AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
HABER-SEN (BASIN YAYIN İLETİŞİM VE POSTA EMEKÇİLERİ SENDİKASI) / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 23891/12)
KARAR
STRAZBURG
7 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir
HABER-SEN (Basın Yayın İletişim Ve Posta Emekçileri Sendikası) / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 2 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Haber-Sen Sendikası’nın (Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası; “başvuran sendika”) 9 Mart 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 23891/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran sendika, Ankara Barosuna bağlı Avukat G. Candoğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran sendikanın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 14 Mart 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun, Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmıştır. Mahkeme, Hükümet’in itirazını incelemiş ve akabinde bu itirazın reddine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran sendika 1996 tarihinde kurulmuştur. Başvuran sendikanın genel merkezi Ankara’da bulunmaktadır.
6. Evrensel Gazetesinde, 27 Nisan 2009 tarihinde, başvuran sendikanın yaptığı bir basın bildirisine ilişkin “TRT’de (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) İhale Bilmecesi” başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Bu makalenin içeriği, TRT kanalı tarafından yapılan bir ihale çağrısı kapsamında yapılan usulsüzlükler ile ilgilidir.
Söz konusu basın bildirisinin orijinal versiyonu aşağıdaki şekildedir:
“TRT, birkaç ay içinde kullanımdan kaldırılması planlanan radyo ve televizyon vericilerin iki buçuk yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar elektron tüp alınmasına ilişkin ihaleyi imzalamıştır.”
7. Bu basın bildirisinin gazetede yayımlanan versiyonu ise şu şekilde düzenlenmiştir:
“TRT, birkaç ay içinde kullanımdan kaldırılması planlanan radyo ve televizyon vericilerin iki buçuk yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar tüplü verici alınmasına ilişkin ihaleyi imzalamıştır.”
8. TRT, 25 Mayıs 2009 tarihinde, başvuran sendikaya karşı, 5.000 Türk lirası (TRY) tutarında tazminat talep ederek bir tazminat davası açmıştır. TRT, başvuran sendikanın birkaç ay içinde kullanımdan kaldırılması planlanan radyo ve televizyon verici satın aldığı hakkında - TRT’ye göre, bu alım ile yapılan harcamaların gereksiz olduğu ve meşru olmadığını ima eden - bir iddiada bulunduğu ve dolayısıyla, bu iddiaların itibar hakkına ciddi şekilde zarar verdiğini ileri sürmektedir.
9. Başvuran sendika cevaben 29 Eylül 2009 tarihli bir dilekçe sunmuştur. Başvuran sendika dilekçesinde, basın bildirisinin, orijinal versiyonunda, TRT’nin radyo ve televizyon vericileri satın almak için değil de, daha ziyade bu radyo ve televizyon vericileri için elektron tüp almaya yönelik ihale başlattığını belirttiğini, ilgilinin bu versiyonun içeriğinden haberdar olduğunu ve haksız olarak Evrensel gazetesinde yayınlanan versiyona dayanarak bir tazminat davası açtığını ileri sürmektedir. Başvuran sendika, görüşlerinin - basın bildirisinin orijinal versiyonunda ifade edildiği gibi - davacı hakkında iftira nitelikli veya karalayıcı olmadıklarını ileri sürerek TRT’nin bütün taleplerinin reddedilmesini talep etmektedir.
10. Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi (“Sulh Hukuk Mahkemesi”), 14 Haziran 2011 tarihinde, TRT’ye hak vermiş ve başvuran sendikayı davacının kişilik haklarına karşı yapılan zarardan doğan manevi zarar bağlamında davacıya 1.500 TRY tutarında tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi, verdiği kararda, ihtilaf konusu makalede aktarıldığı ve bütün olarak değerlendirildiği şekliyle, başvuran sendikanın ifadelerinin “TRT kanalının kişilik haklarını zarar verici” oldukları kanısına varmıştır. Sulh Hukuk Mahkemesi, ayrıca, başvuran sendikanın Evrensel gazetesinin basın bildirini yanlış aktardığını doğrulaması halinde bile, başvuran sendikanın söz konusu gazetenin sorumlularına basın makalesinde yapılan hatayı düzeltmeleri konusunda bir talepte bulunmadığını belirtmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi ayrıca, verdiği karara karşı, tebliğ edilmesinden itibaren sekiz günlük bir süre içerisinde, bir temyiz başvurusunda bulunulabileceğini belirtmektedir.
11. Başvuran sendika, 18 Ağustos 2011 tarihinde, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen miktara karşılık gelecek şekilde ve, TRT’nin kişilik haklarına yapılan ihlalden, yani ihtilaf konusu basın bildirisinin yayınlandığı tarihten itibaren, başlayan gecikme faiziyle birlikte, TRT’ye 2.853 TRY (yani ilgili tarihte yaklaşık olarak 1.123 avro (EUR)) ödemiştir.
12. Yargıtay, 21 Kasım 2011 tarihinde, davaya konu edilen değerin temyiz başvurusunda bulunulması için yasal eşikten düşük olduğu ve ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın son çare olarak verildiği gerekçesiyle, başvuran sendikanın temyiz başvurusunu reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran sendika, TRT tarafından açılan hukuk davasının sonucunda ilgiliyi TRT’ye tazminat ödemeye mahkûm eden kararın, Sözleşmenin 10. maddesinde öngörüldüğü şekliyle, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
14. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
15. Başvuran sendika, basın bildirilerinden birinin içeriğinde yer alan bir basın makalesinin kısmen yanlış aktarılması nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına engel oluşturabilecek nitelikte olduğunu ileri sürmektedir.
16. Hükümet, başvuran sendikanın, Evrensel gazetesine iddia edilen hatanın düzeltilmesine ilişkin bir talepte bulunmadığı gerekçesiyle, basın makalesinin içeriğinden söz konusu gazetede yayınlandığı şekliyle
sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ihtilaf konusu basın bildirisinin her halükarda TRT kanalının kişilik haklarına zarar verdiğini iddia etmektedir.
17. Mahkeme, ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması konusunda Yerleşik İçtihadı’ndan doğan ilkelerin bilhassa Couderc ve Hachette Filipacchi Derneği /Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, 36 ila 38. paragraflar, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlendiğini hatırlatmaktadır.
18. Mahkeme, somut olayda, başvuran sendika hakkında bir tazminat davası açıldığını gözlemlemektedir. Davacı, başvuran sendikanın ihtilaf konusu basın bildirisinden alınan makalede aktarıldığı gibi iddialarının itibar hakkını ihlal edecek nitelikte olduğunu ileri sürmekteydi. Mahkeme, daha sonra, nihai olarak verilen bir kararda Sulh Hukuk Mahkemesinin başvuran sendikayı TRT kanalının kişilik haklarına zarar verilmesi nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm ettiğini tespit etmektedir.
19. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından başvuran sendikanın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibar hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin Mahkeme İçtihadı ile oluşturulan ilkelere dayanarak sağlanıp sağlanmadığını değerlendirmek için (Tarman, yukarıda anılan, 38. paragraf) özellikle ulusal hâkim tarafından sunulan gerekçeye dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan, 40. paragraf).
20. Mahkeme, mevcut davada, bu bağlamda, 14 Haziran 2011 tarihinde verdiği kararında, Sulh Hukuk Mahkemesi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvuranın sendikanın ifadelerinin basın makalesinde aktarıldığı şekliyle TRT kanalının itibarına zarar verici olduğu kanaatine vardığını gözlemlemektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi, bu sonuca varmak için, yalnızca, ihtilaf konusu makalenin ilgili kısmına atıfta bulunarak, başvuran sendikanın söz konusu kısmın düzeltilmesi talebinde bulunmadığını ve bu kısmın hatalı şekilde aktarıldığını ve bu sebeple basın bildirisinin orijinal versiyonunda yer alan şeklinden farklı ifade edildiğini belirtmiştir (yukarıdaki 10. paragraf).
21. Mahkeme, bu durumda, yalnızca, ulusal mahkemenin basın makalesinde yayınlanan basın bildirisinin versiyonunun "TRT kanalının kişilik haklarına zarar verebilecek" unsurlar içerdiğini ifade etmekle yetindiğini ve bu sonuca varırken hangi kriterleri dikkate aldıklarını belirtmediğini tespit edebilir. Mahkeme, ayrıca, yerel mahkemenin, basın bildirisinin orijinal versiyonunu gazetede yayımlanan versiyonu ile karşılaştırarak, ve bir düzeltme talebinin yapılıp yapılmadığını kontrol etmek gerekli olmaksızın, söz konusu kısmın anlamının maddi bir hata nedeniyle değiştiğini tespit edebileceği görüşündedir. Dolayısıyla verilen ulusal karar, mahkemelerin, başvuran sendikanın ifade özgürlüğü hakkı ile TRT kanalının itibar hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin sağlanmasından ibaret olan görevlerini yürüttüklerini ileri sürmeye imkân vermemektedir.
22. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, bu davanın koşullarında, İçtihadı ile belirlenen kriterlere uygun olarak, ulusal makamların, söz konusu çıkarlar arasında bir denge kurmadıkları kanaatindedir.
23. Dolayısıyla, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kararına varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
24. Başvuran sendika, maddi tazminat olarak 4.729,56 Türk lirası (TRY) talep etmektedir. Başvuran sendika, tazminatın toplam tutarının söz konusu olduğunu ve bu miktarı, kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlayan gecikme faiziyle birlikte ödediğini belirtmektedir. Başvuran aynı zamanda, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 1.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran sendika ayrıca, maruz kaldığı kanısına vardığı avukatlık ücreti bağlamında 663,26 TRY (yani, ilgili tarihte yaklaşık olarak 284 avro (EUR)) talep etmektedir.
25. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle, ileri sürülen maddi zararın iddia edilen ihlalden kaynaklandığını göstermenin başvuran sendikaya ait olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, ayrıca, talep edilen miktarın aşırı ve dayanaksız olduğu kanaatine vararak, iddia edilen manevi zarar ve tespit edilen ihlal arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını iddia etmektedir. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Hükümet, başvuran sendikanın bu bağlamda sunulan talepler hakkında yeterince ayrıntılı bilgi vermediğini ileri sürmektedir.
26. Mahkeme, başvuran sendikaya, maddi zarar bağlamında 1.123 avro (EUR) ve manevi zarar bağlamında 1.000 avro (EUR) ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, başvuran sendikanın temsilcisine ödediği avukatlık ücretine ilişkin bir fatura sunduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvuran sendikaya 284 avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a)Davalı Devlet tarafından başvuran sendikaya, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 1.123 EUR (binyüzyirmiüç avro),
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.000 avro (bin avro),
iii. Başvuran sendika tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 284 avro (ikiyüzseksendört avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy