AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
H.K. / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 23591/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Ocak 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
H.K. / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 12 Aralık 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan H.K.’nın (No. 23591/10) (“başvuran”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 29 Ekim 2009 tarihinde yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Strazburg’ta görev yapan Avukat A.M. Neu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 19 Şubat 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1951 doğumlu olup, Berlin’de ikamet etmektedir.Başvuranın Erkek Kardeşinin Cansız Bedeninin Bulunması ve Buna Bağlı Olarak Haberin Yayımlanması
5. 14 Temmuz 2004 tarihinde yetkililer tarafından düzenlenen tutanağa göre, söz konusu tarihte Antalya Cumhuriyet Savcısı, kriminal şube müdürlüğünde görev yapan bir polis eşliğinde, komşuları tarafından yapılan bir ihbarın ardından başvuranın erkek kardeşi C.A.K’nın evine gitmiş ve ilgilinin cesedini parçalanmış bir durumunda bulmuştur. Bu operasyon nedeniyle, polis apartmanda diğerlerinin yanı sıra birçok kadın peruğu ve giysisi - ki tutanağa göre, “bir butikte olduğu gibi düzenlenmiştir” -, pornografik nitelikte nesneler ve videolar, madeni paralar, boş şişeler, mutfak eşyaları, birçok saat, iki cep telefonu ve dizüstü bir bilgisayar ele geçirmiştir.
6. 17 Temmuz 2004 tarihinde “Bir travestinin evinde bulunan 350 Milyar [Türk lirası] başlıklı, Akşam adlı ulusal bir gazetede ve bu gazetenin internet sitesinde bir haber yayımlanmıştır. Başvuranın erkek kardeşinin cansız bedeninin bulunmasıyla ilgili olan bu haberde, polisin ilgilinin evinde diğerlerinin yanı sıra peruklar, kadın giysileri, pornografik nitelikte videolar ve birçok yabancı madeni para bulduğu belirtilmiştir. Haberde, başvuranın erkek kardeşinin adı belirtilmiş ve ilgilinin fotoğrafı yayımlanmıştır.Haberin Yayımlanması Hakkında Başvuran Tarafından Açılan Tazminat Davası
7. Başvuran, 21 Mart 2005 tarihinde, Akşam gazetesinin yayınevinin Yazı İşleri Müdürü ve Genel Müdürü hakkında bir tazminat davası açmıştır. Başvuran, bu başvuru çerçevesinde, yukarıda belirtilen haberde belirtildiği şekliyle, erkek kardeşinin bir travesti olduğu ve evinde belirli bir meblağ para bulunduğu iddialarının, gerçeği yansıtmadığını, erkek kardeşinin hayatını kaybetmesine ve cesedinin bulunmasına ilişkin koşullar nedeniyle, bu iddiaların acısını arttırdığını iddia etmiştir.
8. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”), 29 Eylül 2005 tarihinde, şu şekilde kararını vermiştir: başvuranın lehinde karar verilmiş ve kendisine ihtilaf konusu haberde söz konusu iddiaların yayımlanması nedeniyle, maruz kaldığı zarar bağlamında belirli bir meblağ ödenmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, haberin yazarının, daha önce yeterli bir araştırma yapmaksızın kaleme aldığı söz konusu haberin içeriğinin başvuranın kişilik haklarını ihlal ettiğini ve kişiyi alenen aşağıladığını değerlendirmiştir.
9. Yargıtay, 29 Mart 2007 tarihinde, ihtilaf konusu haberin başvuranın erkek kardeşinin cesedinin bulunduğu tarihte polis tarafından düzenlenen 14 Temmuz 2004 tarihli tutanağa dayandığı ve haberin içeriğinin yayımlanması sırasında görünür gerçeğe uygun olduğu gerekçesiyle, yukarıda belirtilen kararı bozmuştur.
10. 6 Aralık 2007 tarihinde, bozma kararının ardından kendisine başvurulan Asliye Hukuk Mahkemesi, ihtilaf konusu haberde incelenmemiş iddialar içerdiği ve içeriğinin böylelikle başvuranın kişilik haklarını ihlal ettiği ve kendi nazarında basın özgürlüğü karşısında öncelik verilmesi gereken bir menfaat olduğu kanaatine vararak, daha önceki kararına direnmiştir.
11. Yargıtay Hukuk Daireleri Kurulu, 6 Mayıs 2009 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen çözüme itiraz ederek, söz konusu mahkemenin kararını bozmuştur. Yargıtay karanının somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Somut olayda (...) ihtilaf konusu haber görünür gerçeğe uygundur, güncel bir konuyla ilgilidir ve [yazar] okuyucunun dikkatini çekmek amacıyla bir başlık ve bir üslup kullanmıştır. Öte yandan, davacının kişiliğine ilişkin hiçbir iddia veya açıklama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini ve basın özgürlüğünün somut olayda öncelik verilmesi gereken bir menfaat olduğunu söylemek mümkün değildir (...) ”
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Aralık 2009 tarihinde, Yargıtay kararına uyarak yeni bir karar vermiş ve başvuranın talebini reddetmiştir.
13. Yargıtay, 18 Ekim 2010 tarihinde, bu son karar hakkında ilgili tarafından yapılan temyiz talebini reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, ihtilaf konusu haberin içeriği nedeniyle, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerini ileri sürmektedir.
15. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili merci olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 8. maddesi altında, incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
16. Hükümet, başvuruların kabul edilemez olduğuna dair iki itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, başvuranın tekzip hakkını kullanmaması nedeniyle, bütün iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ikinci itiraz ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinde belirtilen hak ve özgürlüklerin devredilebilir olmadığını ifade ederek, başvuranın mağdur sıfatı taşımadığını zira söz konusu haberin kendisini doğrudan ilgilendiren hiçbir açıklamanın bulunmadığını iddia etmektedir.
17. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.
18. Başvuranın tekzip hakkını kullanmadığına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, Mahkeme bir başvuranın etkin ve yeterli olması muhtemel olan bir iç hukuk yolunu tüketmesinin zorunlu olduğunu ve bir iç hukuk yolunun tüketildiğinde uygulamada aynı amacı taşıyan başka bir iç hukuk yolunun tüketilmesinin gerekli olmadığını hatırlatmaktadır (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], No. 2334/03, § 40, 19 Şubat 2009). Mahkeme ayrıca, itibarın korunması konusunda, Türk Anayasa Mahkemesinin somut olayda başvuran tarafından tüketilen bir başvuru yolu olan hukuk davası açmasının, iç hukukta en etkin başvuru yolu olduğunu değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Yakup Saygılı/Türkiye (kk.), No. 42914/16, § 21, 11 Temmuz 2017).
19. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, ihtilaf konusu haber ile ilgili olarak hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açtığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemeler önünde yöneltilen soruların, tekzip hakkının kullanılmasıyla sunulan söz konusu haberde yer alan bariz fiili hataları düzeltme olasılığı ile ilgili olmadığını ancak bu haberin yayımlanmasının, basın özgürlüğünün sınırlarını aşıp aşmadığını ve başvuranın özel hayatına saygı hakkını ihlal edip etmediğini belirlemenin söz konusu olduğunu gözlemlemektedir. Son olarak, Mahkeme, somut olayda başvuran tarafından açılan tazminat davasının, ilgiliye yukarıda anılan haberin yayımlanması nedeniyle kendi ve erkek kardeşinin itibarına zarar verildiğinin tespit edilmesini sağlama ve gerektiğinde bir tazminat elde etme imkânı tanıdığını belirtmektedir (Seferi Yılmaz/Türkiye, No. 61949/08 ve diğer 2 başvuru, § 54, 13 Şubat 2018).
20. Mahkeme dolayısıyla, mevcut davanın koşullarında, başvuranın medeni hukuk yolundan başka hukuk yolunu tüketmekle yükümlü olmadığını değerlendirmektedir (yukarıda belirtilen karar Yakup Saygılı, § 47). Sonuç olarak, Hükümetin itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
21. Başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, Mahkeme hayatını kaybeden bir aile üyesinin itibarının, bazı koşullarda ilgilinin özel hayatını ve kimliğini etkileyebildiğini ve dolayısıyla Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girebildiği konusunda daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin Putistin/Ukrayna, No. 16882/03, § 33, 21 Kasım 2013). Mahkeme, somut olayda başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetiyle özellikle erkek kardeşinin hayatını kaybetmesi ve ihtilaf konusu haberin gerek başlığında gerekse içeriğinde ilgilinin kimliği ve fotoğrafı yayımlanarak, yakınının cesedinin bulunmasını çevreleyen koşulların belirtilmesi nedeniyle, hissettiği acıyı ileri sürdüğünü tespit etmektedir. Mahkeme, şikâyetin belirtilme şeklini ve davanın koşullarını dikkate aldığında, başvuranın belirli bir önem eşiği teşkil eden ve Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için özel hayatına saygı hakkından kişisel olarak yararlanmaya müdahale edecek şekilde olan bir ihlalin mağduru olarak değerlendirilebileceği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, bu nedenle, bu itirazı da reddetmektedir.
22. Mahkeme ayrıca, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
23. Başvuran, ihtilaf konusu haberde erkek kardeşinin cesedinin bulunma koşullarının belirtilme şeklinin genel menfaat tartışmasının bir parçası olmadığını, ilgilinin kamuoyunda tanınan biri olmadığını, haberin içeriğinde sansasyonel bir yaklaşım yansıtıldığını ve kamuoyunun nazarında ailesinin gözden düşürüldüğünü iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, erkek kardeşinde bulunan diğer eşyaların ticari satış amaçlı olduğunu belirterek, bu haberdeki olayların anlatım şeklinin gerçeğe uygun olmadığını ve kamuoyunun görüşünü manipüle edecek nitelikte olduğunu da iddia etmektedir.
24. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir. Hükümet, ihtilaf konusu haberde bulunan açıklamaların olgusal dayanağının bulunduğunu ileri sürmekte ve somut olayda öncelik verilmesi gereken menfaatin, gazetecilik özgürlüğü olduğu kanaatine varmaktadır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
25. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konularında oluşturduğu içtihatlardan doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Bu ilkeler, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Dernekleri/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmektedir.
26. Mahkeme, somut olayda başvuranın ileri sürdüğü haberin, ilgilinin erkek kardeşinin büyük miktarda bir paraya sahip iken, evinde ölü bulunan bir travesti olarak gösterildiğini kaydetmektedir. Mahkeme ardından, olay tutanağında bu haberde belirtilen para miktarına ilişkin olarak hiçbir bilginin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu tutanakta, polisin ilgilinin evinde diğerlerinin yanı sıra peruklar, kadın giysileri ve pornografik nitelikte video bulunduğu belirtilmiştir (yukarıda 5. paragraf). Bu tutanakta ayrıca, başvuranın erkek kardeşinin dairesinde bulunan çeşitli kadın eşyalarının bir butikte olduğu gibi düzenlendiği (yukarıda 5. paragraf) ve bu bağlamda ilgilinin ifadelerinin doğrulandığının anlaşıldığı (yukarıda 23. paragraf) belirtilmiştir.
27. Mahkeme öte yandan, ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu haberin yayımlanması nedeniyle, başvuranın özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia ettiği ilgili tarafından açılan tazminat davasını reddettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesinin iki defa başvuranın lehinde karar vermesine rağmen, 29 Mart 2007 ve 6 Mayıs 2009 tarihli kararlarla Yargıtayın özellikle somut olayda yürütülen ceza soruşturması dosyasında bulunan belgelere dayanarak, ihtilaf konusu haberin içeriğinin yayımlandığı tarihte göründüğü şekliyle uygun olduğunu değerlendirdiğinin tespit edilmesi gerekir (yukarıda 9. ve 11. paragraflar).
28. Mahkeme yalnızca, mevcut durumda ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu haberin içeriğinin görünüşe uygunluğunu incelemekle yetindiklerini ve içtihadında düzenlenen kriterler uyarınca, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile eksiksiz bir şekilde basın özgürlüğünü bir dengede tutmadıklarını tespit edebilmektedir (yukarıda belirtilen Tarman, § 38). Mahkeme nitekim, ulusal mahkemelerin kararlarında, somut olayda basın özgürlüğüne, başvuranın erkek kardeşinin kimliğinin ve fotoğrafının bulunduğu ve ayrıca ilgilinin önemli bir para miktarına sahip olan bir travesti olarak gösterildiği ancak polis tarafından düzenlenen olay tutanağında bu tür bir emarenin bulunmamasına rağmen, ihtilaf konusu haberin şekli ve içeriğiyle itibarının korunması hakkına yapılan müdahalenin haklı gösterilebilmesinin değerlendirilmesi hususunda tatmin edici yanıtlar verilmediğini tespit etmektedir (yukarıda 5. paragraf).
29. Mahkeme bu nedenle, somut olayda ulusal makamların başvuranın itibarının korunması ile basın özgürlüğü arasında içtihadı tarafından düzenlenen kriterler uyarınca, adil bir denge kurmadıklarını değerlendirmektedir.
30. Bu unsurlar, Mahkemenin, davanın koşullarında, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması yönünde kendisi için yeterlidir. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, açılan davalara bağlı masraflar ve yerel mahkemeler önünde temsil masrafları için 200 avro ve ayrıca Mahkeme önünde temsil masrafları için 10.782 avro talep etmektedir. Başvuran, son olarak, çeşitli masraflarla ilgili olarak 1.665 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran kanıt olarak, Mahkeme önünde yapılan avukat masraflarına ilişkin sırasıyla 1 794 avro, 3 588 avro, 1 800 avro ve 3 600 avro tutarında dört fatura ve çeşitli masraflarla ilgili olarak 1 ile 141 avro arasında değişen meblağların bulunduğu onlarca birçok fatura sunmuştur.
32. Hükümet, manevi tazminat için talep edilen meblağa, iddia edilen ihlal ile bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine vararak, itiraz etmektedir. Hükümet ayrıca, aşırı bulduğu temsil masrafları olarak talep edilen meblağlara itiraz etmektedir.
33. Mahkeme, başvurana manevi tazminat bağlamında 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, başvurana 5.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro),Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 7 Ocak 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy