© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
DÖRDÜNCÜ DAİRE
HARAKCHIEV VE TOLUMOV - BULGARİSTAN
(Başvuru no. 15018/11 ve 61199/12)
KARAR
[Alıntılar]
STRAZBURG
8 Temmuz 2014
Bu karar kesindir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Harakchiev ve Tolumov - Bulgaristan kararında,
Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm),
Başkan Ineta Ziemele,
Yargıçlar, Päivi Hirvelä,
George Nicolaou,
Ledi Bianku,
Zdravka Kalaydjieva,
Paul Mahoney,
Krzysztof Wojtyczek,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Fatoş Aracı’dan oluşmuş;
24 Haziran 2014 tarihinde yapılan özel oturumda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, iki Bulgaristan vatandaşı, Bay Mitko Georgiev Harakchiev ve Bay Liudvik Slavov Tolumov (“başvurucular”) tarafından, sırasıyla 22 Şubat 2011 ve 11 Eylül 2012 tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Bulgaristan Cumhuriyeti’ne karşı yapılan iki başvurudan (no. 15018/11 ve 61199/12) kaynaklanmıştır.
2. Başvurucular, Plovdiv’de avukatlık yapan avukatlar Bay M. Ekimdzhiev ve Bayan S. Stefanova tarafından temsil edilmiştir. Bulgaristan Hükümeti (“Hükümet”), Adalet Bakanlığı görevlileri Bayan I. Stancheva-Chinova ve Bayan K. Radkova tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucular, özellikle, Bay Harakchiev’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının (whole life sentence) (доживотен затвор без замяна) insanlık dışı ve aşağılayıcı ceza oluşturduğunu, tutulma rejimleri ve tutulmalarının maddi koşullarının işkence ya da insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğu ve tutulmalarının maddi koşulları bakımından iç hukukta etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
4. 19 Şubat 2013’te, Mahkeme, başvuruları birleştirmeye, başvuruların kısmen kabul edilebilir olmadıklarına ve şu konulardaki şikayetleri Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir: (a) Bay Harakchiev’e verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası; (b) başvurucuların tutulma rejimleri ve tutulmalarının maddi koşulları; (c) Bay Tolumov’un cezaevindeki yazışmalarının izlendiği iddiası; ve (d) başvurucuların tutulmalarının maddi koşulları bakımından etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı iddiası.
5. 17 Temmuz 2013’te, Mahkeme, tarafları yorumlarındaki ek bir hususu ele almaya davet etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Birinci başvurudaki (no. 15018/11) başvurucu, Bay Harakchiev, 1968 doğumludur. Şu anda Stara Zagora Cezaevi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekmektedir (bkz. aşağıda 58-60 ve 65. paragraflar).
7. İkinci başvurudaki (no. 61199/12) başvurucu, Bay Tolumov, 1954 doğumludur. Şu anda Plovdiv Cezaevi’nde müebbet hapis cezası çekmektedir (bkz. aşağıda 56 ve 65. paragraflar).
A. Bay Harakchiev
1. Bay Harakchiev’in kriminal geçmişi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
8. 1992 ve 2005 arasında sürücü ve araba tamircisi olan Bay Harakchiev, şiddet içermeyen suçlardan dolayı sekiz kez mahkum edilmiştir: hırsızlık ve nitelikli hırsızlık (dört mahkumiyet) ve dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık (üç mahkumiyet). Kendisine iki yıldan beş yıla kadar değişen hapis cezaları verilmiştir.
9. 21 Ocak 2003’te Haskovo Bölge Mahkemesi, Bay Harakchiev’i yasalara aykırı olarak silah bulundurmaktan ve 14 Ekim ile 6 Kasım 2001 tarihleri arasında gerçekleştirilen, ikisine öldürmeye teşebbüs ve ikisine öldürmenin eşlik ettiği dört motorlu araç hırsızlığından mahkum etmiştir. Mahkeme ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmetmiştir.
10. 26 Temmuz 2003’te Plovdiv Temyiz Mahkemesi (Court of Appeal), Bay Harakchiev hakkında verilen mahkumiyet kararını ve cezayı onamıştır.
11. 23 Kasım 2004 tarihli nihai bir kararda (реш. № 476 от 23 ноември 2004 г. по н. д. № 901/2003 г., ВКС, ІІІ н. о.), Yargıtay da (the Supreme Court of Cassation) aynı biçimde Bay Harakchiev hakkındaki mahkumiyet kararını ve cezayı onamıştır. Başka şeylerin yanı sıra, suçlarının ağırlığı karşısında – özellikle de bu suçların işlenmesindeki kararlılık ve zalimlik karşısında – müebbet hapis cezası gibi daha hafif bir cezanın (доживотен затвор със замяна) yetersiz kalacağı kararına varmıştır. Bay Harakchiev’in suçlarını itiraf etmesi ve suç oluşturan faaliyetlerinin ortaya çıkartılması için soruşturma makamlarına yardım etmiş olması gerçeği bu sonucu değiştirememiştir.
2. Stara Zagora Cezaevi’ndeki tutulma koşulları ve Bay Harakchiev’e uygulanan cezaevi rejimi
12. Bay Harakchiev, 18 Ocak 2002’den bu yana Stara Zagora Cezaevi’nde tutulmaktadır. Başlangıçta “yoğunlaştırılmış rejime (enhanced regime)” (bkz. aşağıda 115. paragraf) tutulmuştur. 1 Haziran 2009’da Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu rejimin yerine yasa gereği “ağır rejim (severe regime)” (bkz. aşağıda 115. paragraf) getirilmiştir. 17 Haziran 2009’da Cezaların İnfazı Komisyonu (bkz. aşağıda 121. paragraf), Stara Zagora Bölge Mahkemesi’ne, Bay Harakchiev’in “olumsuz tavırlarına” ve iç düzene saygısızlığının yanı sıra daha başlangıçtan itibaren her halükarda bu rejime tabi tutulması gerektiğine değinerek, normalde müebbet hapis mahkumlarına uygulanan “özel rejime” tabi tutulmasını önermiştir. 21 Temmuz 2009’da Stara Zagora Bölge Mahkemesi öneriyi kabul etmiştir. Bay Harakchiev’in 12 Temmuz 2010 tarihinde bu karara karşı yaptığı itiraz, Stara Zagora Bölge Mahkemesi tarafından ve Plovdiv Temyiz Mahkemesi tarafından itiraz süresinin sona erdiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Hükümet, şu an cezaevi yetkililerinin Bay Harakchiev’in cezaevi rejiminde başka bir değişiklikyapmayı amaçlamadığını belirtmiştir.
13. Aralık 2005 ve Mart 2013 arasında Bay Harakchiev’e dokuz disiplin cezası verilmiştir. Bu cezalardan sonuncuları, Ağustos 2012 ve Mart 2013’de, (a) 4 Ağustos 2012 sabahındaki günlük yürüyüş sırasında kendisiyle bir diğer mahkum arasında kavgaya ve (b) 18 Şubat 2013’te başka bir mahkumun ortak tuvalette bıraktığı yiyeceğin çalınmasına ilişkin olarak verilmiştir. İlki bakımından Bay Harakchiev’e kınama ve ikincisi bakımından ise hücrede üç gün tecrit cezası verilmiştir.
14. Bay Harakchiev’in – şu anda yalnız olduğu ama 2002 ve 2007 yılları arasında başka bir mahkumla paylaştığı görülen – hücresi cezaevinin müebbet mahkumlarına ayrılmış olan yüksek güvenlikli kanadında bulunmaktadır. Bay Harakchiev’e göre, özellikle yalnızca mobilyanın 4.5 metre karelik alanı işgal ettiği dikkate alındığında, hücre oldukça küçüktür ve gece sürekli açık bırakılan 60-watt’luk enkandesen bir ampulle aydınlatılmaktadır. Hükümet’e göre, hücre olması gerekenden daha küçük değildir. Toplam yüzey alanı 7.78 metre kare olmak üzere, 4.30 x 1.81 metre kare genişlikte ve 3.95 metre yüksekliğindedir. Güvenlik nedeniyle hepsi zemine sabitlenmiş metal bir kilitli dolap, metal bir ranza, iki tabure ve bir küçük masa ile döşenmiştir. 1.76 x 1.25 metre büyüklüğünde güneye bakan bir penceresi bulunmaktadır. Hücredeki yapay ışıklandırma, 36-watt’luk ampullerden oluşmuştur. Bay Harakchiev’e göre, enkandesen ampuller ancak 2012’de değiştirilmiştir. Ayrıca hücrede düşük yoğunlukta gece ışıklandırmasının bulunmadığına işaret etmiştir.
15. Stara Zagora Cezaevi’nde bir havalandırma ya da klima sistemi bulunmamaktadır. Bay Harakchiev, bundan ötürü yazın hücresinde derecenin çok yüksek olduğunu ve içeriye taze havanın girmediğini iddia etmiştir. Kışın ise ısıtma sadece sabah, öğlen ve akşam bir saatlik süreler için açılmaktadır. Hükümet’e göre, hücre penceresi açılabilmektedir, ki bu da hücrenin herhangi bir anda havalandırılmasına imkan vermektedir. Cezaevi iki kazanı olan kendi ısıtma tesisatına ve iki ısı eşanjörüne sahiptir. Kazanlar günde dokuz saat boyunca yakılmaktadır, fakat ısıttıkları su sürekli olacak ısı tesisatı içerisinde deveran etmektedir. Bay Harakchiev’e göre, hücresindeki radyatör her gün yalnızca otuz dakika boyunca sıcak kalmaktadır ve hücre penceresinin bakımsızlığı ve metal kapı kışın hücredeki ısının düşük olmasına katkıda bulunan faktörlerdir. Bay Harakchiev ayrıca giysilerini hücresinde kurutmak zorunda olduğu için, hücrenin çok nemli olduğunu belirtmiştir. Bundan ötürü duvarlardaki boya ve sıva soyulmaktadır.
16. Bay Harakchiev’e göre, cezaevinin ortak alanları yalnızca kalsiyum hipokloritle ağartılarak temiz tutulabilir ve hücrelerse yalnızca suyla temizlenmektedir. Bu iddiayı desteklemek üzere Bay Harakchiev, açtığı dava sırasında birlikte kaldığı mahkumlardan birinin tanık ifadesine dayanmıştır. Hükümet’e göre, cezaevinin ortak alanları yalnızca çamaşır suyuyla temizlenmemekteydi. Günlük olarak deterjanlarla temizleniyor ve son dört yıl boyunca bu konuda alınan hizmetlerin faturalarının da kanıtladığı üzere en az iki sefer de sıçan ve haşere kontrolüne tabi tutuluyordu. Bay Harakchiev, bu faturaların Hükümet tarafından iddia edildiği gibi gerçekten deterjanların kullanıldığını kanıtlamadığı yanıtını vermiştir. Ayrıca hücresinin sürekli olarak böcek ve fare istilasına uğradığını ve bu konuda cezaevi idaresine yaptığı bütün şikayetlerin göz ardı edildiğini belirtmiştir. Üstelik de penceresi bir sineklikle kaplanmadığı için, dışkı kokusu ve geceleri sürekli ışıklandırmanın çektiği haşerelerin sürekli olarak odasına girdiğini ve kendisini ısırdığını belirtmiştir.
17. Hücrede tuvalet ya da şebeke suyu bulunmamaktadır. Bay Harakchiev, bundan ötürü, ortak tuvaletlere günde üç ziyaretin dışında, tuvalet ihtiyacını gidermek için plastik bir kova kullanmak zorunda kaldığını belirtmiştir. Hücresini başka bir mahkumla paylaşmak zorunda kaldığı süre boyunca, bunu o da odadayken yapmak zorunda kalmıştır. Odada şebeke suyunun bulunmaması, tuvalet ihtiyacını karşıladıktan sonra ellerini ya da kovayı yıkamasına engel olmuştur. Hükümet, mahkumların yüksek güvenlikli birimde tuvalet ve banyoyu günde üç kez ve nöbetçilerden ne zaman isterlerse o zaman kullanabildiklerine işaret etmiştir. Bu nedenle Bay Harakchiev’in tuvalet ihtiyacını gidermek için kova kullanmaya zorlandığı söylenemez; bu onun kendi tercihidir. Aslında kendisinin içinde giysilerini, çamaşırını ve diğer öğeleri sakladığı ondan fazla kovası vardır. Bay Harakchiev, tuvaletlere günde üç ziyaretin dışında, sabah 5.30 ve akşam 8 arasında nöbetçilerin hiçbir zaman tuvalete gitmesine izin vermek için hücresini açmadıkları yanıtını vermiştir. Dolayısıyla hijyen ihtiyaçları için kovadan yararlanmak kendi tercihi değildir.
18. Günlük bir saatlik yürüyüşün dışında, Bay Harakchiev, hücresinin dışında tuvalete gitmek için bir günde üç kez çıkabilir. Bunların her birinde, ayrıca kovasını boşaltabilir, ellerini yıkayabilir, içmek ve hijyen ihtiyaçları için plastik şişelere su doldurabilir. Kendisine göre, tuvalet ziyaretleri sabahları üç dakikadan fazla, öğlen ve akşam on dakikadan fazla sürmemiştir ve birimdeki diğer mahkumların ziyaretleriyle çakışmamıştır.
19. Bay Harakchiev’e göre, Stara Zagora Cezaevi’ndeki mahkumlar, yalnızca her on dört ya da on beş günde bir kez duş alabilirler. Hükümet’e göre, cezaevinin yüksek güvenlikli birimindeki bütün mahkumlar haftada iki kez duş alabilirler.
20. Bay Harakchiev’e göre, akraba ya da avukatların ziyaretleri özel bir odada gerçekleştirilmektedir. Mahkumlar ve ziyaretçilerin arasında bir tel örgü vardır ve mahkumlar oturmak zorundadır. Bir cezaevi görevlisi her zaman hazır bulunmaktadır. Hükümet’e göre, ziyaretler sırasında hazır bulunan cezaevi görevlisi, orada yalnızca düzenin sağlanması amacıyla bulunmaktadır ve konuşmaları gizlice dinleyemez. Avukat ziyaretleri başka hiç kimsenin bulunmadığı ayrı bir odada gerçekleşmektedir. Tek denetim biçimi görsel izlemedir. Bu bağlamda Hükümet, cezaevi yetkililerine karşı yönelttiği çok sayıdaki iddianın bir sonucu olarak, 2009’un ortalarına kadar Bay Harakchiev’in 97 günü Stara Zagora Cezaevi’nin dışında geçirdiğine ve 1 Ocak 2010 ve 18 Mayıs 2012 arasında 255 günü ya da bu sürenin yüzde 54’ünü cezaevi dışında geçirdiğine dikkat çekmiştir.
21. Bay Harakchiev’e göre, cezaevindeki yiyecekler kötü bir şekilde hazırlanmaktadır, kaliteleri düşük, tatsızdır, soğuk ve hijyenik olmayan koşullarda servis edilir ve miktar olarak yetersizdir. Et haftada bir kez sunulur. Geri kalan zamanda yiyecek, çorba ya da sulu yemek olarak servis edilen fasulye, mercimek, kabak ve patatesten oluşmaktadır. Hükümet’e göre, yiyeceklerin miktarı, kimyasal içeriği ve kalorisi tamamen yeterlidir. Günlük porsiyon 2,662 kaloridir ve bir günde en az bir kez öğünlerde et bulunmaktadır. Bay Harakchiev, “etin” gerçekte kaynatılmış kemik ya da konserve et anlamına geldiği yanıtını vermiştir. Her iki taraf da kendi iddialarını destekleyen menü ve tablolar sunmuştur.
22. Bay Harakchiev’e göre, Stara Zagora Cezaevi’ndeki tıbbi bakım, bütün mahkumlara rutin olarak aspirin ya da analjin verilmesinden ibarettir ve mahkumların bütün diğer ilaçları kendilerinin satın alması gerekmektedir. Hükümet’e göre, cezaevinin sağlık merkezi ekibi genel bir pratisyen hekim, üç feldsher (biri ana cezaevi binasında ve diğer ikisinden her biri ayrı cezaevi yurtlarında), bir hemşire, bir psikiyatr ve bir dişçiden oluşmaktadır. Sağlık muayeneleri günlük olarak yapılmaktadır ve acil durumlarda mahkumlar Stara Zagora Hastanesi’nin acil servisine götürülebilmektedir. Yüksek güvenlikli birimde sağlık muayeneleri normalde Cuma günleri yapılmaktadır. Mahkumlar ayrıca dışarıdan uzmanlara da danışabilir ya da Sofya ve Lovech’teki cezaevi hastanelerinde tedavi edilebilirler. İlaçlar normalde cezaevi sağlık merkezi tarafından tedarik edilmektedir ya da cezaevi dışından edinilebilir. Merkezin stokunda bulunmadığı için Bay Harakchiev’in kendisinin edinmek zorunda kaldığı tek ilaç, birim fiyatı 7.31 Bulgar levi olan Rivotril’dir (klonazepam). Bay Harakchiev, daha fazla ayrıntı vermeksizin, kendisine rutin olarak ilaç satın almak zorunda kaldığı yanıtını vermiştir. Ayrıca diş bakımının, yalnızca diş çekiminden ibaret olduğunu, açık bir biçimde diş protezine ihtiyaç duymasına rağmen cezaevi yetkililerinin bu konuda harekete geçmediklerini belirtmiştir. Hükümet, diş protezlerinin Bulgaristan’da sağlık sigortası olan hiç kimsenin standart sağlık sigortasının bir parçasını oluşturmadığı ve ücretsiz edinilemediği yanıtını vermiştir.
23. Hükümet ayrıca Bay Harakchiev’in günlük olarak biriminde görevli olan sosyal denetmeni görebileceğini iddia etmiştir. Ayrıca bir psikologla, cezaevi müdürü ya da müdür yardımcısıyla ya da cezaevi ekibinin diğer bir üyesiyle de görüşme talebinde bulunabilir; günlük yürüyüş sırasında ve yemek zamanlarında aynı kategorideki diğer mahkumlarla sosyalleşebilirdi. Ayrıca elli kanalı olan kablolu televizyona, cezaevi kütüphanesine ve dini hizmetlere de erişimi bulunmaktaydı. Bay Harakchiev, kendi payına, arzusunu ifade etmiş olmasına rağmen, kendisine çalışma ya da sportif, kültürel ya da eğitimsel faaliyetlerde yer alma fırsatı verilmediğini belirtmiştir. Hükümet bunlara ek olarak Kasım 2006’da Bay Harakchiev’in stres düzeylerini düşürmek için bir yoga dersine katılmasına izin verildiğini iddia etmiştir.
24. Hükümet tarafından sunulduğu üzere, Bay Harakchiev’in 2009, 2010, 2011 ve 2013’teki yıllık psikolojik değerlendirmeleri oldukça benzerdir. Hepsinde, genellikle aynı dil kullanılarak, davranışlarının iletişim içinde olduğu kurumlara ve cezaevi görevlilerine karşı “başlattığı kampanya” tarafından karakterize edildiği, ki bunların başlıcalarının da çeşitli davalar açmak ve diğer mahkumları kendi lehine “yanlış deliller” vermeye kışkırtmaktan oluştuğu belirtilmektedir. Temel olarak otoriteye saygısı olmamasından, haklarına yönelik aşırı farkındalığından, inatçılığından ve ilgili görevlileri cezaevi yetkililerine karşı açtığı davalarda delil vermeye davet etme eğiliminden ötürü kendisiyle diyalog kurmak oldukça güçtür. Kişiliği, suçlarının niteliği ve davranışlarının sertliği göz önüne alındığında ağır zarar riski yüksektir. Cezaevi personeline karşı sözel olarak saldırgandır.
...
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Müebbet Hapis Cezası
1. Tarihsel bilgi
51. 1896 tarihli Ceza Yasası, Bulgaristan’ın 1878’de özerk bir devlet statüsünü yeniden kazanmasından sonraki müebbet hapis cezasını bir hürriyeti bağlayıcı ceza biçimi olarak düzenleyen ilk kapsamlı ceza hukuku yasasıydı (madde 15(1)). Müebbet hapis cezasına mahkum edilen kişiler, “iyi hal” durumunda, şayet cezalarının en az on beş yılını çekmişlerse tahliye edilebilirlerdi (madde 20(1) ve (3)).
52. 1896 tarihli Yasa’yı yürürlükten kaldıran ve 1956’da yeniden adlandırılan 1951 tarihli Ceza Yasası müebbet hapis cezasına bir cezalandırma biçimi olarak yer vermemiştir.
2. 1968 tarihli Ceza Yasası’na göre hüküm sistemi
53. 1956 tarihli Ceza Yasası’nı yürürlükten kaldıran 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 36. maddesi cezanın amaçlarını tanımlar. 1. fıkra cezanın (a) hakkında mahkumiyet kararı verilen suçluyu hukuka ve ahlaka uyum sağlaması için ıslah ve rehabilite etmek; (b) hükümlüyü caydırmak ve onun başka suçlar işlemesinin önüne geçmek; ve (c) toplumun dikkatini çekmek ve onları caydırmak amacıyla uygulandığını öngörür. 2. fıkra, cezanın fiziksel ıstırap vermeyi ya da insan onurunu aşağılamayı amaçlayamayacağını belirtir.
54. Çeşitli cezalar Yasa’nın 37. maddesinde listelenmiştir ve 38-52. maddeler bu cezaların niteliklerini maddeler halinde sıralamaktadır. 1986’ya değin, mümkün olan en uzun hürriyeti bağlayıcı ceza yirmi yıllık hapis cezasıdır (1968 ve 1986 arasında ifade edildiği biçimiyle Yasa’nın 39 §§ 2 ve 3 fıkraları). 1986’da süre azami otuz yıllık hapis cezasına çıkartılmıştır.
55. Aralık 1998’de idam cezasının kaldırılmasından önce ifade edildiği biçimiyle Yasa’nın 37 § 2 ve 38. maddelerine göre, mahkemeler, ölüm cezasını yalnızca kasten işlenmiş özellikle ağır suçlar bakımından ve ancak cezanın cezalandırıcı ve caydırıcı olma amaçlarının daha hafif bir cezayla karşılanamayacağı görüşüne vardıkları durumlarda uygulayabilirdi. Yasa’nın 38 § 4 maddesine göre, ölüm cezası, Cumhurbaşkanı bu cezayı hafifletmeyi dikkate alıncaya kadar uygulanamazdı.
56. 1995 yılına değin, ölüm cezasından sonraki en sert ceza, istisnai durumlarda verilen otuz yıla kadar hapis cezasıydı (1986’dan önceki haliyle Yasa’nın 39 § 2 maddesi). 1995 yılında yeni bir ceza getirildi: Yasa’ya yeni eklenen madde 38a § 1’in “hükümlünün bir ceza infaz kurumunda yaşamının sonuna kadar hapsedilmesi” olarak tanımladığı müebbet hapis cezası (доживотен затвор). Bu ceza, hükümlü cezasının en az yirmi yılını çektikten sonra bir mahkeme tarafından otuz yıl hapis cezası ile değiştirilebilmektedir (Yasa’nın 38a § 3 maddesi).
57. Verilen ölüm cezalarının infazı en son Kasım 1989’da gerçekleştirilmiştir. İnfazların de facto olarak ertelendiği bir dönemi takiben, 20 Temmuz 1990’da meclis resmi bir erteleme uygulamaya sokmuştur. Bu noktaya ve ölüm cezasının kaldırılmasını takip eden tartışmalara ilişkin daha ayrıntılı bilgi için bkz. Iorgov - Bulgaristan (no. 40653/98, §§ 12-28, 11 Mart 2004).
58. Ölüm cezası, 27 Aralık 1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmıştır. Aynı zamanda yeni bir ceza getirilmiştir: ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası (доживотен затвор без замяна). Bu ceza, 1968 tarihli Ceza Yasası’nın özel suçları düzenleyen hükümlerindeki idam cezasının yerini almıştır.
59. Değişiklikten sonraki haliyle Yasa’nın 37 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Cumhuriyetin temellerini tehdit eden en ağır suçlar ve diğer kasten işlenmiş özellikle ağır suçlar, şarta bağlı ve istisnai olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacaktır.”
60. Değişiklikten önceki haliyle Yasa’nın 38. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Ağırlaştırılmış bir müebbet hapis cezasına, yalnızca suç özellikle ağırsa ve [cezanın] 36. maddede belirtilen amaçları daha hafif bir cezayla gerçekleştirilemiyorsa hükmedilebilir.
2. Ağırlaştırılmış bir müebbet hapis cezası, suçun işlendiği sırada yirmi yaşını almamış bir kişiye ya da silahlı kuvvetlerde görev yapan kişiler ya da savaş zamanları bakımından on sekiz yaşını almamış bir kişiye uygulanamaz. Ağırlaştırılmış bir müebbet hapis cezası, suçun işlendiği sırada hamile olan ya da hükmün verildiği tarihte hamile olan bir kadına uygulanamaz.”
61. Yasa’yı değiştiren yasa teklifine ekli açıklayıcı notun ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Yasa teklifi, ölüm cezasını yeni bir cezayla değiştirmeyi önermektedir: müebbet hapis cezasından farklı olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası. Bu ceza mahkumu yeni suçlar işlemekten alıkoyarak toplumun dışına çıkaracaktır ve cezanın diğer olası suçlular üzerinde caydırıcı bir etkisi olacaktır.”
62. Yasa teklifine dair meclis tartışmaları 27 Kasım 1998’de (ilk okuma) ve 10 Aralık 1998’de (ikinci okuma) gerçekleştirilmiştir.
63. Bu tartışmaların ilki sırasında, meclis üyelerinin birkaçı ölüm cezasının kaldırılması lehinde konuşmuşlardır. Aynı zamanda bir meclis üyesi, teklifi ancak ölüm cezasının kaldırılmasına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının getirilmesi eşlik ederse destekleyeceğini belirtmiştir. Böyle bir hükmün geri döndürülemez niteliğinden, başkanın özel af yetkisinin kullanılmasıyla taviz verilebileceği yönünde kuşkular da dile getirilmiştir. Meclisin bir diğer üyesi, halkın ölüm cezasının kaldırılmasından yana olduğunun söylenmesinin güç olduğuna ve toplumun ölüm cezasından kurtarılacakların kendisinden uzak tutulacağı konusunda inandırılmasının gerektiğine işaret etmiştir. Adalet Bakanı, kendi payına, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılanların tecrit edilmesi ve böylelikle de cezaevinde suç işlemelerinin ya da rahat koşullardan faydalanmalarının önlenmesi amacıyla cezaların infazına ilişkin mevzuatın esaslı bir biçimde değiştirilmesi taahhüdünde bulunmuştur. İlgililerin insan haklarının ihlal edilmemesi için, tecridin düzeyinin dikkatle ölçülmesi gerektiğini söyleyerek devam etmiştir.
64. Bu tartışmalardan ikincisi sırasında, bir meclis üyesi iki tip müebbet hapis cezasının bulunmasının paradoksal olacağı, fakat bunu geçici bir durum olarak kabul edebileceği yorumunu yapmıştır. Kendi görüşüne göre başkanın özel af yetkisinin yasayla sınırlandırılamayacağını söyleyerek devam etmiştir. Bununla birlikte, diğer bir meclis üyesi, ölüm cezasına çarptırılacakların günün birinde özgür kalmalarına engel olmak için gerekirse başkanlık af yetkisinin kapsamına sınır getirmek suretiyle düzenlemeler yapılabileceğini belirtmiştir. Başka bir meclis üyesi, Yasa’nın yeni hükümlerinin yazımının kendisinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken kişiler bakımından başkanın af yetkisinin kullanılmasına engel olacağı görüşünü ifade etmiştir.
65. Bu doğrultuda, ölüm cezasının kaldırılmasından bu yana Yasa üç tip hürriyeti bağlayıcı ceza öngörmektedir: otuz yıla kadar sabit bir süre hapis cezası, hafifletilme imkanı olan müebbet hapis ve hafifletilme imkanı olmayan (ağırlaştırılmış) müebbet hapis. Yalnızca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılabilir olan hiçbir suç bulunmamaktadır.
66. Cumhurbaşkanı Yardımcısı 25 Ocak ve 6 Mart 1999 tarihli iki kararla, kesinleşmiş ama infaz edilmemiş bütün ölüm cezalarını ya müebbet hapis cezasına (bir vakada) ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına (yirmi bir vakada) çevirmiştir.
3. Yeni Ceza Yasası tasarısındaki hüküm sistemi
67. 31 Ocak 2014’te Hükümet, meclisin önüne 1968 tarihli Ceza Yasası’nı yürürlükten kaldıracak bir Ceza Yasası tasarısı getirmiştir. Tasarı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını öngörmemektedir; sadece müebbet hapis cezasına ilişkin bir hüküm içermektedir. Tasarının ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
Madde 47 – Ceza Türleri
“1. ...
2. Kasten işlenmiş özellikle ağır suçlar müebbet hapis cezasıyla cezalandırılabilir.”
Madde 48 – Müebbet Hapis Cezası
“1. Müebbet hapis cezası, hükümlünün bir ceza infaz kurumunda yaşamının sonuna kadar hapsedilmesini gerektirir.
2. Müebbet hapis, suçun aynı türdeki suçlarla kıyaslandığında özellikle ağır olduğu ve cezanın amaçlarının daha hafif bir ceza aracılığıyla gerçekleştirilemeyeceği durumlarda uygulanacaktır.
3. Müebbet hapis cezası,
(1) suçun işlendiği sırada yirmi yaşına erişmemiş bir kimseye;
(2) suçun işlendiği sırada hamile olan ya da hükmün verildiği sırada hamile olan bir kadına uygulanmaz.”
Madde 49 – Müebbet hapis cezasının bir dönem hapis cezasıyla değiştirilmesi
“1. Hükümlünün cezasının en az on beş yılını çekmiş olması ve davranışlarıyla rehabilite olduğunu kanıtlaması halinde, müebbet hapis cezasının geri kalan kısmı on beş yıl hapis cezasıyla değiştirilebilir.
2. ...
3. 1. fıkraya göre çekilmesi gereken hapis cezasının süresi, çekilen müebbet hapis cezasından ayrı bir süre olarak çekilecektir.”
68. Yasa tasarısına eşlik eden açıklayıcı not, müebbet hapis cezası bakımından şunları söylemektedir (s. 8):
“Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kaldırılmalıdır, çünkü bu cezaya çarptırılan kişiler bakımından hiçbir umut bırakmamasından ötürü artık oldukça insanlık dışı olarak algılanmaktadır.
Diğer yandan hafifletilebilen müebbet hapis cezasınınsa korunması önerilmektedir. Bu cezasının taşıdığı olağanüstü sertlikten ötürü, uygulanmasının muhtemel olduğu vakalar sınırlıdır. Yalnızca suçun aynı türdeki suçlarla kıyaslandığında özellikle ağır olduğu ve cezanın amaçlarının daha hafif bir ceza aracılığıyla gerçekleştirilemeyeceği durumlarda bu cezaya başvurulabilir. İnsancıl nedenlerle, bu cezanın suçun işlendiği sırada yirmi yaşına erişmemiş kişilere ya da suçun işlendiği sırada hamile olan ya da hükmün verildiği sırada hamile olan kadınlara uygulanmaması öngörülmüştür.”
69. Meclis tasarıyı henüz tartışmamıştır.
B. Af ve cezanın uyarlanması ve bunların ağırlaştırılmış müebbet hapse uygulanabilirliği
1. Şartlı tahliye
70. 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 70. maddesine göre, şartlı tahliye yalnızca belirli süreli hapis cezalarına uygulanabilirdir. Müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan suçlular şartlı tahliyeye uygun değillerdir.
2. Cezanın yargı kararıyla hafifletilmesi
71. 1974 tarihli Ceza Usul Yasası ve 2005 tarihli Ceza Usul Yasası, bir bölge mahkemesinin, bölge savcısının talebi üzerine, bir müebbet hapis cezasını belirli süreli bir hapis cezasına çevrilebileceğini öngörmektedir (1974 tarihli Yasa’nın 427 ve 428. maddeleri ve 2005 tarihli Yasa’nın 449 ve 450. maddeleri). Bölge mahkemesi, gerekçeli bir kararla hüküm verir; olumsuz bir karara karşı daha yüksek dereceli mahkemelerin önünde itiraz edilebilir. Eğer cumhuriyet savcısının teklifi reddedilirse, iki sene içinde yeni bir hafifletme talebinde bulunulamaz. Mevzuatta, savcının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış suçlular hakkındaki hükmün uyarlanmasını talep etmesine ilişkin hiçbir hüküm bulunmamaktadır.
3. Cumhurbaşkanı affı
(a) Yasal çerçeve
(i) Anayasal ve yasal hükümler
72. 13 Temmuz 1991’de yürürlüğe giren 1991 tarihli Anayasa’nın 98. maddesinin 11. bendine göre, af yetkisi Cumhurbaşkanının sahip olduğu bir imtiyazdır.
73. Cumhurbaşkanının bu yetkisinin kapsamını tayin eden 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 74. maddesi o dönemde aşağıdaki gibidir:
“Cumhurbaşkanı, af yetkisini cezanın tamamı ya da bir kısmı bakımından affetmek ve ölüm cezası durumunda affetmek ya da cezayı hafifletmek üzere kullanabilir.”
74. Yasa’nın 74. maddesi, Cumhurbaşkanının ölüm cezasına ilişkin yetkilerinin ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezaları bakımından da uygulanması için 13 Ekim 2006’da yürürlüğe girecek şekilde değiştirilmiştir.
75. Bu, 1991 tarihli Anayasa’nın 104. maddesinde öngörüldüğü üzere, 1991’den beri Cumhurbaşkanının sahip olduğu, geleneksel olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısına devrettiği bir takdir yetkisidir. Bu yetkinin kullanılması olağan mahkemelerin denetimine tabi değildir (bkz. опр. № 2429 от 20 февруари 2012 г. по адм. д. № 817/2012 г., ВАС, ІІІ о.).
(ii) 2012 tarihli 6 numaralı Anayasa Mahkemesi kararı
76. Anayasa Mahkemesi, altmış bir meclis üyesinin yaptığı başvuruyu takiben 11 Nisan 2012 tarihinde verdiği 6 numaralı kararında (реш. № 6 от 11 април 2012 г. к. д. № 3/2012 г., обн., ДВ, бр. 15 от 2012 г.), 1991 tarihli Anayasa’nın 98. maddesinin 11. bendine bağlayıcı bir yorum getirmiştir (bkz. aşağıda 72. paragraf) ve meclisin 15 Şubat 2012 tarihinde verdiği, başka şeylerin yanı sıra, 22 Ocak 2002 ve 22 Ocak 2012 arasında görev yaptıkları iki dönem boyunca eski Cumhurbaşkanı ve yardımcısının af yetkisini kullanma biçimlerine yönelik araştırma yürütmekle görevli ad hoc bir komite kurulması yönündeki kararının (bkz. aşağıda 89. paragraf) ultra vires ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali olarak anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, ilgili hükme göre cumhurbaşkanının af yetkisinin kralın affetme (mercy) imtiyazının modern karşılığı olduğu ve insanlık kaidesine dayandığı açıklamasını yapmıştır. Bu nedenle özel gerekçelere bağlanamaz, fakat her bir vakanın özel koşulları temelinde cumhurbaşkanı tarafından – ya da yetki devriyle cumhurbaşkanı yardımcısı tarafından – kullanılmalıdır. Hükmün kesinleştiği andan itibaren kullanılabilir ve cezanın tamamen ya da kısmen kaldırılmasıyla ya da daha az ağır bir cezayla değiştirilmesiyle gerçekleştirilebilir. Yargı bağımsızlığına zarar vermez, çünkü bir kimsenin cezai sorumluluğundan azat edilmesini gerektirmez; fakat o kimsenin yalnızca ceza mahkemeleri tarafından verilen cezayı çekmekten muaf tutulmasını sağlar. Bu yetkinin uygulanma biçiminin bir yasada düzenlenmesine izin verilebilirse de, meclisin uygulanacağı dayanakları tanımlaması ya da sınırlaması veyahut da uygulanması için gereken nedenler üzerinde etkide bulunmaya çalışmasına izin verilemez. Yetkinin kullanılabileceği ceza türlerinin sınırlanmasına ya da verili bir hükümlü sınıfının yetkinin kapsamı dışında bırakılmasına da izin verilemez.
77. Bir bakıma hukuk önünde eşitlik ilkesinin bir istisnasını oluşturan af yetkisi, yasalara dayalı soyut kurallarla korunamayan yüksek anayasal değerlere etkinlik kazandırma ihtiyacına dayanmaktadır. Bu nedenle de bu yetkinin keyfi olmayan bir biçimde kullanılmak zorunda olduğu ve anayasal değerlere ve ilkelere etkinlik kazandırma görevine tabi olduğu Anayasa’da zımnen yer almaktadır. Dolayısıyla Anayasa bu yetkinin kullanımı sırasında Cumhurbaşkanının hakkaniyeti, insanlığı, merhameti, affı ve hükümlünün sağlık ve aile durumunu dikkate almasını gerektirmiştir. Af yetkisinin cezanın bütününe değil de sadece bir kısmına ilişkin olduğu durumlarda, hükümlünün kişiliğindeki pozitif değişimleri dikkate almak büyük önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanı kararına gerekçe göstermek yükümlülüğü altında değildir: yasamanın cumhurbaşkanının yetkisini herhangi bir biçimde kısıtlaması mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde ondan gerekçe göstermesini istemek de mümkün değildir. Gerçekten de eğer af kararları için gerekçe gösterilecek olursa, benzer koşulları taşıyan daha sonraki af talepleri verirken bunlar Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısını bağlayabilir ve hükümlülerin affa hak kazandıklarına, çünkü daha önceki af kararlarındaki koşulları karşıladıklarına inanmalarına yol açabilir.
78. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanının herkesin hukuk önünde eşitlik hakkına saygı gösterme görevi vardır. Bu nedenle de Cumhurbaşkanının tüm af taleplerine aynı biçimde muamele edeceği ve hepsine aynı kriterleri uygulayacağı konusunda geniş güvencelerin bulunması gerekmektedir. Doğal olarak, bu kriterler Cumhurbaşkanına yasama tarafından dayatılamaz, çünkü bu kuvvetler aykırılığı ilkesiyle çelişecektir. Bununla beraber, Cumhurbaşkanı af yetkisini kullanacağı biçimi ve bu konuda kendisine rehberlik edecek genel ilkeleri belirleyecek konumdadır. Bu konudaki politikanın ilanı bu yetkinin kullanımını şeffaf ve istikrarlı hale getirecektir. Dolayısıyla da Cumhurbaşkanı ve yardımcısının, görev sürelerinin başında, af taleplerini ele alırken takip edecekleri kriterleri ilan etmeleri mümkündür.
79. Cumhurbaşkanı – görev süresinin başında ya da daha sonra – her zaman af yetkisini, bu yetkiyi Cumhurbaşkanıyla aynı biçimde kullanabilecek olan Cumhurbaşkanı Yardımcısına devredebilir. Devir her zaman geri alınabilir ve cumhurbaşkanının devredilen yetkiyi bizzat kendisinin kullanmasının önünde engel oluşturmaz. Cumhurbaşkanı ve yardımcısının ikinci bir görev süresi için yeniden seçilmeleri halinde, ilk dönem yapılan devir işlemi varlığını sürdürür ve yenilenmesine gerek yoktur.
80. Cumhurbaşkanının af kararları Hükümet’ten bir bakan tarafından da imzalanmak zorunda değildir. İmzalandıkları anda yürürlüğe girerler ve herhangi bir başka makam tarafından denetlenemezler. Etkilerini doğurmaya başladıktan sonra artık Cumhurbaşkanı tarafından da geri alınamazlar. Bu anlamda, af bir kez tanındığında, bir daha geri alınamaz ve aftan yararlanan kişi daha sonraki davranışlarına dayanılarak cezasını yeniden çekmek zorunda bırakılamaz. Tam ya da kısmi af, koşula da bağlanamaz.
81. Af kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasına yönelik anayasal bir koşul bulunmamaktadır. Bu kararların kamuya açıklanıp açıklanmayacağına ilişkin karar, aftan yararlanan kişinin özel yaşamı, kişisel verileri ve onuru ile kamunun yetkililerin kamu yararı taşıyan konularda ne yaptığına dair bilgi edinme hakkı arasında tutturulması gereken hassas dengeye bağlıdır. Önceki yirmi yıl boyunca bu konudaki uygulama, ilgili kişinin bu kararların yayımlanmasına muvafakat etmedikçe yayımlanmamaları yönünde olmuştur. Bununla beraber, yayımlanmalarının zorunlu kılınması önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu yasamanın karara bağlayacağı bir husustur.
82. Tüm diğer Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı kararları gibi af kararları da idari kararlar değildir ve onlarla bir tutulamaz. Bu nedenle yargısal denetime tabi değillerdir ve bu kararlara karşı yalnızca Anayasa’nın 149 § 1 (2) maddesine göre anayasaya aykırı oldukları gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi önünde, bu mahkeme önünde dava açma hakkı olan makam ya da kişilerden herhangi biri tarafından Anayasa’nın 150. maddesine göre itiraz edilebilir: Meclisin 240 üyesinin beşte biri, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Konseyi, Yargıtay, Danıştay ya da Cumhuriyet Başsavcısı.
83. Üç anayasa mahkemesi yargıcı kısmi olarak karşı oldukları bir görüşte, başka şeylerin yanı sıra, Cumhurbaşkanının af kararlarına gerekçe göstermesinin yasayla zorunlu tutulmasının müsaade edilemez olmadığını belirtmişlerdir. Gerçekten de bu şekilde gerekçe gösterilmesi, bu kararların keyfi olmadığını gösterecek ve Anayasa Mahkemesi’nin denetimini büyük oranda kolaylaştıracaktır.
(b) 2002-12 arasındaki uygulama
84. Önceki Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, ilki 22 Ocak 2002 ile 22 Ocak 2007 ve ikincisi 22 Ocak 2007 ile 22 Ocak 2012 arasında olmak üzere iki dönem görev yapmışlardır.
85. 1 Ocak 2002 ile 31 Aralık 2009 arasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı 6,967 af talebi almıştır. Bunlardan 477’si kabul edilmiştir.
86. Uygulamada Cumhurbaşkanlığından bir görevliler komitesi af taleplerini incelemiş ve Cumhurbaşkanı Yardımcısına önerilerde bulunmuştur. Komite görüşlerini oluştururken her bir olayda Cumhurbaşkanının hukuk danışmanlarının pozisyonunu dikkate almış ve cezaevi yönetimi tarafından mahkum hakkında verilen bilgilere dayanmıştır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir karara varmadan önce mahkumla bir görüşme de gerçekleştirebilmektedir.
87. Cezaevleri İdaresi Genel Müdürü tarafından hazırlanan 15 Eylül 2009 tarihli rapora göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken mahkumlardan Cumhurbaşkanı Yardımcısına yaklaşık 100 af başvurusu gelmiştir; bunlardan hiçbiri kabul edilmemiştir. Cumhurbaşkanı Yardımcısının personel şefine göre, danışma komitesi, 21 Ocak 2002 ve 7 Eylül 2009 arasında hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmiş on altı kişiden yirmi dokuz af talebi almıştır; bunlardan hiçbiri kabul edilmemiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Yardımcısının retlerine gerekçe göstermesinin gerekli olmadığı, fakat ilgili mahkumların sınırlama olmaksızın af taleplerini yenileyebildikleri açıklamasını yapmıştır. Nisan 2010’da yayımlanan bir raporda, Bulgaristan Helsinki Komitesi de bu bilgiye değinmiş ve araştırmalarının Ocak 2002’den önce bile, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken hiç kimsenin cumhurbaşkanlığı affından yararlanmadığını gösterdiğini belirterek devam etmiştir (bkz. aşağıda 175).
88. Başvurucular, başkanlık idaresinin iki müebbet mahkumunu “af başvurularının gereken biçimde incelendiği ve reddedildiği” şeklindeki benzer ifadelerle bilgilendirdiği 27 Haziran 2006, 29 Kasım 2007 ve 17 Şubat 2011 tarihli dört mektup sunmuşlardır. Mektuplar başka hiçbir detay içermemiştir.
(c) Başka şeylerin yanı sıra 22 Ocak 2002 ve 22 Ocak 2012 arasında af yetkisinin kullanımına yönelik araştırma yürütecek ad hoc bir komite kurulması yönündeki 15 Şubat 2012 tarihli Meclis kararı
89. 15 Şubat 2012’de Meclis, başka şeylerin yanı sıra, 22 Ocak 2002 ve 22 Ocak 2012 arasında görev yaptıkları iki dönem boyunca eski Cumhurbaşkanı ve yardımcısının af yetkisini kullanma biçimlerine yönelik araştırma yapmakla görevli ad hoc bir komite oluşturulmasına karar vermiştir (bkz. yukarıda 84. paragraf). Bundan kısa bir süre sonra, 11 Nisan 2012’de, Anayasa Mahkemesi bu kararın ultra vires ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali olarak anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir (bkz. yukarıda 76. paragraf). Buna cevaben, 16 Mayıs 2012’de, Meclis, başka şeylerin yanı sıra, çeşitli idari birimlerde görev yapan memurların bu konuyla bağlantılı görevlerini nasıl yerine getirdiklerini araştırmakla görevli bir ad hoc komite kurulmasına karar vermiştir. Komite, 1 Kasım 2012’de yayımlanan raporunda, başka şeylerin yanı sıra, Cumhurbaşkanının af yetkisini devrettiği eski Cumhurbaşkanı Yardımcısına özel bir komisyon tarafından tavsiyede bulunulduğu yorumunu yapmıştır. Bu komisyonun uygulaması, cezaevi yöneticisinden, doktordan ve psikologdan psikolojik değerlendirmeler de dahil olmak üzere af başvurusu yapan mahkum hakkında bilgi almak şeklinde olmuştur (ayrıca bkz. yukarıda 85-88. paragraflar). Bununla beraber, mahkumların kişisel dosyalarındaki bütün bilgilerin komisyona sunulan verilerde yansıtılıp yansıtılmadığını söylemek mümkün değildir. Ayrıca Ocak 2012’de yönetimi devralan başkanlık idaresinin af sisteminin şeffaflık düzeyini geniş biçimde artırdığını not etmek de önem taşımaktadır (ayrıca bkz. aşağıda 90-107. paragraflar). Komite, başkanlık affı için başvuruda bulunan hükümlünün davranışları ya da psikolojik profilinin değerlendirilmesini sağlayan yasal bir kriterin bulunmadığını kaydetmiştir. Bunun bir sonucu olarak, bu noktalardaki bilgi tedariki bütünüyle yetkili görevlilerin takdirine bırakılmıştır. Bu nedenle bu konu hakkında yasal düzenleme yapılması ve başkanlık affı kararlarının yayımlanması için yasal bir zorunluluk getirilmesi gerekmektedir. Görevli başkanlık idaresinin rapor yayımlama uygulaması tamamen uygundur, fakat gelecek başkanlık idarelerini bağlayamaz.
(d) 2012-13 dönemi boyunca başkanlık af yetkisinin kullanımı
(i) İç usul kuralları
90. 23 Ocak 2012 tarihli iki kararda bir gün önce göreve başlamış yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı, kendisinden öncekiler gibi, af yetkisini Cumhurbaşkanı Yardımcısına devretmeye karar vermiştir. Ayrıca bu yetkinin kullanımında Cumhurbaşkanı Yardımcısına tavsiyelerde bulunması için bir Af Komisyonu oluşturmuş ve Komisyon’un işlerini düzenleyen usul kuralları koymuştur.
91. Bu kurallardan Kural 1(3), Komisyon’un çalışmalarında, başka şeylerin yanı sıra, Bulgaristan bakımından yürürlükte olan uluslararası insan hakları belgelerinin yorumu ve uygulanmasına dair uluslararası mahkemeler ve diğer kuruluşların ilgili içtihadını dikkate almak zorunda olduğunu öngörmektedir. Komisyon bir ayda iki kez toplanır (Kural 5(2)). Her bir af talebi Komisyon üyelerinden birine verilir; ilgili üye ilgili talep hakkında iki hafta içerisinde (Kural 6) rapor hazırlamak zorundadır (Kural 4(1)(1)). Kararlar çoğunluk oyuyla alınır; oyların eşit olması halinde komisyon başkanının oyu belirleyicidir (Kural 5(4)). Ardından komisyon başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısına Komisyon’un tavsiyelerini bildirir (Kural 4(1)(5)). Af talebinde bulunmuş mahkumlar, Cumhurbaşkanı Yardımcısının kararı hakkında yazılı olarak bilgilendirilmelidir ve Komisyon’un her üç ayda bir kez faaliyetlerine dair bir rapor yayımlaması gerekmektedir.
(ii) Af Komisyon’un 2012 yılındaki çalışmaları
92. Uygulamada 2012 boyunca Af komisyonu kapsamlı aylık raporlar yayımlamıştır.
93. 24 Ocak 2013’te Komisyon, Cumhurbaşkanı Yardımcısının onayladığı ilk yıllık raporunu yayımlamıştır. Rapor, Komisyon’un 2012 yılındaki faaliyetleri hakkında bilgi, yıl boyunca yapılan af taleplerinin dayandıkları gerekçelerin türlerine ilişkin analitik bilgi, istatistiksel veriler, Komisyon’un af taleplerinin incelenmesine yönelik yaklaşımı, Komisyon tarafından önerilen sonuçların türleri (talebin incelenmemesi, ret ya da tam veya kısmi af) ve Komisyon’un karar ve tavsiyelerini içeren kapsamlı bir belgedir.
94. Rapora göre, 2012’de 840 kişi başkanlık affı için 988 talepte bulunmuştur. Mahkumların yaptığı (akrabalarının yaptığının aksine) taleplerin büyük çoğunluğu (%98) şu gerekçelerden birine ya da birkaçına birlikte dayanmıştır: %34’ü hükümlünün suçuna yönelik tutumuna, ki bunlar arasındaki bazı mahkumlar pişmanlık ifade etmiş ve diğerleri ise eylemlerinin haklılığını kanıtlamaya ya da mahkumiyetlerinin veya haklarında verilen hükmün doğruluğuna itiraz etmeye çalışmışlardır; %48’i insani nedenlere (ailevi güçlükler, çocukların ya da ailedeki yaşlıların bakım ihtiyacı, aile üyelerine ekonomik destek sağlama ihtiyacı, aile üyeleriyle yeniden bir araya gelme ihtiyacı, hastalık, yaşlılık); ve %7’si ise hapsetmenin olumsuz etkilerine ya da cezaevinde kişisel gelişimin imkansızlığına değinen taleplerle mahkumları cezaevinin, mahkemelerin ya da sistemin mağdurları olarak resmetmeye çalışmıştır. Taleplerin geri kalan % 2’si özel gerekçelere değinmemiştir. Taleplerden yalnızca dördü ilgili kişinin kendisi tarafından değil, fakat yasal temsilci vasıtasıyla yapılmıştır.
95. 2012’de Komisyon, ayda üç ya da dört kez, otuz üç tur müzakerede bulunmuştur.
96. Komisyon’un uygulaması, affın ceza indiriminin tamamlayıcı bir yolu olduğu ve yalnızca bir yandan cezai bastırıcılığı hafifletmenin başka hiçbir yolu olmadığı ve diğer yandan da infaza devam edilmesinin ahlaken gerekçesiz kaldığı ve mahkumiyetin ardından ortaya çıkan koşullardan ötürü hükümlünün durumunun olağan dışı hale gelmiş olması ve cezanın infazına devam edilmesinin umulan etkileri doğurmayıp gereksiz bir biçimde baskıcı hale gelmiş olması ve ceza politikasının insani amaçlarına ters düşmesinden dolayı hukukun ruhuna aykırı hale geldiği durumlarda uygulanabilir olduğu düşüncesine dayanmıştır.
97. Her bir af talebi incelenirken, Komisyon, mahkumun koşullarının bütününü dikkate almak zorundadır: suçlu bir davranış modelinin ve onun karakteristik özelliklerinin varlığı; suçun ağırlığı; suç çevresinin kendine has özellikleri; suçun altında yatan saikler; suç sonrası tavırlar; daha önceki ceza yaptırımlarının etkililiği de dahil olmak üzere suç kaydı; mağdurlar; suçun işlenmesinden ve mahkumiyet ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen zaman; cezanın çekilmesindeki herhangi bir kesinti; cezanın halihazırda çekilmiş olan kısmı ve çekilme biçimi; tekrar suç işleme de dahil mahkumun kişisel gelişim ihtimali; ıslah edici sürecin başarısı; cezanın taşıdığı amaçların gerçekleştirilme düzeyi; mahkumu yeniden toplumsallaştırabilecek kişilerin ya da kurumların varlığı; mahkumun sağlık durumu ve bunun cezanın çekilmesine etkileri; mahkumun aile durumu ve bunun yasal veya ahlaki yükümlülüklerine etkileri (mahkumun ailesinin üyelerinin sağlık durumu ve yaşı ya da aile üyeleri arasında herhangi bir hamile, küçük çocuk ya da işsiz birinin varlığı); mahkumiyetten sonra mahkumun gerçekleştirdiği eylemler bakımından ceza sorumluluğunu kaldıran ya da hafifleten değişiklikler; ve cezai bastırıcılığı hafifleten diğer yolların mevcudiyeti.
98. Komisyon, Cumhurbaşkanı yardımcısına üç mahkumu affetmeyi önermiştir.
99. Bunlardan biri elli sekiz yaşında olup, 1990’da cinayet, ağır yaralama ve tecavüzden hüküm giymiş, Bulgaristan’da idam cezasının kaldırılmasını takiben 1999 yılında hakkındaki ölüm cezası müebbet hapis cezasına çevrilmiştir (bkz. yukarıda 58. paragraf). 2012’de, pişman olduğundan, iyi halinden ve hakkında verilen cezanın insanlık dışılığından bahsederek, cezasının müebbet hapis cezasına çevrilmesi talebinde bulunmuştur. Komisyon, cezaevinde halihazırda yirmi iki yıl geçirdiğini, bunun on sekiz yılını müebbet hapis cezası çeken mahpuslara uygulanan “özel rejime” tabi olarak tecrit altında geçirdiğini kaydetmiştir (bkz. aşağıda 115, 116, 118 ve 121 paragraflar). Komisyon, durumunu altı ay boyunca araştırmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekmeye devam etmesini kendisi için katlanılamaz kılan özel bir koşulun bulunduğunu – kişiliğindeki sürdürülebilir olumlu gelişmeler – tespit etmiştir. Bu gelişme, mevcut belgeler, tutulduğu süre boyunca mahkumla birlikte çalışan uzmanların raporları, Komisyon’un aldığı bir uzman psikolog raporu, tekrar suç işleme riskinin çeşitli yöntemlere dayalı değerlendirmesi. Bütün bunlar mahkumun diğer müebbet hapis mahkumlarından ve uzun hapis cezası çeken mahkumlardan çok farklı olduğunu göstermiştir. Suça olan eğilimleri yerini diğer mahkumlara karşı merhamete ve suçlarını yeniden gözden geçirmeye bırakmıştır. Mahkumun profili, benzer suçlar işleyen ve onun halihazırda cezasını çektiği süreden daha kısa hapis cezasına mahkum edilmiş olan kişilerden bile daha başarılı bir ıslah edici sürece işaret etmiştir. Bu faktörler, onu 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 38 § 1 maddesinin uygulamasının dışında bırakmıştır (bkz. yukarıda 60. paragraf).
100. Komisyon, bu mahkum hakkındaki cezanın hafifletilmesinin, cezanın amaçlarına hizmet edeceği ve eylemlerinin ahlaken kınanmasın önüne geçmeyeceği görüşüne varmıştır. Cezanın hafifletilmesi onun kriminal geçmişinin bağışlanmasına tekabül etmeyecektir, fakat bu geçmişle arasına mesafe koyma çabalarına gösterilen onayı temsil edecektir. Ayrıca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan diğer herkese durumlarını düzeltebileceklerini; çünkü çabalarının onları hala üyeleri olarak görmeye devam eden toplum tarafından kabul edileceğini gösterecektir. Son olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının müebbet hapse çevrilmesi tekrar suç işleme konusunda bir riske yol açmamıştır.
101. Komisyon, Cumhurbaşkanı Yardımcısına 20 Aralık 2012’de mahkum hakkındaki cezanın hafifletilmesi önerisinde bulunmuştur ve Cumhurbaşkanı Yardımcı bu öneriyi kabul etmiş ve 21 Ocak 2013 tarihli kararla cezayı hafifletmiştir.
102. 11 Şubat 2013 tarihli bir ulusal günlük gazete, 24 Hours, bu mahkum hakkında bir makale yayımlamıştır. Makale, başka şeylerin yanı sıra, onun ıslahına yardımcı olan kişinin yaklaşık on beş yıl boyunca onunla çalışmış olan emekli bir cezaevi müfettişi olduğunu yazmıştır. Mahkum böylelikle doğru insanlarla tanıştığında herkesin değişebileceğine ikna olmuştur ve bu nedenle de diğer mahkumlara yardım etmiştir.
(iii) Af Komisyonu’nun 2013 yılındaki çalışmaları
103. 2013 boyunca Af Komisyonu, Cumhurbaşkanı Yardımcısına yaptığı af önerilerinin dayanağını oluşturan nedenler hakkında istatistiksel veri ve ayrıntılı bilgi içeren aylık raporlar yayımlamaya devam etmiştir. Komisyon’un web sitesindeki bilgiye göre, 2019’da 419 kişi 475 af talebinde bulunmuştur ve Komisyon Cumhurbaşkanı Yardımcısına üç mahkumu affetmesini önermiştir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken kişilerden altı talep almıştır. Temmuz-Ağustos 2014 dönemine ilişkin raporunda, Komisyon bu taleplerden ikisini incelediğini ve ilgili kişiler rehabilitasyonda yeterli ilerleme göstermedikleri için taleplerinin reddedilmesi tavsiyesinde bulunduğunu belirtmiştir.
104. Komisyon’un 2013’e ilişkin yıllık raporu Şubat 2014’te yayımlanmıştır. Komisyon’un 2012 raporu gibi, Komisyon’un 2013’teki faaliyetlerine ilişkin bilgi de, yıl boyunca yapılan af taleplerinin dayandıkları gerekçelerin türlerine ilişkin analitik bilgi, istatistiksel veriler, Komisyon’un af taleplerinin incelenmesine yönelik yaklaşımı, Komisyon tarafından önerilen sonuçların türleri (talebin incelenmemesi, ret ya da tam veya kısmi af) ve Komisyon’un karar ve tavsiyelerini içeren kapsamlı bir belgedir.
105. Rapora göre, 2013’te Komisyon, 420 kişinin yaptığı 587 af talebini incelemiştir (aylık yaklaşık kırk beş). Bu taleplerin yirmi üçü dışındaki hepsi mahpuslara ilişkindir. 387 hükümlü şahsen talepte bulunmuştur, otuz dört dosyada talepler akrabalar ve on bir dosyada ise yasal temsilci tarafından yapılmıştır. Bu taleplerin % 31’i hükümlünün suçunun bedelini ödediği iddiasına, % 33’ü cezanın aşırı sert olduğu iddiasına, hükümlünün kendisini iyileştirdiğinin kabul edilmediği iddiasına ve cezaevinde kişisel gelişimin imkansız olduğu iddiasına; %68’i insani nedenlere (yaşlılık, hastalık, hasta yakınların bakım ihtiyacı, yoksulluk, aile üyelerine destek ihtiyacı); %4’ü rehabilitasyon iddiasına, cezaevindeki çalışmaya, iyi hal iddiasına ve cezanın yarısından çoğunun çekilmiş olmasına; %16’sı cezanın aşırılığı iddiasına, mahkumiyetin hatalı olduğu iddiasına vs.; ve %8’i aslında masum olunduğu iddiasına dayandırılmıştır.
106. 2013’te Komisyon otuz iki kez toplanmıştır.
107. 2013’te Komisyon, tamamen daha önceki uygulamasına bağlı kalmış ve af taleplerini incelerken benzer faktörleri dikkate almıştır (bkz. yukarıda 97. paragraf). Cumhurbaşkanı Yardımcısına dokuz mahkumun affedilmesini önermiştir; 21 Ocak 2014 itibarıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı önerilerden yedisini kabul etmiş ve birini reddetmiştir. Raporda önerilerin her biri bakımından gerekçelerin bir özetine yer verilmiştir.
C. Hapsedilme koşullarına ilişkin genel ilkeler
108. 1991 Anayasası’nın 31 § 5 maddesi, mahpusların haklarındaki cezadan dolayı kısıtlanmamış olan temel haklarından yararlanmalarına müsaade edecek koşullarda tutulmalarının gerektiğini öngörür.
109. Haziran 2002’den sonraki haliyle 1969 tarihli Cezaların İnfazı Hakkındaki Yasa’nın 8(2)(1) bendi, mahpusların, başka şeylerin yanı sıra, fiziksel ve zihinsel sağlık ve insan onurlarını koruyan koşullarda tutulduklarının güvenceye alınması suretiyle rehabilite edilmelerini öngörmüştür.
110. 1969 tarihli yasayı 1 Haziran 2009’da yürürlükten kaldıran 2009 tarihli Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa’nın 3(1) fıkrası, mahpusların işkenceye, zalimane ya da insanlık dışı muameleye tabi tutulamayacaklarını öngörmektedir. 3(2) fıkra, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi (a) Yasa’nın müsaade ettiği durumlarda güç, oksilyer araçlar ya da ateşli silah kullanılmasından kaynaklananlar dışında güçlü fiziksel acı ya da ıstıraba yol açan herhangi bir kasti hareket (b) yetersiz yaşam alanı, yiyecek, giysi, ısınma, ışık, havalandırma, tıbbi bakım, fiziksel alıştırma yapmak için imkanlar, insanlarla temas olmaksızın uzun süreli tecrit ya da bir kimsenin sağlığına zarar verebilecek diğer kusurlu eylem ya da ihmaller gibi kasten kötü tutma koşullarına tabi tutmak; (c) hükümlünün insan onurunu zedeleyen, onu iradesine aykırı eylemlerde bulunmaya zorlayan ya da korku, çaresizlik ve aşağılık duygusu yaratan aşağılayıcı muamele olarak tanımlamaktadır. 3(3) fıkra, bu tür eylem ya da ihmallerin, bir kamu görevlisi tarafından ya da bir kamu görevlisinin teşviki ya da açık veya zımni muvafakatiyle herhangi bir kişi tarafından işlenenleri de kapsadığını öngörmektedir.
111. 40(2)(1) bentte, mahkumların, başka şeylerin yanı sıra, fiziksel ve zihinsel sağlık ve insan onurlarının korunduğu koşullarda tutulmalarının güvenceye alınmasıyla rehabilite edilmelerini öngörmektedir.
112. 90(6) fıkra (1 Ocak 2013’ten önce (5)), mahkumların yaptıkları başvurular ve şikayetlerden ötürü disiplin cezasına tabi tutulamayacaklarını öngörmektedir.
D. Mahkumlara ilişkin risk değerlendirmeleri
113. 2009 tarihli Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa’nın 47(1) fıkrası, yeni gelen mahkumların, iki hafta ve bir ay arasında kalmaları gereken kabul koğuşuna yerleştirileceklerini öngörmektedir. Bir mahkumun bu koğuşa gelişinden sonraki iki gün içerisinde, cezaevi idaresinin onun için bir kişisel dosya hazırlaması gerekir (Yasa’nın 54(1) fıkrası ve 2 Şubat 2010’da yayımlanan Yasa’nın Uygulanması Hakkındaki Yönetmelik’in 31(1) fıkrası). Yasa’nın 55(2) fıkrası, mahkumun bu koğuştan ayrılmasından önce, cezaevindeki sosyal hizmet uzmanı, doktor ve psikoloğun onun kişiliğine, sağlık durumuna ve çalışma kapasitesine dair bir değerlendirme hazırlamaları ve mahkumla grup çalışması ya da bireysel çalışma konusunda tavsiyelerde bulunmalarını gerektirmektedir. Bu fıkra, 1 Ocak 2013’te yürürlüğe girecek şekilde, bu değerlendirmenin tekrar suç işleme ya da zarar verme riskini de kapsaması şartı getirilerek değiştirilmiştir. Aynı zamanda da maddeye, risk değerlendirmesi “çok yüksek” ya da “yüksek” olan müebbet hapis ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ya da on yıldan fazla hapis cezası çeken mahkumların her durumda bir psikolojik değerlendirmeye de tabi tutulmalarını zorunlu kılan yeni bir 3. fıkra eklenmiştir. Diğer mahkumlar bakımından, bu tür bir değerlendirme cezaevinin sosyal faaliyetler ve eğitim müfettişinin talebiyle yapılabilir.
E. Müebbet hapis mahkumlarına uygulanan rejim
1. 1969 tarihli Cezaların İnfazı Hakkındaki Yasa’ya göre
114. 1 Haziran 2009 tarihine değin müebbet hapis mahkumlarına uygulanan rejim, 1969 tarihli Cezaların İnfazı Hakkındaki Yasa’ya müebbet hapis cezasının bir ceza türü olarak kabul edildiği 1995 yılında eklenen 127a-127e maddeleriyle (bkz. yukarıda 56. paragraf) ve bu Yasa’nın 1990’da hazırlanan ve daha sonra çeşitli kereler değiştirilen uygulama yönetmeliğiyle düzenlenmekteydi. Haziran 2002’de yürürlüğe giren değişikliğin ardından, Yasa açıkça ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş kişilerin müebbet hapis cezası çekenlerle aynı cezaevi rejimine tabi tutulmalarını öngörmüştü.
115. Madde 127b(1), mahkemenin bir müebbet hapis cezası uygularken, mahkumun en katı rejime, yani “özel rejime” tabi tutulmasını emretmesi gerektiğini öngörmüştür. Sabit süreli hapis cezalarına uygulanan diğer mevcut cezaevi rejimleri, “hafif”, “genel”, “katı” ve “yoğunlaştırılmış” rejimlerdir (madde 43(1)); müebbet hapis cezasının aksine, hükmü veren mahkeme bunlardan hangisinin uygulanacağına ilişkin belli bir takdir yetkisine sahiptir (madde 51). Müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken ve “özel rejim”e tabi tutulan mahkumlar tek kişilik hücrelere hapsedilecek ve yükseltilmiş güvenlik ve gözetime tabi tutulacaktır (madde 56(1), 167c ve 167d(1)). “Yoğunlaştırılmış rejim”, bu rejime tabi tutulan mahkumların geceleri kilitli hücrelerde tutulmalarını ve cezaevindeki bakım işlerini ya da dışarıdaki alanlarda herhangi bir işi yapmalarına izin verilmemesini gerektirir (madde 55(1) ve (4)). “Yoğunlaştırılmış rejim”e tabi tutulan mahkumlar, suçlarının ağırlığı ya da cezalarının uzunluğundan dolayı tehlikeli olarak değerlendiriliyorlarsa ya da açıkça ve sistematik olarak iç düzene saygı göstermiyorlarsa veya diğer mahkumlar üzerinde olumsuz etkileri varsa, cezaevi müdürünün emriyle, daimi olarak hücrelerde kilitli tutulabilirler (madde 56(1)).
116. Madde 127b(2) ve yönetmeliğin 167d(2) numaralı hükmüne göre, müebbet hapis mahkumları iyi hal durumunda cezalarının infazına başlandıktan beş yıl sonra daha hafif bir rejime tabi tutulabilirler. Tutukluluk sırasında geçirilen süre bu sürenin hesabında dikkate alınmaz (yönetmeliğin 167(2) numaralı hükmü). Bir müebbet hapis mahkumunu daha hafif bir rejime tabi tutma kararının cezaevi personeli ve diğer devlet görevlilerinden oluşan özel bir komisyon tarafından alınması gerekir (yönetmeliğin 17(1) ve (5)(1) numaralı hükmü); buna karşın herhangi bir mahkumu daha ağır bir rejime tabi tutma kararının ise, bu komisyonun önerisi üzerine, bölge mahkemesi tarafından alınması gerekir (yönetmeliğin 17(5)(2) numaralı hükmü). Bu konudaki bütün önerilerin, mahkumun kendisine, diğer mahpuslara ve cezaevi personeline karşı oluşturduğu riskin bir değerlendirmesine dayanması gerekir (madde 17a). 58. maddeye göre, komisyonun kararları Adalet Bakanı tarafından iptal edilebilir. Müebbet hapis mahkumu “katı rejim”e tabi tutulunca, kendisine, diğer mahpuslara ya da cezaevi personeline karşı risk oluşturmadığı kanısına varılırsa, aynı komisyonun kararıyla, genel cezaevi nüfusuyla birlikte tutulabilir (Haziran 2002’de eklenen madde 127b(4)).
2. 2009 tarihli Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa’ya göre
117. Haziran 2009 ve Şubat 2010’da 1969 tarihli Yasa ve uygulama yönetmeliği, sırasıyla, 2009 tarihli Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa ve 2 Şubat 2010’da yayımlanan uygulama yönetmeliği ile değiştirilmiştir.
118. 2009 tarihli Yasa’nın 6(1) maddesi, bir birey hakkında ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezasına hükmedildiğinde, mahkemenin kişinin “özel rejim”e tabi tutulmasını emretmesi gerektiğini öngörmektedir (cezaevlerinde uygulanan üç rejim, “özel rejim”, “ağır rejim” ve “genel rejim”dir – madde 65(2) ). Madde 71(2) uyarınca, “özel rejim”e tabi tutulan kişiler, daimi olarak kilitli hücrelerde ve yükseltilmiş denetim altında tutulmalıdır. Aralık 2012’de eklenen ve 1 Ocak 2013’te yürürlüğe giren madde 7(3), hakkında ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezasına hükmedilen ve “ağır rejim”e tabi tutulan kişilerin de, madde 198(2)’nin gerekleri dikkate alındığında (bkz. aşağıda 121. paragraf) onları genel cezaevi nüfusuyla birlikte tutmak mümkün olmadıkça, aynı şekilde daimi olarak kilitli hücrelerde ve yükseltilmiş denetim altında tutulmaları gerektiğini öngörmektedir. Bu değişikliğe ilişkin açıklayıcı nota göre, yeni hüküm, müebbet mahkumlarının rejimleri “özel”den “ağır”a çevrilse bile, daimi olarak kilit altında tutulmalarına karşı yaptıkları hukuki itirazları savuşturmak için gerekmiştir (bkz. aşağıda 130-134. paragraflar).
119. Madde 197-99 özel olarak ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet mahkumlarının tabi tutulduğu rejime ilişkindir.
120. Madde 197(1), bu iki cezanın amaca özel olarak inşa edilmiş cezaevlerinde ya da yoksa diğer cezaevlerinin ayrı birimlerinde çekilmesi gerektiğini öngörmektedir. Madde 197(2), müebbet mahkumlarına uygulanabilir özel hükümlerin bulunmaması durumunda, diğer hürriyeti bağlayıcı cezalara uygulanan hükümlerin onlara da uygulanacağını öngörmektedir.
121. Madde 198(1) bir müebbet hapis mahkumunun, eğer iyi halliyse ve cezasının en az beş yılını çekmişse daha hafif bir rejime tabi tutulabileceğini öngörmektedir. Madde 198(2) müebbet hapis mahkumlarının, halihazırda “ağır rejim” altında tutulmuş olmaları kaydıyla, Cezaların İnfazı Hakkında Komisyon’un kişilik değerlendirmesine dayalı kararıyla, genel cezaevi nüfusuyla birlikte tutulabileceklerini ve ortak çalışma, eğitim, eğitimsel faaliyet, spor ya da diğer faaliyetlerde yer alabileceklerini öngörmektedir. Bu komisyon, cezaevi müdürü, denetim kurulunun bir üyesi, güvenlikten sorumlu cezaevi müdür yardımcısı ve cezaevi psikoloğundan oluşmaktadır (madde 73(1)). Ayda en az iki kez toplanır (yönetmeliğin 55(1) numaralı hükmü)
122. Madde 199(1) müebbet hapis mahkumlarının “genel rejim”e tabi tutulamayacaklarını ya da onlara cezaevi içerisinde kullanılamayan ayrıcalıkların sağlanamayacağını öngörmektedir. Madde 199(2) müebbet hapse mahkum edilen ve cezası bir mahkeme tarafından belli süreli hapis cezasına çevrilen (bkz. yukarıda 71. paragraf) kişilerin cezaevinden “genel rejim” ya da “hafif rejim”e tabi tutulabilmelerinin mümkün olduğu tek yer olan açık bir ceza infaz kurumuna (madde 65(3)) nakledilebileceklerini öngörmektedir.
123. Müebbet mahkumlarına uygulanan rejim, 2009 tarihli Yasa’nın uygulama yönetmeliğinin 213-220 numaralı hükümleri tarafından da düzenlenmektedir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin düzenlemeler müebbet hapis cezasına ilişkin olanlarla aynıdır (yönetmeliğin 220. maddesi).
124. Yönetmeliğin 213. maddesi, müebbet mahkumlarının amaca özel olarak inşa edilmiş cezaevlerinde ya da diğer cezaevlerinin yüksek güvenlikli birimlerinde tutulmalarının gerektiğini öngörür. Ayrıca müebbet mahkumlarının sürekli olarak kilitli hücrelerde tutulmasının gerektiğini ve sadece aynı kategorideki diğer mahkumlarla ortak faaliyetler içinde yer alabileceklerini öngörmektedir.
125. 214. madde, müebbet mahkumlarının nakil, tıbbi bakım, ziyaretler, açık hava etkinlikleri sırasında ve hücrelerinden ayrıldıkları diğer durumlarda da diğer mahkumlardan ayrı tutulmalarının gerektiğini öngörmektedir
126. 216(1) madde, müebbet mahkumlarının hücrelerinde ya da eğer mevcutsa amaca özel inşa edilmiş çalışma yerlerinde çalışabileceklerini öngörmektedir. Bunun aksine madde 71(1), diğer mahkumlara ilişkin olarak, kaldıkları cezaevinde veya yurtta ve istisnai durumlarda dışarıda çalışabileceklerini öngörmektedir. Müebbet mahkumların çalışma günlerine ilişkin kayıt tutulmalıdır (madde 216(2)). Bununla beraber, 1995’ten beri yürürlükte olan 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 38a § 4 maddesine göre, bir müebbet mahkumunun yaptığı iş erken tahliye kredisi üretmez; bu, iki günlük çalışmanın erken tahliye bakımından üç günlük hapis olarak sayıldığı belirli süreli hapis cezası çeken mahkumların durumundan dikkat çekici bir biçimde farklıdır (aynı Yasa’nın 41 § 3 maddesi).
127. Yasa’nın 198(2) maddesini (bkz. yukarıda 121. paragraf) tekrar eden madde 217, müebbet hapis mahkumlarının, halihazırda “ağır rejim” altında tutulmuş olmaları kaydıyla, Cezaların İnfazı Hakkında Komisyon’un kişilik değerlendirmesine dayalı kararıyla, genel cezaevi nüfusuyla birlikte tutulabileceklerini ve ortak çalışma, meslek eğitimi, eğitimsel faaliyet, spor ya da diğer faaliyetlerde yer alabileceklerini öngörmektedir.
128. Yasa’nın 198(1) maddesini (bkz. yukarıda 121. paragraf) tekrar eden madde 218, bir müebbet hapis mahkumunun, eğer iyi halliyse ve cezasının en az beş yılını çekmişse daha hafif bir rejime tabi tutulabileceğini öngörmektedir (tutukluluk süresi buna dahil değildir).
129. Yasa’nın 197(1) maddesini tekrar eden madde 219(1), müebbet hapis mahkumlarının, haklarındaki hükmün kesinleşmesinden sonraki beş yıllık dönemde, mevcut cezaevlerinin özel birimlerine ya da Adalet Bakanı tarafından belirlenmiş özel amaçla inşa edilmiş cezaevlerine yerleştirilebileceklerini öngörmektedir. Bu süre boyunca, mahkumdan özel bir ekip sorumludur (madde 219(2)). Sürenin sona ermesinden sonra ve mahkuma ilişkin genel bir değerlendirme yapılmasını takiben, başka bir cezaevine yerleştirilebilir ve farklı koşullara tabi tutulabilir (madde 219(3)).
3. 2009 tarihli Yasa’nın uygulama yönetmeliğine itiraz
130. 2010’da iki müebbet mahkumu, 2009 tarihli Yasa’nın uygulama yönetmeliğindeki 213, 214 ve 219. maddelere karşı itirazda bulunmuşlardır. Bunların Yasa’nın hükümlerine aykırı olduklarını ileri sürmüşlerdir.
131. 28 Mart 2011 tarihli bir kararda (реш. № 4373 от 28 март 2011 г. по адм. д. № 10758/2010 г., ВАС, І о.) Danıştay’ın üç üyeli bir kurulu itirazı kabul etmiştir. Adalet Bakanının yönetmeliğin hazırlanması için gerekli usule uymadığını tespit etmiştir. Özellikle de, 1973 tarihli Yasa Yapım Usullülerine ilişkin Yasa’nın 26(2) maddesi uyarınca gerekli olduğu üzere, kamunun erişimine açmak ve yorum almak için yönetmeliğin taslağını Bakanlığın web sitesinde yayımlamamıştır. Bu ciddi bir ihmaldir. Kurul, 213. maddeyi müebbet mahkumlarının daimi olarak kilitli tutulmalarını gerektirmesinden ötürü, 2009 tarihli Yasa’nın 197(1) maddesine aykırı bulmuştur (bkz. yukarıda 120 ve 124. paragraflar); zira yasanın metninden doğmayan bir koşul getirmiştir: Bu tür bir düzenleme, sadece yasa metninden doğan koşulların uygulanma biçimini belirleyebilir. 213. madde 2009 tarihli Yasa’nın başka herhangi bir maddesine de dayanmamaktadır. 213. maddenin geri kalan kısmı, 214 ve 219. maddeler gibi (bkz yukarıda 124, 125 ve 129. paragraflar), 2009 tarihli Yasa’nın hükümlerine aykırı değildir.
132. Bakanlık tarafından yapılan bir itiraz üzerine, Danıştay’ın beş üyeli bir kurulu 14 Eylül 2011 tarihli son kararda (реш. № 11411 от 14 септември 2011 г. по адм. д. № 6341/2011 г., ВАС, петчл. с-в), üç üyeli kurulun kararını bozmuştur. Yönetmelik taslağının Bakanlığın web sitesinde yayımlanmamasının, usul kurallarının maddi bir ihlalini oluşturmadığına karar vermiştir. 213. maddenin 2009 tarihli Yasa’nın hükümlerine aykırı olmadığını, çünkü Yasa’nın 71(1) maddesiyle bağlantılı olarak 197(1) maddesine dayandığının kabul edilebileceğini belirtmiştir (bkz. yukarıda 118. paragraf). Madde 71(1) “özel rejim”e tabi tutulan tüm mahkumlara uygulanır ve onların ayrı ve sürekli olarak kilitli olan hücrelerde tutulmalarını gerektirir.
133. İki yargıç, Bakanlığın yönetmelik taslağını web sitesinde yayımlamamasının ağır bir ihmal olduğunu ve yönetmeliğin kabul sürecine zarar verdiğini söyleyerek karara muhalefet etmişlerdir.
134. Bu itirazın reddedilmesinin bir sonucu olarak, aynı müebbet mahkumları tarafından 1988 tarihli Devletin ve Belediyelerin Zararlardan Sorumluluğu Hakkında Yasa (bkz. aşağıda 136. paragraf) uyarınca ve zayıflatılmış rejimlerinin bir sonucu olarak katlandıklarını iddia ettikleri ıstıraba dayanarak talep edilen tazminat Danıştay tarafından kabul edilebilir bulunmayarak reddedilmiştir (bkz. опр. № 3355 от 7 март 2012 г. по адм. д. № 3154/ 2012 г., ВАС, петчл. с-в, and опр. № 5065 от 6 април 2012 г. по адм. д. № 14339/2011 г., ВАС, петчл. с-в). Mahkeme, bu taleplerin ancak yöneltildikleri yasal belgenin daha önceki davada iptal edilmiş olması halinde, ki böyle olmamıştır, onaylanabileceğine karar vermiştir.
4. Müebbet mahkumlarına yönelik muameleye ilişkin ulusal standartlar
135. 2 Şubat 2007’de Ceza İnfaz Dairesi müdürü, Bulgaristan’da ilk kez, “müebbet mahkumlarına yönelik muameleye ilişkin ulusal standartlar”ı kabul etmiştir. Bu standartların amacı “müebbet mahkumlarına fiziksel ve ruhsal anlamda korunmaları için somut destek sağlayan ve toplumla cezaevi personelini koruyan” bir muamele için etkin bir model oluşturmaktır. Bu standartlar, başka şeylerin yanı sıra, bu mahkumların tutuldukları maddi koşullar bakımından asgari gerekleri, uygulanabilir güvenlik düzenlemelerini ve mahkumlara ne şekilde davranılacağını belirlemektedir. Cezaevi yetkililerini, imkan dahilinde ve uygulanabilir güvenlik düzenlemelerinden kaynaklanan sınırların içerisinde olduğunda, müebbet mahkumlarına uygun iş, eğitim (mümkünse uzaktan eğitim de dahil), sosyal gelişim, fiziksel ve zihinsel sağlıklarının korunması için programlar ve tıbbi bakım sağlamaya davet etmektedir. Standartlar, başka şeylerin yanı sıra, bütün müebbet mahkumlarının perspektif duygusu oluşturarak, kendine yardımı teşvik ederek, sosyal etkileşimi sürdürerek, çeşitli faaliyetlere katılmalarını destekleyerek ve depresif ve psikosomatik semptomları etkisizleştirerek durumlarını kabullenmelerini mümkün kılmaya yönelmiş alışma programlarına kayıt olmaları gerektiğini belirtir. Standartlar ayrıca, müebbet mahkumlarının, cezaevi idaresiyle cezalarının infazına ilişkin meseleleri tartışma imkanı gibi, bireysel ceza planı (sentence plan) ve periyodik değerlendirmelerinin de olması gerektiğini belirtir. Standartlara göre, müebbet mahkumlarının kültürel ve sportif faaliyetlere, cezaevi kütüphanesine, süreli yayınlara, televizyon ve radyoya, dini hizmetlere ve grup faaliyetlerine erişimlerinin olması gerekir. Bununla beraber, standartların ıslah ya da rehabilite edici programlara hiç değinmediği görülmektedir.
...
III. İLGİLİ ULUSLARARASI BELGELER
A. 1966 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
157. 1966 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (999 UNTS 71) Bulgaristan tarafından 8 Ekim 1968’de imzalanıp 21 Eylül 1970’te onaylanmıştır; 41. madde haricinde 23 Mart 1976’da yürürlüğe girmiştir. Bulgaristan Resmi Gazetesi’nde 28 Mayıs 1976’da yayımlanmıştır (обн., ДВ, бр. 43 от 28 май 1976 г.), ki bu da 1991 Anayasası’nın 5 § 4 maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası haline geldiği anlamına gelmektedir. Sözleşme’nin 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, insani ve insanlık onuruna saygılı muamele görme hakkına sahiptir.
2. ...
3. Ceza infaz sistemi, temel olarak mahpusların ıslahını ve toplumsal rehabilitasyonlarını amaçlayan bir yaklaşıma sahip olmalıdır.
158. İnsan Hakları Komitesi, 6 Nisan 1992’deki 1141. toplantısında (kırk dördüncü oturum) kabul ettiği 10. maddeye dair 21 no’lu Genel Yorumunun, 10. paragrafında, “[h]içbir ceza infaz sisteminin yalnızca cezalandırıcı olmaması gerektiğini; temel olarak mahpusun ıslahını ve toplumsal rehabilitasyonu amaçlaması gerektiğini” belirtmiştir.
B. Avrupa Konseyi Belgeleri
1. Avrupa Cezaevi Kuralları
159. Avrupa Cezaevi Kuralları, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin üye devletlere cezaevlerinde uygulanacak asgari standartlara ilişkin tavsiyeleridir. 1987 tarihli Avrupa Cezaevi Kuralları (Tavsiye No. R (87) 3‘e ek olarak yayımlanan) 12 Şubat 1987’de kabul edilmiştir. 11 Ocak 2006’da Bakanlar Komitesi, 1987 tarihli Kuralların “ceza politikasında, cezalandırma uygulamasında ve Avrupa’daki cezaevlerinin genel yönetiminde meydana gelmiş olan gelişmeleri yansıtmak için esaslı biçimde gözden geçirilmesinin ve güncellenmesinin gerektiğini” kaydederek Avrupa Cezaevleri Kurallarına Dair Rec(2006)2 sayılı Tavsiye Kararını kabul etmiştir. Kuralların 2006 tarihli yeni versiyonu bu tavsiyeye ek olarak yayımlanmıştır. İlgili kısımları şöyledir:
“Bölüm I
Temel ilkeler
1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranmalıdır.
2. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler, kendilerini mahkum eden ya da tutuklayan bir karar ile hukuken ellerinden alınmayan bütün haklarını muhafaza ederler.
3. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen sınırlamalar, asgari düzeyde gerekli ve uygulanmalarına yol açan meşru amaçla orantılı olmalıdır.
4. Mahpusların insan haklarını ihlal eden cezaevi koşulları, kaynak yokluğu ile gerekçelendirilemez.
...
6. Bütün hapsetme biçimleri, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin özgür toplumla yeniden bütünleşmelerini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmelidir.
...
Bölüm II
Hapsetme koşulları
...
Cezaevi rejimi
25.1. Bütün mahpuslara sağlanan rejim dengeli bir etkinlikler programı sunmalıdır.
25.2. Bu rejim, bütün mahpusların, yeterli düzeyde insani ve sosyal etkileşim için gereken süre kadar odalarının dışında zaman harcamalarına müsaade etmelidir.
...
Mahpusların tahliye edilmesi
33.3. Bütün mahpuslar tahliyelerinin ardından özgür topluma geri dönerken kendilerine destek olacak düzenlemelerden yararlanabilmelidir.
...
Güvenlik
51.1. Bireysel mahpuslara uygulanan güvenlik tedbirleri, onların güvenle hapsedilmesinin sağlanması için gereken asgari düzeyde olmalıdır.
...
51.3. Mahpusların kabulden sonraki en kısa sürede:
a. kaçmaları halinde toplum için oluşturacakları risk,
b. kendi başlarına ya da dışarıdan destekle kaçmayı deneme riskleri
tespit edilmek üzere değerlendirmeye tabi tutulmaları gerekir.
51.4. Böylelikle her bir mahkum bu risk düzeylerine uygun güvenlik tedbirlerine tabi tutulmalıdır.
51.5. Gerekli güvenlik düzeyi, mahpusun hapsedildiği süre boyunca düzenli aralıklarla gözden geçirilmelidir.
...
Bölüm VIII
Hükümlü mahpuslar
Hükümlü mahpuslar bakımından rejimin hedefi
102.1. Bütün mahpuslara uygulanan kurallara ek olarak, hükümlü mahpuslara uygulanan rejim, onların sorumlu ve suçtan uzak duran bir yaşama yönelmelerini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.
102.2. Özgürlükten yoksun bırakarak hapis kendi başına bir cezadır ve bu nedenle de hükümlü mahpuslara uygulanan rejim hapsetmeye içkin olan ıstırabı daha da ağırlaştırmamalıdır.
Rejimin hükümlü mahpuslar için uygulanması
103.1. Eğer daha önce başlatılmamışsa, hükümlü mahpuslar için rejim, cezaevine hükümlü statüsüyle kabul edilir edilmez başlatılmalıdır.
103.2. Böyle bir kabulden sonraki en kısa sürede, hükümlü mahpusların kişisel durumları, her biri için önerilen ceza planları ve tahliyelerine hazırlanmaları için belirlenen strateji hakkında raporlar hazırlanmalıdır.
103.3. Hükümlü mahpuslar kendilerine ait ceza planlamasının hazırlanmasına katılmaları için teşvik edilmelidirler.
103.4. Bu tür planlar uygulanabilir olduğu ölçüde şunları ihtiva etmelidir:
a. çalışma;
b. eğitim;
c. diğer faaliyetler; ve
d. tahliye için hazırlık.
103.5. Sosyal çalışma, tıbbi ve psikolojik bakım da hükümlü mahpuslara uygulanan rejimlere dahil edilebilir.
...
103.8. Müebbet hapis ve diğer uzun süreli hapis cezalarına çarptırılan mahpuslar için uygun ceza planları ve rejimlerin oluşturulmasına özel önem verilmelidir.
...
Hükümlü mahpusların tahliyesi
107.1. Hükümlü mahpuslara, tahliye edilmelerinden uygun bir zaman öncesinde, onların cezaevindeki yaşamdan toplum içindeki yasalara saygılı bir yaşama geçiş yapmalarını mümkün kılan usuller ve özel programlarla yardımcı olunmalıdır.
107.2. Özellikle daha uzun süre cezaya mahkum edilen mahpusların, özgür toplumdaki yaşama tedrici olarak dönmelerini sağlayacak tedbirler alınmalıdır.
107.3. Bu hedefe, cezaevinde uygulanan bir tahliye öncesi programla ya da etkili bir sosyal destekle birleştirilmiş denetim altında kısmi veya şartlı tahliye ile ulaşılabilir.
107.4. Cezaevi yetkilileri, tahliye edilen bütün mahpusları özellikle aile yaşamı ve iş bulmaya ilişkin olarak toplumda kendilerine yeniden bir yer edinmelerini sağlamak için denetleyen ve destekleyen hizmetler ve kurumlarla yakın bir çalışma yürütmelidir.
107.5. Bu tür sosyal hizmetler ya da kuruluşların temsilcilerine, tahliyeye hazırlığa ve tahliye sonrası koruma programlarının planlanmasına destek olmalarına izin veren cezaevi ve mahpuslara gerekli olan bütün şekillerde erişim imkanı verilmelidir.
160. 2006 Kurallarına ilişkin yorum (Avrupa Suçla İlgili Sorunlar Komitesi tarafından hazırlanmıştır), 102. Kuralın, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10 § 3 maddesi de dahil olmak üzere temel uluslararası belgelerde düzenlenen koşullarla uyum içinde olduğunu belirtmektedir.
2. 76(2) sayılı karar
161. 1976’dan beri Bakanlar Komitesi uzun süreli ve müebbet hapis cezası mahpuslarına ilişkin bir dizi karar ve tavsiye kararı kabul etmiştir. İlk karar olan 17 Şubat 1976 tarihli 76(2) sayılı karar, başka şeylerin yanı sıra, taraf devletlere aşağıdaki tavsiyelerde bulunmuştur:
“1. uzun süreli hapis cezalarının sadece toplumun korunması için gerekli olduğu durumlarda uygulandığı bir ceza politikasının izlenmesi;
2. bu tür cezaların infazı sırasında mahpuslara uygun muamelenin teşvik edilmesi için gerekli yasal ve idari tedbirlerin alınması;
...
6. tüm uygun alanlara katılım sistemlerinin tedrici olarak tanıtılmasıyla mahkumda sorumluluk duygusunun gelişiminin teşvik edilmesi;
...
9. tüm mahkumların durumlarının şartlı tahliye kararının verilip verilemeyeceğinin belirlenmesi için mümkün olduğunca çabuk bir biçimde incelenmesi;
10. lehe bir öngörü oluşturulur oluşturulmaz, cezanın çekildiği süreye ilişkin yasal koşullara tabi olarak, mahpusun şartlı olarak tahliye edilmesi;
11. uzun süreli hapis cezalarına uygulanan aynı ilkelerin müebbet hapis cezalarına uyarlanması;
12. 9’da bahsedildiği gibi bir denetimin, eğer daha önce yapılmamışsa, tutmadan sonraki 8 ile 14 yıl arasında yapılması ve düzenli aralıklarla tekrar edilmesinin sağlanması; ... ”
3. Müebbet hapis ve diğer uzun süreli cezalara mahkum edilen mahpusların cezaevi idarelerince yönetimi hakkında 2003(23) sayılı Tavsiye Kararı
162. Müebbet hapis ve diğer uzun süreli cezalara mahkum edilen mahpusların cezaevi idarelerince yönetimi hakkında 2003(23) sayılı Tavsiye Kararı, Bakanlar Komitesi tarafından 9 Ekim 2003’te kabul edilmiştir. Üye devletlere, müebbet hapis ve diğer uzun süreli cezaların idaresine ilişkin mevzuat, politika ve uygulamalarında, tavsiyenin ekindeki ilkelere göre hareket etmelerini tavsiye etmiştir. İlgili olduğu ölçüde bu ilkeler şöyledir:
“Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının tanımı
1. Bu tavsiye kararının amaçları bakımından müebbet hapis mahkumu, müebbet hapis cezası çeken kişidir. Uzun süreli hapis mahkumu, toplamda beş yıl veya daha fazla hapis cezası ya da cezaları çeken kişidir.
Genel amaçlar
2. Müebbet hapis cezası ve diğer uzun süreli mahkumların yönetimi şunları amaçlamalıdır:
– bu mahkumlar ve onlarla çalışan ya da onları ziyaret eden herkes için cezaevlerinin emin ve güvenli yerler olmasını sağlamak;
– müebbet ve uzun süreli hapsin zarar verici etkilerini önlemek;
– bu mahkumların başarılı bir biçimde toplumda yeniden yer edinme ve tahliyelerinin ardından yasalara uygun bir yaşama yönelme imkanlarını artırmak ve geliştirmek.
Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının yönetimi için genel ilkeler
3. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının farklı kişisel özellikleri dikkate alınmalı ve cezalar uygulanırken kişisel planlar yapılması için bunlara dikkat edilmelidir (bireyselleştirme ilkesi).
4. Cezaevi yaşamı, toplum içindeki hayatın gerçeklerine mümkün olduğunca yakın bir biçimde düzenlenmelidir (normalleştirme ilkesi).
5. Mahkumlara, cezaevindeki gündelik yaşamlarında bireysel sorumluluk fırsatları verilmelidir (sorumluluk ilkesi).
6. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının dış toplum, kendileri, diğer mahkumlar ve cezaevinde çalışan ya da cezaevine ziyaret için gelenlere karşı oluşturdukları riskler arasında açık bir ayrım yapılmalıdır (güvenlik ve emniyet ilkesi).
7. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumları arasında yalnızca cezaları nedeniyle ayrım yapılmamalıdır (ayrımcılık (non-segregation) yapmama ilkesi).
8. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının cezalarının yönetimi için yapılan kişisel planlama, cezaevi sistemi içerisinde tedrici ilerleme sağlamayı hedeflemelidir (tedrici ilerleme ilkesi).
Cezaların planlanması
9. Genel amaçlara ulaşmak ve yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek için her bir mahkum için kapsamlı ceza planları geliştirilmelidir. Bu olanlar, mümkün olduğunca mahkumun aktif katılımı ve özellikle de ceza süresinin bitimine doğru tahliye sonrası gözetim ve diğer ilgili makamların yakın işbirliği ile hazırlanmalı ve geliştirilmelidir.
10. Ceza planları her mahkumun risk ve ihtiyaç değerlendirmesini içermeli ve aşağıda belirtilen konularda sistematik bir yaklaşım sağlamak amacıyla kullanılmalıdır:
– mahkumun ilk yerleştirilmesi;
– cezaevi sistemi içinde daha kısıtlayıcı koşullardan daha az kısıtlayıcı koşullara, ideal olarak da son kertede, tercihen toplum içinde, açık koşullara tedricen ilerleme;
– cezaevinde geçirilen zamanın bir amaca yönelik kullanımını ve tahliye sonrasında toplumla yeniden yer edinmede başarı şansının artırılmasını sağlayan iş, eğitim, mesleki eğitim ve diğer faaliyetlere katılım;
– cezaevi içinde yıkıcı davranışların azaltılması ve tahliye sonrasında yeniden suç işlenmesinin önlenmesi için risk ve ihtiyaçları tespite yönelik programlara katılma ve müdahil olma;
– uzun süreli hapsin zararlı etkilerini önlemek ya da azaltmak için boş zaman faaliyetleri ve diğer faaliyetlere katılım;
– şartlı tahliye sonrasında yasalara uyarak yaşamayı ve topluma uyum sağlamayı kolaylaştıracak koşullar ve gözetim tedbirlerinin oluşturulması.
11. Ceza planlaması mahkumun cezaevine girişini takiben mümkün olduğunca en kısa zamanda başlamalı, düzenli aralıklarla gözden geçirilmeli ve gerektiğinde değiştirilmelidir.
...
Müebbet hapis ve diğer uzun süreli hapis mahkumlarının toplumla yeniden bütünleştirilmelerinin yönetimi
33. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarının, uzun bir hapis döneminin ardından toplumda yasalara uygun bir yaşama geçmede yaşayabilecekleri özel sorunların üstesinden gelmelerini sağlamak için tahliyeleri önceden hazırlanmalı ve aşağıdaki hususlara özellikle dikkat edilmelidir:
– tahliye öncesi ve tahliye sonrası için belirli planlar yapılmalı ve bunlar ilgili risk ve ihtiyaçlara yönelik olmalıdır;
– tahliye ve tahliye sonrasında hapis süresince mahkumların tabi tutulduğu programlar, müdahaleler veya iyileştirme çalışmalarının sürdürülmesinin başarılması olasılığına gereken dikkatin gösterilmesi;
– cezaevi idaresi, tahliye sonrası gözetim yetkilileri ve sosyal ve sağlık hizmetleri arasında yakın işbirliği sağlanması ihtiyacı.
34. Müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarına şartlı tahliye hakkının verilmesi ve uygulanması, şartlı tahliyeye ilişkin Rec(2003)22 numaralı Tavsiye Kararında belirtilen ilkelere uygun olmalıdır.
163. 34. paragrafa ilişkin olarak, tavsiyeye ekli raporda şöyle denilmektedir (131. paragraf):
“Rec(2003)23 sayılı Tavsiye Kararı, şartlı tahliyenin aşırı ölçüde kısa cezalar çekenler haricindeki tüm mahkumlar için mümkün olması gerektiği ilkesini içermektedir. Bu ilke, Tavsiye Kararının şartlarına göre, müebbet mahkumlarına dahi uygulanabilir. Bununla beraber, tavsiye edilen, müebbet mahkumlarına şartlı tahliye konusunda imkan tanınmasıdır, yoksa kendilerine her zaman şartlı tahliye hakkı tanınması değildir.”
...
IV. İŞKENCE, İNSANLIK DIŞI YA DA AŞAĞILAYICI MUAMELENİN ÖNLENMESİ İÇİN AVRUPA KOMİTESİ’NİN (“İÖK”) İLGİLİ RAPORLARI
A. On birinci genel rapor
165. İÖK, 3 Eylül 2001’de yayımlanan on birinci genel raporunda (CPT/Inf (2001) 16), müebbet hapis ve uzun süreli hapis mahkumlarına ilişkin olarak aşağıdakileri kaydetmiştir:
“33. Birçok Avrupa ülkesinde, müebbet hapis ve diğer uzun süreli hapis cezası mahkumlarının sayısı artış göstermektedir. İÖK, bazı ziyaretleri sırasında, bu tür maddi şartlar, faaliyetler ve insanlarla iletişimle ilişkili olarak mahkumların durumunun çok yetersiz olduğunu tespit etmiştir. Üstelik bu gibi pek çok mahkum, uzun süreli hapsedilmenin zararlı etkilerini artırması muhtemel olan özel kısıtlamalara tabi tutulmuştur; bu tür kısıtlamaların örnekleri, cezaevi nüfusunun geri kalanından daimi olarak ayrı tutulma, hücreden çıkartıldığı zamanlarda ellerine kelepçe takılması, diğer mahkumlarla iletişim yasağı ve sınırlı ziyaret hakkıdır. İÖK, hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bireysel olarak oluşturabilecekleri (ya da oluşturmayacakları) risk dikkate alınmaksızın, kısıtlamaların belli bir tip cezaya çarptırılmış bütün mahkumlara uygulanması için hiçbir neden görememektedir.
Uzun süreli hapsin mahkumlar üzerinde toplum dışına itici birçok etkisi olabilir. Kayıtsızlaşmanın yanı sıra, uzun süreli hapis mahkumları bir dizi psikolojik sorun (öz saygının yitirilmesi ve toplumsal yeteneklerin zayıflaması da dahil) yaşayabilir ve giderek artan bir biçimde hepsinin nihayetinde geri dönecekleri toplumla ilişkisini koparma eğiliminde olabilirler. İÖK’e göre, uzun süreli ceza çeken mahkumlara sunulan rejimler, bu etkileri pozitif ve proaktif bir biçimde tazmin etme çabası içinde olmalıdır.
İlgili mahkumlar, çeşitlilik taşıyan belli bir amaca yönelik geniş bir dizi faaliyete erişebilmelidir (tercihen mesleki bir değeri olan iş, eğitim, spor, eğlence ve dinlenme/bir araya gelme). Üstelik zamanlarını nasıl harcayacakları konusunda bir ölçüde tercih yapabilmeleri, böylelikle de bir özerklik ve kişisel sorumluluk duygusu geliştirebilmeleri gerekir. Hapiste kaldıkları süreye anlam kazandırmak için ek adımlar atılmalıdır; özellikle de kişiselleştirilmiş hapis planları ve uygun psiko-sosyal desteğin verilmesi, bu tür mahkumların hapis sürelerini kabullenmelerine ve vakti geldiğinde tahliyeye hazırlanmalarına yardımcı olmada önemli unsurlardır. Ayrıca dış dünyayla ilişkilerini etkili bir şekilde koruyabilirlerse, kuruma kapatılmanın uzun cezalar çeken mahkumlar üzerindeki olumsuz etkileri çok daha az olacaktır.”
...
V. BULGARİSTAN HELSİNKİ KOMİTESİ’NİN AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASINA DAİR RAPORU
175. Haziran 2009 ve Şubat 2010 arasında Bulgaristan’da ağırlaştırılmış müebbet hapis konusunda araştırma yapan Bulgaristan Helsinki Komitesi, “Hafifletilemeyen müebbet hapis - insanlık dışı ve aşağılayıcı ceza” başlıklı bir rapor yayımlamıştır. Rapor müebbet hapis cezası çekenlere değil, yalnızca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekenlere ilişkindir.
176. Rapor, diğer şeylerin yanı sıra, cezaevlerine ziyaretler sırasında, Plovdiv Cezaevi’ndeki bütün müebbet mahkumlarının tek kişilik hücrelerde tutulduklarını belirtmiştir. Stara Zagora Cezaevi’nde, iki müebbet mahkumu bir hücreyi paylaşmaktadır, fakat geri kalan tümü burada da tek kişilik hücrelerde tutulmaktadır. Plovdiv Cezaevi ve Stara Zagora Cezaevi’nin arasında olmadığı diğer bazı cezaevleri haricinde, müebbet mahkumların barındığı birimler oldukça bakımsızdır: Yerler ve duvarlar çok kirlidir ve tümü zemine sabitlenmiş olan mobilyalar çok eskidir. Bazı birimlerde, ikili ranza bulunmaktadır, fakat bunlar nadiren kullanılmaktadır. Müebbet mahkumları, yemeklerini hücrede yemektedir. Kendilerine ayrılan birimde gün ışığı çoğunlukla yetersizdir. Pencereler tipik olarak 1’e 0.6-.0.8 metredir ve yerden yaklaşık iki metre yukarıya yerleştirilmiştir, ki bu da mahkumların pencerelerden dışarıya bakmalarına engel olmaktadır. Plovdiv Cezaevi’ndeki müebbet mahkumların birimindeki – fakat Stara Zagora’dakiler değil – pencere çerçeveleri yenidir. Nöbetçilerin hücreleri her zaman denetleyebilmelerini sağlamak için, yapay aydınlatma hiçbir zaman kapatılmamaktadır. Bazı mahkumlar, özellikle ışıklar parlaksa, uykuya dalmakta güçlük çektiklerinden şikayetçi olmuşlardır. Müebbet mahkumlarına ayrılmış hiçbir birimde havalandırma sistemi bulunmamaktadır ve taze hava yalnızca açık oldukları zamanlarda pencerelerden gelmektedir, ki bu da kışları sorun oluşturmaktadır, çünkü en soğuk günlerde dahi ısıtma günde yalnızca sabahları bir saat ve öğlenleri bir saat açık tutulmaktadır. Müebbet mahkumlar, kıyafetlerini tuvalete gittikleri zamanda yıkamak ve hücrelerinde kurutmak zorundadır. Birçok cezaevinde hücrelerin içine tuvalet yapılmıştır, fakat Plovdiv ve Stara Zagora Cezaevi’ne değil. Ortak tuvaletlere erişim sabah, öğlen ve akşam otuz dakika için olanaklıdır. Bu süre içerisinde, müebbet mahkumları aynı zamanda kovalarını ve yiyecek kaplarını da yıkamak zorundadır. Geri kalan zamanda ihtiyaçlarını karşılamak için nöbetçileri çağırmaları gerekmektedir. Birçok cezaevinde işaretleşme sistemi olmadığı için, mahkumlar hücrelerinin kapılarına vurmak ya da bağırmak zorundadır. Bu da çoğunlukla nöbetçilerle çatışma yaşamalarına yol açmaktadır ve mahkumlar bu nedenle ihtiyaçlarını karşılamak için çoğunlukla hücrelerindeki kovaları kullanmayı tercih etmektedir. Pleven Cezaevi haricindeki bütün cezaevlerinde, müebbet mahkumları hücrelerinde sürekli olarak kilitli tutulmaktadır. Plovdiv Cezaevi’nde, bir saatlik günlük yürüyüş otuz dakika, Stara Zagora Cezaevi’nde yirmi dakika uzatılmıştır. Birçok cezaevinde, müebbet mahkumlar günlük yürüyüşlerini ayrı avlularda yaparlar. Bu avlular oldukça küçüktür ve Plovdiv Cezaevi gibi bazı cezaevlerinde uygun bir biçimde spor yapmaya izin vermemektedir.
177. Raporda, Ağustos 2009’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken sadece sekiz kişiye iş verildiği belirtilmiştir: yedisi hücre içinde ve biri dışarıda. Daha sonra bu sayı düşmüştür. Bu tür mahkumlara uygun işler bulmak cezaevi yetkilileri için kolay değildir ve örneğin Stara Zagora Cezaevi’nde hiçbir müebbet mahkumuna iş verilmemiştir. Plovdiv Cezaevi’nde müebbet mahkumlarına bir süre boyunca cerrahi eldiven paketleme işi verilmiştir.
178. Raporda ayrıca çoğu müebbet mahkumunun kendi televizyon setlerinin ve bazılarının radyosunun da bulunduğu kaydedilmiştir. Bu mahkumların çoğu birçok yıl boyunca aynı hücrede yaşadıkları için, hücrelerini mümkün olduğunca ev içlerine benzetecek şekilde düzenlemeye çalışmışlardır. Plovdiv Cezaevi ve Stara Zagora Cezaevi’nin yüksek güvenlikli birimlerinde lokal bulunmamaktadır. Sadece birkaç müebbet mahkuma anlamlı faaliyetlerde bulunma imkanı tanınmıştır. Tahliye olasılığı olmadığı için onlara yardımcı olmak oldukça güçtür. Yine de, bazı cezaevlerinde müebbet mahkumlarıyla çalışan ekipler onları psikolojik olarak desteklemek ve onlara bir perspektif duygusu ve sosyal ilişkilerini sürdürme, faaliyetlere katılma ve depresif ve psikosomatik semptomlara karşı koyma gücü vermek için ciddi girişimlerde bulunmuşlardır. Fakat bazı cezaevlerinde, müebbet mahkumlarına muamele, “Müebbet mahkumlarına yönelik muameleye ilişkin ulusal standartlar”ın koşullarını karşılamamaktadır (bkz. yukarıda 135. paragraf) ve ilgili bazı mahkumlar kendileriyle hiçbir kişisel çalışma yürütülmediğinden ve kendileri için kültürel, bilgilendirici ya da sportif hiçbir faaliyet düzenlenmediğinden şikayet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURUCUNUN TUTULDUĞU REJİM VE KOŞULLAR
179. Bay Harakchiev ve Bay Tolumov, sırasıyla ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet mahkumları olarak tabi tutuldukları cezaevi rejiminin, tutuldukları maddi koşullarla da eşleşerek, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden işkence ya da insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunu iddia etmişlerdir.
180. Sözleşme’nin 3. maddesi şunu öngörmektedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulamaz.”
...
B. Esas Hakkında
...
III. AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS
230. Bay Harakchiev, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, verildiği andan itibaren, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunu da iddia etmiştir.
231. Sözleşme’nin 3. maddesinin metni yukarıda 180. paragrafta aktarılmıştır.
A. Tarafların görüşleri
1. Hükümet’in yorumları
232. Hükümet, yalnızca Bay Harakchiev’in ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş olmasının, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini oluşturmadığını, çünkü kendisinin her zaman başkanlık affı talebinde bulunabileceğini belirtmiştir. Halihazırda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken bir kimsenin cezasının Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından hafifletildiği bir emsal bulunmaktadır. Bunun yeterli olmadığına ilişkin bir hüküm, Cumhurbaşkanı Yardımcısına bağlı Af Komisyonu’nun işine haksızlık olacaktır ve yalnızca Bulgaristan’da değil diğer üye devletlerde de yasal bir karmaşaya yol açacaktır. Ölüm cezasının kaldırılmasının bir sonucu olarak 1998’de getirilen ağırlaştırılmış müebbet hapis, Bulgaristan ceza hukukunun ceza sisteminin oldukça önemli bir unsurudur. Çok nadiren uygulanan bir cezadır ve en ağır suçlara ayırılmıştır. Bulgaristan’da halihazırda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken 57 kişi ve müebbet hapis cezası çelen 106 kişi bulunmaktadır.
233. Cumhurbaşkanının af yetkisi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının değiştirilmesinin, bu tür bir ceza çeken herkese bir gün özgürlüklerini yeniden kazanma umudu veren kolayca erişilebilir bir yoludur. Bu bağlamda 21 Ocak 2013’te Cumhurbaşkanı Yardımcısının, bu yetkiyi kullanırken, ağırlaştırılmış bir müebbet hapis cezasını müebbet hapis cezasına çevirmiş olması oldukça önemlidir. Bu kararın ardındaki nedenler, Af Komisyonu’nun raporunda gösterilmiştir; üstelik de Af Komisyonu kararın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken diğer herkese durumlarını düzeltebileceklerini gösterdiğini kaydetmiştir. Cumhurbaşkanının af yetkisi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bir ceza olarak getirildiği zaman da yürürlüktedir ve her zaman ilgililere cezalarında indirim alabilecekleri umudu verecek şekilde kullanılmıştır. Bu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken kişilerin affedilmesinin reddi için gösterilen nedenlerden bellidir; ki bunlar temel olarak iki argümana dayanmaktadır: rehabilitasyon sürecinde ilerlemenin olmaması ya da o zamana dek cezanın çok az bir kısmının çekilmiş olması. Af taleplerini inceleme usulü, 23 Şubat 2012 tarihli kararda olduğu gibi, her zaman kanun hükmünde olan başkanlık kararlarında belirlenmiştir. Uygulanabilir kuralların en son versiyonu, usulü en iyi hale getirmeyi ve şeffaflaştırmayı ve de uygulamayla oluşan standartları resmileştirmeyi amaçlamıştır. Temel vurgu, araştırmayı ve Af Komisyonu’nun analitik yeterliliklerini artırmak ve af taleplerinin her birini incelediği yolları birbiriyle uyumlulaştırmak üzerinde olmuştur. Bu usul, cezaların hafifletilmesi için yargısal usullerle aynı etkileri doğurabilir. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı herhangi bir kriterle bağlı değillerdir ve af yetkisini her zaman ve herhangi bir kişi bakımından kullanabilirler.
234. Müebbet hapis cezası çeken kişilerin tutulma rejimi, onların kendilerini iyileştirdiklerini göstermelerine engel oluşturmamaktadır. Bu, Cumhurbaşkanı Yardımcısının 21 Ocak 2013 tarihli ağırlaştırılmış bir müebbet hapis cezasını müebbet hapis cezasıyla değiştiren kararı için gösterdiği nedenlerden ve Bay Tolumov’un davranışları ve tutulma rejimindeki değişiklikten anlaşılmaktadır. Bay Harakchiev, kendi payına, herhangi bir rehabilitasyon işareti göstermemiştir. Bunun aksine, bir dizi disiplin cezasına tabi tutulmuş ve onun durumunda tekerrür riski tutarlı bir biçimde yüksek kalmıştır. Bununla beraber, iki başvurucudan herhangi birinin af için başvuruda bulunduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
2. Bay Harakchiev’in yorumları
235. Bay Harakchiev, çektiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağdaşmadığını, zira yaşamının geri kalanını cezaevinde geçirmesini gerektirdiğini belirtmiştir. Aynı zamanda da Bulgaristan hukukundaki ilgili hükümlerin bir analizi, bu cezayla gerçekleştirilmeye çalışılan hedeflerin müebbet hapis cezasıyla da gerçekleştirilebileceğini göstermiştir. 1968 tarihli Ceza Kanunu’na göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası cezanın amaçlarının daha hafif bir cezayla gerçekleştirilemeyeceği vakalar için ayrılmıştır. Dolayısıyla asla rehabilite olmayacak kişiler bakımından tasarlanmıştır; oysa cezayı veren mahkemenin bir mahkumun yirmi ya da otuz yıl boyunca iyileşme gösterip göstermeyeceğini söyleyebilecek bir pozisyonda olmadığı açıktır.
236. Bir müebbet hapis cezasında indirim yapılmasını düzenleyen yargısal usul Sözleşme’nin 3. maddesine tamamen uygunken, başkanlık af yetkisinin kullanımı belirsiz ve öngörülemezdir. 1991 Anayasası’nın 98. maddesi ve 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 74. maddesi, bu yetkinin nasıl kullanılacağına ilişkin herhangi bir usul kuralı ya da koşul öngörmemiştir. Bunun bir sonucu olarak, bir müebbet mahkumu aftan yararlanma şansı edinebilmek için ne yapması gerektiğini bilmemektedir. Bu yetkinin 23 Şubat 2012’ye kadarki kullanılma biçimi de açık değildir: Kaç mahkumun ve hangi gerekçelerle af talep ettiği, kaç talebin ve hangi gerekçelerle kabul edildiği, Cumhurbaşkanı Yardımcısına tavsiyeler veren uzmanların kim olduğu ve görevlerini hangi kurallara göre yerine getirdikleri hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bu iddiaya destek olarak, başvurucular 2006 ve 2011 yılları arasında başkanlık idaresi tarafından af için başvuru yapmış ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken kişilere gönderilen dört mektubu göstermiştir: Bunların hepsinde yalnızca talebin özenle incelendiği ve reddedildiği söylenmiştir. 2002 ve 2009 arasında, bu cezayı çeken on altı kişi af başvurusunda bulunmuştur; bu taleplerin hepsi reddedilmiştir. 2002’den önce de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken kişiler hakkında af kararı alınan bir örnek olmamıştır.
237. Başkanlık af yetkisinin kullanımını düzenleyen yasal çerçeve 23 Şubat 2012’de de iyileşmemiştir. O tarihte Başkan tarafından belirlenen kurallar, her ne kadar ileri bir adım olarak görülebilirse de, bir affın talep edilebileceği koşulları düzgün bir biçimde açıklığa kavuşturmamıştır. Bunlar yalnızca Af Komisyonu’nun çalışmasını düzenleyen iç talimatlardır, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının yetkilerinin kullanımını değil. Üstelik bu kurallar Resmi Gazete’de bile yayımlanmamıştır ve Cumhurbaşkanının Anayasa’ya ve yasalara göre soyut kurallar oluşturmaya yetkili olup olmadığı belli bile değildir. Hala Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, hukuken kararlarını herhangi bir kritere dayandırmaksızın, af hakkı tanıyıp tanımama konusunda karar vermekte serbesttir. Bu anlamda kararın gerekçeli olması gerekmemektedir ve hukuki itirazlara da açık değildir. 2012’de, müebbet hapis cezalarının sayısı yüksek kalırken, yüz af başvurusundan sadece üç tanesi kabul edilmiştir. Bu nedenle af usulü bir müebbet hapis cezasının hafifletilmesi talebi için uygun bir yol değildir. Mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısının, bütün müebbet hapis cezalarının kaldırılmasının gerektiğine ilişkin şahsi görüşüne dayanarak müebbet hapis cezası çeken bir kişiyi affetmiş olması, gerçek bir umut vermemektedir. Bu pozisyon, takdire layık da olsa, Cumhurbaşkanı Yardımcısının şahsi pozisyonudur; pek rağbet görmemektedir ve yalnızca kendisi görevde olduğu sürece geçerli olacaktır. Hukuki bir değişiklik için kalıcı bir etkisi yoktur.
238. Bay Harakchiev gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekenlerin tutuldukları rejim, hücrenin dışında ve çalışma sırasında dahi tam bir tecridi gerektirmektedir. Tek iletişim imkanı ayrı rejime tabi olan diğer mahkumlarladır ve yalnızca bir saatlik günlük yürüyüş sırasındadır. Bu oldukça kısıtlayıcı koşullar müebbet mahkumlarına uygun işler bulunmasını da neredeyse imkansız kılmıştır. Bu, Bulgaristan Helsinki Komitesi’nin Nisan 2010 tarihli raporuyla teyit edilmiştir. Bu rapor ayrıca, müebbet mahkumlarına toplumda yeniden yer edinme programları sağlanmadığını ve bu mahkumların oldukça yetersiz maddi koşullarda tutulduklarını da göstermiştir. Bütün bu faktörler, kendilerini ıslah ettiklerini göstermelerini ve böylelikle de Cumhurbaşkanı Yardımcısını onlara af hakkı tanımaya ikna etmelerini imkansız kılmıştır.
3. Hükümet’in ek yorumları
239. Hükümet ek yorumlarında, mevcut davadaki durumun, Vinter ve Diğerleri - Birleşik Krallık’takinden ([BD], no. 66069/09, 130/10 ve 3896/10, ECHR 2013 (alıntılar)) açıkça farklı olduğunu belirtmiştir. Birleşik Krallık’taki Adalet Bakanının sınırlı yetkilerinden farklı olarak, Bulgaristan’daki başkanlık af yetkisi hiçbir sınırlamaya tabi değildir. Cumhurbaşkanı, herhangi bir cezayı hafifletebilir ve bu yetki gerçekten kullanılmıştır. Mahkumların herhangi bir süre sınırı olmaksızın ve herhangi bir gerekçeyle af başvurusu yapmalarını mümkün kılan usul yeterince esnektir. Herhangi bir af talebi, hapis cezasının sürdürülmesinin meşru penolojik gerekçelerle haklılaştırılıp haklılaştırılmadığı sorusuyla bağlantılandırılarak, kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulur. Cumhurbaşkanı Yardımcısına bağlı Af Komisyonu’nun aylık raporları, Komisyon’un bu noktaları ayrıntılı bir şekilde analiz ettiğini göstermiştir. Komisyon, bir müebbet mahkumunun cezasının hafifletilmesini tavsiye ettiği bir vakada, tamamen bu faktörleri dikkate almıştır. Başkanlık affı talep etme imkanı, bir müebbet mahkumunun cezasının başlangıcından itibaren mevcuttur, yaygın olarak bilinmekte ve sıklıkla kullanılmaktadır.
240. Hükümet’e göre, bu yetkinin kullanımına ilişkin daha ayrıntılı kuralların bulunmasına ihtiyaç duyulmamaktadır. Kullanım biçimine ilişkin hiçbir belirsizlik yoktur ve ayrıntılı kuralların yapacağı tek şey mevcut durumda oldukça geniş olan bu yetkinin kapsamını daraltmak olacaktır. Her halükarda devletler müebbet hapis cezalarının gözden geçirilme biçimine karar vermek konusunda bir takdir marjına sahiptir. Başkanlık affının bütünüyle takdire bağlı olması, onun etkililiğine halel getirmez. 2013’ün başında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken bir mahkumla ilişkili olarak kullanılmış olması bunu göstermektedir. Bay Harakchiev’in iddiasının aksine, bu yalnızca mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısının şahsi görüşlerinden dolayı olmamıştır. Müebbet mahkumunun cezasının hafifletilmesi kararı bir eğilimi temsil etmektedir. Af Komisyonu’nun raporunda kanıtlandığı üzere, karar tüm ilgili faktörlerin kapsamlı bir değerlendirmesine dayanılarak alınmıştır. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını kaldırmayı tasarlayan Ceza Kanunu tasarısı da bu eğilime kanıt oluşturmaktadır. Bununla beraber, bir ceza kanunu gibi karmaşık bir mevzuatın yasalaşması zaman almaktadır. Bu süre içerisinde başkanlık affı talep etme imkanı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş kişilerin elinde var olan yeterince etkili bir araçtır.
241. Yürürlükteki düzenlemelere göre, müebbet mahkumları cezaevine varışlarının üzerine hakları ve sorumlulukları ile cezaevi düzeni ve disiplin konusunda yalın bir dille bilgilendirilmelidir; ayrıca bu bilgileri yazılı olarak da almaya hakları vardır. Bu bilgiler, cezaevi kuralları ve düzenlemeleri, çalışma hakkı, ziyaret rejimi, disiplin yaptırımları ve cezaevi rejiminde bir değişiklik ve erken tahliye talep etme imkanı hakkında ayrıntılı açıklamalar içerirler. Üstelik 2007’de Ceza İnfaz Dairesi Müdürlüğü, “Müebbet mahkumlarına yönelik muameleye ilişkin ulusal standartlar”ı kabul etmiştir. Bu standartlar, yetkililerin müebbet mahkumlarının cezalarının infazına ilişkin konuları tartışmalarını sağlamak zorunda olduklarını açıkça belirtmektedir. Hafifletilebilen ya da hafifletilemeyen cezalar çekmelerinden bağımsız olarak bütün müebbet mahkumları, cezaevi rejimlerinde bir değişiklik talep etme imkanına sahip olmadan önce cezalarını çekmeleri gereken süre hakkında ve cezalarının hafifletilmesi şanslarını artırmak için izlemeleri gereken davranışlar hakkında bilgilendirilmiştir. Buna ek olarak, her bir müebbet mahkumunun, kendisini bekleyen olumlu değişiklikleri ve bu değişikliklere götüren somut adımları belirleyen bir ceza planı vardır. Bu plan, mahkumun dikkatine sunulması gereken periyodik değerlendirmelere tabidir. Bay Harakchiev’in durumunda, en son plan kendisi tarafından imzalanmamıştır, fakat bu yalnızca kendisinin cezaevi idaresinden gelen herhangi bir belgeyi imzalamayı reddetmesinden kaynaklanmıştır.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. Kabul edilebilirlik
242. Şikayet Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaksız değildir ya da herhangi bir başka nedenle kabul edilemez değildir. Bu nedenle kabul edilmelidir.
2. Esas hakkında
(a) Mahkeme içtihadında belirlenen genel ilkeler
243. Büyük Daire, Kafkaris - Kıbrıs davasında ([BD], no. 21906/04, § 97, ECHR 2008), cezaların gözden geçirilmesi ve tahliye düzenlemeleri de dahil olmak üzere, bir devletin ceza adaleti sistemi tercihinin ilkesel olarak Mahkeme tarafından yapılan denetimin kapsamı dışında kaldığına ve yetişkin bir suçluya bir müebbet hapis cezası verilmesinin kendi başına 3. madde ya da Sözleşme’nin diğer bir maddesiyle yasaklanmamış olmasına ya da onlarla çelişmemesine rağmen, hafifletilemeyen (irreducible) müebbet hapis cezasının 3. madde bakımından sorun doğurabileceğine karar vermiştir. Aynı zamanda Büyük Daire, bir müebbet hapis cezasının, yalnızca uygulamada bütün olarak çekilebilmesinden ötürü “hafifletilemez” hale gelmediğini ve Sözleşme’nin 3. maddesinin amaçları bakımından böyle bir cezanın de jure ve de facto hafifletilebilir olmasının yeterli olduğunu vurgulamak için çok çaba sarf etmiştir (ibid., § 98 in fine).
244. O davada Büyük Daire, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir; çünkü Kıbrıs Anayasası’na göre Başkan herhangi bir anda, Başsavcının kabulüne tabi olarak, bir müebbet hapis cezasını daha kısa süreli bir cezaya çevirebilir ve sonra da erteleyebilir. Bu usulde bazı yetersizliklerin olduğu doğrudur: Başkanın takdir yetkisini nasıl kullanacağını gösteren yayımlanmış hiçbir kriter, bir mahkuma Başsavcının başvurusu hakkındaki görüşünü iletme zorunluluğu, Başkanın kararının gerekçelerini gösterme zorunluluğu ve bu yönde bir uygulama ve bir yargısal denetim yolu bulunmamaktadır. Bir müebbet hapis cezasında herhangi bir değişiklik yapılması Başkanın takdirinde olduğu için, müebbet mahkumları için tahliye umudu oldukça kısıtlıdır. Bununla beraber, Başkanın bu takdir yetkisini kullandığı ve müebbet mahkumların tahliyesi talimatını verdiği birçok somut örnek vardır. Bu nedenle Bay Kafkaris’in herhangi bir tahliye umudundan mahrum bırakıldığını söylemek mümkün değildir (ibid., §§ 102-05).
245. Hafifletilemeyen müebbet hapis cezalarının Sözleşme’nin 3. maddesine uygunluğu sorunu, daha yakın tarihli Vinter ve Diğerleri (yukarıda geçen) kararında Büyük Daire tarafından bir kez daha ele alınmıştır. Büyük Daire, Mahkeme içtihadından ve müebbet hapis cezalarına ilişkin son karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk eğilimlerinden doğan ilgili hususları gözden geçirmiştir (ibid., §§ 104-18). Buna dayanarak, bir müebbet hapis cezasının ancak hem bir tahliye umudu varsa hem de yargısal denetim imkanı varsa Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olabileceğine karar vermiştir (ibid., §§ 109-10); zira bir mahkum hapsetme için meşru penolojik gerekçeler bulunmadıkça tutulamaz. Bu gerekçeler, ceza, caydırıcılık, toplumun korunması ve rehabilitasyonu içerir. Büyük Daire, özellikle hapsetme için gösterilen bu dayanaklar arasındaki dengenin mutlaka durağan olmadığını ve cezanın çekildiği sırada değişebileceğini kaydetmiştir. Hapis için cezanın başlangıcında temel dayanak olan gerekçe, cezanın çekildiği uzun süre içerisinde artık öyle olmayabilir. Bu nedenle ancak devam eden hapsetme için dayanılan gerekçelerin cezanın uygun bir noktasında gözden geçirilmesi sağlanarak, bu faktör ya da değişimler düzgün bir biçimde değerlendirilebilir. Eğer bir mahkum herhangi bir tahliye umudu olmaksızın ve cezasının gözden geçirilme imkanı olmaksızın hapsedilmişse, suçunu hiçbir zaman tazmin edememe riski bulunur: Cezaevinde ne yaparsa yapsın, rehabilitasyona yönelik gelişimi ne kadar istisnai olursa olsun, cezası sabit ve denetlenemez olarak kalır (ibid., §§ 111-12). Bu nedenle Büyük Daire, bir kimsenin rehabilitasyonu için çaba harcanmaksızın ve ona bir gün özgürlüğünü yeniden kazanma şansı vermeksizin zorla özgürlüğünden yoksun bırakılmasının – Sözleşme sisteminin özünde yer alan – insan onuruyla bağdaşmadığına karar vermiştir (ibid., § 113). Artık Avrupa hukukunda ve uluslararası hukukta, müebbet hapis cezası çekenler de dahil bütün mahkumlara rehabilitasyon imkanı ve rehabilitasyon sağlanırsa tahliye olasılığı sunulması ilkesine açık bir destek olduğunu kaydederek devam etmiştir (ibid., § 114). Cezalandırma hapsetmenin amaçlarından biri olarak kalmışsa da, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 6, 102.1 ve 103.8 maddelerinde, Bakanlar Komitesi’nin 76(2) numaralı kararı ve 2003(23) numaralı Tavsiye Kararında, İÖK’nin açıklamalarında ve birçok Sözleşmeci Devletin uygulamasında ve uluslararası hukukta ifade edildiği gibi ve diğerlerinin yanı sıra Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 10 § 3 maddesi ve bu maddeye ilişkin Genel Yorumda ifade edildiği gibi, artık Avrupa ceza politikasında müebbet mahkumlarının durumunda dahi hapsetmenin rehabilite etme amacı vurgulanmaktadır (ibid., §§ 115-18).
246. Bu analize dayanarak Büyük Daire, daha önceki Daire kararını reddetmeye ve müebbet hapis cezasına ilişkin şu önerileri getirmeye karar vermiştir:
(a) Müebbet hapis cezası bağlamında 3. madde, müebbet mahkumunda meydana gelen herhangi bir değişikliğin, devam eden tutulmanın artık meşru penolojik gerekçelerle haklı gösterilemeyeceği anlamını verecek derecede önemli olup olmadığını ve rehabilitasyon yoluyla sağlanan bu iyileşmenin ceza çekilirken gerçekleşip gerçekleşmediğini iç hukuk makamlarının değerlendirmesine olanak verecek bir denetim mekanizması çerçevesinde cezalarının hafifletilebilir olmasını gerektirdiği biçiminde yorumlanmalıdır (ibid., § 119);
(b) Ceza adaleti ve cezalandırma konularında Sözleşmeci Devletlere tanınması gereken takdir marjı dikkate alındığında, denetimin alması gereken biçimin ne olduğunun - idari veya yargısal – ya da bu denetimin ne zaman yapılması gerektiğinin belirlenmesi Mahkeme’nin görevi değildir. Bununla beraber, karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk materyalleri, müebbet hapis cezasının uygulanmasından sonraki yirmi beş yılı geçmeyecek bir denetimi ve sonrasında da periyodik denetimi güvence altına alan özel bir mekanizma kurulmasına açık bir destek göstermektedir (ibid., § 120);
(c) İç hukukun böyle bir denetim imkanı sağlamadığı durumlarda, müebbet hapis cezası Sözleşme’nin 3. madde standartları ile aynı düzeyde olmayacaktır (ibid., § 121);
(d) Gerekli denetim, zorunlu olarak hükmün verilmesinden sonraki muhtemel bir vaka olsa da, bir müebbet hapis cezası mahkumu, cezasına eşlik eden hukuki koşulların 3. maddenin koşullarına bu açıdan uymadığı yönündeki şikayetini ileri sürebilmeden önce, süresi belli olmadan yıllarca beklemek ve cezasını çekmek zorunda bırakılmamalıdır. Bu hem hukuki kesinlik ilkesine hem de terimin Sözleşme’nin 34. maddesindeki anlamıyla mağdurluk statüsü hakkındaki genel ilkelere aykırı olacaktır. Üstelik, uygulanan bir cezanın verildiği iç hukuka göre hafifletilebilir olmadığı durumlarda, mahkumun belirsiz, gelecekteki bir tarihte, gösterdiği rehabilitasyona göre tahliye edilmesinin değerlendirilmesine olanak sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulup oluşturulmayacağını bilmeksizin, kendi rehabilitasyonu için çalışmasını beklemek tutarsız olacaktır. Bir müebbet hapis cezası mahkumu, ceza hükmünün başlangıcında, cezasının ne zaman gözden geçirileceği veya geçirilmesinin istenebileceği de dahil, tahliye edilmesi için hangi şartlar altında ne yapması gerektiğini bilme hakkına sahiptir. Sonuç olarak, iç hukukun bir müebbet hapis cezasının denetimi için herhangi bir mekanizma veya imkan sağlamadığı durumlarda, 3. madde ile bu nedenle ortaya çıkan bağdaşmazlık, sonraki hapsedilme aşamasında değil, müebbet hapis cezasına hükmedildiği anda halihazırda ortaya çıkmaktadır (ibid., § 122).
(b) Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
247. Mahkeme, öncelikli olarak, Bay Harakhiev’in, cezasının işlediği suçların ağırlığıyla orantısız olduğu ya da hapsedilmesine devam edilmesi için artık hiçbir meşru penolojik gerekçenin bulunmadığını ileri sürme arayışında olmadığını kaydeder (bkz. Vinter ve Diğerleri, yukarıda geçen, § 102). Şikayeti daha ziyade bu cezanın etkilerine yöneliktir.
248. Bulgaristan’da – daha önce Bulgaristan ceza hukukunda hiçbir zaman mevcut olmamış – ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, meclisin ölüm cezasını resmi olarak kaldırdığı Aralık 1998’de getirilmiştir (bkz. yukarıda 51, 52 ve 58 paragraflar). Bu ceza – mevcut davada Hükümet’in yorumları tarafından da tasdik edildiği gibi – “şarta bağlı” ve “istisnai” olarak kabul edilmektedir ve şu suçlarla sınırlıdır: (a) “Cumhuriyetin temellerini tehdit eden” ya da özellikle ağır veya kasten işlenmiş ve (b) “cezalandırmanın amaçlarının ... daha hafif bir cezayla gerçekleştirilemeyeceği” suçlar (bkz. yukarıda 59 ve 60. paragraflar). 1995’te yürürlüğe sokulan, hafifletilebilir olan “basit” müebbet hapis cezasının yanı sıra mevcudiyetini korumaktadır (bkz. yukarıda 56, 65 ve 71. paragraflar).
249. Mahkeme ayrıca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının “şarta bağlı” ve “istisnai” olarak kabul edildiğini ve Hükümet’in yakın bir zamanda, Ocak 2014’ün sonunda meclisin önüne taşıdığı yeni Ceza Kanunu tasarısının yalnızca hafifletilebilir olan “basit” müebbet hapis cezasını öngördüğünü (bkz. yukarıda 67. paragraf); çünkü Kanun tasarısının açıklayıcı notuna göre ağırlaştırılmış müebbet hapsin “artık bu cezaya çarptırılan kişiler bakımından hiçbir umut bırakmamasından dolayı oldukça insanlık dışı olarak algılandığını” kaydeder (bkz. yukarıda 68. paragraf). Bu Yasa, şu anda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekenlere, müebbet hapis cezası çekenlerle cezalarının gözden geçirilmesi için aynı umut imkanını sağlayacakmış gibi görünmektedir.
250. Daha önce de belirtildiği gibi, cezaların gözden geçirilmesi ve tahliye düzenlemeleri de dahil olmak üzere, bir devletin ceza adaleti sistemi tercihi ilkesel olarak Mahkeme tarafından yapılan denetimin kapsamı dışındadır ve yetişkin bir suçluya bir müebbet hapis cezası verilmesi kendi başına 3. madde ya da Sözleşme’nin diğer bir maddesiyle yasaklanmamıştır.
251. Mahkeme’nin kendi içtihadının ışığında yanıtlaması gereken soru, Bay Harakchiev’e uygulanan cezanın hafifletilemeyen ceza olarak sınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı, yani tahliye ve denetim imkanının olup olmadığıdır. Mahkeme bu doğrultuda, Bulgaristan hukukunun Bay Harakchiev’in şartlı tahliyesine – sadece belirli süreli ceza çeken mahkumlara uygulanan bir tedbir (bkz. yukarıda 70 paragraf) – izin vermese de ve Bay Harakchiev ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını daha hafif bir cezaya çevirecek bir mahkeme kararından umutlanamasa da, hukuk iki başkanlık affı tedbiri öngörmektedir: ya tam af ya da cezanın hafifletilmesi (yukarıda 72-74. paragraflar). Tam bir af durumunda Bay Harakchiev derhal ve koşulsuz olarak tahliye edilebilirdi. Cezanın hafifletilmesi durumunda ise, ki sadece Ocak 2013’te başka bir müebbet mahkumunun durumunda olduğu gibi müebbet hapse çevrilmiş bile olsa (bkz. yukarıda 99-101. paragraf), Bay Harakchiev’in cezasında yargı kararıyla indirim ve belki sonra da şartlı tahliye talep etme imkanı olacaktır.
252. Kafkaris’ten sonra (yukarıda geçen) ama Vinter ve Diğerleri’nden önceki (yukarıda geçen) Iorgov (no. 2) davasında ([Iorgov - Bulgaristan (no 2), no. 36295/02, 2 Eylül 2010], §§ 48-60), Mahkeme’nin Beşinci Dairesi’nin bir heyeti bu anayasal ve yasal düzenlemeleri ve onların 2009’a kadar olan uygulamasını gözden geçirmiştir. 2002 ve 2009 arasında başkanlık af yetkisi 477 mahkumun durumunda uygulanmışsa bile, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken hiç kimseye henüz böyle bir af hakkı tanınmadığını kaydetmiştir. Buna rağmen Daire, şimdiki halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Bay Iorgov’un bir gün cezaevinden tahliye edilebileceğine ilişkin bütün umudundan mahrum bırakıldığının söylenemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Kasım 2009 itibarıyla hiçbir müebbet mahkumuna başkanlık affı tanınmadıysa bile, bu durum, Bulgaristan’da ağırlaştırılmış müebbet hapsin de facto hafifletilemeyen bir ceza olduğunu göstermek için yeterli değildir. Bu ceza, Bulgaristan hukukuna ölüm cezasının resmi olarak kaldırılmasını takiben, oldukça yakın bir tarihte, Aralık 1998’de girmiştir. Bu, Bay Iorgov dahil bu tür bir cezaya mahkum edilmiş olan çok sayıda kişinin başkanlık affına hak kazanmak için cezaevinde yeterince uzun bir zaman geçirmelerinin mümkün olmadığı anlamına gelmektedir. Bay Iorgov’un af için zamanında başvurması halinde, başvurusunun geniş bir kriter dizisine referansla uygun bir biçimde dikkate alınmayacağını gösteren hiçbir şey yoktur. Bu nedenle tahliye için hiçbir umudunun kalmadığı söylenemez ve dolayısıyla da Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir (bkz. Iorgov (no. 2), yukarıda geçen, §§ 52-60).
253. Bununla beraber, Büyük Daire’nin Vinter ve Diğerleri’nin (yukarıda paragraf 246(d)’de geçen) 122. paragrafındaki daha sonraki kararı ışığında, Mahkeme mevcut davada da benzer yaklaşımı benimseyemez. Bu yaklaşım, bir müebbet hapis cezasının hafifletilmesi için gerçek bir imkanın bulunmamasının Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edebileceği tek durumun, müebbet mahkumunun halihazırda yeterince uzun bir süre cezasını çektiği ve yetkili makamı cezasını hafifletmesi için ikna etmek konusunda gerçekçi bir şans oluşturacak ölçüde yeterli bir ilerleme gösterdiği bir noktaya erişildiğinde söz konusu olacağı varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayım, yerel mahkemelerin kararlarında ve Vinter ve Diğerleri’nde temel olarak hafifletilemeyen bir müebbet hapis cezasının, müebbet mahkumunun daha fazla hapsedilmesinin artık haklılaştırılamayacağı bir zamana gelinmedikçe ve bu zamana değin Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açmadığı görüşünde olan Daire çoğunluğunun kararında da desteklenmiştir (bkz. Vinter ve Diğerleri, yukarıda geçen, §§ 48, 49, 56, 87 ve 91). Bu muhakeme biçimi, Büyük Daire tarafından o davada açıkça reddedilmiştir (ibid., § 122).
254. Dolayısıyla mevcut davada, Mahkeme, Bay Harakchiev gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekenler için bu cezanın değiştirilmesini talep etme imkanını düzenleyen mevcut düzenlemelerin incelenmesine ek olarak, Bulgaristan hukukunun Bay Harakchiev’in cezasının kesinleştiği an olan Kasım 2004’te ve o zamandan bu yana bu cezanın gözden geçirilmesi için yeterli imkan sağlayıp sağlamadığını teyit etmelidir.
255. Cezanın, en azından 1968 tarihli Ceza Yasası’nın 74. maddesinin 13 Ekim 2006’da yürürlüğe girecek şekilde değiştirilmesinden beridir (bkz. yukarıda 74. paragraf), de jure hafifletilebilir olduğu açıktır. Bununla beraber, bu değişiklikten önce de durumun böyle olup olmadığı açık değildir. 13 Ekim 2006’dan önceki haliyle 74. madde, açıkça bu imkanı dışarıda bırakmadıysa da, başkanlık af yetkisinin ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası bakımından da uygulanabilir olduğunu açık ifadelerle belirtmemiştir (bkz. yukarıda 73. paragraf). Ekim 2006 öncesinden beri Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı yardımcısının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken bir mahkuma ilişkin olarak af yetkisini kullandığı hiçbir örnek olmamıştır (bkz. yukarıda 87. paragraf) ve başkanlık affına ilişkin kanunun eşzamanlı bağlayıcı bir yorumu olmadığı için, bu maddenin tek başına ya da 1991 Anayasası’nın 98. maddesinin 11. bendiyle birlikte, madde metninde açıkça belirtilmemiş olsa da bu cezanın başkanlık af yetkisinin kapsamı içine girdiği anlamına gelecek biçimde yorumlanmaya elverişli olup olmadığını söylemek güçtür. Bu belirsizlik, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının getirilmesine eşlik eden tartışma sırasında meclis üyelerinin yaptığı açıklamalardan (bkz. yukarıda 63 ve 64. paragraflar), yasa koyucunun daha sonra bu hususa yasal bir değişiklik yapmak suretiyle açıklık getirmeyi gerekli bulmasından, ve ayrıca 2012’de bir grup meclis üyesinin 1991 Anayasası’nın 98. maddesinin 11. bendinin, özellikle de başkanlık af yetkisinin bütün ceza türlerini kapsayıp kapsamadığı hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından bağlayıcı bir yorumunun yapılmasını talep etmelerinden anlaşılmaktadır (bkz. yukarıda 76. paragraf). Bu koşullarda Mahkeme, Bay Harakchiev hakkındaki hükmün kesinleştiği anda, verilen cezanın de jure hafifletilebilir olduğunun açık olduğuna ikna olmamıştır.
256. Öyle bile olsa, Mahkeme, ilgili dönem boyunca Bay Harakchiev’in cezasının de facto hafifletilebilir olduğu ve hapsedildiği süre boyunca gerçekten de tahliye için değerlendirilmesine izin verecek bir mekanizmanın var olduğunu biliyor olarak kabul edilebileceği konusunda da ikna olmamıştır.
257. Ocak 2012’de göreve başlayan Cumhurbaşkanının verdiği kararlara ve o dönemde kendisi tarafından kurulan Af Komisyonu’nun uygulamasına (bkz. yukarıda 90-107. paragraflar) ve daha önemlisi 1991 Anayasası’nın 98. maddesinin 11. bendinin Anayasa Mahkemesi tarafından Nisan 2012’de yapılan bağlayıcı yorumuna dayanan mevcut sisteme göre, başkanlık af yetkisinin kullanılma biçimi dikkate değer biçimde açıktır.
258. Özellikle Anayasa Mahkemesi, bu yetkinin kapsamını tanımlamıştır ve hakkaniyeti, insaniyeti, merhameti, affetmeyi, hükümlünün sağlık ve aile durumunu ve kişiliğindeki herhangi bir olumlu gelişmeyi dikkate alarak keyfi olmayan bir biçimde kullanılması gerektiğine karar vermiştir. Bu mahkeme, Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı tekil vakalarda gerekçe göstermek zorunda tutulamasalar da, onlardan kendilerine af yetkisinin kullanımı sırasında kılavuzluk eden genel kriterleri ilan etmelerinin beklendiğini belirterek devam etmiştir. Son olarak, mahkeme, özellikle süreye ilişkin olan bazı kısıtlamalara tabi olmasına rağmen, bir af kararına karşı kendisinin önünde itiraz edilebileceğine karar vermiştir (bkz. yukarıda 76-83. paragraflar). Bu hüküm, başkanlık af yetkisinin tutarlı ve büyük oranda öngörülebilir bir biçimde uygulanacağına ilişkin ciddi güvenceler sağlamaktadır.
259. Buna ek olarak, Cumhurbaşkanı Yardımcısına bağlı Af Komisyonu’nun çalışmalarını düzenleyen kurallar, Komisyon’un çalışmalarında başka şeylerin yanı sıra uluslararası mahkemeler ve diğer kurumların Bulgaristan bakımından yürürlükte olan uluslararası insan hakları belgelerinin yorum ve uygulanmasına dair içtihadını dikkate almak zorunda olduğunu öngörmektedir (bkz. yukarıda 91. paragraf). 2012’nin başlarında çalışmalarına başladığından bu yana Komisyon’un benimsediği pratikler – özellikle de af taleplerinin incelenmesinde kendisine rehberlik eden kriterlerin yayımlanmasına ilişkin olanlar, af yetkisini bireysel vakalarda kullanması için Cumhurbaşkanına verdiği tavsiyelerin gerekçeleri ve ilgili istatistiksel bilgi (bkz. yukarıda 94-107. paragraflar) – af usulünün şeffaflığını da artırmıştır ve bu bakımdan af yetkisinin tutarlı ve şeffaf bir biçimde uygulanması için de ek güvence oluşturmuştur.
260. Son olarak, sadece Aralık 2012’de olmasına rağmen, Af Komisyonu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısına bir mahkumun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını, o mahkumdaki iyileşmeye dayanarak, müebbet hapisle değiştirmesini önerdiğine ve Ocak 2013’te Cumhurbaşkanı Yardımcısının bu öneriyi kabul ettiğine dikkat edilmelidir (bkz. yukarıda 99-101 paragraflar). Komisyon ve aslında yorumlarında Hükümet tarafından da kaydedildiği gibi, bu vaka, Bay Harakchiev gibi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş diğer herkese durumlarını iyileştirebileceklerini göstermektedir (bkz. yukarıda 100. paragraf).
261. Dolayısıyla eğer şimdiki ve gelecekteki Cumhurbaşkanları ve onların yardımcıları af yetkisini Anayasa Mahkemesi’nin 2012’de geliştirdiği ilkeler ve aynı yıl içinde benimsenen uygulamalarla aynı doğrultuda kullanmaya devam ederlerse, Bay Harakchiev’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası de facto hafifletilebilir olarak kabul edilebilir ve o zamandan itibaren kendisine tahliye ya da cezasının hafifletilmesinin gözden geçirilmesi için izin veren bir mekanizmanın var olduğunu biliyor olarak kabul edilebilir. Bazı uygulanabilir kuralların Anayasa’da ya da bir yasada değil, bir başkanlık kararnamesinde gösterildiği doğrudur. Bununla beraber, daha evvel de belirtildiği gibi, gereken denetimin alması gereken biçimin belirlenmesi Mahkeme’nin görevi değildir.
262. Ne var ki, aynısı cezanın kesinleştiği tarih – Kasım 2004 – ve en azından 2012’nin ilk ayları arasındaki dönem bakımından söylenemez. İlki 22 Ocak 2002 ile 22 Ocak 2007 arasında, ikincisi 22 Ocak 2007 ile 22 Ocak 2012 arasında olmak üzere iki dönem görev yapan önceki başkanlık idaresinde, başkanlık af yetkisinin kullanılma biçimi hiç şeffaf değildir; bu konuda izlenen politika kamusal erişime açılmamış ve bireysel af kararlarına her ne olursa olsun gerekçe gösterilmemiştir (bkz. yukarıda 87. paragraf). Gerçekten de Mahkeme, meclis üyelerinin 1998’deki tartışmaları sırasında Cumhurbaşkanının takdir yetkisinin hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmiş kişiler bakımından uygulanmayacağı konusunda güvence istediklerini ve 2012’de meclisin konuya ilişkin bir araştırma yapması için ad hoc bir komite kurulmasını gerekli bulduğu gerçeğini görmezden gelemez (bkz. yukarıda 89 paragraf). Bay Harakchiev’in durumundaki kişilerin bu yetkinin kullanımından yararlanabileceklerini gösteren somut örnekler de bulunmamaktadır (yukarıda geçen Kafkaris ile kıyaslayın, § 103). Bu tür örneklerin yokluğunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Bulgaristan hukukuna çok uzun bir zaman önce değil, Aralık 1998’de girmiş olması ve dolayısıyla da bu tür bir cezaya mahkum edilmiş olan çok sayıda kişinin başkanlık affına hak kazanmak için cezaevinde yeterince uzun bir zaman geçirmelerinin mümkün olmadığı gerçeğiyle açıklanabileceği doğrudur (bkz. Iorgov (no. 2), yukarıda geçen, §§ 56-57). Bununla beraber, başkanlık af yetkisinin kullanımını çevreleyen resmi ya da gayri resmi güvencelerin yokluğu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken bir kimsenin hangi koşullarda bu cezada bir değişiklik yapılması imkanını elde edebileceğini göstermeye meyleden herhangi bir örneğin bulunmamasıyla bir arada ele alındığında, Mahkeme, Kasım 2004 ve 2012’nin başında Bay Harakchiev’in cezasının de facto hafifletilebilir olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmaya yönelmiştir. Büyük Daire’nin Vinter ve Diğerleri (yukarıda paragraf 246(d)’de geçen) davasındaki kararının 122. paragrafından, zorunlu olarak, bu tür bir davada Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalinin, mahkumun herhangi bir süre boyunca çok zayıf da olsa herhangi bir tahliye umudundan mahrum bırakılmasıyla gerçekleşeceği anlaşılmaktadır.
263. Bununla beraber, başvurucuların tutulma rejimleri ve koşullarına ilişkin de ciddi şikayetlerde bulundukları mevcut davada (bkz. yukarıda 179. paragraf), Mahkeme’nin incelemesi gereken başka bir husus daha vardır: Bay Harakchiev’in hapsedilme rejimi ve koşulları göz önüne alındığında, kendisini iyileştirmek için ve böylelikle de Cumhurbaşkanını ya da yardımcısını bu bakımdan af yetkilerini kullanmaya ikna etmeye çalışmak için gerçek bir fırsata sahip olarak görülüp görülemeyeceği. Ayrıca bu bağlamda Vinter ve Diğerleri’nde (yukarıda geçen, § 122) Büyük Daire’nin bir “müebbet mahkumunun ceza hükmünün başlangıcında, cezasının gözden geçirilmesi için hangi şartlar altında ve ne yapması gerektiğini bilme hakkına sahip” olduğuna karar verdiği de kaydedilmelidir (bkz. yukarıda paragraf 246(d)).
264. Sözleşme, kendiliğinden bir rehabilitasyon hakkını güvence altına almasa da ve 3. madde yetkililer üzerinde mahkumlara dersler ya da danışmanlık gibi rehabilitasyon ve yeniden bütünleşme program ve faaliyetleri sunmak konusunda mutlak bir yükümlülük yüklediği biçiminde yorumlanamasa da, yetkililerin müebbet mahkumlarına uzak da olsa bir gün özgürlüklerini yeniden kazanabilme şansı vermelerini gerektirmektedir. Bu şansın gerçek ve somut olabilmesi için, yetkililer müebbet mahkumlarına kendilerini rehabilite edebilmeleri için uygun bir fırsat da vermelidir. Gerçekten de Mahkeme, halihazırda, son yıllarda kişisel sorumluluğun teşvik edilmesi yoluyla yeniden sosyalleşme düşüncesine dayanan rehabilitasyona daha fazla vurgu yapmaya yönelik bir eğilimin olduğunu kaydetmiştir (bkz. Dickson - Birleşik Krallık [BD], no. 44362/04, § 28, ECHR 2007-V, ve Vinter ve Diğerleri, yukarıda geçen, §§ 113-18). Bu, 1970’ten beri Bulgaristan bakımından yürürlükte olan mahkumlara yönelik muamelenin temel amacının onların iyileştirilmesi ve toplumsal rehabilitasyonu olduğunu öngören Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 10 § 3 maddesinin (bkz. yukarıda 157 ve 158. paragraflar) yanı sıra, Bulgaristan Ceza Yasası’nın 36. maddesinde belirtilen (bkz. yukarıda 53. paragraf) cezalandırmanın ilk amacıyla da bütünüyle uyumlu görünmektedir. Mahkeme’nin, daha evvel bahsedildiği gibi, bağlayıcı nitelikte olmasa da dikkate değer bir önem atfettiği birçok belgeye de içkindir (bkz. mutatis mutandis, Rivière [Rivière - Fransa, no. 33834/03, 11 Temmuz 2006], § 72, ve Dybeku [Dybeku - Arnavutluk, no. 41153/06, 18 Aralık 2007], § 48 ...): Cezaevi yetkililerince müebbet hapis cezası çekenler de dahil bütün mahkumların toplumla yeniden bütünleşmeleri ve rehabilitasyonlarını teşvik etmek için çaba sarf edilmesi gereğini vurgulayan Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 6, 33.3, 102.1 ve 107.1 maddeleri, Bakanlar Komitesi’nin 76(2) sayılı kararının 6 ve 11. maddeleri ve Müebbet hapis ve diğer uzun süreli cezalara mahkum edilen mahpusların cezaevi idarelerince yönetimi hakkında 2003(23) sayılı Tavsiye Kararı’nın 2, 5 ve 33. fıkraları (bkz. yukarıda 159, 161 ve 162. paragraflar).
265. Elbette bu, Sözleşmeci Devletlerin geniş bir takdir marjından yararlandıkları bir alandır. Bununla beraber, müebbet mahkumlarının hapsedilme rejimi ve koşulları bu bağlam içerisinde kayıtsız kalınabilecek bir konu olarak görülemez. Bu koşulların ve rejimin, müebbet mahkumunun, bir gün cezasında bir değişiklik talep edebilmek amacıyla, kendini iyileştirmek için çabalamasını mümkün kılacak biçimde olması gerekir.
266. Bulgaristan’daki bir müebbet mahkumu artık “tahliyesinin değerlendirilmesi için hangi koşullar altında ne yapmasının gerektiğini biliyorsa” bile (bkz. yukarıda 246(d) paragraf), – hapsedilme rejimi Pleven Cezaevi’ndeki bir “deney” sayesinde tedricen rahatlatılan Bay Iorgov’un durumundan farklı olarak (bkz. yukarıda 209. paragraf) – Bay Harakchiev gibi mahkumlar kural olarak neredeyse tam bir tecrite ve insanlarla iletişim, çalışma ve eğitim konusunda oldukça sınırlı imkanlar sunan özellikle katı bir cezaevi rejimine tabi tutulmaktadır ... Mevcut davada, cezaevi rejimindeki bazı değişikliklere rağmen, uygulamada Bay Harakchiev, hapsedildiği süre boyunca, başkalarıyla iletişim kurmak ya da çalışmak için çok sınırlı imkanlara sahip olarak, sürekli olarak kilitli hücrelerde kalmış ve cezaevindeki topluluğun geri kalanından tecrit edilmiştir (bkz. yukarıda 12, 23, 32 ve 177. paragraflar). Mahkeme’ye göre, bu kısıtlı rejimin Bay Harakchiev’in tutulduğu tatmin edici olmayan maddi koşullarla birleşen zararlı etkileri, kendisini ıslah etme ve böylece bir gün iyileşmek ve iyileştiğini göstermek ve cezasında bir indirim elde etmek için gerçek bir umut duyma olasılığını ciddi ölçüde zayıflatmıştır. Buna, rehabilitasyona yönelik gösterdiği gelişmenin tutarlı bir biçimde periyodik değerlendirmesinin yapılmamış olması da eklenmelidir. Bay Harakchiev’in yıllık psikolojik değerlendirmeye tabi tutulduğu doğrudur ... Fakat 2007’de kabul edilen müebbet mahkumlarına yönelik muameleye ilişkin ulusal standartlar, müebbet mahkumlarına rehabilitasyonları için çalışmaktan ziyade cezalarına alışmaları için yardımcı olacak şekilde tasarlanmış görünmektedir (bkz. yukarıda 135. paragraf). Bu standartlar, müebbet mahkumlarındaki herhangi bir olumlu değişimin onların kendi çabalarının sonucu mu ya da yoksa İÖK’ün tavsiye ettiği gibi cezaevi yetkililerinin proaktif yaklaşımlarının sonucu mu olması gerektiğini de açıklığa kavuşturmamaktadır (bkz. yukarıda 165. paragraf).
267. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
268. Bu sonuca ulaşırken, Mahkeme, Bay Harakchiev’in şikayetinin niteliğinin (bkz. yukarıda 247. paragraf) ve bu şikayete ilişkin ihlal tespitinin, kendisine derhal salıverilme ihtimali verecek şekilde anlaşılamayacağını kaydetmektedir.
...
V. SÖZLEŞME’NİN 46. MADDESİNİN UYGULANMASI
278. Sözleşme’nin 46. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları herhangi bir davada Mahkeme’nin son kararına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin son kararı, kararın icrasını gözetecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir ...”
279. Bu madde gereği, Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları herhangi bir davada, Mahkeme’nin icrası Bakanlar Kurulu tarafından denetlenen son kararlarına uymayı taahhüt etmişlerdir. Dolayısıyla başka şeylerin yanı sıra Mahkeme’nin Sözleşme ya da Protokollerinin ihlal edildiğini tespit ettiği bir karar, davalı devlete yalnızca Sözleşme’nin 41. maddesine göre adil karşılık yoluyla hükmedilen miktarı ilgililere ödeme yükümlülüğü değil, fakat ayrıca Bakanlar Komitesi’nin gözetimine tabi olarak, Mahkeme’nin tespit ettiği ihlali sona erdirecek ve etkilerini mümkün olduğunca telafi edecek iç hukuk düzeninde benimsenecek genel ve/veya uygun olduğunda bireysel tedbirleri seçme yükümlüğü de yüklemektedir. Bakanlar Komitesi’nin gözetimine tabi olarak, kendi iç hukuk düzeninde bu yükümlülüğün gereğini yerine getirecek araçları seçmek öncelikli olarak ilgili devlete düşmektedir. Bununla beraber, davalı devlete bunu yerine getirmesinde yardımcı olmak amacıyla, Mahkeme varlığını tespit ettiği duruma son vermek için alınabilecek bireysel ve/veya genel tedbirlere işaret etmek için çaba gösterebilir (son bir örnek olarak bkz. Stanev - Bulgaristan [BD], no. 36760/06, §§ 254-55, ECHR 2012).
280. Başvurucunun tutulma rejimi ve koşullarına ilişkin olarak mevcut davada tespit edilen Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali, büyük oranda 2009 tarihli Cezaların İnfazı ve Tutukluluk Hakkındaki Yasa ve onun uygulama yönetmeliğinin ilgili hükümlerinden kaynaklanmaktadır (bkz. yukarıda 203-214. paragraflar). Bu durum, halihazırda benzer başvurulara yol açmış (bkz. Chervenkov [Chervenkov - Bulgaristan (no. 45358/04, 27 Kasım 2012], §§ 50 ve 69-70, ve Sabev [Sabev - Bulgaristan, no. 27887/06, 28 Mayıs 2013], §§ 72 ve 98-99, her ikisi de yukarıda geçen) ve daha fazla benzer başvuruya yol açabilecek olan sistemik bir sorunu ifşa etmektedir. İhlalin niteliği, bu kararın gereğinin düzgün bir biçimde icra edilmesi için, davalı devletin, tercihen yasa yoluyla, şartlı tahliye imkanıyla ya da şartlı tahliye imkanı olmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılmış kişilere uygulanan cezaevi rejimini düzenleyen yasal çerçevede reform yapması gerektiğine işaret etmektedir. 1999’dan beri İÖK tarafından da aynı şekilde tavsiye edilen bu reform ..., şunları zorunlu kılmalıdır: (a) kural olarak şu anda bütün müebbet mahkumlarına en az beş yıllık başlangıç süresi içinde uygulanan oldukça kısıtlayıcı cezaevi rejiminin otomatik uygulamasının kaldırılması ve (b) özel bir güvenlik rejiminin ancak her bir mahkumun bireysel risk değerlendirmesine dayanılarak ve mutlaka gerekenden daha uzun olmayacak şekilde uygulanabileceğini öngören hükümlerin yürürlüğe konulması.
...
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
...
5. Bay Harakchiev’in kesinleştiği andan itibaren hakkında hükmedilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının hafifletilmesi imkanına sahip olmamasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Bay Harakchiev’in kesinleştiği andan itibaren hakkında hükmedilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının hafifletilmesi imkanına sahip olmamasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin kendisinin, bu bakımdan gördüğü manevi zararlar için yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna
karar vermiştir.
...
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca İngilizce olarak kaleme alınmış ve 8 Temmuz 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Fatoş AracıIneta Ziemele
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy