Horncastle ve Diğerleri / Birleşik Krallık - 4184/10 - 16.12.2014 tarihli karar [IV. Bölüm]
Olaylar –2007 yılının Kasım ayında, birinci ve ikinci başvuranlar Horncastle ve Blackmore, üyelerinin isimleri belli olmayan bir jüri kararıyla, kasıtlı olarak ağır yaralamaya eden olma suçundan dolayı mahkum edilmişlerdir. Mağdur şahıs, polis memurlarına, saldırganları teşhis ettiği yazılı bir ifade sunmuş, ancak olayla bağlantısı olmayan bir hastalıktan dolayı yargılama gerçekleşmeden önce vefat etmiştir. Söz konusu ifade, başvuranların her ikisine karşı delil olarak kabul edilmiştir.
2008 yılının Mayıs ayında, üçüncü ve dördüncü başvuranlar Marquis ve Graham, soygun sırasında bir kadını kaçırmaktan dolayı mahkum edilmişlerdir. Kaçırma olayı esnasında kadını, zarar verecekleri konusunda tehdit etmişlerdir. Mağdur ve eşi, ilk önce polise yazılı ifade vermişler; ancak sonrasında, ailelerinin güvenliğinden endişe etmeleri sebebiyle tanık sıfatıyla duruşmada yer almayı reddetmişlerdir. Mağdurun ifadesi, söz konusu iki kişiye karşı delil olarak kabul edilmiş; ancak yargıç, kadının eşinin ifadesini kabul etmemiştir.
Başvuranların tamamının itirazları reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 § 3 (d) ile bağlantılı olarak madde Article 6 § 1: Mahkeme, Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık davasında belirlenen ilkeleri uygulamıştır. Büyük Daire söz konusu davada, duruşmada yer almayan bir tanığın ifadesinin, mahkumiyete ilişkin olarak yegane veya belirleyici husus teşkil etmesi halinde; mevcut delilin güvenilir olup olmadığının değerlendirilmesini sağlayan, yeterli ve dengeleyici etkenler bulunması gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme, tanıkların duruşmaya katılmaması için iyi bir sebep olup olmadığına; tanık ifadelerinin “yegane veya belirleyici” olup olmadığına ve eğer varsa, başvuranların adil yargılanma haklarının korunması amacıyla yeterli ve dengeleyici tedbirler bulunup bulunmadığına karar vermelidir.
(a) Birinci ve ikinci başvuranlar – Mağdurun ölümü, verdiği ifadenin söylentiye dayalı bir delil olarak kabul edilmesini gerekli kılmıştır.
Bu ifadenin yegâne veya belirleyici olup olmadığına ilişkin olarak; başlangıç noktası, yerel mahkemelerin vermiş olduğu kararlardır. Yargılamayı yürüten yargıç, davaya ilişkin olarak sunduğu özette, kovuşturmanın, mağdurun verdiği ifadeye bağlı olduğunu beyan etmiştir. İstinaf mahkemesi, önemli delilleri mağdurun ifadesinden bağımsız olarak tanımlamıştır; ancak aynı zamanda, ifadenin “belirleyici derecede” başvuranların mahkum edilmesinin temelini oluşturduğunu kabul etmiştir. Ancak Mahkeme’ye göre, birinci ve ikinci başvuranların olayın olduğu gece mağdurun evinde bulundukları yönündeki beyanları başta olmak üzere; davaya ilişkin diğer suçlayıcı delillerin gücünün, mağdurun ifadesinin davanın sonucunu ortaya çıkarma anlamında “belirleyici” olmadığı anlamına geldiği, savunulabilir bir iddiadan da ötedir.
Ancak, mağdurun ifadesinin “belirleyici” olduğu varsayılsa dahi; söylentiye dayalı delillerin kabul edilebileceği ve başvuranların bu duruma itiraz etme fırsatına ilişkin koşulları düzenleyen mevzuat çerçevesi dâhil olmak üzere, ifadenin kabul edilmesinden dolayı savunma tarafının yaşadığı zorlukları telafi edebilecek yeterli sayıda dengeleyici faktör bulunmaktadır. Kanunda yer alan güvenceler, doğru bir şekilde uygulanmıştır. Başvuranlar, ifadenin ve mağdurun güvenilir olmadığı hususunda itirazda bulunmak amacıyla bazı deliller sunabilecek durumdadırlar. Davada yer alan diğer delillerin gücüyle birlikte değerlendirildiğinde; başvuranların davasına uygulandığı şekliyle kanun hükümleri, jürinin, mağdurun ifadesinin güvenilir olup olmadığının adil ve uygun şekilde değerlendirmesine olanak tanımıştır.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle).
(b) Üçüncü ve dördüncü başvuranlar – Yargılamayı yürüten yargıç, mağdurun yazılı ifadesinin kabul edilmesinin gerekli olduğunu kanıtlayan, mağdurun yaşadığı korkunun derecesine ilişkin olarak, uygun incelemeler gerçekleştirmiştir.
Mahkeme, söz konusu ifadenin tek veya belirleyici nitelikte olup olmadığı hususunda; İstinaf Mahkemesi’nin mağdurun ifadesini belirleyici bir derecede değerlendirmemesinin önem arz ettiği kanısındadır. Kaçırılma olayı sırasında üçüncü başvuranın, mağdurun evinin dışında olduğunu gösteren ve herhangi bir itirazda bulunulmayan video görüntüleri; kaçırılma gecesinde, mağdurun telefonundan ve dördüncü başvuranın telefonundan, mağdurun eşinin arandığını gösteren ve herhangi bir itiraza tabi olmamış telefon kayıtları ve iki başvuranın çalıntı bir arabayı kullanarak otele giriş yaptıkları hususunda bağımsız deliller mevcuttur. Ayrıca, mağdurun babası ve fidye için gerçekleştirilen telefon aramalarını dinleyen polis memuru da dâhil olmak üzere, diğer tanık ifadeleri mevcuttur.
Bu nedenle, diğer güçlü ve suçlayıcı deliller ışığında, mağdurun ifadesinin, üçüncü ve dördüncü başvuranlar hakkındaki davanın sonucunu büyük olasılıkla belirleyecek derecede önem arz ettiği söylenemez. Mağdurun ifadesi, başvuranların mahkum edilmesine yönelik olarak yegane veya belirleyici bir temel teşkil etmemektedir. Bu koşullarda, ifadenin güvenilir olup olmadığının adil ve düzgün bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanıyan yeterli sayıda dengeleyici faktör bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekli değildir.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle).
(bk. Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık [BD], 26766/05 ve 22228/06, 15 Aralık 2011, 147 sayılı bilgi notu)
Full & Egal Universal Law Academy