AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
HUSSEIN/ TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru Numarası: 22171/22)
KARAR
STRAZBURG
16 Aralık 2025
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Hussein/ Türkiye davasında,
Başkan
Péter Paczolay,
Hâkimler
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1998 doğumlu ve Mersin’de ikâmet eden, Gaziantep Barosuna bağlı Avukat B. Oğuz tarafından temsil edilen bir Suriye vatandaşı olan Rıkar Kawa Hussein (“başvuran”) tarafından 8 Nisan 2022 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 22171/22),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince, ulusal mahkemeler tarafından verilen kararların yeterli gerekçeye dayanmaması nedeniyle, yapılan şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı yaptığı itirazın reddine dair kararı göz önünde bulundurarak,
25 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, ulusal mahkemelerin gerekçeli bir karar verememesi iddiasıyla ilgilidir. Suriye vatandaşı olan başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası gereğince, silahlı bir terör örgütü olan PYD/YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi/ Kürt Halk Savunma Birlikleri Hareketi) üyeliği nedeniyle, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm edilmiştir. Türk makamları bu örgütü, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, silahlı bir terör örgütü) bir Suriye kolu olarak değerlendirmektedir.
2. Kilis İl Jandarma Komutanlığına bağlı jandarma görevlileri, 10 Ağustos 2016 tarihinde saat 23.10 sularında, başvuran ile H.H. adlı kişiyi, Suriye’ye yasadışı olarak geçmeye çalışırken bir askeri bölgede yakalamışlardır. Görevliler, Kilis Savcılığının kararı uyarınca bu kişileri gözaltına almış ve cep telefonlarına el koymuşlardır.
3. Başvuran 11 Ağustos 2016 tarihinde, avukatı ve bir tercümanın huzurunda jandarma görevlilerine ifade vermiştir. Başvuran 2015 yılında babasının PYD/YPG üyeleri tarafından öldürülmesinin ardından Suriye’den yasadışı olarak kaçtığını ve önce Danimarka’ya yerleşip daha sonra ailesini de Danimarka’ya getirme niyetinin olduğunu belirtmiştir. Başvuran bu durumun mümkün olmayacağını anladıktan sonra, sonunda Türkiye’ye gitmiş, Mersin’e yerleşmiş ve orada yedi ay yaşamıştır. Başvuran Mersin’de, kız kardeşinin PYD/YPG tarafından kaçırıldığını ve örgüte katılırsa serbest bırakılacağını öğrenmiştir. Başvuran, sınırı geçme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasında kendisine yardım eden ve kod adlarıyla tanımlanan bazı PYD/YPG üyeleriyle temas kurduğunu kabul etmiştir.
4. Başvuranın ifadeleri üzerine, Kilis Jandarma İl Komutanlığı, ilgilinin cep telefonundan alınan fotoğrafları da içeren bir soruşturma raporu düzenlemiştir. Bu fotoğrafların arasında PYD/YPG ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilerin fotoğrafları da bulunmaktadır. Ayrıca, içeride çekilmiş iki selfie bulunmakta; bu fotoğraflarda arka planda Abdullah Öcalan’ın duvar posterleri ve Irak Kürdistanı bölgesiyle özdeşleşmiş renkler görülebilmekte; üç fotoğrafta, söz konusu dönemde reşit olmayan başvuran, sivil gömlek ve kamuflaj pantolon giymekte, sivil giyimli başka bir reşit olmayan kişinin yanında AK-47 saldırı tüfeği tutmakta; aynı tüfeği tutan başvuranın tek başına çekilmiş bir fotoğrafı; sivil kıyafet giymiş halde bir makineli tüfekle poz verdiği başka bir fotoğraf; ve bir gösteriye katıldığı (yine sivil kıyafet giymiş halde) son bir fotoğraf bulunmaktadır.
5. Başvuran, 12 Ağustos 2016 tarihinde, bir tercüman aracılığıyla Kilis Savcılığında ifade vermiştir. Başvuran, kız kardeşinin PYD/YPG tarafından kaçırıldığını ve kendisinin de bu örgütlere katılması halinde kız kardeşinin serbest bırakılacağını öğrendiğinde Mersin’de tarım işçisi ve inşaat işçisi olarak çalıştığını belirtmiştir. Başvuran, PYD/YPG ile bağlantılı kişilerin fotoğraflarının kendisine WhatsApp üzerinden gönderildiğini, kendisinin otomatik silahlarla göründüğü fotoğrafların terörle hiçbir ilgisi olmadığını ve bu fotoğrafların, Suriye iç savaşı nedeniyle köylerde silahların yaygın olduğu bir dönemde, henüz reşit olmadığı bir dönemde çekildiğini belirtmiştir. Başvuran ayrıca, söz konusu dönemde PYD/YPG’nin köyünü kontrol etmediğini vurgulayarak, poz verdiği makineli tüfeğin Nour al-Din al-Zenki Hareketi’ne (iç savaşta yer alan ve Suriye Devrim Komutanlığı Konseyi ile bağlantılı bir silahlı grup) ait olduğunu belirtmiştir. Başvuran, PYD/YPG’ye hiçbir zaman üye olmadığını veya bu örgütler tarafından verilen siyasi ya da askeri bir eğitime katıldığını reddederek, babasının PYD/YPG üyeleri tarafından öldürüldüğünü ve sınırı geçmeye çalışırken ki tek amacının kız kardeşini kurtarmak olduğunu yeniden belirtmiştir. Başvuran, günün ilerleyen saatlerinde Kilis Sulh Ceza Mahkemesi önünde bu ifadelerini yinelemiş ve PYD/YPG üyesi olduğunu ya da herhangi bir silahlı çatışmaya katıldığını bir defa daha reddetmiştir.
6. 22 Ağustos 2016 tarihinde Kilis Savcılığı, başvuranı suçlu bulmuş ve Gaziantep Emniyet Müdürlüğünden ilgilinin cep telefonundaki veriler hakkında bir bilirkişi raporu düzenlenmesini talep etmiştir.
7. Kilis Ağır Ceza Mahkemesi (“yargılamayı yürüten mahkeme”), 4 Ekim 2016 ile 6 Nisan 2017 tarihleri arasında dokuz duruşma gerçekleştirmiştir. Bu duruşmalarda, başvuran avukatı yokluğunda bir tercüman aracılığıyla dinlenmiş ancak hiçbir tanık dinlenmemiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın cep telefonu verileri hakkında bilirkişi raporunu beklemek üzere davayı birkaç defa ertelemiştir. Bu duruşmalar sırasında, başvuran önceki beyanlarını yinelemiştir.
8. Yargılamayı yürüten mahkeme, 6 Nisan 2017 tarihinde, başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası gereğince, suçlu bulmuş ve altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmasına karar vermiştir. Başvuranın suçluluğunu tespit etmek için, yargılamayı yürüten mahkeme ilgilinin Suriye’ye geçmeye çalışırken yakalandığını belirtmiş ve önceki ifadesini aynen tekrarlamakla yetinerek, ilgilinin PYD/YPG üyesi olduğu sonucuna varmıştır. Bunun üzerine, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın cep telefonunda ele geçirilen fotoğrafların PYD/YPG ile bağlantılı kişileri ve silah taşıyan başvuranı gösterdiğini, bu durumun da başvuranın Suriye’den ayrılmadan önce PYD/YPG üyesi olduğunu gösterdiğini vurgulamıştır.
9. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi (“İstinaf Mahkemesi”), 17 Mayıs 2017 tarihinde, verilen cezayı onamıştır.
10. Yargıtay, 24 Nisan 2018 tarihinde, başvuranın avukat yardımından yararlanma hakkının ihlali nedeniyle kararı bozmuş ve davayı İstinaf Mahkemesine geri göndermiştir.
11. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, 21 Mayıs 2018 tarihinde, başvuranın cep telefonu verileri hakkında bilirkişi raporunu tamamlamıştır.
12. İstinaf Mahkemesi, 24 Ekim 2018 tarihinde, bir duruşma düzenlemiş ve bu duruşmada, avukatı ve bir tercümanın eşlik ettiği başvuran önceki beyanlarını yinelemiştir. Duruşmanın ardından, İstinaf Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası gereğince başvuranın mahkûm edilmesine karar vermiştir (bk., bu hükmün metni ve Yargıtayın bu hükmün yorumlanmasına ilişkin içtihadı için, Demirer/Türkiye, no. 45779/18, §§ 24-25, 25 Mart 2025). Kararın, ileri sürülen delil unsurlarını sıralayan ve gerekçeyi açıklayan ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“Dosya, [başvuran aleyhine yöneltilen] suçlamaları, savunmayı, tanık ifadeleri, olay raporlarını, tıbbi raporları, Adli Tıp Kurumu raporunu, nüfus kayıtları ve sabıka kayıtlarından alınan belgeleri ve dosyanın tamamını içermektedir.”
"Sanığın ifadeleri, avukatının huzurunda alınan tanık ifadeleri ve dosya içeriğine dayanılarak, YPG adıyla bilinen terör örgütüne katılarak siyasi ve ideolojik eğitim aldığı, sanığın bu silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına entegre olduğu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunarak, kendisine isnat edilen suç olan silahlı terör örgütüne üyelik suçunu işlediği tespit edilmiştir.” Sonuç olarak, sanığın kendisine isnat edilen suçtan suçlu bulunması gerektiği sonucuna varılmış ve karar verilmiştir. Hüküm aşağıdaki gibidir:
13. Yargıtay, 25 Şubat 2020 tarihinde, İstinaf Mahkemesinin verdiği kararı kesin olarak onamıştır.
14. Anayasa Mahkemesi, 1 Kasım 2021 tarihinde başvuranın gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyetinin, açıkça dayanaktan olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiş ve herhangi bir ihlalin gerçekleşmediğinin açık olduğu kanaatine varmıştır.
15. Başvuran, Mahkeme önünde, ulusal mahkemelerin davanın sonucunu belirleyici nitelikteki savunma argümanlarını incelemediğini ve dolayısıyla kendisini silahlı bir terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûm etmek için yeterli ve uygun gerekçe sunmadıklarını ileri sürmüştür.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında16. Hükümet, şikâyetin açıkça dayanaktan olduğu gerekçesiyle Mahkemeden şikâyeti kabul edilemez olarak karar verilmesini talep etmiş ve şikâyetin, esasen ulusal mahkemelerin kendilerine sunulan olguları ve delilleri değerlendirmelerine ve dolayısıyla yargılama sonucuna ilişkin olması nedeniyle dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
17. Başvuran, Hükümetin argümanlarına itiraz ederek, ulusal mahkemelerin kararlarının keyfi olduğunu ileri sürmüştür.
18. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, mahkûmiyet kararının yeterli gerekçeye dayandırılmadığı ve bu durumun Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınan usul güvencesini ihlal ettiği yönündeki iddialarına dayandığını tespit etmiştir. Dolayısıyla bu şikâyet dördüncü derece bir şikâyet olarak değerlendirilemez. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümetin ileri sürdüğü itirazı reddetmiştir.
19. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Esas Hakkında Tarafların Beyanları20. Başvuran, ulusal mahkemelerin kendisini silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçlu bulurken dayandıkları gerekçeleri yeterince açık bir şekilde belirtmemeleri nedeniyle, ceza yargılamasının hakkaniyete uygun olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, İstinaf Mahkemesinin gerekçesinin – delil unsurlarının gerçek anlamda incelenmemesi göz önüne alındığında – Yargıtayın yerleşik içtihadı bakımından basmakalıp ve keyfi olduğunu vurgulamıştır. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemelerin savunmasının temel argümanlarını incelemediğini ileri sürmüştür.
21. Hükümet, ulusal mahkemelerin başvuranın savunmasındaki tüm temel argümanları incelediğini ve mahkûmiyet kararını iki ana unsura dayandırdığını ileri sürmüştür: başvuranın ifadeleri ve cep telefonunda bulunan fotoğraflar. Hükümet, bilirkişi raporuna atıfta bulunarak, başvuranın cep telefonunda söz konusu örgütün üyelerini gösteren fotoğrafların yanı sıra, başvuranın kendisinin de kamuflaj giysisi giymiş ve elinde ateşli silahlar tutarken göründüğü başka fotoğraflar bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuran ayrıca ilk ifadesinde, kod adlarını bildiği bazı PYD üyeleriyle temas halinde olduğunu kabul etmiştir; öte yandan, sorgulama koşulları da olay raporlarına kaydedilmiştir.
22. Hükümet ayrıca, başvuran ile aynı anda yakalanan diğer kişi olan H.H.’nin, hakkında herhangi bir şüphe bulunmaması nedeniyle, suçlanmadığını vurgulamıştır; Hükümete göre bu durum, farklı muamele yapılmadığını göstermektedir. Hükümete göre, İstinaf Mahkemesi, başvuranın cep telefonunda bulunan fotoğraflar hakkında bilirkişi raporunu inceleyerek, başvuranın bir eğitim aldığını yeterince kanıtlamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, esasen yargılamayı yürüten mahkemenin önceki gerekçesini onaylamış, ancak rapordaki destekleyici tespitlere de atıfta bulunmuştur.
Mahkemenin değerlendirmesi Genel ilkeler23. Gerekçeli karar hakkına ilişkin genel ilkeler, Moreira Ferreira/Portekiz davasında özetlenmiştir (No. 2) ([BD], no. 19867/12, § 84, 11 Temmuz 2017) ve Demirer/Türkiye (no. 45779/18, §§ 37-39, 25 Mart 2025). (Mahkeme, yerleşik içtihadına göre, Sözleşme’nin 6. maddenin 1. fıkrasının her bir argümana ayrıntılı bir cevap verilmesini gerektirdiği şeklinde yorumlanamayacağını (Van de Hurk/Hollanda, 19 Nisan 1994, § 61, A Serisi No. 288) yinelemekle birlikte, mahkemelerin kararlarının usulüne uygun şekilde gerekçelendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bk. Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık 1994, § 29, A serisi No. 303-A), bu durum da adaletin doğru bir şekilde yönetilmesine bağlı bir ilkeyi yansıtmaktadır. Bununla birlikte, gerekçe gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilmekte ve davanın koşulları ışığında değerlendirilmelidir (bk. García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999-I). Karardan, davanın esas konularının ele alındığı açıkça anlaşılmalıdır (bk. Taxquet/Belçika [BD], no. 926/05, § 91, AİHM 2010); adli yargılamaya taraf olanlar, bu yargılamanın sonucu için belirleyici olan argümanlara özel ve açık bir yanıt almayı bekleyebilirler (Moreira Ferreira, ibid).
Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması24. Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm ederken, Suriye sınırını geçmeye çalışırken yakalandığına vurgu yaptığını, soruşturma aşamasında verdiği ifadeleri özetlediğini ve cep telefonunda PYD/YPG ile bağlantılı görüntüler ve elinde silah tutarken çekilmiş fotoğraflarının bulunduğunu kaydettiğini gözlemlemektedir. Başvuranın Suriye sınırını geçmeye teşebbüs ettiği ve fotoğrafların ülkesinden ilk ayrılışından önce çekildiği göz önüne alındığında, mahkeme onun PYD/YPG üyesi olduğu sonucuna varmıştır. Bununla birlikte bu karar kesinleşmemiştir zira Yargıtay nihayetinde yargılamayı yürüten mahkemenin vardığı sonuçları onayan İstinaf Mahkemesinin kararını bozmuştur.
25. Her halükârda, Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin karara varırken başvuranın ifadelerine atıfta bulunmasına rağmen, özellikle başvuranın ceza yargılaması esnasında PYD/YPG üyesi olduğunu hiçbir şekilde kabul etmediği göz önüne alındığında, bu ifadelerin önemini incelemediğini veya neden bu amaç için yeterli olduğunu açıklamadığını üzülerek belirtmektedir. Aksine, başvuran her daim bu grup tarafından zulüm gördüğünü, babasının öldürülmesini ve kız kardeşinin kaçırılmasını örnek göstererek, kız kardeşinin ancak PYD/YPG üyeliğinden vazgeçmiş olması durumunda serbest bırakılacağını belirtmiştir. Ayrıca, cep telefonundan elde edilen fotoğraflarla ilgili olarak, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranın fotoğrafların çekildiği tarih ve yerlerin, bu fotoğrafların PYD/YPG üyeliğinin kanıtı olarak yorumlanmasını imkânsız kıldığı yönündeki temel savunma argümanını ele almamıştır.
26. Mahkeme ayrıca, yargılamayı yürüten mahkeme kararından farklı olan İstinaf Mahkemesi kararının, başvuranın PYD/YPG’ye katıldığı, ilgililerden siyasi ve ideolojik eğitim aldığı, hiyerarşik yapıları bünyesinde yer aldığı ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylemlerde ve faaliyetlerde bulunduğu ve böylece silahlı bir terör örgütünün üyesi haline geldiği yönündeki tespitlere dayandığını kaydetmektedir. Bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair gerekçeler (i) başvuranın kendi beyanlarına ve (ii) "dosyanın içeriğine" dayanmaktadır.
27. Birinci konuyla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın gerek yargılama esnasında gerekse soruşturma aşamasında verdiği ifadelerin hiçbirinde, herhangi bir örgüte katıldığına ve bu örgütlerden, hele ki PYD/YPG’den, herhangi bir eğitim aldığına dair doğrudan veya dolaylı bir açıklamada bulunmadığını tespit etmektedir. İkinci konuyla ilgili olarak, "dosyanın içeriğine yapılan kısa ve basmakalıp atıf, İstinaf Mahkemesinin vardığı sonucu destekleyebilecek herhangi bir somut unsurunun belirlenmesine olanak tanımamaktadır. Her halükârda, suçlamanın sonuçlarında veya olay raporlarında ve delil olarak belirtilen diğer hiçbir unsurlarda (başvuran hakkında yöneltilen suçlamalar dâhil olmak üzere) PYD/YPG’nin bir eğitimine katıldığına dair herhangi bir gösterge bulunmamaktadır.
28. Mahkeme, tanıkların dinlenmemesine ve adli tıp raporu alınmamasına rağmen, İstinaf Mahkemesinin, delilleri sıraladığı kararının ayrı bir bölümünde, tanık ifadelerine, Adli Tıp Kurumundan bir rapora ve "dosyanın tamamına" atıfta bulunmasını endişeyle karşılamaktadır. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin görevlendirmesiyle Gaziantep Emniyet Müdürlüğü tarafından başvuranın cep telefonunda bulunan veriler üzerine hazırlanan ve Yargıtayın ilk kararından sonra kesinleşen bilirkişi raporu, deliller listesine dâhil edilmemiş ve dahası bahsi bile geçmemiştir. Bu koşullar altında, Mahkeme ancak şu sonuca varabilir ki, İstinaf Mahkemesi, başvuranın PYD/YPG’ye katıldığı, bu örgütte eğitim aldığı ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylemlerde ve faaliyetlerde bulunduğu sonucuna varmasına yol açan gerekçeleri yeterince açık bir şekilde belirtmemiştir; dolayısıyla başvuranın bu örgüte üye olmaktan suçlu bulunamayacağı kanaatine varmıştır.
29. Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin başvuranın temel savunma argümanlarını, yani cep telefonundan çekilen fotoğrafların PYD/YPG üyeliğini kanıtlamadığını incelemekte başarısız olduğunu tespit etmektedir; zira (i) örgüt olaylar sırasında köyünü kontrol etmemekte ve ilgilinin silahlarla poz vermesi bu tür bir üyeliğin kanıtı olarak yorumlanamaz (ii) fotoğraflar ülkesinde iç savaşın birkaç yıldır sürdüğü ve silahların yaygın olduğu bir dönemde çekilmiştir (iii) ilgili reşit olmayan bir kişidir ve ailesini korumaya çalışmaktadır ve (iv) ilgili fotoğrafların hiçbirinde PYD/YPG ile ilişkilendirilen askeri üniformayı giymemektedir.
30. Ayrıca, Hükümetin başvuranın mahkûmiyetinin dayandırıldığı delillerin yeterli olduğu yönündeki iddiasına karşılık olarak Mahkeme, inceleme kapsamının, başvuranın ulusal mahkemelerin mahkûmiyetinin gerekçelerini yeterince ortaya koymadığı ve savunmasındaki temel argümanlarını incelemediği yönündeki şikâyetiyle sınırlı olduğunu yeniden belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, kendi olgusal değerlendirmesini ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koyamaz; zira dördüncü derece mahkeme gibi hareket etmiş olur ve yargı yetkisinin sınırlarını dikkate almaz (bk. diğer birçok emsal karar arasında, yukarıda anılan García Ruiz, § 28, ). Dolayısıyla, ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen delil unsurlarının başvuranın mahkûmiyetini haklı göstermek için yeterli olup olmadığını belirlemek Mahkemenin görevi değildir. Hükümet, İstinaf Mahkemesinin, başvuranın cep telefonundan çekilen fotoğraflara ilişkin bilirkişi raporunu inceleyerek suçluluğunu yeterince tespit ettiğini ileri sürerken, Mahkeme, istinaf Mahkemesinin kararında bu yorumu destekleyecek hiçbir gerekçe bulunmadığını, zira bilirkişi raporuna atıfta bulunmadığını ve delil unsurlarının arasında bunlardan hiçbirini belirtmediğini gözlemlemektedir (ayrıca bk. Mustafa Aydın/ Türkiye, no. 6696/20, § 59, 18 Mart 2025).
31. Hükümet ayrıca, H.H.’ye dava açılmaması kararının ayrımcı muamele olmadığını gösterdiğini ileri sürmüştür; ancak Mahkeme’ye göre, bu koşul ile başvuranın ulusal mahkemelerin kararlarının yeterince gerekçelendirilmediği yönündeki şikâyeti arasında bir bağlantı bulunmamaktadır.
32. Mahkeme son olarak, İstinaf Mahkemesinin yargılamayı yürüten mahkemenin önceki gerekçelerine dayandığı yönündeki Hükümetin iddiasına ikna olmamıştır. Mahkeme son olarak, yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçesini onaylayan kararın bozulduğunu ve İstinaf Mahkemesinin davayı incelemesi esnasında başvuranı ek bir sözlü duruşmada doğrudan dinlediğini ve delilleri yeniden değerlendirdiğini tespit etmektedir. Dahası, İstinaf Mahkemesi, yargılamayı yürüten mahkemenin kararına hiç değinmeden, başvuranın PYD/YPG’den eğitim aldığı yönündeki tespite atıfta bulunarak tamamen yeni bir akıl yürütme biçimi benimsemiştir.
33. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme, suçun ciddiyetine, verilen cezanın ağırlığına ve sonuçlarına rağmen, ulusal mahkemelerin başvuranın silahlı terör örgütüne üye olmaktan mahkûmiyetinin dayandırıldığı gerekçeleri yeterince ortaya koymadığını tespit etmektedir.
34. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI35. Başvuran manevi tazminat olarak 25.000 avro (EUR) ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 1.000 Türk lirası (yaklaşık 23 avro) talep etmektedir. Başvuran, ayrıca 5.000 avro tutarında avukatlık ücreti talep etmiştir. Başvuran iddiasını desteklemek için, kendisi ile avukatı arasında imzalanmış bir sözleşme sunmuştur.
36. Hükümet bu iddiaları reddederek, bu taleplerin aşırı olduğunu ve ödeme belgesi gibi belgesel delillerle desteklenmediğini ileri sürmektedir.
37. Mahkeme başvurana, manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 6.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, en uygun telafi yolunun, başvuranın talep etmesi hâlinde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde yeniden yargılanmasının sağlanması olacağını yinelemektedir (bk. Süleyman/Türkiye, no. 59453/10, § 110, 17 Kasım 2020).
38. Mahkeme, elindeki belgeleri dikkate alarak, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, ilgiliye masraf ve giderler için 2.000 avro tutarında bir meblağın ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır (bk. ilgili ilkeler için Ataykaya/Türkiye, no. 50275/08, § 81, 22 Temmuz 2014).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Ulusal mahkemelerin, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyetine ilişkin yeterince gerekçeli bir karar verememesi nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini değerlendirerek; Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere: Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro); Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro); Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 16 Aralık 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan