© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına Dair Bilgi Notu No. 170
Ocak 2014
Jones ve Diğerleri - Birleşik Krallık - 34356/06 ve 40528/06
Karar 14.1.2014 [IV. Daire]
Madde 6
Ceza Davaları
Madde 6-1
Mahkemeye Başvuru
Davalı devlet (Suudi Arabistan Krallığı) ve görevlileri tarafından ileri sürülen bağışıklık nedeniyle işkence iddialarına ilişkin hukuk davalarının reddi: ihlal edilmediğine
Olaylar – başvurucular Suudi Arabistan Krallığı’nda göz altındayken işkenceye uğradıklarını ileri sürmüşlerdir. Daha sonra birinci başvurucu (Bay Jones) İngiliz Hukuk Mahkemesi önünde Krallığa, Suudi İçişleri Bakanlığı’na ve bir görevliye karşı hukuk davası açmıştır. Diğer üç başvurucu, iki polis görevlisi, bir cezaevi müdür yardımcısı ve Suudi İçişleri Bakanlığı olmak üzere, dört kişiye karşı dava açmışlardır: Hukuk Mahkemesi, bütün davalıların 1978 tarihli Devlet Bağışıklığı Yasası uyarınca bağışıklıktan yararlanma hakkı bulunduğuna karar vermiş ve başvurucuların dava dilekçelerinin yargı yetkisi dışına tebliğ edilmesi talebini reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi, temyiz incelemesinde kişi bakımından bağışıklık (devlete, devlet yürütmesinin başına ve eski diplomatlara uygulanan) ile konu bakımından bağışıklık (sıradan görevlilere, eski devlet başkanlarına ve eski diplomatlara uygulanan) arasında bir ayrıma gitmiştir. Hukuk Mahkemesi’nin Krallık ve Bakanlık hakkındaki kararını onamış, fakat başvurucuların davalı kişilere ilişkin temyiz başvurusunu kabul etmiştir. Dava daha sonra Lordlar Kamarası önüne gitmiş ve Lordlar Kamarası tüm davalıların, kendileri aleyhine isnat edilen fiil işkence olsa bile, bağışıklıktan yararlanma haklarının bulunduğu hususunda Hukuk Mahkemesi’yle aynı yönde karar vermiştir. Başvurucular, Avrupa Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruda, mahkemeye başvuru haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.
Hukuk – Madde 6 § 1: Bir devletin uluslararası kamu hukukunun devlet bağışıklığına ilişkin genel olarak tanınmış kurallarını yansıtan tedbirlerinin, kural olarak 6 § 1 maddesinde düzenlendiği haliyle mahkemeye başvuru hakkı üzerinde orantısız bir sınırlama oluşturduğu kabul edilemez. Mahkeme 2001 tarihli Al-Adsani kararında, devletlerin, davanın açıldığı devlet dışında gerçekleştiği iddia edilen işkence fiillerine ilişkin hukuk davaları bakımından bağışıklıktan yararlanma haklarının olmadığı yönündeki önermenin uluslararası hukukta henüz kesin olarak yerleşmediği sonucuna ulaşmıştır. Bu kararda 6 § 1 maddesi uyarınca ilgili testi uygulayan Mahkeme, uluslararası hukukun ilgili kural ve ilkelerini dikkate alma ve Sözleşme’yi mümkün olduğunca kendisinin de bir parçası olduğu uluslararası hukukun diğer kurallarıyla uyum içinde yorumlama yükümlülüğüne uygun davranmıştır. Bu sebeple Büyük Daire’nin Al-Adsani kararında ortaya koyduğu orantılılığa ilişkin yaklaşımın mevcut davada da takip edilmesi gerektiği hususunda tatmin olmuştur.
(a) Bu ilkelerin Suudi Arabistan Krallığı’na karşı davada uygulanması – Mahkeme, Uluslararası Adalet Divanı’nın 3 Şubat 2012 tarihli –uluslararası teamül hukukunun içeriği bakımından bağlayıcılığı kabul edilmesi gereken–, Almanya – İtalya kararında o tarihte devlet bağışıklığına karşı bir jus cogens istisnasının henüz somutlaşmadığının açıkça ortaya koyulduğunu kaydeder. Bu sebeple İngiliz mahkemelerinin, Suudi Arabistan Krallığı’nın 2006’da yaptığı bağışıklıktan yararlanma talebinin kabulü için 1978 tarihli Yasa hükümlerini uygulamasının, başvurucunun mahkemeye başvuru hakkı üzerinde haksız bir sınırlama oluşturduğu söylenemez.
Karar: ihlal edilmediğine (bire karşı altı oyla).
(b) İlkelerin devlet görevlilerine karşı davada uygulanması– Dört başvurucu da devlet görevlilerine karşı işkence nedeniyle hukuk davası açamadıklarından şikayetçi olmuşlardır. Mahkeme’nin, Al-Adsani’de ortaya koyulan genel yaklaşımı uygulayarak, bu davaların açılmasının reddedilmesinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle uyumlu olup olmadığını incelemesi gerekmiştir. Devlet görevlilerine karşı açılan davalarda uygulanan bağışıklık “devlet” bağışıklığıdır: devlet tarafından ileri sürülebilir ve devlet tarafından feragat edilebilir. Mevcut davada olduğu gibi görevlilere konu bakımından bağışıklık tanımanın devlet bağışıklığına ilişkin uluslararası hukuka uygunluğu amaçladığı durumlarda, devletin kendisine bağışıklık tanınan davada olduğu gibi, mahkemeye başvuruya getirilen sınırlamanın amacı meşrudur. Devlet bağışıklığına ilişkin uluslararası kamu hukukunun genel olarak tanınmış kurallarını yansıtan tedbirlerin kural olarak mahkemeye başvuru hakkı üzerinde orantısız bir sınırlama yarattığı kabul edilemeyeceğinden, başvurucuların şikayetine ilişkin değerlendirilmesi gereken tek konu, devlet görevlilerine konu bakımından bağışıklık tanımanın bu kuralları yansıtıp yansıtmadığıdır. Buna bağlı olarak Mahkeme, uluslararası kamu hukukunda yerel mahkemelerin Suudi Arabistan’ın devlet görevlileri bakımından ileri sürdüğü bağışıklık talebini kabul etmesini gerektiren genel bir kural olup olmadığını; şayet varsa işkence iddialarına ilişkin davalarla ilgili olarak herhangi özel bir kural veya istisnanın varlığına dair kanıt olup olmadığını incelemiştir.
(i) Genel bir kuralın varlığı: bir fiil bir devlet tarafından değil ancak devlet adına hareket eden kişilerce işlenebileceğinden, devlet tarafından bağışıklığın ileri sürülebildiği durumlarda çıkış noktası, konu bakımından bağışıklığın devlet görevlilerinin fiillerine uygulanması olmalıdır. Bunun aksi söz konusu olsaydı, devlet bağışıklığı görevlilere karşı açılan davalarla her zaman dolanılabilirdi. Hem uluslararası hem de ulusal düzeyde ağırlıklı görüşün, devlet bağışıklığının kural olarak yabancı bir devletin çalışanlarına veya görevlilerine, devlet adına gerçekleştirilen eylemler bakımından, devletin kendisini koruyan aynı kisve altında koruma sağladığı önermesini desteklediği görülmektedir.
(ii) İşkence fiilleri bakımından özel bir kural veya istisnanın varlığı: devletin sorumluluğu amacı doğrultusunda fiillerin resmi niteliği kabul edilse bile, bu uluslararası hukuk kapsamında aynı fiiller için devlet bağışıklığına ilişkin bir talebin her zaman kendiliğinden kabul edilmesi için belirleyici değildir. Mahkeme’nin görüşüne göre, uluslararası hukukta yabancı devlet görevlilerine karşı işkence nedeniyle açılan medeni hukuk davalarında özel bir kural ya da istisnanın varlığı lehine belli bir destek açığa çıksa da, konuya ilişkin çok sayıda kaynak, devletin bağışıklıktan yararlanma hakkının onun yerine hizmetindekilerin veya görevlilerinin dava edilmesi suretiyle dolanılamayacağı yönündedir. İşkenceye Karşı Sözleşme’deki işkence tanımının nasıl anlaşılacağına; devletin bağışıklığı ve Devletin Sorumluluğuna İlişkin Taslak Hükümler’deki atfedilebilirlik kuralları arasındaki etkileşime ve İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 14. maddesinin kapsamına ilişkin yakın dönemde bir tartışmanın başladığı açıktır. Bununla birlikte bu tür davalarda konu bakımından bağışıklığın hem reddine hem de kabulüne ilişkin örneklerin ortaya koyduğu üzere, konuya ilişkin devlet uygulaması değişkenlik göstermektedir. Konuyla ilgili en az iki dava ulusal yüksek mahkemeler önünde görülmeye devam etmektedir. Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun cezai alandaki çalışması etrafındaki tartışmaların yakın zamanda gösterdiği gibi, konuyla ilgili uluslararası görüşün evrilmekte olduğu söylenebilir. Bu çalışma hala devam etmektedir ve yeni gelişmelerin yaşanması beklenebilir. Mevcut davada, Lordlar Kamarası’nın, işkence suçlaması nedeniyle medeni hukuk talepleriyle bağlantılı olarak, devletin bağışıklığına dair genel kural karşısında muhtemel bir istisnanın varlığı hakkında ileri sürülen ilgili tüm argümanları tüm yönleriyle incelediği açıktır. Lordlar Kamarası, uzun ve kapsamlı bir kararla, uluslararası teamül hukukunun –işkence niteliği taşıyan fiil isnatları bakımından-, devletin kendisinin bağışıklıktan yararlandığı medeni hukuk davalarında devlet görevlilerine tanınan konu bakımından bağışıklığa herhangi bir istisna kabul etmediği sonucuna varmıştır. Lordlar Kamarası’nın bulguları ne açıkça hatalı ne de keyfidir; bu bulgular uluslararası hukuk belgelerine kapsamlı atıflara ve başvurucunun hukuki argümanları ile Temyiz Mahkemesi’nin başvurucular lehine verdiği kararın değerlendirmesine dayanmaktadır. Lordlar Kamarası’nın mevcut davadaki bulgularını diğer ulusal mahkemeler de ayrıntılı olarak incelemişler ve bu bulguları yüksek ölçüde ikna edici bulmuşlardır Bu koşullarda Mahkeme, mevcut davada devlet görevlilerine bağışıklık tanımanın uluslararası kamu hukukunun genel olarak tanınmış kurallarını yansıttığı konusunda tatmin olmuştur. Dolayısıyla başvurucuların açmış oldukları medeni hukuk davalarında devlet görevlilerine 1978 tarihli Yasa hükümlerinin uygulanması, başvurucuların mahkemeye erişimi üzerinde haksız bir sınırlama yaratmamıştır. Bununla birlikte bu konu, uluslararası kamu hukukunun bu alanında güncel olarak yaşanmakta olan gelişmeler ışığında, sözleşmeci devletlerce devamlı olarak gözden geçirilmeye muhtaçtır.
Karar: ihlal edilmediğine (bire karşı altı oyla).
(Bkz. Al-Adsani – Birleşik Krallık [BD], 35763/97, Bilgi Notu 36)
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy