AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
HİKMET TOPAL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 11152/11)
KARAR
STRAZBURG
12 Şubat 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tâbi tutulabilir.
HİKMET TOPAL / TÜRKİYE DAVASINDA,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 22 Ocak 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde; Türk vatandaşı olan Hikmet Topal’ın (“başvuran”) 24 Kasım 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 11552/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Batman Barosuna bağlı olan Avukatlar A. Çakan ve Ş. Deniz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise; kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Özellikle, başvuran gözaltında bulunurken kötü muameleye maruz kaldığını iddia edilmektedir.
4. Başvuru; 4 Nisan 2012 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1981 doğumludur. Başvuran halihazırda Mersin’de tutuklu olarak bulunmaktadır.
6. On kişi; 12 Eylül 2006 tarihinde, Diyarbakır’da Koşuyolu Parkında meydana gelen bombalı saldırıda hayatını kaybetmiştir. 23 Mart 2009 tarihinde, bu saldırıyla bağlantısı bulunan, başvuran da dâhil olmak üzere beş kişi, Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuran, bomba üretmekten ve yerleştirmekten suçlanmıştır.
7. 23 Mart 2009 ve 24 Mart 2009 tarihli sağlık raporlarında; başvuranın bedeninde lezyon bulunmadığı tespit edilmiştir.
8. Cumhuriyet Savcısı (“Savcı”), 24 Mart 2009 tarihinde, avukatı (“X”) refakatinde başvuranı sorgulamıştır.
9. Başvuran; 25 Mart 2009 tarihinde, Savcı eşliğinde olayların yeniden kurgulanması için patlamanın meydana geldiği bölgeye sevk edilmiş, ardından tekrar karakola götürülmüştür. Aynı gün, karakolda bir olay meydana gelmiş ve başvuran başından yaralanmıştır.
10. Başvuran, derhal hastaneye kaldırılmıştır. Başvuran, Diyarbakır devlet hastanelerinin farklı iki bölümünde ve üniversite hastanelerinin çeşitli bölümlerinde muayene edilmiştir.
11. Devlet Hastanesine giriş kayıtlarında şu şekilde belirtilmektedir: “Hastanın darp iddiaları, polise göre düşme”. Devlet hastanesinin sağlık raporunda; başvuranın yarasının dikilmesinden sonra ilgilinin “düştüğünü” dile getirdiği tespit edilmiştir.
12. Üniversite hastanesi raporunda; başvuranın “rahatsızlık hissetmesiyle taşikardi geçirdiğini ve yere düştüğünü dile getirdiği” belirtilmektedir. Aynı gün düzenlenen raporlarda; başvuranın alnında bir kesik bulunduğu, aynı gün bu yaraya dikiş atıldığı ve beyin radiografisinin normal olduğu belirtilmektedir.
13. Savcı, 26 Mart 2009 tarihinde; bu soruşturma sırasında avukatı X refakatinde, başvuranı yeniden sorgulamış ve başvuran, saldırıyı nasıl düzenlediği, diğer kişilerle nasıl işbirliği yaptığı, bomba için malzemeleri nasıl sağladığı, bombayı nasıl hazırladığı, bombayı nasıl yerleştirdiği ve patlattığı ve sonuç olarak kaçışını nasıl düzenlediği hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir .
14. 27 Mart 2009 tarihli raporlar kapsamında; başvuranın sol kışının üstünde 2 x 2 cm çapında dikiş yarası bulunduğu doğrulanmaktadır.
15. Mevcut durumda; 24 Mart 2009 ve 26 Mart 2009 tarihlerinde, başvuranın ailesi tarafından görevlendirilen iki avukat karakola gitmiştir. Polisler başvuranın bu iki avukat ile görüşmek istemediğini belirttiği ve el yazısıyla yazdığı bir notu söz konusu avukatlara iletmişlerdir.
16. Başvuran, ailesi tarafından görevlendirilen iki avukat refakatinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde Nöbetçi Hâkim ve Savcı tarafından sorgulandıktan sonra; 27 Mart 2009 tarihinde tutuklanmıştır. Başvuran, hâkim tarafından yapılan bütün sorgu süresince, kendisine isnat edilen eylemleri kabul etmemiş ve bir polisin silahıyla başından darp edildiğini belirtmiştir.
17. Aynı gün cezaevine girişi sırasında başvuran; cezaevinin doktoru tarafından muayene edilmiştir. 27 Mart 2009 tarihli raporda, ilk defa sağ elin avucunda 3 x 3 cm çapında bir yanık ve sol kaşın üzerinde 4 x 2 cm çapında bir dikiş izinin bulunduğu belirtilmektedir.
18. Başvuranın kız kardeşi; 2 Nisan 2009 tarihinde resmi bir şikâyette bulunmuştur. Başvuranın kız kardeşi, erkek kardeşinin gözaltında bulunurken darp edildiğini ve polislerin erkek kardeşinin ellerinde sigara söndürdüklerini iddia etmiştir.
19. Kötü muamele nedeniyle şikâyetin soruşturulmasından sorumlu olan diğer bir Savcının talebi üzerine; 9 Haziran 2009 tarihinde, adli tıp kurumu yukarıda özetlenen sağlık dosyasına dayanarak bir görüş sunmuştur. Adli Tıp Kurumu görüşünde; belirtilen yaraların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu ve ilgilinin hayati tehlikesinin bulunmadığı sonucuna varmıştır.
20. Söz konusu Savcı, 21 Haziran 2009 ve 10 Haziran 2009 tarihlerinde, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran; gözaltında bulunduğu sırada, sorgusu yapılırken bir polisin kendisini tabancasıyla başından darp ettiğini; adliyeye sevki sırasında, sevk aracında sağında oturan polisin, avucunda bir sigara söndürdüğünü iddia etmiştir. Ayrıca başvuran; duyduğu endişenin, Savcı ve Hâkim önünde elindeki bu yaradan şikâyet etmek için kendisini engellediğini, söz konusu tarihte yarasının henüz belirgin olmadığını ancak ardından bu yaranın belirgin hale geldiğini ve böylelikle cezaevi doktorunun bu yarayı görebildiğini belirtmiştir.
21. Aynı Savcı, 31 Temmuz 2009 tarihinde, başvuranın şikâyet konusu olan koşulların ayrıntılarını kendisinden talep ederek, yeniden ifadesini almıştır.
22. Başvuranın adliyeye ve cezaevine sevkinden ve gözaltına alınmasından sorumlu dokuz polis; Eylül 2009 tarihinde, şüpheli sıfatıyla Savcı tarafından sorgulanmıştır. Sorgu odasında bulunan dört polis; başvuranı darp ettiklerini kabul etmemiş ve görüşme sonucunda, başvuranın sandalyesinden kalktığı sırada bayıldığını ve başının yere çarptığını belirtmiştir. Ayrıca, polisler bir silah veya bir yaralayıcı alet ile sorgu odasına girilmesinin yasak olduğunu ve dolayısıyla başvuranın iddiasının gerçeğe uygun olmadığını dile getirmişlerdir. Ayrıca başvuranın sevkinden sorumlu olan polisler, gerek adliyeye, gerekse cezaevine sevk sırasında araçta üç polis memuru olduklarını ve araçtaki ön koltuğun boş olduğunu, güvenlik nedeniyle diğer eskort araçlarının bulunduğunu ve polis aracında sigara içilmesinin yasak olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, Savcının sorusuna cevaben, polisler başvurana araçta sigara içmesine izin verildiğini dile getirmişlerdir.
23. Ayrıca Savcı; 2 Kasım 2009 tarihinde, cezaevinin doktorunun ifadesini almıştır. Adı geçen doktor, elinde yakılmış bir sigara tutan polislerden birinin adliyeye geldikleri sırada başvuranın bileğinden tuttuğunu, kendisine söylediğini ve yanığın o sırada meydana geldiği kanaatine varmaktadır.
24. Savcı, 8 Aralık 2009 tarihinde; yukarıda belirtilen unsurlara atıfta bulunarak, delil yetersizliği nedeniyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı özellikle; başvuranın avukatı refakatinde bir savcı tarafından sorgulandığını ve bu savcı nezdinde hiçbir şekilde kötü muamelenin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Savcı; başvuranın söz konusu ana kadar polisle işbirliği halinde olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca Savcı, başvuranın iddia ettiği yanık hakkında anlattığı hususların tutarsız olduğu kanaatine varmıştır.
25. Başvuran, 11 Ocak 2010 tarihinde, avukatı aracılığıyla bu karar hakkında itirazda bulunmuştur. Başvuran özellikle; devlet hastanesinde alnındaki yarayı tedavi eden ilk doktorun, hastane kaydında hem kendisinin hem de polislerin versiyonları olmak üzere, farklı farklı versiyonlar bulunmasına rağmen, sorgulanmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvuran, bu yaranın kaynağının - bir nesne ile darp edilmesi veya yere düşmesinin - adli tıp kurumu tarafından sorulmadığından şikâyet etmektedir.
26. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi; 7 Nisan 2010 tarihinde verdiği kararla, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır. Bu karar; 26 Mayıs 2010 tarihinde, başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
27. Disiplin yargılaması sonucunda, 19 Ağustos 2011 tarihinde; Avukat X Türkiye Barolar Birliği tarafından 214 Türk lirası para cezasına çarptırılmıştır. Karar kapsamında; olağan usule aykırı olarak, başvuran veya ailesinin bu davada X’i avukat olarak atamadıkları ve ayrıca Diyarbakır Barosunun ilgiliyi avukat olarak resen atamadığı belirtilmektedir.
28. Başvuran; 2012 yılında, söz konusu saldırı nedeniyle, özellikle bomba parçalarının üzerinde gerçekleştirilen incelemeler dikkate alınarak, ilk derece mahkemesi önünde cezalandırılmıştır. Dosyada, bu yargılama hakkında başkaca bir bilgi bulunmamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, gözaltında bulunurken kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran; polislerin tabanca ile başına darp ettiklerini belirtmektedir. Ayrıca başvuran; aşağıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda, şikayeti hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedir.
- Diyarbakır Devlet Hastanesinde alnındaki yarayı tedavi eden ilk doktor, hastane kayıtlarında yaranın nedeniyle ilgili olarak, belirgin bir tutarsızlık bulunduğunun görülmesine rağmen sorgulanmamıştır.
- Adli Tıp Kurumundan bu yaranın olası nedeninin belirlenmesi için bir talepte bulunulmamıştır.
- Polis, kötü muameleleri örtmek için Avukat X ile işbirliği yapmıştır.
30. Ayrıca, başvuran 20 Aralık 2012 tarihli görüşlerinde; polislerin yakılmış bir sigarayı elinde söndürdüklerini ve elinde bir yanığa neden olduklarını iddia etmiştir.
31. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir; söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. “
32 Hükümet; başvuranın başvuru formunda, mesleğini yazmayı ihmal ettiği gerekçesiyle, İç Tüzüğün 47. maddesiyle bağdaşmaması nedeniyle, başvurunun reddedilmesi için Mahkemeyi davet etmektedir.
33. Ayrıca Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmekte ve soruşturmanın sonuçlarına atıfta bulunmaktadır. Hükümet; bir avukatın bulunmasına rağmen, başvuranın bir Savcı tarafından sorgulanması sırasında kötü muameleye maruz kaldığını dile getirmediğinin, devlet hastanesinin ve üniversite hastanesinin sağlık raporlarında bu tür bir iddianın bulunmadığının ve ailesi tarafından görevlendirilen avukatlarla görüşmeyi reddettiğinin kaydedildiğini belirtmektedir. Başvuranın elindeki yanık ile ilgili olarak Hükümet; öncelikle başvuru formunda bu tür bir yanığın ifade edilmediğini belirtmektedir. Ardından Hükümet; bu bağlamda başvuran tarafından verilen ifadelerde ortaya çıkan çelişkileri ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın, on kişiyi öldürme suçundan hakkında yürütülen ceza soruşturmasını salt sabote etmek amacıyla kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği sonucuna varmıştır.
34. İç Tüzüğün 47. maddesine ilişkin Hükümetin itirazıyla ilgili olarak, Mahkeme daha önce bu tür argümanları reddettiğini hatırlatmaktadır (Öner Aktaş/Türkiye, No. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013 ve Levent Bektaş/Türkiye, No. 70026/10, § 31, 16 Haziran 2015). Somut olayda Mahkeme; başvuranın davanın incelenmesi için gerekli olayları ve başvuru formunda şikâyet ettiği Sözleşme ihlallerini açık bir şekilde belirtmesi nedeniyle, bu kararlardan vazgeçmeye imkân sağlayan hiçbir unsur tespit etmemektedir.
35. Başvuranın elindeki yara hakkında başvuru formunda şikâyet bulunmadığına ilişkin Hükümetin argümanıyla ilgili olarak Mahkeme; gerçekte başvuranın 20 Aralık 2012 tarihli görüşlerinde ilk defa bu yarayı ileri sürdüğünü tespit etmektedir. Halbûki, ulusal yargılamaya ilişkin nihai karar; ilgiliye 26 Mayıs 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı vaktinden sonra yapılmış ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.
36. Başvurunun geri kalanıyla ilgili olarak Mahkeme; ileri sürülen şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan başkaca herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini de tespit ederek, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
37. Mahkeme, bu konuda genel ilkeler için, El-Masri /Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid /Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
A. Usul
38. Mahkeme daha önce; kötü muamelelere ilişkin iddialar hakkında soruşturma yükümlülüğünün, sonuç yükümlülüğü değil, bir araç yükümlülüğü olduğunu belirtmiştir. İlke olarak; iddiaların doğru olduğunun tespit edilmesi halinde soruşturma, olayların ortaya çıkmasına, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına yol açacak nitelikte olmalıdır (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 98, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑VI, Mikheïev/Rusya, No. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006 ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46-49, 16 Aralık 2014).
39. Mevcut davada Mahkeme; başvuranın alnındaki yara için hastaneye sevk edildiği sırada, 25 Mart 2009 tarihinde devlet hastanesinde tedavi eden ilk doktorun Savcı tarafından sorgulandığına dair dosyada hiçbir unsurun bulunmadığını kaydetmektedir. Hastanın darp edildiği iddiasını belirttiği ancak polislerin ilgilinin düştüğünü ileri sürdükleri hastanenin giriş kaydıyla ilgili olarak Mahkeme; ilk doktorun dinlenmesinin, yaranın nedeni hakkında sunulan farklı versiyonların güvenirliğine ışık tutabileceği kanaatine varmaktadır.
40. Müteakiben, sağlık raporlarında ve Adli Tıp Kurumu görüşlerinde, başvuranın alnındaki yaranın önemsiz olduğu ancak söz konusu yaranın olası nedeni hakkında, örneğin başvuranın yere düştüğüne veya yaralayıcı bir nesne ile darp edildiğine dair hiçbir görüşün sunulmadığı belirtilmektedir. Bu nedenle; yaranın hangi koşullarda meydana geldiğinin ortaya çıkması amacıyla, bir bilirkişi raporu düzenlendiğini veya en azından bir incelemenin yapıldığını düşündürecek hiçbir unsur da bulunmamaktadır. Ayrıca Mahkeme; başvuranın kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar hakkında itirazda bulunduğu sırada, Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu eksikliklerden bahsettiğini de kaydetmektedir.
41. Bu unsurlar, somut olayda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığının değerlendirilmesi adına Mahkeme için yeterlidir. Dolayısıyla Mahkeme; usuli yönden Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
42. Bu sonucu dikkate alarak Mahkeme; polisin kötü muameleleri gizlemek için Avukat X ile anlaşmaya vardığına dair iddianın üzerinde durmanın gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
B. Esas
43. Mahkeme, sağlıklı iken bir kişinin gözaltında alındığında, ancak serbest bırakılması sırasında yaralı olduğu tespit edildiğinde, bu yaraların nedeni hakkında makul açıklamalarda bulunmanın devletin görevi olduğunu ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında açıkça bir soru akla geldiğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Aksoy,§ 61, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 92, AİHM 2010 ve Khlaifia ve diğerleri/İtalya [BD], No. 16483/12, § 205, AİHM 2016).
44. Somut olayda başvuran; kötü muamelelere maruz kaldığı hususunu ulusal makamlar ve Mahkeme önünde iddia etmiştir. Başvuranın gözaltı işlemleri sonrasında, ilgilinin alnında bir yara mevcuttur.
45. Dolayısıyla, olayların kendi makul versiyonu ve bunu desteklemek için delil unsurları sunularak, başvuranın bir tabancayla başından darp edildiği iddiasının aksini ispat etmek, Hükümetin görevidir. Hâlbuki Hükümet tarafından, yalnızca soruşturmanın tespitine atıfta bulunularak, başvuranın alnındaki yaranın gerçekte yere düşmesi nedeniyle meydana geldiğinin kanıtlanması amacıyla ve yukarıda belirtildiği üzere herhangi bir bilirkişi raporunun düzenlenmediği bilinerek, hiçbir makul açıklama getirilmemiştir. Bu yaranın gözaltı sırasında meydana gelmesi nedeniyle, Hükümet sorumlu tutulmaktadır.
46. Dolayısıyla, esas yönden Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. I. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
47. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. “
48. Başvuran, manevi tazminat olarak 50.000 avro (EUR) talep etmektedir. Ayrıca, başvuran avukatlık ücreti olarak 2.300 EUR ve gönderme, fotokopi ve çeviri masraflarına tekabül eden Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 244 EUR talep etmektedir. Başvuran, 3.600 Türk Lirası (TRY) tutarında (söz konusu tarihte uygulanabilir oran olan yaklaşık 1.550 EUR) 14 Aralık 2012 tarihinde avukatları tarafından düzenlenen bir avukatlık ücret belgesi ve aynı tarihli ve 450 TRY tutarında (yaklaşık 195 EUR) belgelerin çevirisi için bir fatura sunmaktadır.
49. Hükümet, Mahkeme’yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
50. Mahkeme, bu davanın spesifik koşullarında; ihlal tespitinin, başvuran tarafından maruz kalınan olası manevi zarar için yeterli bir adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir.
51. Masraf ve giderler ile ilgili olarak Mahkeme; bir başvuranın, ödeme oranının doğruluğunun, gerekliliğinin ve makul niteliğinin tespit edilmesi koşuluyla, sadece masraf ve giderlerin geri ödemesini elde edebileceğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, bir başvuran uygun gerekçelerle birlikte maddeye göre, ayrı ayrı değerlendirerek sayısal taleplerini sunmalıdır; ancak olmaması halinde Mahkeme, bu talepleri tamamen veya kısmen reddedebilmektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (özetler)). Somut olayda, Mahkeme sahip olduğu belgeleri dikkate alarak, bu bağlamda 1.000 EUR tutarının makul olduğu kanaatine varmış ve başvurana ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, başvuranın alnındaki yara ile bağlantılı olarak şikâyete ilişkin kabul edilebilir ancak geriye kalanın kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. Maddesinin, usul ve esas yönünden ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuran tarafından maruz kalınan olası manevi zarar için yeterli bir adil tazmin teşkil ettiğine;
4.
a) davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 EUR (bin avro) tutarının ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince, 12 Şubat 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy