması hususunun herhangi bir önem arz etmediğini ve Cevdet Güvener’in sinirlendiğini gösterdiği sırada bu durum karşısında S.M. ile H.A.nın nasıl tepki verdiğine ilişkin olarak bu iki şahsın ifadelerinin tam olarak alınmadığını iddia etmişlerdir.
54. Diyarbakır 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 23 Temmuz 2008 tarihinde, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’nın askeri savcısı tarafından açıklanan değerlendirmeleri yineleyerek, başvuranlar tarafından sunulan itirazı reddetmiştir.
55. Şehit veya gazi yakınlarıyla dayanışma için kurulmuş olan Mehmetçik Vakfı, 15 Eylül 2008 tarihinde, Cevdet Güvener’in ebeveynlerine 20.864 Türk lirası (TRY - yani söz konusu tarihte yaklaşık olarak 11.650 avro (EUR)) ödemiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
56. Somut olayla ilgili iç hukuk ve uygulaması, Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No. 40145/98, § 33, 7 Haziran 2005), Salgın/Türkiye (No. 46748/99, §§ 51-54, 20 Şubat 2007), Abdullah Yılmaz/Türkiye (No. 21899/02, §§ 32-39, 17 Haziran 2008), Yürekli/Türkiye (No. 48913/99, §§ 30-32, 17 Temmuz 2008) ve Dülek ve diğerleri/Türkiye (No. 31149/09, §§ 28-29, 3 Kasım 2011) kararlarında açıklanmıştır.
57. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde (24 Kasım 1986 tarih ve 86/11092 sayılı Yönetmelik), özellikle bir erin herhangi bir hastalığının ya da engelinin bulunduğunun tespit edilmesi durumunda, askerlik hizmetinin ertelenmesi veya izin verilmesi tedbirlerinin alındığı belirtilmektedir. Söz konusu Hastalık ve Arızalar Listesi, bu Yönetmeliğin ekinde bulunmaktadır, listede yer alan 15-18. paragraflarda psikolojik ve psikiyatrik sorunların ve özellikle depresyonun farklı çeşitleri ele alınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
58. Başvuranlar, yakınlarının ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın etkinlikten yoksun olduğu kanısındadırlar. Başvuranlar, bu bağlamda Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.
59. Hükümet, idari başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, bu yolların, bir tazminat elde edilmesi amacıyla öngörüldüğünü ve hem makamlara atfedilebilir bir kusurla hem de kusursuz sorumluluk ilkesiyle ilgili olarak açık olduğunu belirterek, Mahkeme’yi, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümet ayrıca, soruşturmanın uygun bir şekilde yürütüldüğü ve intihar olayının şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edildiği kanaatindedir. Hükümet son olarak, kendi nazarında beklenmeyen bir durumun söz konusu olması sebebiyle, makamların, koruma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmakla suçlanamayacağı kanısındadır.
60. Mahkeme, bir başvuranın şikâyetçi olduğu koşulların Sözleşme’nin gereklerinin tümü bakımından değerlendirilmesi konusunda yetkili olduğunu hatırlatmaktadır. Bu görevi yerine getirirken Mahkeme’nin, dava konusu olaylarla ilgili olarak, çeşitli unsurlarla kendisine sunulduğu şekilde, başvuranın değerlendirmesinden farklı bir hukuki değerlendirmede bulunması veya gerektiği takdirde olayları başka bir açıdan ele alması mümkündür (bk. Rehbock/Slovenya, No. 29462/95, § 63, AİHM 2000-XII ve Remzi Aydın/Türkiye, No. 30911/04, § 44, 20 Şubat 2007). Mahkeme ayrıca, bu şikâyeti Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelemeye karar vermiştir, söz konusu hükmün somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
" 1. Herkesin yaşam hakkı, yasanın koruması altındadır. (...) "
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
61. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümet’in sunduğu ilk itirazla ilgili olarak, daha önce de, sadece tazminat verilmesine karar verilmesiyle sonuçlanabilecek bir başvuru yolunun, ilke olarak, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddeleri bakımından kullanılmadığı gerekçesiyle benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, § 47, 17 Haziran 2008 ve ayrıca gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, §§ 130-135, 14 Nisan 2015). Başvuranlar tarafından askeri savcının kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karara karşı etkin bir başvuru yolu teşkil eden bir itiraz yapılması sebebiyle, mevcut davada hiçbir özel koşul, bu konumdan ayrılmaya imkân vermemektedir. Dolayısıyla Hükümet’in bu bağlamda ileri sürdüğü itirazın reddedilmesi uygundur (cinayet iddiası bulunmayan ancak intiharı önlemek amacıyla pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğine ilişkin bir iddia içeren dava için bk. Volkan/Türkiye, (k.k.), No. 3449/09, §§ 41-48, 20 Ekim 2015).
62. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak, dava dosyası, başvuranlar tarafından ileri sürülen cinayet iddiasını destekleyebilecek somut bir unsur ortaya çıkarılmasına imkân vermemektedir (ayrıca bk. yukarıdaki 79, 82, 95 ve 99. paragraflar). Dolayısıyla bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
63. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve herhangi bir kabul edilemezlik kriteriyle bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
64. Başvuranlar, somut olayda yürütülen soruşturmanın aşağıda belirtilen gerekçelerle, etkin olmadığını iddia etmektedirler;
- S.M.ye ait olan üçüncü silah balistik incelemeye tabi tutulmamıştır,
- Bu bağlamda düzenlenen rapor, olay yerinde bulunan kovanın nereden geldiği sorusuna hiçbir şekilde cevap vermemektedir,
- Soruşturma, Cevdet Güvener ile iki arkadaşının nöbet tuttukları sırada yakalanmalarının ardından ilgililer arasında tam olarak neler geçtiğinin tespit edilmesi amacıyla genişletilmemiştir,
- Cevdet Güvener’in ailesine kendisinin öldürüleceğini söylediği iddiası ile sınır karakolu santralinden sorumlu askerin ifadesi arasındaki tutarsızlıkla ilgili olarak herhangi bir araştırma yapılmamıştır,
- Başvuranlar, kendilerine göre davalarının çekişmeli yargılama kapsamında görülmemesi sebebiyle, bu soruşturmaya dâhil edilmemişlerdir, herhangi bir duruşma gerçekleştirilmemiştir ve başvuranların, olay yerini görmesine, askeri bölge olduğu gerekçesiyle izin verilmemiştir,
- ve son olarak, ne askeri savcı ne de askeri mahkeme heyetinin üyeleri, ordu mensubu olmaları dolayısıyla bağımsız değillerdir.
65. Hükümet, başvuranların bu iddialarına itiraz etmektedir ve cinayet iddiasının kurgudan ibaret olduğu kanaatindedir. Hükümet, soruşturmanın titizlikle yürütüldüğünü, olay ve olguların tam olarak tespit edilmesine ve ilgilinin yaşamının başka birisi tarafından tehdit edilmediği sonucuna varılmasına imkân verdiğini belirtmektedir. Hükümet ayrıca, Cevdet Güvener’in, intihar etmeye hazırlandığını bilme yükümlülüğünün askeri makamlara yüklenmesini, uyarıcı herhangi bir emare göstermediği gerekçesiyle kabul etmemektedir.
1. Genel İlkeler
66. Devletlerin, askerlik hizmetinin yerine getirilmesi de dâhil olmak üzere, kendi yargı yetkileri altında bulunan kişilerin, bir başkasına karşı veya gerektiği takdirde kendi kendilerinden korunması için önlem olarak gerekli tüm tedbirleri almalarına ilişkin pozitif yükümlülükleriyle ilgili genel ilkelere ilişkin, Mahkeme, Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan/Türkiye kararına atıfta bulunmaktadır (No. 40862/08, §§ 29-32, 21 Temmuz 2015 ve bu kararda yer alan atıflar).
67. Mahkeme, bir soruşturmanın etkinlik kriterlerine ve ilgili makamların bağımsızlığına ilişkin genel ilkeler için Anguelova/Bulgaristan (No. 38361/97, § 138, AİHM 2002‑IV), Natchova ve diğerleri/Bulgaristan ([BD], No. 43577/98 ve 43579/98, § 160, AİHM 2005‑VII), Ramsahai ve diğerleri/Hollanda ([BD], No. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II), Giuliani ve Gaggio/İtalya ([BD], No. 23458/02, §§ 301-304, AİHM 2011), Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], No. 55721/07, § 167, AİHM 2011), Jaloud/Hollanda ([BD], No. 47708/08, § 186, AİHM 2014), Mustafa Tunç ve Fecire Tunç (daha önce anılan, §§ 171-182 ve bu kararda yer alan atıflar) ve Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], No. 5878/08, §§ 229-239, 30 Mart 2016) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
68. Bu bağlamda Mahkeme, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelediği davaya ilişkin koşullar kaçınılmaz kılmadığı takdirde, haklı sebepler bulunmaksızın ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmaktadır (bk. Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, § 47, 22 Temmuz 2014 ve Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye, No. 29675/02, § 76, 10 Aralık 2013). Mahkeme, yerel yargılamalar yürütülürken, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, topladıkları delillere dayanarak olayları tespit etmekle yükümlü ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir (diğer birçok karar arasında bk. Edwards/Birleşik Krallık, 16 Aralık 1992, § 34, A serisi No.247-B). Her ne kadar ulusal mahkemelerin bulguları, elindeki tüm bilgi ve belgeler ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkeme’yi bağlamasa da, Mahkeme, kural olarak, yalnızca bu yönde ikna edici verilere sahip olması durumunda, ulusal hâkimlerce varılan olgusal tespitleri reddedecektir (daha önce anılan Giuliani ve Gaggio, § 180 ve Aydan/Türkiye, No. 16281/10, § 69, 12 Mart 2013).
2. Somut Olayda Uygulama
a. Soruşturmanın Uygunluğu Hakkında
69. Mahkeme, öncelikle Ceylanpınar Cumhuriyet savcısının ve jandarmalardan oluşan bir ekibin, 23 Şubat 2007 tarihinde, Cevdet Güvener’in öldüğünü öğrenir öğrenmez ivedilikle olay yerine gittiğini ve aynı gün ilk soruşturma tedbirlerinin alındığını gözlemlemektedir.
70. Mahkeme ayrıca, ardından konu yönünden (ratione materiae) yetkili olduğuna karar verilen Diyarbakır askeri savcısının, başvuranların iddialarını dikkate alarak dosyayı tamamladığını, daha sonra 21 Ağustos 2007 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla soruşturmaları sonlandırdığını dikkate almaktadır.
71. Mahkeme ayrıca, 23 Temmuz 2008 tarihinde, başvuranlar tarafından itiraz edilmesi üzerine, askeri mahkemenin, dosyayı yeniden incelediğini ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onayladığını tespit etmektedir. Bu koşullarda, Mahkeme, söz konusu soruşturmaların istenilen ivedilikle yürütüldüğü kanaatindedir.
72. Mahkeme ardından, makamların, söz konusu olaylara ilişkin delil unsurlarının toplanması ve korunması için uygun tedbirleri aldıklarını tespit etmektedir: Ceylanpınar Cumhuriyet savcısı, jandarmalardan oluşan soruşturmacı bir ekiple birlikte derhal olay yerine gitmiştir, olay yeri fotoğrafları çekilmiş, olay yeri krokisi düzenlenmiş, tedbirler alınmıştır, tutanakta her bir unsur detaylı olarak tanımlanmıştır, olay sırasında Cevdet Güvener’in yanında bulunan iki arkadaşının ellerinde ve yüzünde atış kalıntısı bulunup bulunmadığının araştırılması için numuneler alınmıştır ve olay yerinde bulunan üç silaha ve mühimmatlarına el konulmuştur, son olarak ne zaman gerçekleştirildiği dosyadan anlaşılmamakla birlikte, atış kalıntısı bulunup bulunmadığının araştırılması için Cevdet Güvener’in de ellerinden ve yüzünden numuneler alınmıştır (yukarıdaki 12 - 28. paragraflar).
73. Mahkeme ayrıca, Ceylanpınar Cumhuriyet savcısının, olayın hemen ardından Cevdet Güvener’in iki arkadaşını, olaydan hemen önce olay yerinde bulunan albayı ve albayın beraberinde getirdiği sırasıyla şoförü ve posta eri olan iki askeri sorgulamış olduğunu dikkate almaktadır (yukarıdaki 18 ve 19. paragraflar).
74. Mahkeme diğer taraftan, ölümün meydana geldiği gün, ölüm sonrası (post mortem) incelemenin yapıldığını, merminin araştırılması için röntgen işlemlerinin gerçekleştirildiğini ve bu incelemenin, müteveffanın bedeni ve ölümcül yaralanmayla ilgili olarak tam bir tutanak düzenlenmesine, klinik tespitlerin tarafsız olarak incelenmesine ve muhtemel atış mesafesinin değerlendirilmesine imkân verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 21. paragraf). Mahkeme ayrıca, merminin müteveffanın bedeninde bulunmadığını, bu durumun röntgen sonuçlarıyla belgelendiğini (yukarıdaki 21. paragraf), merminin olay yerinde de bulunmadığını (yukarıdaki 20. paragraf) ve bu durumun atışın dış ortamda bir köprü üzerinde gerçekleştirildiği hususuyla açıklanabileceğini dikkate almaktadır.
75. Mahkeme son olarak, olay yerinde bulunan üç silah ve mühimmatlarının da bilimsel incelemelere tabi tutulduğunu ve başvuranlarının ilk iddiasına aykırı olarak, üçüncü silahın da balistik incelemeden geçirildiğini dikkate almaktadır (yukarıdaki 27. paragraf).
76. Mahkeme ayrıca, balistik inceleme raporunda, olay yerinde bulunan dolu fişek kovanının üç şarjörden birine ait olduğunun tespit edilmesi amacıyla bir incelemenin yapıldığının belirtilmesi sebebiyle, olay yerinde dolu kovanın bulunmasıyla ilgili herhangi bir sonuca ulaşılmadığına dair başvuranların ikinci iddiasını da kabul edemez (yukarıdaki 25. paragraf). Bu inceleme, söz konusu fişek kovanı ile üç şarjör arasında bir bağlantının tespit edilmesine imkân vermese bile, Mahkeme, etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün, bir araç yükümlülüğü olduğunu, sonuç yükümlülüğü olmadığını, üstelik makamların bu incelemeyi de göz ardı etmediğini hatırlatmaktadır. Ayrıca dolu bir fişek kovanı söz konusudur, dolayısıyla bu kovan kullanılmamıştır, bu kovan hakkında yapılan araştırma, ancak Cevdet Güvener’in tüfeğinin kurma kolunu iki defa hareket ettirdiğini ileri süren H.A. tarafından verilen ifade hakkında şüphe duyulmasına imkân verecektir (yukarıdaki 17. paragraf).
77. Diğer taraftan Mahkeme, soruşturmanın derinleştirildiğini tespit etmektedir: Aslında S.M. ve H.A.nın ifadeleri karşılaştırılmıştır (yukarıdaki 30. paragraf ve ardından gelen paragraflar) ve seri numarası 485812 olan silahın şarjöründe boş bir fişek kovanının bulunmasına ilişkin olarak jandarmaların bir ihmali bulunup bulunmadığı araştırılmıştır (yukarıdaki 50. paragraf). Bu noktada başvuranlar, bu ikinci boş kovanın bulunmasının, yakınlarının ölümüyle ilgili olarak hangi sonuçları doğurabileceğini belirtmemektedirler. Mahkeme, en son yapılan balistik incelemede bu ikinci boş kovanın, olay yerinde bulunan üç silahtan başka bir silahtan geldiğinin belirtildiğini dikkate almaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, bu bağlamda, ölüm sonrası (post mortem) incelemede sadece bir mermi girişi bulunduğunun belirtildiğini gözlemlemektedir.
78. Diğer taraftan Mahkeme, her ne kadar sonuçsuz kalsa da, balistik inceleme tarafından Cevdet Güvener’in silahından çıkan kovanın kaynağı olarak gösterilen silah üzerinde dijital parmak izi incelemesinin yapıldığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 15. paragraf).
79. Son olarak Mahkeme, soruşturmadan sorumlu makamların, çeşitli muhtemel bulgular hakkında incelemeler yapmış olduğunu tespit etmektedir. Aslında Cevdet Güvener’in nöbet arkadaşları, birçok defa sorgulanmıştır. Soruşturmacılar, bu iki askere aralarında meydana gelen muhtemel bir tartışma hakkında sorular sormuşlardır. Herhangi bir soruşturma alanının bertaraf edilmemesi amacıyla, ölüm sonrası (post mortem) incelemede, anal bölge incelemesi de yapılmıştır (yukarıdaki 16, 21 ve 30. paragraflar).
80. Mahkeme ayrıca, ilgililerin elleri ve yüzlerinden ivedilikle numunelerin alındığını ve ifadelerin güvenilirliğini doğrulamak amacıyla tüfeklerinin incelendiğini dikkate almaktadır (yukarıdaki 12 ve 16. paragraflar). Dolayısıyla başvuranların, makamların üç asker arasında tam olarak ne geçtiğini tespit etmeye çalışmadığına dair iddiaları, dayanaktan yoksundur. Mahkeme, yukarıda özetlenen ayrıntılı soruşturmanın, Cevdet Güvener’in ölümü ile S.M. ve H.A.nın silahları arasında bir bağlantı bulunduğunu tespit etmeye imkân veren herhangi bir unsuru açığa çıkarmadığının (özellikle bk. yukarıdaki 3. ve ardından gelen paragraflar) ve dosyada bulunan hiçbir unsurdan, bu ölüme üçüncü bir şahısın karışmış olduğu çıkarımının yapılamadığının altını çizmektedir.
81. Mahkeme ayrıca, makamların, daha sonra sadece olayların tespit edilmesi için değil, aynı zamanda başvuranların, yakınlarının komutanlarından biri tarafından tehdit edildiği iddiası bakımından olayların aydınlatılması için birçok sorgu işlemi gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme’ye göre, soruşturma, bu noktada olduğu kadar, ailenin şikâyeti ile sınır karakolunun santralinden sorumlu askerin ifadesi arasında iddia edilen tutarsızlık hakkında da tam olarak cevap vermektedir. Yine aynı sınır karakolunda görevli birçok asker, özellikle ikisi olmak üzere, Cevdet Güvener’in telefon görüşmesinde herhangi bir tehditten bahsetmediğini belirtmişlerdir (yukarıdaki 34 ve 38. paragraflar), üstelik bu konuya ilişkin olarak birçok subayın da ifadesi alınmıştır (yukarıdaki 33. paragraf ve devamında gelen paragraflar). Sonuç olarak hiçbir unsur, makamların kilit tanıkların ifadesini almadıklarını veya duruşmaları uygunsuz bir şekilde yürüttüklerini belirtmeye imkân vermemektedir. Mahkeme ayrıca, olaylar hakkında yapılan açıklamalar kadar başvuranların iddiası karşısında verilen cevabın da uygun olduğunu tespit etmektedir.
82. Mahkeme öte yandan, bu iddianın iki husus açısından önemli olduğunu gözlemlemektedir. Bir taraftan ilgilinin ölümünden bir gün önce yapılan telefon görüşmesi, iddia edildiği gibi akşam saat 20.00 sularında değil, telekomünikasyon kayıtlarına göre saat 13.15’te yapılmıştır (yukarıdaki 40. paragraf). Diğer taraftan, Cevdet Güvener ile yaşlı annesi dışında konuşmuş olanlardan biri olan Orhan Güvener, kardeşinin tehdit edilip edilmediği ve yardım istemek amacıyla onları arayıp aramadığına dair soruya olumsuz cevap vermiştir (yukarıdaki 34 ve 38. paragraflar).
83. Dolayısıyla makamların, başvuranların iddialarına yeterince eğilmediği, son olarak ele alınan iddiadan başka iddiaları incelemediği veya pasif olarak sadece Cevdet Güvener’i yaşarken gören ve dolayısıyla şüpheli sayılabilecek son kişiler tarafından verilen ifadelere güvenmekle yetindiği söylenemez.
84. Ayrıca Mahkeme, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmada uygunluk ve ivedilik niteliklerinin sorgulanmasına yol açabilecek herhangi bir eksiklik tespit etmemektedir.
b. Müteveffanın Yakınlarının Soruşturmaya Katılımı Hakkında
85. Başvuranların soruşturmaya katılmalarına ilişkin olarak, Mahkeme, daha önce, başvuranların soruşturmaya ilişkin yargı kararlarından yalnızca önemli bir gecikmeyle haberdar edildikleri ve söz konusu kararların gerekçeleri hakkında verilen bilgilerin açık olmadığı davalarda, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna vardığını (bk., örneğin, Trufin/Romanya, No. 3990/04, § 52, 20 Ekim 2009 ve yukarıda anılan, Velcea ve Mazăre/Romanya, No. 64301/01, § 114, 1 Aralık 2009), zira böyle bir durumun her türlü etkili itirazı önleyebilecek nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır (daha önce anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§ 210-212).
86. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranların takipsizlik kararının verilmesinin ardından kendi ifadeleri dışında dosyadaki hiçbir belgenin kendilerine gönderilmediği tespit edilen Anık ve diğerleri/Türkiye (no. 63758/00, §§ 76-77, 5 Haziran 2007) kararında da, soruşturma dosyasındaki belgeler hakkında önceden bilgi edinmeksizin takipsizlik kararına etkin olarak itiraz edilemeyeceği gerekçesiyle, yine Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği kanısına varmıştır.
87. Ayrıca Mahkeme, müteveffanın yasal haklarının korunmasının gerekli olduğu ölçüde davanın, kamuoyu veya ailesi için erişebilir olması gerektiğini hatırlatmaktadır (daha önce anılan Giuliani ve Gaggio, § 304). Ayrıca Mahkeme, adil yargılanma gerekliliklerinin, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddeleri gibi diğer hükümleri açısından değerlendirilen usuli meselelerin incelenmesini etkileyebilmesi durumunda, sunulan güvencelerin mutlaka aynı şekilde değerlendirilmediğini daha önce de belirtmiştir (gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, (mutatis mutandis), soruşturmanın bağımsızlığı hakkında bk. daha önce anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§ 218 ve 220, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası hakkında değerlendirmeler için bk. Perez/Fransa [BD], No. 47287/99, §67, AİHM 2004‑I, Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, §§ 30‑44, 22 Eylül 2009 ve daha önce anılan Ramsahai ve diğerleri, § 359).
88. Somut olayda Mahkeme, öncelikle soruşturmanın tüm unsurlarının detaylı bir özetini ve gerekçeleri içeren 21 Ağustos 2007 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tamamının bir örneğinin, söz konusu kararın tebliğ edilmesiyle başvuranlara iletildiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 52. paragraf).
89. Mahkeme, dosyanın, soruşturma dosyasına eklenen unsurların tamamının ilgililere de iletilip iletilmediği hususunu anlamaya imkân vermediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranların kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı sundukları itiraz dilekçelerinde (yukarıdaki 53. paragraf) açıkladıkları detaylı gerekçeler bakımından, başvuranların bu unsurların büyük kısmından haberdar oldukları sonucuna varmaktadır. Üstelik Mahkeme, başvuranların ifadelerinin, onlara, şikâyetlerine önceden açıklık getirme imkânı verilmesi için alındığını dikkate almaktadır (yukarıdaki 42. paragraf). Dolayısıyla başvuranların haklarını etkin olarak kullanma imkânından mahrum bırakıldıkları kanaatine varılamaz.
90. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvuranların soruşturma yoluyla elde edilen bilgilere erişim hakkından davaya etkin olarak katılmalarına imkân verecek kadar yeterli derecede yararlanmış oldukları kanısındadır.
c. Soruşturmanın Bağımsızlığı Hakkında
91. Mahkeme, soruşturmanın bağımsızlığına ilişkin ilkeler için, koşulları mevcut davanınkilere benzer olan ve askeri mahkeme ile askeri savcılık gibi soruşturmadan sorumlu makamların aynı olduğu Mustafa Tunç ve Fecire Tunç davasına (daha önce anılan, §§ 217-257) atıfta bulunmaktadır (yani Kara Kuvvetleri 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ve Hava Kuvvetleri Diyarbakır 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi).
92. Mahkeme, öncelikle kendisine sunulan şikâyetin açıkça belirtilmediğini dikkate almaktadır. Başvuranlar, savcı ve hâkimlerin subaylar olduğunu söylemekle yetinmişler, ancak kendi nazarlarında esas şüpheli olan "yakınlarını tehdit ettiğini iddia ettikleri komutan" ile soruşturmada yer alan savcı ve hâkimler arasında nasıl bir hiyerarşik bağ bulunduğunu belirtmemişlerdir.
93. Somut olayda Mahkeme, ön incelemelerin Ceylanpınar Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığını ve bu makamın konu yönünden (ratione materiae) yetkisizlik kararı vermesinin üzerine davaya Diyarbakır askeri savcısının baktığını tespit etmektedir. Bir kamu hukuku savcısı olan davaya bakan ilk savcının, Ceylanpınar sınır karakolunda görevli askerlerle veya bu karakolda görevli subaylarla ya da karakolla ilgili başka bir kişiyle, hiyerarşik veya başka türlü herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Üstelik hiçbir unsur, Diyarbakır askeri savcısıyla ilgili olarak da bu türden bir bağlantıyı göstermemektedir.
94. Ardından Mahkeme, kamu hukuku savcısının soruşturmanın başında önemli olan tüm işlemleri gerçekleştirmiş olduğunu tespit etmektedir (yukarıdaki 12. paragraf). Ölümün meydana geldiği olay yerinin incelemesine ilişkin işlemler, sivil savcının yönetimi altında, Ceylanpınar Jandarma Komutanlığı’na bağlı soruşturmacılar tarafından yürütülmüştür ve albay ile ona eşlik eden personel de dâhil olmak üzere şüpheli gördüğü kişilerin ifadelerini olay yerinde kendisi almıştır (yukarıdaki 16 – 19. paragraflar). Cevdet Güvener’in birlikte nöbet tuttuğu arkadaşlarının üzerinde atış kalıntısı bulunup bulunmadığının araştırılması için numuneler alınmış ve olay yerinde bulunan üç silaha ve mühimmatlara el konulmuştur. Üstelik balistik inceleme, tamamen başka bir hiyerarşik sisteme dâhil olan polis tarafından gerçekleştirilmiştir (yukarıdaki 23. paragraf).
95. Ayrıca Ceylanpınar Cumhuriyet savcısı soruşturmaya ilişkin herhangi bir tedbir almamakla suçlanamaz. Dosyada hiçbir unsur, tüm alanların özellikle de cinayet iddiasının, araştırılmadığını söylemeye imkân vermemektedir. Aksine, kriminal iddia da dâhil olmak üzere tüm soruşturma alanları incelenmiştir.
96. Mahkeme, askeri savcıların bağımsız statülerini içeren konularla ilgili olarak, daha önce yukarıda belirtilen davada verilen Büyük Daire kararında, soruşturmanın bağımsızlıktan yoksun olduğu sonucuna varmak için askeri savcıların tek başlarına yeterli bir sebep teşkil etmeyeceğini belirtmiştir (daha önce anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 236 ve 237).
97. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu kararı veren Diyarbakır askeri savcısının bağımsızlığını da, askeri savcının, bir taraftan ifadesi alınması muhtemel kişi veya kişiler ile bağlantıları bulunup bulunmadığını, diğer taraftan davranışlarında somut olarak taraf tuttuğunu gösteren unsurlar olup olmadığını doğrulayarak incelemelidir (aynı karar (ibidem)).
98. Mahkeme, davaya daha sonradan bakan askeri savcının da öncelikle bir şarjörde bulunan boş kovan sorusunu aydınlatmak amacıyla ardından birçok tanığın ifadesini alarak başvuranların iddialarının kapsamını da soruşturmak amacıyla soruşturmayı genişlettiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 30. ve ardından gelen paragraflar). Ayrıca Mahkeme, Tarsus polisinin de, askeri savcının talebi üzerine, başvuranların ifadesini aldığını (yukarıdaki 42. paragraf) ve bu savcının, daha sonra Ceylanpınar Cumhuriyet savcısından istinabe yoluyla birçok başka asker ve rütbeli subayın sorgulanmasına sebep olan ifadelerinin içeriği bakımından (yukarıdaki 46. paragraf) başvuranların iddiaları hakkında soruşturmanın derinleştirilmesini talep ettiğini dikkate almaktadır.
99. Sonuç olarak, bu savcılardan birinin veya diğerinin dolaylı olarak, kendilerine sunulabilecek intihara ilişkin bir ifadeyi kabul ettikleri kanaatine varılamaz (daha önce anılan Giuliani ve Gaggio, § 322). Aslında soruşturmadan, başvuranlar tarafından ileri sürülen cinayet iddiasını desteklemeye imkân veren somut hiçbir unsur çıkmamaktadır.
100. Mahkeme, askeri bir mahkemenin ceza soruşturmasının denetimini sağladığı sırada bağımsız olup olmadığına ilişkin olarak, üç hâkimden birinin aktif olarak görevli bir subay olduğu ve diğer ikisiyle aynı bağımsızlık güvencelerini teşkil etmediği hususunun, somut olarak (in concreto) değerlendirilmesi gereken Sözleşme’nin 2. maddesi alanında soruşturmanın bağımsızlıktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmak için kendi içerisinde yeterli olmadığını daha önce de belirtmiştir (daha önce anılan Mustafa Tunç ve Feride Tunç, §§ 245-249).
101. Hâlbuki somut olayda Mahkeme, başvuranların bu mahkemeyi usuli yükümlülüğe ilişkin olarak herhangi somut bir eksiklikle suçlamadığını, sadece mahkemenin statüsüne ilişkin olarak bağımsızlığına ilkesel eleştiriler yönelttiklerini tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, şikâyetin bu kısmının daha fazla incelenmesine gerek olmadığı kanısındadır. Mahkemenin doğruların tespit edilmesi için gerekli bütün soruşturma tedbirlerinin alındığına ve bir şüphelinin aleyhinde soruşturma açılması için yeterli kanıtın olmadığına karar vermesi hiçbir şekilde bağımsızlık yokluğunun işareti olarak görülemez. Bu kapsamda, Mahkeme, yetkililerin sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü olduğunu ve 2. maddenin ceza verilmesi veya kovuşturma başlatma zorunluluğunu gerektirmediğini hatırlatmaktadır (aynı karar, § 253).
102. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri göz önüne alarak, soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından yeterince bağımsız olduğu sonucuna varmıştır.
d. Sonuç
103. Sonuç olarak Mahkeme, somut olayda yürütülen soruşturmanın uygun, hızlı, yeterli derecede derinleştirilmiş ve bağımsız şekilde sürdürüldüğü ve başvuranların çıkarlarının korunması ve haklarının kullanılması için soruşturmaya yeterli derecede dâhil edildikleri kanaatindedir. Dolayısıyla Sözleşme’nin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmemiştir.
II. BAŞVURUNUN GERİ KALAN KISMI HAKKINDA
104. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, davayı gören savcının ve askeri mahkemelerin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olduklarını iddia etmektedirler.
105. Mahkeme, benzer bir durumda Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanmadığını daha önce de belirtmiştir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, konu yönünden (ratione materiae) Sözleşme hükümlerine uygun değildir ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bk. daha önce anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§ 217-218).
106. Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, yakınlarının Kürt asıllı olması sebebiyle öldürüldüğünü iddia etmektedirler.
107. Mahkeme, bu şikâyetin esas hakkında bir incelemeye imkân veren açıklıkla sunulmadığını (Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, No. 651/10, § 150, 25 Şubat 2014) ve ilgilinin öldürüldüğü iddiasına ilişkin olarak yukarıda Sözleşme’nin 2. maddesi hakkında açıklanan sonuçla desteklenmediğini dikkate almaktadır.
108. Sonuç olarak başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna,
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edilmediğine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiştir ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca,14 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]. Bu boş kovanın bulunması üzerine soruşturma genişletilmiştir (bk. aşağıdaki 50. paragraf). Bu durum, sadece bir el ateş edildiğinin ve bulunan diğer boş kovanın, şarjörün en dibinde olduğunun ve olay yerinde bulunan üç silahtan hiçbirinden atılmamış olduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy