Hassan / Birleşik Krallık – 29750/09 - 16.9.2014 tarihli Karar [BD]
Olaylar – 2003 yılının Mart ayında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından yönetilen silahlı kuvvetler koalisyonu Irak’ı istila etmiştir. Basra bölgesini işgal ettikten sonra, İngiliz ordusu iktidar partisi Ba’ath’ın üst rütbeli üyelerini yakalamaya başlamıştır. Kıdemli parti üyelerinden olan başvuran, erkek kardeşi Tarek’i, Umm Qasr’da bulunan ailesini koruması için görevlendirerek, saklanmıştır. 23 Nisan 2003 tarihinde sabah saatlerinde, İngiliz ordusuna ait bir birlik başvuranı yakalamak amacıyla evine gelmiştir. Kayıtlarına göre, evde AK-47 makineli tüfeği ile birlikte Tarek Hassan’ı bulmuşlar ve savaşçı veya güvenliğe tehdit oluşturan bir sivil olduğu şüphesiyle tutuklamışlardır. Daha sonra Tarek, Irak’ta ABD tarafından yönetilen bir hapishane olan Buca Kampı’na götürülmüştür. Kampın bazı bölümleri ayrıca İngiltere tarafından tutukluları sorgulamak ve hapsetmek için kullanılmıştır. Amerikalı ve İngiliz yetkililer tarafından sorgulandıktan sonra, Tarek Hassan’ın istihbarat sağlayamayacağı anlaşılmıştır ve kayıtlara göre, Tarek, Umm Qasr’da bir indirme noktasında 2 Mayıs 2003 tarihinde serbest bırakılmıştır. Tarek’in vücudunda işkence ve idam izleriyle 2003 yılının Eylül ayının başlarında yaklaşık 700 km uzakta bulunmuştur.
2007 yılında, başvuran İngiliz idare mahkemesi önünde dava açmıştır, ancak bu dava Buca Kampı’nın İngiliz üssünden ziyade Amerikan askeri üssü olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurusunda, başvuran, erkek kardeşinin Irak’ta İngiliz kuvvetler tarafından yakalanarak tutuklandığını ve daha sonra açıklanmayan koşullarda ölü bulunduğunu iddia etmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4 maddesi uyarınca yakalama ve tutuklamanın keyfi, kanuna aykırı ve usulü güvencelerden yoksun olduğu ve 2, 3 ve 5. maddeler uyarınca İngiliz yetkililerin tutukluluğun, kötü muamelenin ve ölümün koşullarına ilişkin soruşturma yapmadıkları konularında şikâyetçi olmuştur.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 2 ve Madde 3: Tarek Hassan’ın tutuklu bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin ve 3. madde uyarınca resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün ortaya çıkmasına neden olacak herhangi bir kanıt yoktur. Buca Kampı’ndan serbest bırakıldıktan yaklaşık dört ay sonra, ülkenin İngiliz güçleri tarafından kontrol edilmeyen uzak bir bölümünde gerçekleşen ölümden doğrudan veya dolaylı olarak İngiliz yetkililerin sorumlu olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmamaktadır. İngiliz yetkililerin ölümden sorumlu olduklarını veya ölümün İngiliz yetkililerin kontrolü altında olan bir bölgede gerçekleştiğini gösteren herhangi bir kanıt olmadığından, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca soruşturma yükümlülüğü doğmamaktadır.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Madde 5 §§ 1, 2, 3 ve 4
(a) Yetki sınırı
(i) İngiliz birliği tarafından yakalandıktan sonra Buca Kampı’na kabul edilene kadar geçen süre – Tarek Hassan, İngiliz askerlerinin fiziksel gücü ve kontrolü altında olduğundan İngiliz yetki sınırı içindedir. Mahkeme, Hükümet’in, Sözleşmeci Devletlerin işgalci güç olmadıkları bir bölgede faaliyet halindeyken ve aktif olarak uluslararası savaş durumundayken yargı yetkisinin kullanılmaması, onun yerine Devlet’in uluslararası insancıl hukukunun gerektirdiklerinden sorumlu olması gerektiğine ilişkin iddiasını reddetmiştir. Mahkeme’ye göre, bu çıkarım kendi içtihadına ve uluslararası insan hakları hukukunun ve uluslararası insancıl hukukunun aynı anda uygulanabileceğine hükmeden Uluslararası Adalet Divanı’nın içtihadına aykırıdır.[1]
(ii) Buca Kampı’na kabul edildikten sonraki dönem – Mahkeme, Hükümet’in, Tarek Hassan’ın Buca Kampı’na kabul edildikten sonraki dönemin, gözaltı işleminin İngiltere’den Amerika’ya nakledildiği gerekçesiyle, yetki sınırına dâhil edilmemesi gerektiğine ilişkin iddiasını kabul etmemektedir. Tarek Hassan, Buca Kampı’na İngiltere tutsağı olarak kabul edilmiştir. Kabul edildikten hemen sonra, tamamen Amerika tarafından kontrol edilen bir esir kampına götürülmüştür. İngiltere, Amerika ve Avustralya arasında imzalanan tutukluların nakledilmelerine ilişkin mutabakat anlaşmasına göre, Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri[2] uyarınca İngiltere tutuklularının sınıflandırılmasından ve serbest bırakılıp bırakılmamasına ilişkin verilecek karardan İngiltere sorumludur. Buca Kampı’nda Tarek Hassan’ın tutuklanmasına ilişkin olarak bazı fiili yönlerin Amerika’ya nakledildiği doğru olmasına rağmen (kampa giriş çıkışlarda eşlik etme ve kampta söz konusu kişiye göz kulak olma gibi), İngiltere, 5. madde uyarınca başvuranın şikâyetine ilişkin olarak tutukluluğunun her yönü üzerinde yetki ve kontrol sahibidir.
Tarek Hassan, bu nedenle, 23 Nisan 2003 tarihinde yakalandığı andan itibaren, muhtemelen 2 Mayıs 2003 tarihinde Umm Qasr’da serbest bırakılmasına kadar İngiltere’nin yetkisi altındadır.
Sonuç: yetki sınırı içinde (oy birliğiyle).
(b) Esas Hakkında – Barış zamanında gerçekleştirilen yakalama ile silahlı bir çatışma sırasında bir savaşçının tutuklanması arasında önemli farklar bulunmaktadır. Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri’nin verdiği yetkiyle gerçekleştirilen tutuklama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5 § 1 maddesinin (a) ve (f) bentlerinde belirtilen özgürlükten yoksun bırakma gerekçelerine uygun değildir.
İngiltere, Irak’ta gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin olarak 5. madde uyarınca yükümlülüklerinin askıya alınmasına izin veren 15. madde uyarınca (olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma) resmi herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bunun yerine, Hükümet, Mahkeme’den 5. madde uyarınca İngiltere’nin yükümlülüklerini uygulamamasını veya diğer bir değişle, uluslararası insancıl hukuku uyarınca sahip olduğu tutuklama yetkisi ışığında bu yükümlülükleri yorumlamasını talep etmiştir.
Mahkeme’nin incelemeye başladığı nokta, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ışığında, Sözleşme’yi yorumlama uygulamasıdır. Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 31 § 3 maddesinde bir antlaşmayı yorumlarken üç hususu göz önüne almanın gerekli olduğu öngörülmektedir: (a) antlaşmanın yorumuna veya hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak taraflar arasında daha sonra herhangi bir görüş birliği sağlanıp sağlanmadığı, (b) antlaşmanın yorumuna ilişkin olarak tarafların görüş birliğine vardıklarını gösteren antlaşmanın uygulanmasına ilişkin daha sonra gerçekleştirilen bir uygulama ve (c) taraflar arasındaki ilişkilerde uluslararası hukukun uygulanabilen ilgili kuralları.
31 § 3 (a) maddesine ilişkin olarak, Sözleşmeci Devletler arasında uluslararası silahlı çatışmalarda 5. maddenin yorumlanması hakkında daha sonra herhangi bir fikir birliğine varılmamıştır. Ancak, 31 § 3 (b) maddesine ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme’yi onayladıktan sonra Sözleşmeci Devletlerce gerçekleştirilen tutarlı bir uygulamanın, sadece yoruma ilişkin değil aynı zamanda Sözleşme metni üzerinde değişiklik yapma konusunda görüş birliği sağladıklarına işaret ettiğinin düşünülebileceğini daha önce belirtmiştir. Sözleşmeci Devletlerin bu uygulaması, uluslararası silahlı çatışmalarda Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri’ne dayanarak kişileri tutuklamak amacıyla 5. madde kapsamında yükümlülüklerini askıya almamaktadır. Bu uygulama, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yle bağlantılı olarak Devlet politikasını yansıtmaktadır.
31 § 3 (c) maddesinde belirtilen kritere ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin, uluslararası insancıl hukukunun kuralları da dâhil olmak üzere diğer uluslararası hukuk kurallarıyla uyum içinde yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’yi Uluslararası Adalet Divanı’nın işaret ettiği uluslararası hukuk çerçevesiyle uyumlu olacak şekilde yorumlamaya ve uygulamaya çalışmalıdır. Buna göre, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca resmi bir tadilin olmayışı, Mahkeme’yi, başvuranın davasında 5. maddeyi yorumlarken ve uygularken, uluslararası insancıl hukuku kapsamını ve hükümlerini dikkate almaktan alıkoymamıştır.
Ancak, uluslararası silahlı çatışma durumlarında bile, Sözleşme’nin sağladığı teminatlar, uluslararası insancıl hukuku hükümlerinin arka planına karşı yorumlanmış olsalar da, geçerli olmaya devam eder. Silahlı çatışma sırasında Sözleşme ve uluslararası insancıl hukuku tarafından öngörülen güvencelerin bir arada var olması nedeniyle, Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi uyarınca güvenliğe karşı risk teşkil eden sivillerin tutuklanması ve savaş mahkûmlarının gözaltında tutulması, (a) ve (f) bentleri uyarınca özgürlükten mahrum etmeye izin verilmesinin gerekçeleri, mümkün olduğu kadar uyumlaştırılmalıdır. Mahkeme, savaş sırasında gözaltına alma, 15. madde uyarınca herhangi bir istisnanın uygulanmaması halinde, Sözleşme’nin 5. maddesince düzenlenen özgürlükten mahrum bırakma konusunun kapsamına girmediğinin farkındadır. Yalnızca uluslararası silahlı çatışma durumlarında, savaş mahkûmlarının gözaltında tutulması ve güvenliğe karşı risk teşkil eden sivillerin tutuklanması uluslararası insancıl hukukunda kabul edilebilir olduğunda, 5. maddenin söz konusu geniş çaplı yetkilerin kullanılmasına izin verdiği yorumlanabilir.
Söz konusu bentlerde öngörülen tutukluluk gerekçeleri ile birlikle, uluslararası insancıl hukuku uyarınca öngörülen yetkiler kapsamında özgürlükten mahrum etme, 5 § 1 maddesinin ihlalinin söz konusu olmaması için hukuka uygun olmak zorundadır. Bu, tutukluluğun, uluslararası insancıl hukukunun kurallarına uygun olması gerektiği ve en önemlisi, kişileri keyfiyetten koruması öngörülen 5 § 1 maddesinin temel hedefine aykırı olmaması anlamına gelmektedir.
Usulü güvencelere ilişkin olarak, Mahkeme, uluslararası silahlı bir anlaşmazlık sırasında meydana gelen tutuklamayla bağlantılı olarak, 5 §§ 2 ve 4 maddesinin, uluslararası insancıl hukukunun uygulanabilir kurallarını ve kapsamını dikkate alarak yorumlanması gerektiği görüşündedir. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 43. ve 78. maddeleri, gözaltının mümkünse her altı ayda bir olmak üzere, düzenli bir şekilde yetkili bir organ tarafından denetlenmesini öngörmektedir. Uluslararası silahlı bir çatışma sırasında, 5 § 4 maddesinin genel anlamda gerektirdiği bağımsız bir mahkeme tarafından tutukluluğun kanunlara uygunluğunun belirlenmesi uygulanabilir olmasa da; Sözleşmeci Devlet’i bu kapsamda 5 § 4 maddesi uyarınca yükümlülüklerine uyduğunda, yetkili bir organ, keyfiyete karşı adil bir usul ve yeterli tarafsızlık güvencesi sağlamalıdır. Ayrıca, ilk denetim, kişi tutuklandıktan kısa bir süre sonra gerçekleştirilmelidir. Daha sonraki denetimler, sık aralarla gerçekleştirilmeli ve uluslararası insancıl hukuku uyarınca gözaltına tabi tutulacak kişiler kapsamından çıkan kişinin gecikilmeksizin serbest bırakılması sağlanmalıdır. Ancak, 5 § 3 maddesi, Tarek Hassan 5 § 1 (c) maddesinin hükümlerine uygun bir şekilde tutuklanmamış olduğu gerekçesiyle, mevcut davaya uygulanılamaz.
Başvuranın davasına ilişkin olaylar hakkında, Mahkeme, İngiliz yetkililerin İngiliz birliği tarafından silahlı bir şekilde ve erkek kardeşinin başka silahların ve askeri istihbarat değeri taşıyan belgelerin ele geçirildiği evinin çatısında bulunan Tarek Hassan’ın savaş mahkûmu olarak gözaltına alınması gereken bir kişi olduğuna veya gözaltına alınmasının zorunlu güvenlik gerekçeleri taşıdığına (her iki neden de Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri uyarınca yakalama ve tutuklama için makul gerekçe teşkil etmektedir) inanmaları için gerekçeleri olduğu görüşündedir. Tarek Hassan’ın Buca Kampı’na kabul edilmesinin hemen ardından, Amerika ve İngiliz askeri istihbarat çalışanları tarafından iki kez sorgulanmış ve bunun sonucunda sivil olduğu ve güvenliğe karşı hiçbir tehdit teşkil etmediği ortaya çıktığından dolayı serbest bırakılmıştır. Kanıtlar, kısa bir süre sonra Buca Kampı’ndan fiziksel olarak serbest bırakıldığına işaret etmektedir.
Bu arka plana göre, Tarek Hassan’ın yakalanıp tutuklanması, Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri uyarınca sağlanan yetkilere uygun olup keyfiyeti bulunmamaktadır. Ayrıca, Kampa götürüldükten birkaç gün sonra serbest bırakılmasına karar verildiği ve fiziksel olarak serbest bırakıldığı göz önüne alındığında, Mahkeme, sorgu aşamasının, keyfi tutuklamaya karşı yeterli güvence teşkil edip etmediğini incelemeye gerek duymamaktadır. Son olarak, iki sorgu sırasında Tarek Hassan’a sorulan sorulardan ve kapsamdan, tutuklanmasının nedeninin kendisi tarafından bilindiği anlaşılmaktadır.
Sonuç: ihlal yok (dört oya karşı on üç oyla).
(Bkz., ayrıcaher ikisi de 7 Temmuz 2011 tarihli Al-Skeini ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD], 55721/07, ve Al-Jedda / Birleşik Krallık [BD], 27021/08, 143 sayılı Bilgi Notu)
[1] Bkz., özellikle, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Bir Duvar İnşasının Hukuki Sonuçlarına ilişkin 9 Temmuz 2004 tarihli Danışma Görüşü, Uluslararası Adalet Divanı Raporları 2004.
[2] 12 Ağustos 1949 tarihli dört tane Cenevre Sözleşmesi bulunmaktadır: üçüncüsü, Savaş tutsaklarına gösterilen muameleye ilişkindir. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi ise savaş sırasında sivillerin korunmasına ilişkindir.
Full & Egal Universal Law Academy