© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
167 No’lu Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu
Ekim 2013
Janowiec ve Diğerleri/Rusya [BD] - 55508/07 ve 29520/09
Karar 21.10.2013 [BD]
3. madde
İnsanlıkdışı muamele
Pozitif yükümlülükler
1940 yılında Katyn’de Sovyet gizli polisi tarafından infaz edilen Polonyalı tutsakların akibetine ilişkin yeterince hesap verilmediği iddiası: ihlal yok
35. madde
Madde 35-3
Zaman bakımından yetki
Davalı devlette Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden 58 yıl önce gerçekleşmiş ölümlere ilişkin Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi: ilk itiraz kabul edildi
38. madde
Madde 38-1-a
Gerekli tüm kolaylıkları sağlama yükümlülüğü
Katyn katliamı ile ilgili cezai soruşturmanın takipsizliğine ilişkin iç hukuk kararının bir örneğinin paylaşılmasının ulusal güvenlik gerekçesiyle reddedilmesi: 38. madde kapsamındaki yükümlülüklere uyulmamıştır
Olaylar – Başvurucular, Eylül 1939 tarihinde Kızıl Ordu’nun Polonya Cumhuriyeti’ni işgal etmesinden sonra tutuklanan ve daha sonra 21.000 kişiyle beraber Nisan ve Mayıs 1940’ta Sovyet gizli polisi tarafından yargılanmadan öldürülen Polonyalı memur ve askerlerin akrabalarıdır. Mağdurlar Katyn ormanındaki toplu mezarlara gömülmüşlerdir. Toplu cinayetlere ilişkin soruşturmalar 1990 yılında başlatılmış ancak 2004 yılında takipsiz bırakılmıştır. Soruşturmaya devam edilmemesi kararının metni Avrupa Mahkemesi’nin karar tarihinde gizli kalmıştır ve başvurucuların karara erişimi sağlanmamıştır. Başvurucuların bu karara erişmek için ve üzerindeki çok gizli ibaresinin kaldırılması için yaptıkları mükerrer talepler Rus mahkemeleri tarafından reddedilmiştir. Rus makamları, kararın bir örneğini belgenin başvurucuların davası için elzem olmadığı ve iç hukukun gizli bilgi paylaşmalarını engellediği gerekçeleriyle Avrupa Mahkemesi’yle paylaşmayı da reddetmişlerdir.
16 Nisan 2012 tarihli bir kararla (bkz. Bilgi Notu 151), Mahkeme’nin dairelerinden biri, dörde karşı üç oyla, Hükümet’in, soruşturmanın takipsizliğine ilişkin kararın bir örneğini ibraz etmeyerek Sözleşme’nin 38. maddesini ihlal ettiğine, ancak ölümlere ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edilmesine ilişkin başvuranların şikayetinin esasını incelemeye zaman bakımından yetkili olmadığına karar vermiştir. Daire, ikiye karşı beş oyla, başvuruculardan on tanesi açısından, Rus yetkililerin başvurucuların durumlarını sürekli gözardı etmelerinin yol açtığı acının Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal ettiğine karar vermiştir.
Hukuk – 2.madde (usul açısından): Mahkeme, Sözleşme’nin bir devlet açısından yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen ölüm olaylarında, 2. madde altındaki devletin yetkilileri tarafından yasadışı öldürme iddialarına ilişkin etkili soruşturma yapma usuli yükümlülüğüne o devletin uyması konusunda zaman bakımından yetkisinin ucunun açık olmadığını tekrarlamıştır. Böyle davalarda, Mahkeme’nin yetkisi yalnızca, tetikleyici olay olarak ölüm ile yürürlüğe girme arasında “sahici bir bağlantı” varsa, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen dönemdeki usuli eylemler ve ihmaller açısından mevcuttur. “Sahici bir bağlantı”nın kurulabilmesi için ölüm ile yürürlüğe girme arasında geçen sürenin makul ölçüde kısa olması ve soruşturmanın büyük bir kısmının Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takip eden dönemde gerçekleştirilmesi veya gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bu amaçla, makul ölçüde kısa süre on yıldan fazla olmayan bir süre anlamına gelmektedir.
Delillere göre, başvurucuların akrabalarının 1940 yılında Sovyet yetkilileri tarafından infaz edildikleri varsayılmalıdır. Ancak, Rusya Sözleşme’yi, aşağı yukarı kırk sekiz yıl sonrasına tekabül eden Mayıs 1998 tarihine kadar onaylamamıştır. Bu süre yalnızca Mahkeme önüne gelen diğer tüm 2. madde davalarındaki usulü yükümlülüğü tetikleyen sürelerden uzun olmakla kalmamakta aynı zamanda Rusya açısından ölümler ve Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi arasındaki sahici bağlantının sağlanması bakımından da mutlak surette aşırı uzundur. Ayrıca, toplu mezarlara ilişkin soruşturma ancak Sözleşme’nin Rusya açısından yürürlüğe girmesinden altı yıl sonra, 2004 yılında, resmi olarak sona ermesine rağmen, tarafların sunumları ve dava dosyasının içeriği esas alınarak, yürürlüğe girme tarihinden sonra soruşturmaya dair atılan adımları tespit etmek imkansızdır. Mahkeme, delillerin tekrar değerlendirilmesinin, daha önceki bulgulardan ayrılmanın ya da soruşturmanın gizliliğinin kaldırılmasının Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında “sahici bir bağlantı” kurulabilmesi için “soruşturma adımlarının önemli bir kısmı”na tekabül ettiğini kabul edememektedir. Bu süreçte kritik tarihten itibaren ne herhangi bir delil ne de esaslı bir bilgi açığa çıkmamıştır. Buna göre “sahici bir bağlantı”nın varlığını ortaya çıkaracak koşul sağlanmamıştır.
Tıpkı Daire gibi, Büyük Daire de Sözleşme’nin temelinde yatan değerlere yapılan atfı, tetikleyici olayın alelade bir suçtan çok daha geniş boyutlu olması ve Sözleşme’nin çekirdeğini oluşturan temellerin inkârı anlamına gelmesi halinde gerekli bağlantının var sayılabileceği anlamına geldiği kanaatindedir
Bununla beraber, Mahkeme’nin Šilih/Slovenia davasında belirttiği gibi “sahici bağlantı” standardının karşılanmadığı ancak Sözleşme’deki güvencelerin ve Sözleşme’nin temelinde yatan değerlerin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama ihtiyacının böyle bir bağlantının varlığının tanınması için yeterli dayanak teşkil edeceği olağanüstü durumlar da söz konusu olabilir. Bu davalarda gerekli bağlantının kurulabilmesi için tetikleyici olayın alelade bir suçtan çok daha geniş boyutlu olması ve Sözleşme’nin çekirdeğini oluşturan temellerin inkârı anlamına gelmesi gerekmektedir. Savaş suçları, soykırım veya insanlığa karşı işlenen suçlar gibi uluslararası hukuk kapsamındaki ağır suçlar bu sınıflandırma altında olacaktır. Ancak, bu “Sözleşme değerleri” şartı, Sözleşme’nin ancak o tarihte bir uluslararası insan hakları antlaşması olarak vücuda gelmiş olması dolayısıyla, Sözleşme’nin kabul edildiği tarih olan 4 Kasım 1950’den önce vuku bulan olaylara uygulanamayacaktır. Şayet Sözleşme’den önceki bir tarihte işlenmişse, bir Sözleşmeci Taraf’ın uluslararası hukuk kapsamındaki en ağır suçları dahi soruşturmadığı için sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu çerçevede, bir ülkenin koşullar elverdiği durumda uluslararası hukuk kapsamındaki ağır suçları yargılama olanağı ile Sözleşme tarafından böyle bir yükümlülük altında bulunması arasında temel bir ayrım vardır. 2. madde kapsamında soruşturma yükümlülüğünü tetikleyebilecek olaylar 1940 yılı başlarında, yani Sözleşme’nin vücuda gelmesinden on yılı aşkın bir süre önce vuku bulmuştur. Bu nedenledir ki, uzak geçmiş ile yürürlüğe girme tarihinden sonraki yakın dönem arasında köprü oluşturabilecek hiçbir unsur bulunmamaktadır ve Mahkeme’nin Sözleşme’nin 2. maddesi altındaki şikayeti incelemeye yetkisi yoktur.
Sonuç: ilk itiraz kabul edildi. (dörde karşı on üç oyla).
3. madde: Mahkeme’nin içtihadında, “kayıp bir kişinin” uzun bir süre umut ile umutsuzluk arasında gelip giderek yaşamak zorunda kalan aile üyelerinin çektiği ıstırabın, bilhassa bilgi taleplerine ulusal makamlar tarafından gösterilen duyarsız yaklaşım söz konusu olduğunda, 3. maddeye yönelik ayrı bir ihlal tespitini haklı kılabileceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Ancak başvurucuların davasında, Mahkeme’nin yetkisi sadece, Sözleşme’nin Rusya açısından yürürlüğe girme tarihi olan 5 Mayıs 1998’de başlayan dönemi kapsamaktadır. Bahsi geçen tarih itibariyle Polonyalı savaş tutsaklarının akıbetine dair süregiden bir belirsizlik kalmamıştır. Cesetlerin tümü ortaya çıkartılmış olmamakla birlikte, bu tutsakların ölümü Sovyet ve Rus makamları tarafından alenen beyan edilmiş olup, tartışmasız bir tarihsel gerçek haline gelmiş bulunmaktadır. Buradan hareketle, ilk başta “kayıp” vakası olabilecek bir olayın “teyit edilmiş bir ölüm” vakası olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Başvurucuların davasında Mahkeme, “teyitli ölüm” vakalarında 3. maddeye ilişkin ayrı bir ihlal tespit etmesini gerektirecek türden hiçbir özel bir koşul (örneğin, mağdurun acısının ilk elden tanığı olmak) tespit edemediği için başvurucuların çektiği ıstırap ağır bir insan hakları ihlali mağdurlarının akrabaları tarafından kaçınılmaz olarak yaşanacağı düşünülebilecek duygusal sıkıntıdan farklı bir boyut ve niteliğe ulaşmamıştır.
Sonuç: ihlal yok (beşe karşı on iki oyla).
Mahkeme, davalı Devlet’ten defaatle, Katyn katliamına yönelik soruşturmaya devam edilmemesine ilişkin kararın bir örneğini sunmasını talep etmiştir.
38. madde: Hükümet, Mahkeme’nin Katyn katliamına yönelik soruşturmaya devam edilmemesine ilişkin kararın bir örneğini temin etmesi talebini kararın ulusal seviyede hukuka uygun bir şekilde çok gizli olarak sınıflandırılmış olduğuna ve Hükümet’in gizli olarak sınıflandırılmış materyalleri bunların gizliliğine dair güvenceler olmaksızın uluslararası kuruluşlara iletmekten men edildiği gerekçelerine dayanarak yerine getirmemiştir. Mahkeme, ulusal güvenliğin söz konusu olduğu hallerde dahi, demokratik bir toplumda hukuka uygunluk ve hukukun üstünlüğü kavramları, temel insan haklarını etkileyen tedbirlerin kararın gerekçelerini ve ilgili delilleri incelemeye yetkili bir uluslararası organ huzurunda çekişmeli bir yargılama türüne tabi olmasını gerektirdiğini, aksi takdirde, Devlet yetkililerinin Sözleşme tarafından korunan hakları keyfi bir şekilde kötüye kullanabileceğini yinelemiştir.
Somut olayda, ulusal mahkemeler, söz konusu kararda yer alan bilgilerin olayların üzerinden yetmiş yıldan uzun bir süre geçmişken gizli tutulması gerektiği şeklinde yürütme tarafından öne sürülen savı anlamlı bir analize tabi tutmamışlardır. İncelemelerinin kapsamını, gizlilik kararının ilgili makamların idari yetkisi dahilinde verilmiş olduğunun tespitiyle sınırlı tutmuş, gizliliğin kaldırılmasının ulusal güvenlik açısından bir tehlike oluşturacağı şeklindeki kanaatin gerçekten mantıklı bir temeli bulunup bulunmadığına dair bağımsız bir inceleme yürütmemişlerdir. Yetkililer bu kararın silahsız tutsakların topluca katledilmesine, yani en üst düzeydeki yetkililerinden gelen emirler doğrultusunda işlenen en ağır insan hakları ihlallerinden birine yönelik soruşturmayı sona erdirdiği ve dolayısıyla gizli kılınmasının mümkün olmadığı şeklindeki savı esastan incelememiştir. Yetkililer, bir yanda bilgilerin korunması yönünde ileri sürülen ihtiyaç ile diğer yanda, şeffaf bir soruşturma yürütülmesindeki kamu menfaati ve mağdurların akrabalarının mağdurların ölüm koşullarının ortaya çıkartılması noktasında sahip oldukları özel menfaat arasında bir denge gözetmemişlerdir. Ulusal yargı makamları tarafından gizlilik kararına yönelik olarak gerçekleştirilen incelemenin sınırlı kapsamı göz önüne alındığında, Mahkeme’nin, talep etmiş olduğu 2004 tarihli kararın örneğinin sunulmasının, Rusya’nın ulusal güvenliğini etkileyebileceğini kabul etmesi mümkün değildir.
Mahkeme ayrıca, kendi huzurundaki yargılamalarda, meşru ulusal güvenlik meselelerinin Mahkeme İçtüzüğü’nün 33. maddesi kapsamında belgeye sınırlı erişim tanınması ve uç hallerde, kapalı kapılar ardında duruşma yapılması da dahil olmak üzere uygun usuli düzenlemeler yoluyla giderilebileceğini de vurgulamıştır. Ancak, Hükümet bu tedbirin uygulanmasını talep etmemiştir.
Sonuç: 38. madde kapsamındaki yükümlülüklere uyulmamıştır. (oybirliğiyle).
41. madde: Zarara ilişkin iddialar, Sözleşme’nin 38. maddesine uyulmamasının bir adil karşılık hükmü yaratmayan usuli bir mesele olması nedeniyle reddedilmiştir.
(Bkz. Šilih/Slovenya [BD], 71463/01, 9 Nisan 2009, Bilgi Notu 118)
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy