AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
HALLAÇOĞLU / TÜRKİYE
(Başvuru no. 24514/19)
KARAR
STRAZBURG
3 Eylül 2024
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Hallaçoğlu/Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1975 doğumlu, Adana’da ikamet eden bir Türk vatandaşı olan Ruhi Hallaçoğlu (“başvuran”) tarafından 8 Ocak 2019 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 24514/19),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak,
9 Temmuz 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuran ile avukatı arasında ceza infaz kurumunda yapılan görüşmeler sırasında birbirlerine verdikleri belgelerin ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından denetime tabi tutulmasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, 8 Aralık 2016 tarihinde, Türk makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak tanımlanan örgüte üye olduğu suçlamasıyla tutuklanmıştır ve olay tarihinde Menemen T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak barındırılmaktadır.
TUTUKLULAR İLE AVUKATLARI ARASINDAKİ GÖRÜŞMELER SIRASINDA ALINIP VERİLEN BELGELERİN DENETLENMESİNE YÖNELİK ULUSAL MAKAM KARARI3. Osmaniye 2. Sulh Ceza Hâkimliği, 6 Ocak 2017 tarihinde, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Osmaniye 1 ve 2 No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında tutuklular ile avukatları arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesine karar vermiştir (ayrıntıları için bk. Mehmet Demir/Türkiye [Komite], no. 55569/19, §§ 3-4, 24 Ekim 2023). Hâkimlik, bu kararını, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 6. maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 59 § 5 maddesine dayandırmıştır (ilgili iç hukuk için bk. yukarıda anılan Mehmet Demir, §§ 11 ve 12).
BAŞVURANIN AVUKATIYLA ARASINDA ALINIP VERİLEN BELGELERİN DENETLENMESİNE KARŞI İTİRAZ SÜRECİ4. Başvuran, 27 Nisan 2017 tarihinde Osmaniye İnfaz Hâkimliğine başvurarak, avukatıyla kendisi arasında alınıp verilen evrakın denetim tedbirine tabi tutulmasından şikâyet ederek, bu uygulamaya son verilmesini talep etmiştir.
5. Osmaniye İnfaz Hâkimliği, 18 Temmuz 2017 tarihinde bu itirazı görevsizlik nedeniyle reddetmiş; bu hususta görevli mercinin, denetim kararını veren Osmaniye Sulh Ceza Hâkimliği olduğunu belirtmiştir.
6. Başvuran, 28 Temmuz 2017 tarihinde, Osmaniye İnfaz Hâkimliği kararına karşı itirazda bulunmuştur. Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Eylül 2017 tarihinde, kararın usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek, başvuranın itirazını reddetmiştir.
7. İtirazının reddi üzerine başvuran, 2 Ekim 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, avukatıyla yaptığı görüşmeler sırasında birbirlerine verdikleri belgelerin denetlenmesinden ibaret olan tedbirden yakınmıştır.
8. Anayasa Mahkemesi, 18 Aralık 2018 tarihinde başvuranın özel ve aile hayatına saygı hakkına ilişkin şikâyetinin, Anayasa’da öngörülen temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin ihlal teşkil etmediği gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin kararı başvurana 24 Aralık 2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
9. Başvuran, ceza infaz kurumunda avukatıyla yaptığı görüşmeler sırasında avukatına verdiği veya avukatının kendisine verdiği belgelerin denetlenmesinin, avukatıyla gizli iletişim kurma hakkına aykırı olması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
HÜKÜMETİN KAYITTAN DÜŞÜRME TALEBİ10. Hükümet, bu başvuru kapsamında başvuranın kendi kendini temsil etme yetkisini elde etmediğini savunarak, Sözleşme’nin 37 § 1 (a) maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesini Mahkemeden talep etmiştir.
11. Mahkeme, Bölüm Başkanının başvurana kendi kendini temsil etme yetkisini verdiğini not etmektedir.
12. Yukarıdaki açıklama ışığında Mahkeme, Hükümetin kayıttan düşürme talebini reddetmektedir.
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA13. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu savunmuştur. Bu bağlamda Hükümet, ilk olarak, başvuranın söz konusu tedbire karşı itirazının İnfaz Hâkimliği tarafından görevsizlik gerekçesiyle reddedildiğini kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerini Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürmediğini savunmuştur. Bunlara ek olarak Hükümet, başvuranın avukatına verdiği veya avukatının kendisine verdiği belgelerin denetlenmesi şeklindeki uygulamanın olağanüstü hâl kaldırıldıktan sonra da devam ettiği iddiası ile ilgili olarak ulusal makamlar nezdinde bir şikâyette bulunmadığını öne sürmüştür.
14. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, - şikâyete konu tedbire dair karar olağanüstü hâl kapsamında alındığından - olağanüstü hâl devam ederken ceza infaz kurumunda avukatıyla yaptığı görüşmeler sırasında birbirlerine verdikleri belgelerin denetlenmesi tedbiriyle ilgili olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 3. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın avukatıyla yaptığı görüşmelerde birbirlerine verdikleri belgelerin denetlenmesi tedbirine ilişkin şikâyetini, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda da sunduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda 7. paragraf). Anayasa Mahkemesi aslında başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında incelemiş ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle değil, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (bk. yukarıda 8. paragraf). Mahkeme bu bağlamda, bir başvurandan, ülkenin en yüksek mahkemesinin bile kendisini kullanmak zorunda bırakmadığı bir hukuk yolundan yararlanmasını şart koşmanın aşırı şekilci olacağını yinelemektedir (bk. D.H. ve Diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, §§ 116‑118, AİHM‑2007-IV). Bu itibarla, Hükümetin yukarıda anılan itirazlarının reddedilmesi gerekmektedir.
15. Buna ek olarak Hükümet, başvuran hakkında başlatılan ceza yargılamasının hâlâ devam ediyor olması nedeniyle, başvuranın savunma haklarına ilişkin iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
16. Hükümet ayrıca, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvuranın mağdur sıfatı bulunmadığını, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde belgelerin incelenmesi nedeniyle nasıl mağdur sıfatı oluştuğunu somut olarak açıklamadığını öne sürerek itiraz etmiştir.
17. Bahse konu son iki itirazla ilgili olarak Mahkeme, aynı itirazları reddettiği yukarıda anılan Mehmet Demir (§§ 14-16) davasındaki tespitlerini tekrarlayarak, bu iki itirazı mevcut davada da reddetmektedir.
18. Son olarak Hükümet, Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamındaki derogasyonun olay tarihinde Türkiye’de hâlâ yürürlükte olduğunu ve bu nedenle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
19. Mahkeme, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen argümanların, kabul edilebilirlik incelemesinden ziyade, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin esasının incelenmesini gerektiren hususları gündeme getirdiği kanaatindedir (bk. mutatis mutandis, Durukan ve Birol/Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, § 45, 3 Ekim 2023 ve burada yapılan atıflar).
20. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas Hakkında21. Başvuran, avukatıyla kendisi arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesi şeklindeki söz konusu tedbirin, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlalini teşkil ettiğini iddia etmiştir. Hükümet, başvuranın özel hayat hakkına herhangi bir müdahalede bulunulmadığını ve söz konusu tedbir bir müdahale teşkil etseydi bile, 5275 sayılı Kanun’un 59 § 5 maddesi ile yasal bir dayanağa sahip olacağını ve bu hükmün açıklık, ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerine uygun olduğunu belirtmiştir.
22. Avukatla gizli iletişim kurma hakkına ilişkin genel ilkeler, Altay/Türkiye (No. 2) (no. 11236/09, §§ 49-52, 9 Nisan 2019) davasında özetlenmiştir. Ayrıca Mahkeme, Eylem Kaya/Türkiye (no. 26623/07, §§ 41‑48, 13 Aralık 2016) davasında, mahpuslar ile avukatları arasındaki yazışmaların izlenmesine ilişkin ilkeleri ortaya koymuştur.
23. Mevcut davada, başvuran ve avukatı arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesinin ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından bir tedbir olarak uygulandığı, taraflar arasında ihtilaf konusu değildir. Buna göre Mahkeme, başvuranın avukatıyla yazışmalarının gizliliğini güvence altına alan Sözleşme’nin 8 § 1 maddesinin kapsamı dâhilinde, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu kanaatindedir. Bu nedenle, şikâyete konu müdahalenin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi uyarınca “yasayla öngörülmüş” olup olmadığını, meşru bir amaç veya amaçlar güdüp gütmediğini ve bu amaç veya amaçların gerçekleştirilmesi için “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını tespit etme görevi, Mahkemeye düşmektedir.
24. Davanın koşullarına dönüldüğünde, Osmaniye İnfaz Hâkimliği, 18 Temmuz 2017 tarihli kararında başvuranın itirazını reddederken (bk. yukarıda 5. paragraf), başvuran ve avukatı arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesinin İkinci Sulh Ceza Hâkimliğinin 6 Ocak 2017 tarihli kararıyla emredildiğini göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, şikâyet konusu tedbiri emreden kararın (bk. yukarıda 3. paragraf), 5275 sayılı Kanun’un 59 § 5 maddesi uyarınca alındığını gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, 676 sayılı KHK’nın 6. maddesi ile değiştirilen 5275 sayılı Kanun’un 59 § 5 maddesinin, denetleme tedbirinin yasal dayanağını oluşturduğunu değerlendirmektedir.
25. Mahkeme hâlihazırda, söz konusu mevzuatın yerel mahkemeler tarafından geniş ve muğlak bir şekilde yorumlanıp uygulandığı ve ilgili iç hukuk hükmünün bu denli kapsamlı bir şekilde yorumlanması ve uygulanmasının Sözleşme’nin öngörülebilirlik ve dolayısıyla hukuka uygunluk kriterlerine uymadığı sonucuna varmıştır (benzer yönleri açısından ayrıca bk. yukarıda anılan Altay, § 57 ve yukarıda anılan Mehmet Demir, §§ 22-25).
26. Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen Mahkeme, kendisini yukarıda anılan Mehmet Demir davasındaki yaklaşımından uzaklaşmaya ikna edecek herhangi bir olay ya da argümana rastlamamıştır. Ek olarak Mahkeme, bu sonucu desteklemek için anılan kararda daha ayrıntılı biçimde açıklanan gerekçelerle, olağanüstü hâlin özel koşullarının söz konusu tedbiri kesinlikle gerekli kıldığının söylenemeyeceği kanaatindedir (bk. aynı yerde § 26; benzer yönleri açısından ayrıca bk. Pişkin/Türkiye, no. 33399/18, §§ 152, 153 ve 229, 15 Aralık 2020).
27. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Başvuran, maddi veya manevi tazminat mı yahut masraf ve giderleri için mi olduğunu belirtmeksizin, 20.000 avro adil tazmin talebinde bulunmuştur. Ancak bu talebini destekleyecek herhangi bir belge sunmamıştır.
29. Hükümet, başvuranın tazminat talebinin türünü gerektiği gibi belirtmediğini ileri sürerek bu talebe itiraz etmiş ve Mahkemenin bunu bir manevi tazminat talebi olarak değerlendirmesi durumunda bu talebi dayanaksız ve aşırı bulmuştur.
30. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebini, destekleyici herhangi bir belge veya somut bir talep sunulmadığı için reddetmektedir. Bununla birlikte, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, başvurana 2.600 avro ödenmesine hükmetmektedir.
31. Masraf ve giderlere ilişkin talebi destekleyecek herhangi bir belge bulunmadığından Mahkeme, bu başlık altındaki talebi tümüyle reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 37 § 1 maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesi yönünde Hükümet tarafından sunulan talebin reddedilmesine, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç, manevi tazminat olarak 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine,
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına,
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 3 Eylül 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan