AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABAR/TÜRKİYE
(Başvuru no. 38597/14)
KARAR
STRAZBURG
28 Haziran 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kabar/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat Ö. Y. Biçen tarafından temsil edilen, bilgileri ekli tabloda belirtilen üç Türk vatandaşının (“başvuranlar”), 12 Mayıs 2014 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapmış oldukları başvuruyu (no. 38597/14),
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyetlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kendi Görevlisi tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı
ve tarafların görüşlerini dikkate alarak 7 Haziran 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, bir kadastro uyuşmazlığı hakkında başvuranlar tarafından Hazro Kadastro Mahkemesi önünde diğer şahıslara karşı başlatılan hukuk yargılamaları ile ilgilidir. Başvuranlar, bu yargılamalarda, iddiaya göre kendilerine ait olan bir arazinin hukuka aykırı olarak tapu siciline karşı taraf adına kaydedildiğini ileri sürmüşlerdir. Hazro Kadastro Mahkemesi, bir ara kararla, keşif gerçekleştirerek mahalli bilirkişilerin görüşünü almaya karar vermiştir. Söz konusu kararın başvuranlara tebliğ edilmediği görülmektedir. Hazro Kadastro Mahkemesi, keşfin ardından, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), mahalli bilirkişilerin görüşlerine ve keşif sırasında yapılan tespitlere dayanarak başvuranların davasını reddetmiştir. Başvuranlar, mahkemelerin kendilerine keşif kararını tebliğ etmemesi; biri karşı tarafla akraba olan ve diğeri kendileri ile devam eden bir adli ihtilaf içerisinde olan mahalli bilirkişilerin tarafsız olmaması dâhil olmak üzere yargılamalardaki eksikliklerin hakkaniyetsizliğe yol açtığını ileri sürerek Yargıtay önünde ret kararını temyiz etmişlerdir. Yargıtay, 11 Nisan 2012 tarihinde, başvuranların iddialarına yanıt vermeksizin temyiz taleplerini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, 10 Haziran 2013 tarihinde, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası temelinde sundukları bireysel başvurularının, dördüncü derece mahkemesi olmadığını belirterek kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Başvuran Abdulaziz Kabar’ın Başvuruyu Takip Etme Yetkisi (Locus Standi) Başvuranların avukatı, 2 Ekim 2020 tarihinde, Mahkemeye, başvuran Abdulaziz Kabar’ın hayatını kaybettiğini ve hiçbir varis veya başka kişinin Mahkeme önünde kendisi adına başvuruyu takip etme isteğini ifade etmediğini bildirmiştir. Mahkeme, insan haklarına saygı bağlamında, Abdulaziz Kabar tarafından sunulan şikâyetin incelenmeye devam edilmesini gerektiren herhangi bir özel durum bulunmadığını ve Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.Hükümetin Tek Taraflı Deklarasyonu Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini kabul ettiği ve kendilerine müştereken, tüm maddi ve manevi zararlar karşılığında 1.320 avro (bin üç yüz yirmi) ve masraf ve giderler karşılığında 430 avro (dört yüz otuz ) ödemeyi teklif ettiği tek taraflı bir deklarasyon sunmuştur. Hükümet, bu meblağların yeterli adil tazmin teşkil edeceğini ileri sürmüştür. Hükümet, Mahkeme’yi, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir. Başvuranlar, özellikle Hükümet tarafından teklif edilen meblağın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğunu ileri sürerek buna karşı çıkmışlardır. Mahkeme, Hükümetin tek taraflı deklarasyonunda sunulan meblağın benzer davalarda ödenmesine hükmettiği miktarlara denk gelmediğini ve Hükümetin tek taraflı deklarasyonun her hâlükârda kabul edilmesi gerektiğine yönelik geçerli nedenler sunmadığını tespit etmektedir (bk. Tahsin Acar/Türkiye (ön sorun) [BD], no. 26307/95, § 75, AİHM 2003-VI ve Prądzyńska-Pozdniakow/Polonya, no. 20982/07, § 37, 7 Temmuz 2009). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesi talebini reddederek davanın kabul edilebilirliğine ve esasına ilişkin incelemesine devam edecektir.DİĞER BAŞVURANLARA İLİŞKİN OLARAK SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Başvuranlar, Hazro Kadastro Mahkemesinin keşif kararını kendilerine tebliğ etmemesi sonucunda keşfe katılamadıklarından ancak diğer şahısların keşfe katıldıklarından şikâyet etmektedirler. Dahası, başvuranlar, söz konusu keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişilerin yargılamalardaki taraflarla olan bağları dikkate alındığında nesnel gerekçelerle tarafsız olarak değerlendirilemeyeceklerini ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından güvence altına alındığı gibi, bir kişinin davasını mahkeme önünde etkin bir şekilde sunma ve karşı taraf ile silahların eşitliği ilkesinden yararlanma hakkına ilişkin genel ilkelerin önceki bazı kararlarında defalarca belirtildiğini gözlemlemektedir (bk. diğer kararlar arasında, Steel ve Morris/Birleşik Krallık, no. 68416/01, §§ 59-60, AİHM 2005-II). Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası, davacıların söz konusu haklarının güvence altına alınmasında kullanılacak araçların seçimini Devlete bırakmaktadır (bk.ibid.). Mahkeme, hukuk yargılamalarında bir taraf olan başvurana, diğer tarafın sunduğu görüşler veya deliller hakkında bilgi sahibi olması ve görüş bildirmesi ve davasını diğer taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantaja sokmayan koşullar altında sunması için makul bir imkân verilip verilmediğini tespit etmelidir (bk. diğer kararlar arasında, Dombo Beheer B.V./Hollanda, 27 Ekim 1993, § 33, A Serisi no. 274; Avotiņš/Letonya [BD], no. 17502/07, § 119, 23 Mayıs 2016 ve Dırama/Türkiye [BD], no. 20797/07, § 24, 13 Kasım 2018). Mahkeme dahası, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının bağımsız ve tarafsız bir “mahkeme” tarafından adil yargılanma hakkını güvence altına aldığını ve bu mahkeme tarafından dinlenen bir bilirkişinin aynı gereklilikleri yerine getirmesini açıkça gerektirmediğini yinelemektedir (bk. Sara Lind Eggertsdóttir/İzlanda, no. 31930/04, § 47, 5 Temmuz 2007). Bununla birlikte, davada ortaya çıkan sorunları ele almak üzere söz konusu mahkeme tarafından atanan bilirkişinin görüşünün, bu mahkemenin bu sorunlara ilişkin değerlendirmesinde önem taşıması muhtemeldir. Mahkeme, içtihatlarında, mahkeme tarafından atanan bir bilirkişinin tarafsız olmamasının bazı durumlarda adil yargılanma kavramının doğasında yer alan silahların eşitliği ilkesinin ihlaline yol açabileceğini kabul etmiştir (bk. Bönisch/Avusturya, 6 Mayıs 1985, §§ 30-35, A Serisi no. 92 ve Letinčić/Hırvatistan, no. 7183/11, § 51, 3 Mayıs 2016). Mahkeme, mevcut davada, başvuranlara keşif kararının tebliğ edildiğinin veya başvuranların bu keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişilerin görevlendirilmesinden önceden haberdar edildiklerinin gösterilmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hazro Kadastro Mahkemesinin başvuranların keşif sırasında bulunmalarını sağlama yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair ikna olmamıştır. Sonuç olarak, başvuranlar mahkemenin kararını etkileme amacıyla keşfe katılma imkânından yoksun bırakılmışlardır ve bu da onları karşı taraf karşısında önemli bir dezavantaja sokmuştur. Dahası, başvuranlar, mahalli bilirkişilerin görevlendirilmesine ilişkin sürecin dışında bırakılmaları nedeniyle ayrıca davaya ilişkin görüşleri alınmadan önce bu bilirkişilerin tarafsızlığına itiraz etme imkânından yoksun bırakılmışlardır.Mahkeme, yukarıdaki eksikliklerin temyiz aşamasında giderilmediğini de kaydetmektedir. Başvuranlar bu sorunu temyiz başvurularında Yargıtay’ın dikkatine sunmalarına rağmen, bu bağlamda herhangi bir gerekçe gösterilmeden temyiz başvuruları reddedilmiştir.
Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası tarafından güvence altına alınan silahların eşitliği ilkesine mevcut davada riayet edilmediğini değerlendirmektedir. Sonuç olarak söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranlar, söz konusu mülkün değerini temsil edecek şekilde maddi tazminat olarak 60.000 avro talep etmişlerdir. Başvuranlar dahası, manevi tazminat olarak 15.000 avro ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve giderler bağlamında 10.000 avro talep etmişlerdir. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir nedensellik bağı bulmadığı için bu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranlara, müştereken, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro ödenmesine hükmetmektedir. Ayrıca Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinin 1. fıkrasının i) bendinin, tespit ettiği ihlallerin telafi edilmesi amacıyla yerel yargılamaların yeniden açılmasına imkân verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin niteliği ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin tespit etmesinin nedenleri göz önüne alındığında, mevcut davada en uygun telafi şeklinin, başvuranların talep etmesi halinde, şikâyet konusu yargılamaların yeniden açılması olacağını değerlendirmektedir. Son olarak, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin 2. fıkrası kapsamındaki koşullar ve başvuranların taleplerini desteklemek amacıyla Mahkeme’ye herhangi bir belge sunmamaları dikkate alındığında, başvuranların masraf ve giderlere ilişkin talepleri reddedilmelidir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca başvurunun Abdulaziz Kabar tarafından sunulan şikâyete ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine,Hükümetin, başvurunun diğer başvuranlara ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi talebinin reddedilmesine,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Silahların eşitliği ilkesinin ihlali nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine,(a) Davalı Devletin, başvuranlara, müştereken, üç ay içerisinde, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro (iki bin) ödemesine,
(a) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 28 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
No.
Başvuranın Adı
Doğum/Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Adresi
1.
Abdulaziz KABAR
1932
Türk
Diyarbakır
2.
Abdulkerim KABAR
1953
Türk
Diyarbakır
3.
Fadli KABAR
1956
Türk
Diyarbakır