Haldimann ve Diğerleri / İsviçre - 21830/09 - 24.02.2015 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar — Başvuranların dördü de gazetecidir. Dördüncü başvuran, 2003 yılında, bir sigortacıyla müşteri gibi görüşmüştür. Görüşme, sigortacının bilgisi dışında kaydedilmiştir. Sigortacıya daha sonrasında söz konusu görüşmenin kaydedildiği bildirilmiş, ancak kendisi kaydın içeriğiyle ilgili görüş bildirmeyi reddetmiştir. Sigortacının yüzünün gizlendiği ve sesinin değiştirildiği görüşme kaydından alınan bazı kısımlar, hayat sigortası ürünlerinin satışı alanındaki uygulamalara ilişkin bir televizyon belgeseli kapsamında yayınlanmıştır. Başvuranların dördü de söz konusu belgeselin hazırlanması ve yayınlanmasında yer almıştır.
Başvuranlar, sırasıyla, üçüncü şahısların konuşmalarını kaydettikleri ve konuşmaları izinsiz olarak kaydettikleri gerekçesiyle mahkûm edilmişlerdir. İlk üç başvurana, on iki gün karşılığı 80 ila 290 avro arası para cezası, dördüncü başvurana ise dört gün karşılığı yaklaşık 30 avro ertelemeli para cezası verilmiştir. Ayrıca, iki yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına hükmedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme — Madde 10: Başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahale, yasayla öngörülmekte ve başkalarının hak ve itibarlarının korunması gibi meşru bir amaca, somut davada sigortacının kendi görüntüsü, konuşmaları ve itibarı üzerindeki hakkının korunması amacına hizmet etmektedir.
Mahkeme, halk figürlerinin kişisel itibarlarına yönelik saldırılara ilişkin davaları daha öncesinde de incelemiş ve ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkı arasında bir değerlendirme yapılarak hangisinin daha ağır bastığının tespit edilmesinde dikkate alınacak altı kriter belirlemiştir. Söz konusu kriterler; kamu menfaatini ilgilendiren bir tartışmaya katkı, hakkında haber yapılan kişinin ne kadar tanındığı ve haberin/belgeselin konusu, söz konusu kişinin önceki tutumu, bilgi almak amacıyla kullanılan yöntem, haberin/belgeselin doğruluğu, içeriği, şekli ve etkileri ve verilen cezanın ağırlığıdır. Mahkeme, kişilerin mesleki faaliyetlerine ilişkin davaları da karara bağlamıştır. Ancak, somut dava, öncelikle sigortacının tanınan bir halk figürü olmaması, ikinci olarak ise şikâyet konusu belgeselin, sigortacıyı eleştirmekten ziyade, meslek grubundaki belirli ticari uygulamaları ifşa etmek amacıyla hazırlanmış olması bakımından, önceki davalardan farklılık arz etmektedir. Bu nedenle, belgeselin sigortacının kişisel itibarı üzerindeki etkisi sınırlıdır ve yukarıda belirtilen kriterler uygulanırken bu durumun dikkate alınması gerekmektedir.
Hazırlanan belgeselin konusu, yani özel sigorta şirketlerinin tavsiyelerinin düşük kalitede oluşu ve dolayısıyla tüketicilerin haklarının yeterince korunamaması hususu, kamuoyu açısından oldukça önemli olan bir tartışmayla ilgilidir. Açıkça anlaşıldığı üzere, bilgisi dışında kameraya kaydedilen sigortacı bir halk figürü değildir. Kendisi, kameraya kaydedilmeye rıza göstermemiştir. Bu nedenle, görüşmenin gizli olduğuna makul surette inanmış olabilir. Ancak, söz konusu belgeselde kişisel olarak sigortacıya odaklanılmamış, belirli bir meslek grubundaki bazı ticari uygulamaların üzerinde durulmuştur. Ayrıca, görüşme, sigortacının ofisinde veya çalıştığı herhangi bir işyerinde gerçekleştirilmemiştir. Sonuç itibariyle, sigortacının özel hayatına yapılan müdahale, belgeselde kişisel olarak ve sadece ona odaklanılması halinde söz konusu olacak olan müdahaleden daha hafif nitelik taşımaktadır.
İç hukukta, açıkça tanımlanmış belirli koşullarda izin verilen gizli kameraların kullanımıyla ilgili mutlak bir yasak bulunmamaktadır. Sigortacı, başvuranlar tarafından kandırıldığı şeklinde meşru bir iddiada bulunabilmekle birlikte, başvuranlar, mesleki ahlak ilkelerine kasıtlı olarak aykırı davranmakla suçlanamazlar. Başvuranlar, İsviçre Basın Konseyi tarafından belirlenen, gizli kameraların kullanımını kısıtlayan gazetecilik kurallarını göz ardı etmemişler, aslında, belgesellerinin bu tür kameraların kullanımına izin verilebilecek nitelikte bir amacının bulunduğunu belirtmişlerdir. İsviçre mahkemeleri, bu hususta görüş birliğine varamamışlardır. Sonuç olarak, başvuranların, bilgi edinme yöntemleri bakımından, somut davada uygulanabilecek ahlak ilkelerine uygun hareket etmeyi istedikleri konusunda doğru söylediklerinin varsayılması gerektiğini belirtmiştir.
Olayların sunulduğu haliyle doğruluğu hiçbir zaman tartışma konusu olmamıştır.
Kayda sınırlı sayıda kişinin erişim sağladığı dikkate alındığında, söz konusu kayıt, sigortacının menfaatlerinin sadece sınırlı bir şekilde ihlaline neden olmuştur. Bu davada belirleyici husus, sigortacının yüzünün sadece saçı ve ten rengi görünecek şekilde gizlenmiş ve sesinin de değiştirilmiş olmasıdır. Aynı şekilde, sigortacının kıyafetleri görünmekle birlikte, belirgin özellikleri görünmemektedir ve görüşme, sigortacının iş yerinde gerçekleştirilmemiştir.
Mahkeme, bu nedenle, sigortacının özel hayatına yönelik müdahalenin, sigorta aracılığı alanında yapıldığı ileri sürülen yanlış uygulamalar hakkında bilgi alınmasında söz konusu olan kamu menfaatinden daha ağır basacak kadar ağır nitelik taşımadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranların söz konusu belgeseli yayınlamalarına engel olunmamasına ve para cezalarının nispeten hafif nitelikte olmasına rağmen, ceza verilmesi durumunun, eleştirilerin dile getirilmesi konusunda medya üzerinde caydırıcı etki yaratacağı kanaatine varmıştır.
Sonuç: ihlal (bire karşı altı oyla).
Madde 41: Herhangi bir tazminat talebinde bulunulmamıştır.
(ayrıca bk. Axel Springer AG / Almanya [BD], no. 39954/08, 7 Şubat 2012, 149 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy