AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAÇAN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 58112/09)
KARAR
STRAZBURG
12 Temmuz 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaçan / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Cem Kaçan’ın (“başvuran”), 23 Ekim 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (58112/09 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2.Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı Avukat A. Bilgiç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Başvuran özellikle kendisiyle ilgili olan telefon dinleme kayıt dökümlerinin kullanılmasının Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
4.Başvuru, 2 Mayıs 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5.Başvuran 1968 doğumlu olup hâlihazırda İstanbul Cezaevinde hapis cezasını infaz etmektedir. Olayların meydana geldiği tarihte başvuranın Yüksekova’da küçük bir işyeri vardı.
A. Davanın oluşumu
6.2005 yılında, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili istihbarat birimlerinin soruşturmasının ardından, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, söz konusu kaçakçılığın baş aktörü olarak görülen bazı kişilerin, V.Ö. ve diğer altı kişinin telefonunu dinleme izni istemiştir
7.İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 30 Mart 2005 tarihinde, ilgili yedi kişi ve bu kişiler tarafından kullanılan dokuz adet telefon numarasına yönelik talep edilen iznin verilmesine karar vermiştir.
8.Tüm dinlemeler Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen iznin bittiği 26 Mayıs 2005 tarihinde sona ermiştir.
9.1 Haziran 2005 tarihinde Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir.
10.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin farklı dairelerinin 3 Haziran ve 22 Temmuz 2005 tarihleri arasında verdikleri on dört karar ile on bir kişinin özellikle de 30 Mart 2005 tarihli kararla ilgili yedi kişinin telefonlarının dinlenilmesine izin verilmiştir. Emniyete göre bu kişiler sürekli telefon numaralarını değiştirmekteydiler.
11.Başvuran, telefonu dinlenen kişiler arasında yer almıyordu ancak söz konusu kişiler ile telefon görüşmelerinde bulunmuş idi.
12.Bu süreçte başka kişiler de takibe alınmış ve fotoğraflar çekilmiştir.
13.Birçok şüpheli, 15 Ağustos 2005 tarihinde İstanbul’daki çeşitli adreslere eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonlarda yakalanmıştır.
B. Başvuranın telefon görüşmeleri
14.21 Haziran 2005 tarihinde, dinlemesi yapılan bir telefon görüşmesi sırasında, Y.B. ve K.D., bir kişinin İran’dan "mal" tedarik edeceği konusunda anlaşmışlardır.
15.Yapılan diğer telefon görüşmeleri, polislerin yukarıda belirtilen kararların ardından telefonları dinlenen İ.Ö., K.D., Y.B., H.B. ve N.B. ile farklı tarihlerde konuşan başvurandan şüphelenmesine yol açmıştır.
16.Başvuran 27, 28 ve 29 Haziran 2005 tarihlerinde, K.D. ve Y.B. ile telefonda belli bir miktar para ve İran’a iki günlük bir gidiş geliş konusunda görüşmüştür. Başvuran “kendi işinin yanı sıra onların işini de yapabileceğini” belirtmektedir. Y.B., başvuranın istediği “yirmi bin” liralık tutarı ödemeyi kabul etmemis. başvuran da malı başka birisine satabileceğini belirtmistir.
17.K.D. ve Y.B. kendi aralarında konuşup para miktarı konusunda anlaşmışlar. Y.B. de bu konuya ilişkin olarak, malı mümkün olduğu kadar çabuk teslim alıp Y.B. ile irtibata geçeceğini açıklayan başvuranı tekrar aramıştır.
18.Başvuran ve Y.B. 30 Haziran 2005 tarihli bir telefon görüşmesinde Kürtçe olarak teslimat bilgileri konusu konuşmuşlardır. Aynı gün başvuran, İran’dan geldiğini haber etmek için Y.B.yi yeniden aramıştır.
19.Başvuran 1 Temmuz 2005 tarihinde, İran’dan döndüğünü ve gelecek cumaya kendisini ziyaret etmek istediğini söylediği Y.B.yi aramıştır.
20.Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, Yüksekova’dan İstanbul’a yapılacak olan teslimata dair H.B. ve N.B. ile birçok kez konuşmuştur.
21.A.O., aracını yüklemesi için N.B.yi telefonla aramıştır. İ.Ö., araca malın nasıl gizleneceğini sormak için N.B. ile konuşmuştur. Daha sonra nakliyeden sorumlu olan N.B., H.B.ye teslimatın sorunsuz bir şekilde gerçekleştirildiğini haber vermiştir.
C. Ceza davası
22. İstanbul’da yürütülen polis operasyonları sırasında, birçok kişi yakalanmıştır. Öte yandan yüz elli üç kilogram eroin ve yirmi kilogram eroin yapımında kullanılan yardımcı malzemeler, iki adet ateşli silah ve mühimmatlar ayrıca iki adet sahte kimlik, iki adet sahte sürücü belgesi, bir araç ve yirmi bir cep telefonu ve kırk altı adet “sim kart” olarak bilinen elektronik çip ele geçirilmiştir. Taraflar tarafından dosyaya aktarılan bazı belgelere göre başvuranın görüşmelerinin söz konusu olduğu bahse konu teslimat altmışaltı kilogram eroinle ilgilidir.
23.Başvuran 25 Ağustos 2005 tarihinde Yüksekova’da yakalanmıştır. Avukat yardımından yararlanan başvuran polise ve savcıya, polis operasyonlarında yakalanan şüphelileri tanıdığını ama onlarla hiçbir bir özel ilişkisinin olmadığını belirtmiştir. Başvuran, N.B. ile yaptıkları alım satım işiyle ilgili olarak görüştüklerini ve bu kapsamda N.B.nin kendisine borcu olduğunu beyan etmiştir. Başvuran, büyükannesi ve büyükbabası İran’da yaşadığı için düğün davetiyelerini dağıtmak için bir gün için İran’a gittiğini eklemiştir. Başvuran söz konusu uyuşturucuyla herhangi bir ilgisinin olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran aynı gün serbest bırakılmıştır.
24.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran hakkında yakalama emri çıkarılmıştır. Başvuran firar etmiştir.
25.İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 12 Eylül 2005 tarihinde söz konusu olaylarla ilgili iddianameyi sunmuştur. Savcı, başvuranın aralarında bulunduğu on bir kişinin, her birinin uyuşturucu kaçakçılığı suçuna karışma derecesine göre değişen oranlarda cezalandırılmasını istemiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı on altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ardından Yargıtay, söz konusu kararı oybirliğiyle onamıştır.
26.Başvuran duruşmalarda, kendisinin suçsuz olduğunu ve hakkındaki yakalama emrinin kaldırılmasını isteyen avukatı tarafından temsil edilmiştir. Söz konusu taleplerin hepsi reddedilmiştir.
27.Başvuran 8 Eylül 2007 tarihinde yakalanmış ve Yüksekova Sulh Ceza Mahkemesi tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuran söz konusu dava süreci boyunca ve 23 Ekim 2007 tarihindeki ilk yargılama dışında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde de avukat yardımından yararlanmıştır.
28.Başvuran, polise, savcıya ve Yüksekova Sulh Ceza Mahkemesine ifade verdiği sırada ve daha sonra İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenen duruşmalar esnasında Y.B.nin akrabalarının kendi dükkânından alışveriş yaptıklarını ve bu nedenle söz konusu kişinin kendisine borçlu olduğunu iddia etmiştir. Telefon görüşmelerinin söz konusu alacakla ve de Y.B.nin kendisinden istediği İran halısıyla ilgili olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla başvuran parasını alabilmek için halıları getirmeyi vaat etmiş ve İran sınırında karşılaşabileceği güçlükler nedeniyle ek bir para talep etmiştir. Başvuranın avukatı, müvekkili hakkındaki suçlamaları kabul etmemiş ve sıradan bir alışveriş olarak yorumlanması gerektiğini savunduğu telefon görüşmelerinden başka, başvuran aleyhinde herhangi bir kanıt olmadığını ileri sürmüştür.
29.Başvuranın salıverilmesi yönünde yapılan sonraki taleplerin hepsi reddedilmiştir.
30.Duruşmalar boyunca, başlıca suç ortakları olan V.Ö., Y.B., H.Ö. A.O. ve T.Y. bazı olayları kabul etmişler ve uyuşturucunun Makedonya ve İspanya’ya sevkiyatı yapılmak üzere hazırlandığını açıklamışlardır. Söz konusu kişiler, uyuşturucuları satın alacak olan kişilerin isimlerini açıklamışlar ardından da şebekenin çökertilmesine yardım ettikleri için cezalarında indirime gidilmesini talep etmişlerdir. Verilen bilgiler ilgili kişilerin belirlenmesini, özellikle de Avrupa’daki uyuşturucu trafiğinin sorumlusunun tespit edilmesini sağlamadığı gerekçesiyle söz konusu talep daha sonradan reddedilmiştir.
31.Uyuşturucuya ve ele geçirilen diğer eşyalara ilişkin birçok bilirkişi raporu dosyaya aktarılmıştır.
32.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2008 tarihli bir kararla başvuranı on altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran ile birçok sanık arasındaki telefon görüşmesi kayıtlarını ve bu kayıtların olayların meydana gelme şekli ile örtüştüğünü dikkate alarak başvuranın İran’dan gelen dönüştürülmemiş morfini şebekeye tedarik ettiğinin saptandığına karar vermiştir.
33.Bütün suç ortakları, Ceza Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca tüm şüphelerin ötesinde organize bir örgüt kurulmadığının tespit edildiği gerekçesiyle suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan beraat etmişlerdir. Ancak sanıklar suçu birlikte işledikleri dikkate alınarak Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin 3. fıkrası anlamında iştirak halinde uyuşturucu ticareti suçundan mahkûm edilmişlerdir. Suç ortakları böylece altı seneden on altı seneye kadar varan hapis ve para ve cezalarına mahkûm edilmişlerdir. Suç ortaklarından N.Ç.nin ise delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiştir. Olaylara ilişkin değerlendirme kısmında birçok kişinin firari olduğu da belirtilmektedir.
34.Başvuranın avukatının katıldığı duruşmanın ardından Yargıtay, 28 Mayıs 2009 tarihinde oybirliğiyle yukarıda anılan kararı onamıştır. Hâkimlerden birisi, başvuran ve H.B. konusunda muhalefet şerhi koymuştur. Hâkim söz konusu kişilerin telefonlarının dinlemesine izin verilen bir mahkeme kararı olmadığı, mahkeme kararı olmadan yapılan iletişim tespitinin hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delil olduğunu ve bu kayıtların söz konusu kişilerin aleyhlerinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Hâkim söz konusu telefon görüşmelerinin değişik şekillerde yorumlanabileceğini ve suç ortaklarından hiçbirisinin söz konusu iki kişinin bahsedilen suça iştirak ettiklerini dair bir beyanda bulunmadıklarını eklemiştir. Hâkim telefon görüşmeleri dışında, her türlü makul şüphenin ötesinde başvuranın atılı suçu işlemiş olabileceğine dair herhangi bir delil olmadığına kanaat getirmiştir.
35.Başvuran 22 Haziran 2009 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından söz konusu karara itiraz etmesini istediği bir talepte bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu talebi, 9 Temmuz 2009 tarihinde itirazı gerekli kılan hiçbir olgusal veya hukuki unsur olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
36. Mahkeme aşağıdaki konulara ilişkin olarak Karabeyoğlu/Türkiye (No. 30083/10, §§ 37-45, 7 Haziran 2016) kararına atıfta bulunmaktadır.
- İfade özgürlüğüyle ilgili Anayasa’nın 22. maddesi,
- Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına dair Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 135. maddesi,
- Kararların yerine getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesiyle ilgili olarak CMK’nın 137. maddesi,
- Tesadüfen elde edilen delillere ilişkin CMK’nın 138. maddesi,
- CMK uyarınca güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik,
- Başkalarının görüşmelerinin hukuka aykırı bir şekilde dinlenmesi ve kayda alınması nedeniyle hapis cezalarının öngörüldüğü Ceza Kanunu hükümlerine atıfta bulunulmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran aleyhindeki tek delilin, sanıklarla yaptığı telefon görüşmelerinin olduğunu ve sadece sanıkların dinlenilmesine izin verilen mahkeme kararlarıyla bir ilgisinin olmadığını iddia etmektedir. Başvuran bu nedenle hukuka aykırı bir şekilde dinlenildiğini ve söz konusu delillerin ceza davasında kullanılmasının Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiğini belirtmektedir.
“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
38.Hükümet bu teze karşı çıkmaktadır. Hükümet birçok Mahkeme kararına atıfta bulunarak delillerin değerlendirilme ve elde edilme şekillerine göre kabul edilebilir veya kabul edilemez olduğuna karar verme yetkisinin ulusal mahkemelere ait olduğunu belirtmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
39. Mahkeme başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
40.Başvuran doğrudan kendisine yönelik olmayan telefon dinlemeleriyle elde edilen bilgilerin delil olarak kabul edilmesi ve yorumlanmasına itiraz etmektedir.
41.Hükümet, Mahkeme’den Sözleşme’nin ihlal edilmediği yönünde karar almaya davet etmektedir.
1. İlgili ilkeler
42. Mahkeme, sadece Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca Sözleşme’ye taraf devletlerin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerine riayet etmesini sağlamakla görevli olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmesi veya ihlal etme ihtimali olmadığı sürece ulusal bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen fiili veya hukuki yanlışlıkları değerlendirmekle görevli olmadığını da hatırlatmaktadır. Her ne kadar Sözleşme’nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını güvence altına alsa da, değerlendirilmesinin öncelikli olarak iç hukukun görevi olan delillerin olduğu gibi kabul edilebilirliği konusunu düzenlememektedir (Jalloh/Almanya [BD], No. 54810/00, §§ 94-96, AİHM 2006-IX).
43. Dolayısıyla Mahkemenin, ilke olarak belirli kanıt tiplerinin, örneğin iç hukuk bakımından kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin kabul edilebilir olduğu veya başvuranın suçlu olup olmadığı konusunda karar vermesi gerekmemektedir. Mahkeme’nin, delil unsurlarının elde edilme şekilleri dâhil, yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığını incelemesi gerekir. Bu durum, Sözleşme tarafından korunan başka bir hakkın ihlal edilmesi halinde söz konusu haksızlığın ve ihlalin niteliğinin incelenmesini gerektirmektedir. (Bykov/Rusya [BD], No. 4378/02, § 89, 10 Mart 2009 ve bu karardaki atıflar).
44.Bir yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığına karar verilirken savunma haklarına saygı gösterilmiş olup olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle, başvurucuya kanıtların gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı itiraz etme fırsatı verilip verilmediğinin araştırılması gerekmektedir. Buna ek olarak, delil unsurlarının niteliği ile birlikte, kanıtların elde edildiği koşullar ve bu koşulların kanıtların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde kuşku doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır. Elde edilen kanıtın başka unsurlarla desteklenmemiş olması mutlaka adil yargılanma hakkı bakımından sorun teşkil etmese de kanıt çok kuvvetli ve güvenilirliği konusunda bir şüphe yoksa destekleyici kanıta olan ihtiyacın azalacağını hatırlatmak gerekir (Bykov yukarıda anılan, §§ 89-90).
45.Mahkeme özellikle Khan/Birleşik Krallık (No. 35394/97, §§ 25-28, AİHM 2000-V), P.G. ve J.H./Birleşik Krallık (No. 44787/98, §§ 37-38, AİHM 2001-IX), Bykov (yukarıda anılan, §§ 72-83) ve Dragojević/Hırvatistan (No. 68955/11, §§ 85-102, 15 Ocak 2015) kararlarında, gizli ses kayıt cihazlarının kullanılmasının 8. maddeye aykırı olduğunu, bu tür aygıtlara başvurulmasının iç hukukta dayanağının olmadığı ve ilgili başvuranların özel hayatlarının kullanılmasına müdahale edilmesinin “kanunda öngörülmediğini” saptamıştır. Ancak, Mahkeme bu şekilde elde edilmiş bilgilerin delil olarak kabul edilmesinin, söz konusu davalarla ilgili koşullarda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan adillik gerekliliklerine aykırı olmadığına kanaat getirmiştir (Khan, §§ 34-40, P.G. ve J.H., §§ 76-81, Bykov, §§ 94-105, Dragojević, §§ 131-135, yukarıda anılanların tamamı).
2. Bu ilkelerin somut olaya uygulanması
46.Mahkeme, başvuranın kendisini doğrudan ilgilendirmeyen telefon dinlemeleri aracılığıyla elde edilen bulguların davasında kullanılmasına itiraz etmek için iki argüman ileri sürdüğünü tespit etmektedir. İlk olarak başvuran, telefonların dinlenilmesi için verilen hukuki iznin kendisini ile ilgili olmaması ve sadece telefonda görüştüğü suç ortaklarına yönelik olması nedeniyle söz konusu bulguların kullanılmasını adil yargılanma hakkına ters düştüğünü iddia etmektedir. İkinci olarak bu şekilde toplanmış bilgilerin doğruluğuna itiraz etmeden, başvuran söz konusu bilgilerin ulusal mahkemelerin yaptığı yorumlardan farklı bir şekilde yorumlanabileceği kanaatindedir.
47. Mahkeme ilk argümanla ilgili olarak, üçüncü kişiye ait telefon hattında yapılan dinleme aracılığıyla gerçekleştirilen telefon görüşmelerinin tespitinin Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından bir ihlal oluşturduğunu daha önce de belirttiğini hatırlatmaktadır. Farklı bir sonuç, koruyucu mekanizmanın özünün büyük ölçüde boşaltılmasıyla eşdeğerdir (Lambert/Fransa, 24 Ağustos 1998, §§ 28 ve 38-41, Karar ve hükümler Derlemesi 1998‑V).
48.Bununla birlikte; somut olayda başvuran özü itibariyle dahi olsa, Sözleşme’nin 8. maddesi veya 13. maddeleriyle güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme sadece başvuran hakkında yürütülen ceza yargılaması kapsamında ihtilaflı dinlemelerin kullanılmasını inceleyecektir (bk. ayrıca Schenk/İsviçre, 12 Temmuz 1988, § 53, A Serisi No. 140, söz konusu davada Mahkeme ihtilaflı telefon görüşmelerinin kullanılmasıyla ilgili olması nedeniyle 8. madde kapsamındaki şikâyetin, daha önce soruşturma ve kavuşturma evresinde tapenin kullanılmasının incelenmesine yol açan Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetin içinde yer aldığını belirtmiştir). Mahkeme 8. maddenin ihlal edildiğinin tespit edildiği ve söz konusu dinlemeler aracılığıyla elde edilen bilgilerin kullanıldığı durumların bile Sözleşme’nin 6. maddesinin doğrudan ihlaline yol açmadığını hatırlatmaktadır (yukarıdaki 45. paragraf).
49.Sözleşme, 6. maddede adil yargılanma hakkını güvence altına alsa da, Mahkeme bu maddenin öncelikli olarak iç hukuk konusu olan delillerin olduğu gibi kabul edilmesini düzenlemediğini bir kez daha hatırlatmaktadır (yukarıdaki 42. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme ilke ve soyut olarak (in abstracto) kanuna aykırı şekilde elde edilmiş olsa dahi bir delilin kabul edilebileceğini göz ardı edemez. Mahkeme’ye sadece, davanın bütünüyle adil olup olmadığını araştırmak düşmektedir. (Schenk, yukarıda anılan, § 46).
50.Somut olayda başvuran çekişmeli yargılama sürecinde telefon dinleme kayıt dökümlerinin delil aracı olarak yorumlanmasının kabul edilebilirliğine itiraz edebildiği gibi ilk derece mahkemesi ve duruşma düzenleyen Yargıtay önünde de itiraz edebilmiştir. Bu anlamdaki çabalarının boşa gitmesi, savunma haklarının tanınmaması gibi bir durum yaşanmaması nedeniyle hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Nitekim başvuran savunma hakkının tanınmadığına dair bir iddiada bulunmamaktadır.
51.Mahkeme ayrıca ulusal mahkemelerin başvuranı mahkûm etmek için sadece ihtilaflı kayıtlara dayanmadıklarını, ulusal mahkemelerin özellikle sırasıyla uyuşturucu sevkiyatı, başvuranın ve de telefonları dinlenen diğer şüphelilerin yaptığı görüşmeleri de inceleyerek olayların birbirleriyle örtüşüp örtüşmediğini incelediğini saptamıştır.
52.Söz konusu telefon görüşmelerine yönelik yapılan yorumların doğru olmadığına dair argümanla ilgili olarak Mahkeme, hem başvuranın telefon görüşmelerinin içeriğini hem de bu görüşmelerinin olayların seyriyle örtüşüp örtüşmediğini değerlendirmek ve de söz konusu telefon görüşmeleriyle ilgili olarak dosyaya aktarılan diğer delil unsurlarının önemi hakkında karar vermek için ulusal yargı makamlarının daha iyi konumda olduğunu değerlendirmesinde bulunmuştur. Ulusal makamların vardığı tespitleri söz konusu edecek veya incelemenin yeterince geniş yapılmadığını söyleyebilecek hiçbir şey yoktur. Mahkeme ayrıca, bu bağlamda suç ortaklarından birisinin delil yetersizliğinden beraat edilmesine karar verildiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla adli makamların olayların incelenmesinde keyfi ya da açıkça dayanaktan yoksun bir şekilde hareket ettikleri veya yetkilerini olaylara karışan tüm kişileri cezalandırmak için kullandıkları söylenemez.
53.Yukarıdaki açıklamaları göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuranın davasından izlenen sürecin bütünüyle dikkate alındığında adil yargılanma gerekliliklerini ihlal etmediğine kanaat getirmektedir. Dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEMEİ OYBİRLİĞİYE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmediğine;
karar vermektedir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 12 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy