Hansen /Norveç - 15319/09 - 2.10.2014 tarihli Karar [I. Bölüm]
Olaylar – Yüksek Mahkeme, başvuranın Şehir Mahkemesinin vermiş olduğu bir karara karşı temyiz talebini “bir sonuç alınamayacağının açık olduğu” gerekçesiyle reddetmiştir. Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen çözüm bu şekildeydi. Başvuranın Yüksek Mahkeme’nin verdiği bu karara ilişkin yapmış olduğu diğer temyiz başvurusu ise, Yüce Mahkeme’nin Temyiz İnceleme Komitesi tarafından, yetki alanının Yüksek Mahkeme usulünün incelenmesiyle sınırlı olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapmış olduğu başvurusunda Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, Yüksek Mahkemenin kendisinin temyiz başvurusunu reddetme kararına ilişkin daha ayrıntılı gerekçeler sunmuş olması gerektiğinden şikâyetçi olmuştur.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 § 1
(a) Kabul edilebilirlik bakımından değerlendirme – Valchev ve Diğerleri/Bulgaristan[1] kararında belirtildiği üzere, temyiz başvurusu incelemeye ilişkin yargılamalar medeni hakların “belirlenmediği” davalar olsa da, bu yargılamalarda genel yaklaşımın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin bu türden yargılamalara uygulandığı yönünde olduğu görülmektedir[2]. Bu maddenin uygulanma biçimi, yargılamaların kendine özgü niteliklerine bağlıdır. Bu anlamda, iç hukuk düzeninde gerçekleştirilmiş olan yargılamaların tamamı ve oradaki söz konusu temyiz mahkemesinin ya da Yargıtay’ın rolü dikkate alınmaktadır. Somut davada, Şehir Mahkemesinin kararı söz konusu ihtilafa neden olmuştur zira Yüksek Mahkemenin temyiz başvurusunu reddetmesinin ardından, bir bütün olarak değerlendirildiğinde yargılamaların sonucu bahse konu hak için doğrudan belirleyici olmuştur. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi somut dava bakımından uygulanabilir nitelik kazanmıştır.
Sonuç: kabul edilebilir (oybirliğiyle).
(b) Esas bakımından değerlendirme – Başvuran, Şehir Mahkemesinin kendisinin davasını usul yönünden incelemesine ve duruşma süresinin ani bir kararla üç günden beş saate düşürülmesi kararına, dolayısıyla da tanıkların dinlenmesi ve delillerin sunulması için verilen sürenin büyük ölçüde azaltılmasına karşı Yüksek Mahkeme önünde temyiz yoluna gitmiştir. Yüksek Mahkemenin yetki alanı hukuki ve usule ilişkin sorunlarla sınırlı olmamakla birlikte, maddi sorunları da kapsamaktadır. Ancak, Yüksek Mahkeme yalnızca, bir sonuç alınamayacağının açık olduğunu belirterek, Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun konuyla ilgili hükümlerini başka ifadeler kullanarak açıklamıştır. Mahkeme, Yüksek Mahkeme tarafından ileri sürülen bu gerekçenin karara varılacak meselenin özünü, kendisine tam yargı yetkisi verilmiş bir temyiz mahkemesi olarak rolünü yeterli ölçüde yansıtan bir şekilde ele aldığı ya da Yüksek Mahkemenin başvuranın menfaatlerine gereken dikkat ve önemi gösterdiği konusunda ikna olmuş değildir.
Mahkeme ayrıca, Yüksek Mahkemenin kararının kendi başına, görevi Yüksek Mahkemenin kanunları uygulama biçimini ve delillere ilişkin değerlendirmesini incelemek olan Yüce Mahkemenin Temyiz İnceleme Komitesine yapılabilecek bir temyiz konusu oluşturabileceğini de dikkate almıştır. Ancak Mahkeme, Yüksek Mahkemenin başvuranın temyiz talebini reddetmesine ilişkin sunduğu gerekçelerin başvurana Yüce Mahkemeye temyiz başvurusunda bulunma hakkını etkili bir şekilde kullanma imkânı sağladığı görüşünde değildir.
Sonuç: ihlal (bire karşı altı oyla).
41. Madde: Ulusal düzeyde yapılmış olan yargısal ve mevzuata ilişkin değişiklikler ve bir ihlalin tespit edilmesi, manevi zararlar açısından yeterli adil tazmini sağlamıştır.
[1] Valchev ve Diğerleri/Bulgaristan (k.k.), 47450/11, 26659/12 ve 53966/12, 21 Ocak 2014, 171 Sayılı Bilgi Notu.
[2] Monnell ve Morriss/Birleşik Krallık, 9562/81, 2 Mart 1987; ve Martinie/Fransa [BD], 58675/00, 12 Nisan 2006, 85 Sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy