© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu No. 177
Hassan - Birleşik Krallık [BD] - 29750/09
Karar 16.9.2014 [BD]
5. madde
madde 5-1
Hukuka uygun yakalama ya da tutma
Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri uyarınca Irak’ta enterne etme: ihlal edilmediğine I
1. madde
Devletlerin yargı yetkisi
Devletlerin sorumluluğu
Irak’ta silahlı güçler koalisyonu tarafından Irak vatandaşının enterne edilmesine ilişkin ülke dışı yargı yetkisi
Olaylar – Mart 2003’te Birleşik Devletler’in yönetimindeki bir silahlı güçler koalisyonu Irak’ı işgal etmiştir. Basra bölgesinin işgalinin ardından, Britanya güçleri, iktidardaki Baas Partisi’nin üst düzey üyelerini yakalamaya başlamıştır. Britanya ordusu Basra’yı işgal ettikten sonra, iktidardaki Baas Partisi’nin üst düzey üyelerini gözaltına almaya başlamıştır ve partinin üst düzey üyelerinden olan başvurucu, Umm Qasr’daki aile evlerini koruması için kardeşi Tarek’i geride bırakarak saklanmıştır. 23 Nisan 2003 sabahı Britanya ordusu, başvurucuyu tutuklamak umuduyla eve gelmiştir. Kayıtlarına göre, Tarek Hassan’ı evde AK-47 marka bir makineli tüfekle silahlanmış olarak bulmuşlar ve güvenlik üzerinde tehdit oluşturan bir muharip ya da sivil olduğu şüphesiyle yakalamışlardır. O gün daha sonra Tarek Hassan, Irak’ta Birleşik Devletler tarafından yönetilen bir tutma merkezi olan Bucca Kampı’na götürülmüştür. Hem Birleşik Devletler hem de Birleşik Krallık yetkilileri tarafından yapılan sorgusunun ardından, Tarek Hassan’ın hiçbir istihbarat değeri taşımadığı düşünülmüş ve kayıtlara göre Hassan 2 Mayıs 2003’te ya da yaklaşık o tarihte Umm Qasr’taki bir tahliye noktasında salıverilmiştir. Eylül 2003 başlarında, yaklaşık 700 kilometre uzakta işkence ve infaz izleri taşıyan bedeni bulunmuştur.
2007’de başvurucu, İngiltere’de idare mahkemeleri önünde dava açmış, fakat davaları Bucca Kampı’nın Birleşik Krallık’tan ziyade Birleşik Devletlere ait bir askeri tesis olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Avrupa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, başvurucu, kardeşinin Britanya güçleri tarafından Irak’ta yakalanıp gözaltına alındığını ve daha sonra da açıklanmamış koşullarda ölü olarak bulunduğunu ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4 fıkralarına göre, yakalama ve alıkoymanın keyfi ve hukuka aykırı olduğu ve usuli güvencelerden yoksun olduğundan ve 2, 3 ve 5. maddelere göre Birleşik Krallık yetkililerinin alıkoyma, kötü muamele ve ölüme ilişkin soruşturma yürütmekte başarısız olduklarından şikayetçi olmuştur.
Hukuki değerlendirme – 2 ve 3. maddeler: Tarek Hassan’ın, 3. madde uyarınca resmi bir soruşturma yapılması yükümlülüğünü doğuracak şekilde, alıkonulduğu sırada kötü muamele gördüğüne işaret eden hiçbir delil bulunmamıştır. Birleşik Krallık yetkililerinin, doğrudan ya da dolaylı olarak, Bucca Kampı’ndan salıverildikten yaklaşık dört ay sonra, ülkenin Birleşik Krallık kuvvetlerinin kontrolünde olmayan uzak bir bölgesinde gerçekleşmiş olan ölümünden herhangi bir biçimde sorumlu olduklarına dair de herhangi bir delil bulunmamaktadır. Birleşik Krallık görevlilerinin ölümde dahli olduğuna ya da ölümün Birleşik Krallık’ın kontrolündeki toprakların içerisinde meydana geldiğine ilişkin herhangi bir delilin yokluğunda, 2. maddeye göre soruşturma yükümlülüğü doğmamaktadır.
Sonuç: kabul edilebilir olmadığına (açıkça dayanaksızlık).
Madde 5 §§ 1, 2, 3 ve 4
(a) Yargı yetkisi
(i) Britanya güçleri tarafından esir alınma ve Bucca Kampı’na kabul arasındaki dönem: Tarek Hassan, Birleşik Krallık askerlerinin fiziksel gücü ve kontrolüne tabidir ve bu nedenle de Birleşik Krallık’ın yargı yetkisi içine girmektedir. Mahkeme, Hükümet’in, yargı yetkisinin Sözleşmeci Devletin işgalci güç olmadığı topraklarda faaliyette bulunduğu ve devletin davranışının daha ziyade uluslararası insancıl hukukun koşullarına tabi olduğu uluslararası bir silahlı çatışmanın aktif çatışma döneminde geçerli olmadığı argümanını reddetmiştir. Mahkeme’ye göre, böyle bir sonuç kendi içtihadıyla ve Uluslararası Adalet Divanı’nın uluslararası insan hakları hukukuyla uluslararası insancıl hukukun eşzamanlı uygulanabileceklerine hükmeden içtihadıyla bağdaşmamaktadır.*
(ii) Bucca Kampı’na kabulden sonraki dönem: Mahkeme, Hükümet’in, Tarek Hassan’ın Bucca Kampı’na kabulünden sonraki dönemde, Tarek Hassan Birleşik Krallık nezaretinden Birleşik Devletlere nakledildiği için, yargı yetkisinin olmadığının kabul edilmesinin gerektiği argümanını kabul etmemiştir. Tarek Hassan kampa Birleşik Krallık esiri olarak kabul edilmiştir. Kabulünden hemen sonra, tamamen Birleşik Krallık kuvvetlerinin kontrolündeki bir bölüme konulmuştur. Birleşik Krallık, Birleşik Devletler ve Avustralya Hükümetleri arasındaki tutsakların nakline ilişkin Düzenleyici Memoranduma göre, Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerine göre Birleşik Krallık tutsaklarını sınıflandırma ve salıverilip verilmeyeceklerine karar verme sorumluluğu Birleşik Krallık’tadır. Tarek Hassan’ın Bucca Kampı’nda tutulmasına ilişkin bazı operasyonel konuların (özellikle de JFIT bölümüne giderken ve oradan çıkışında kendisine eşlik edilmesi ve Kamp içindeki diğer yerlerde korunması görevleri gibi) Birleşik Devletler güçlerine devredildiği doğru bile olsa, Birleşik Krallık, başvurucunun 5. madde altındaki şikayetlerine ilişkin tutma koşulları üzerindeki otorite ve kontrolünü korumuştur.
Dolayısıyla Tarek Hassan 23 Nisan 2003’te yakalandığı andan, muhtemelen 2 Mayıs 2003’te Umm Qasr’da salıverilmesine kadar Birleşik Krallık’ın yargı yetkisi içerisindedir.
Sonuç: yargı yetkisi içinde olduğuna (oybirliğiyle).
(b) Esas hakkında: Barış zamanında gerçekleştirilen yakalamayla bir muharibin silahlı bir çatışma sırasında yakalanması arasında bağlam ve amaca ilişkin önemli farklar bulunmaktadır. Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerinde tanınan yetkilere göre tutma, 5. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (f) bentleri arasında düzenlenen özgürlükten yoksun bırakmanın izin verilen nedenlerinden herhangi biriyle uyumlu değildir.
Birleşik Krallık, kendisine Irak’taki faaliyetleri bakımından 5. maddeden doğan yükümlülüklerini azaltma imkanı veren, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca (olağanüstü hal durumunda yükümlülük azaltma) herhangi bir resmi talepte bulunmamıştır. Bunun yerine, Hükümet, görüşlerinde Mahkeme’den Birleşik Krallık’ın 5. maddeden doğan yükümlülüklerini uygulamamasını ya da uluslararası insancıl hukuk uyarınca sahip olduğu tutma yetkileri ışığında bu yükümlülükleri farklı bir biçimde yorumlamasını talep etmiştir.
Mahkeme’nin incelemesi için başlangıç noktası, her zamanki uygulaması olan 23 Mayıs 1969 tarihli Antlaşmalar Hukukuna Dair Viyana Sözleşmesi’nde düzenlenen kuralların ışığında Sözleşme’yi yorumlamaktır. Viyana Sözleşmesi’nin “genel yorum kuralı”nı içeren 31. maddesi, 3. fıkrasında şunların dikkate alınmasını öngörür: (a) Antlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak taraflar arasında sonradan yapılan herhangi bir anlaşma; (b) Antlaşmanın yorumlanmasına ilişkin olarak tarafların mutabakatını gösteren ve antlaşmanın uygulanması ile ilgili olarak sonradan kabul edilen herhangi bir uygulama; (c) Taraflar arasındaki ilişkiye tatbiki kabil herhangi bir uluslararası hukuk kuralı.
Madde 31 § 3 (a) bakımından, Sözleşmeci Devletler arasında uluslararası silahlı çatışma durumlarında 5. maddenin yorumlanması konusunda daha sonra varılmış herhangi bir anlaşma yoktur. Bununla birlikte, Madde 31 § 3 (b) bakımından, Mahkeme daha önce, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın Sözleşme’yi onaylamalarından sonraki tutarlı bir uygulamalarının, Sözleşme metninin yalnızca yorumlanması değil, değiştirilmesi yönünde dahi bir anlaşma oluşturduğu şeklinde anlaşılabileceğini belirtmiştir. Sözleşmeci Devletlerin uygulaması, uluslararası silahlı çatışmalar sırasında Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerine dayanarak kişileri tutmak üzere 5. maddedeki yükümlülüklerini azaltmak değildir. Bu uygulama, Uluslararası Medeni ve Siyasi Hakların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ye ilişkin devlet uygulamalarına da yansımıştır.
Madde 31 § 3(c)’deki kriter konusunda ise, Mahkeme, Sözleşme’nin, insancıl hukuk kuralları da dahil uluslararası hukukun diğer kurallarıyla uyum içerisinde yorumlanması gerektiğini tekrar etmiştir. Mahkeme, Sözleşme’yi, Uluslararası Adalet Divanı tarafından betimlenen uluslararası hukuktaki çerçeveyle uyumlu bir biçimde yorumlamaya ve uygulamaya gayret etmelidir. 15. maddedeki yükümlülüklerin resmi olarak azaltılmamış olması, Mahkeme’nin başvurucunun davada 5. maddeyi uygularken, bağlamı ve uluslararası insancıl hukukun hükümlerini dikkate almasına engel olmamıştır.
Yine de, uluslararası silahlı çatışma durumlarında bile, uluslararası insancıl hukukun hükümlerinin artalanına karşı yorumlanmasına rağmen, Sözleşme’nin sağladığı koruyucular uygulanmaya devam etmektedir. Silahlı çatışma dönemlerinde uluslararası insancıl hukuk ve Sözleşme tarafından sağlanan koruyucuların eş zamanlı olarak var olmalarından dolayı, (a) ve (f) bentleri arasında düzenlenen izin verilmiş özgürlükten yoksun bırakma nedenleri mümkün olduğunca Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerine göre savaş esiri alınması ve güvenlik üzerinde tehdit oluşturan sivillerin tutulmasıyla uzlaştırılmalıdır. Mahkeme, barış zamanlarında enterne etmenin, 15. maddedeki yükümlülük azaltma yetkisi kullanılmaksızın, Sözleşme’nin 5. maddesi tarafından düzenlenen özgürlükten yoksun bırakma şemasına girmediği konusunda dikkatlidir. Savaş esiri alınması ve güvenlik üzerinde tehdit oluşturan sivillerin tutulması, ancak uluslararası silahlı çatışma durumlarında uluslararası insancıl hukukun kabul edilebilir özellikleri olabilir; ancak bu koşullarda 5. madde bu denli geniş yetkilerin kullanılmasına izin verecek şekilde yorumlanabilir.
İlgili bentlerde düzenlenmiş izin verilen tutma nedenlerine ilişkin olarak, uluslararası insancıl hukuktaki yetkilere uygun biçimde özgürlükten yoksun bırakma, madde 5 § 1’in ihlal edilmesine engel olmak için “hukuka uygun” olmalıdır. Bu, tutmanın uluslararası insancıl hukukun kurallarına uygun olmak zorunda olduğu ve daha da önemlisi madde 5 § 1’in temel amacı olan bireyleri keyfilikten koruma amacıyla tutarlı olması gerektiği anlamına gelmektedir.
Usuli koruyucular konusunda ise, Mahkeme, uluslararası silahlı bir çatışma sırasında gerçekleştirilen tutmaya ilişkin olarak, madde 5 §§ 2 ve 4’ün, bağlamı ve uluslararası insancıl hukukun uygulanabilir kurallarını dikkate alan bir biçimde yorumlanmasının da gerektiğini kabul etmektedir. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 43. ve 78. maddeleri, enterne etmenin “yetkili bir organ tarafından mümkünse her altı ayda bir periyodik denetime tabi tutulmasını” öngörmektedir. Tutmanın hukukiliğinin madde 5 § 4’ün genel olarak gerektirdiği anlamıyla bağımsız bir “mahkeme” tarafından tespit edilmesi, uluslararası bir silahlı çatışma sırasında uygulanabilir değilse de, yine de eğer Sözleşmeci Devlet bu bağlamda madde 5 § 4’teki yükümlülüklerine uyacaksa, “yetkili makam”, keyfiliğe karşı korumak için yeterli tarafsızlık güvencesi ve adil bir usul sağlamalıdır. Üstelik, uluslararası insancıl hukuka göre enterne etmeye tabi tutulabilen kategorilerden birine girmeyen bir kimsenin gereksiz bir gecikme olmaksızın salıverilmesi için, ilk denetim kişinin tutulmasından kısa bir süre sonra ve sonraki denetimler de sık aralıklarla gerçekleştirilmelidir. Madde 5 § 3 ise bu davada uygulama alanı bulmamıştır; çünkü Tarek Hassan 5. maddenin 1(c) bendi hükümlerine uygun olarak tutulmamıştır.
Başvurucunun davasındaki olaylara dönülecek olursa, Mahkeme, Birleşik Krallık yetkililerinin, Britanya güçlerinin silahlı olarak ve kardeşinin evinin çatısında buldukları Tarek Hassan’ın, her ikisi de Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerine göre yakalama ve tutma için meşru nedenler sağlayan, savaş esiri olarak tutulacak ya da enterne edilmesi güvenliğin zorunlu kıldığı nedenlerden ötürü gerekli olan bir kişi olabileceğine inanmak için nedenlerinin olduğunu kabul etmiştir. Tarek Hassan, Bucca Kampı’na kabulünün neredeyse hemen ardından, Birleşik Devletler ve Birleşik Krallık askeri istihbarat görevlilerince iki mülakat şeklindeki tarama sürecine tabi tutulmuştur. Bu süreç, salıverilmesiyle sonuçlanmıştır; zira kendisinin güvenlik üzerinde tehdit oluşturmayan bir sivil olduğu tespit edilmiştir. Deliller, bundan kısa bir süre sonra Kamp’tan fiziksel olarak tahliye edildiğine işaret etmiştir.
Bu artalan karşısında, Tarek Hassan’ın yakalanması ve tutulmasının, Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerine göre Birleşik Krallık’ın sahip olduğu yetkilere uygun olduğu ve keyfi olmadığı görülecektir. Üstelik salıverilmesine karar verilmesi ve Kamp’a getirilmesinden sonraki birkaç gün içerisinde fiziksel olarak tahliye edilmesi ışığında, Mahkeme’nin, tarama sürecinin keyfi tutmaya karşı yeterli güvence oluşturup oluşturmadığını incelemesi gerekli değildir. Son olarak, bağlamdan ve iki tarama sorgusu boyunca Tarek Hassan’a sorulan sorulardan, tutulma nedeninin kendisi için açık olduğu görülecektir.
Sonuç: ihlal edilmediğine (dörde karşı on üç oy).
(Ayrıca bkz. Al-Skeini ve Diğerleri - Birleşik Krallık [BD], 55721/07, ve Al-Jedda - Birleşik Krallık [BD], 27021/08, her ikisi de 7 Temmuz 2011 tarihlidir, Bilgi Notu 143)
* Özellikle bkz., İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Bir Duvar İnşa Edilmesinin Hukuki Sonuçlarına ilişkin Tavsiye Görüşü (Advisory Opinion on The Legal Consequences of the Construction of a Wall in the Occupied Palestinian Territory) (9 Temmuz 2004).
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy