AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAÇAR / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 81532/12)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kaçar / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Metin Kaçar’ın (“başvuran”) 16 Ekim 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 81532/12), başvurunun 22 Mayıs 2017 tarihinde Türk Hükümetinin bilgisine sunulmasına ilişkin kararı, tarafların görüşlerini, Mahkemenin, başvurunun komite tarafından incelenmesi hususuna Hükümet tarafından yapılan itirazı reddettiği kararı göz önünde bulundurarak 16 Haziran 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
GİRİŞ
İşbu başvuru, bir trafik denetimi sırasında yaşanan olaylar ile ilgilidir. Başvuran, kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmekte ve konuyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından yakınmaktadır.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran, 1949 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat E. Olkun tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran 19 Eylül 2004 tarihinde, saat 16.20 sıralarında, aşırı hız yaptığı gerekçesiyle trafik denetimi sırasında durdurulmuştur.
4. Başvuran bu duruma tepki göstermiş ve üç polis memuru ile aralarında tartışma yaşanmıştır. Takviye çağrılması ve olayın yaşandığı bölgenin il sınırları dışında kalması sebebiyle jandarma gelmiştir. Üç polis memuru ve başvuranın yanı sıra olay yerinde bulunan başvuranın eşi ve oğlunun da aynı gün jandarmada ifadeleri alınmıştır.
5. Aynı gün düzenlenen geçici tıbbi raporda, başvuranın sağlık durumunun aciliyet arz etmediği belirtilmekteydi. 20 Eylül 2004 tarihinde, saat 14.58’de düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın dudağında ödem ve ekimozların yanı sıra, sol ön dişte travmatik subluksasyon, sağ lomber bölgede ve boyunda hassasiyet olduğu bildirilmiştir. Raporda aynı zamanda, kırık olmadığı da belirtilmiş ve hastanın, idrarında kan olabileceği yönündeki şikâyetleri üzerine ürolog tarafından muayene edilmesi tavsiye edilmiştir. Aynı gün belirtilmeyen bir saatte konuyla ilgili olarak düzenlenen sonraki tıbbi raporda, başvuranda patolojiye rastlanmadığı belirtilmiştir.
6. Başvuran ve ailesi ile suçlanan üç polis memuru 20 Eylül 2004 tarihinde savcılıkta ifade vermişlerdir.
7. Adli Tıp Kurumu 21 Eylül 2004 tarihinde, başvuranın sağlık dosyası hakkında görüş bildirmiştir. Başvuranın vücudunda tespit edilen lezyonların hayati tehlike arz etmediği ve on gün iş göremezlik gerektirdiği belirtilmiştir.
8. Savcı 24 Eylül 2004 tarihinde, suçlanan jandarmaların da ifadesini almıştır.
9. Savcı 11 Ekim 2004 tarihinde, başvurana fiziksel müdahalede bulunmamış olmaları nedeniyle bir polis memuru ile jandarmalar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
10. Savcı 13 Ekim 2004 tarihinde, iki polis memuru hakkında kasten yaralama; başvuran hakkında ise güvenlik güçlerine mukavemet nedeniyle iddianame düzenlemiştir.
11. Başvuran kasten yaralama suçlamasında hem mağdur hem davacı olarak yer almaktaydı. Başvuran, dosyada belirtilmeyen bir tarihte, davaya müdahil taraf olarak kabul edilmiştir.
12. Uzun süre boyunca duruşma düzenlenmedikten sonra, başvuranın tanıkları yargılama sırasında dinlenmiştir. Çok sayıda duruşmaya katılmayan başvuranın avukatı, bir duruşma sırasında sergilediği davranışlar sonucunda mahkeme heyetine hakaret ettiği gerekçesiyle uyarı almıştır. Avukat bunun üzerine reddi hâkim talebinde bulunmuş; konuyla ilgili işlem de yapılmıştır.
13. Adli Tıp Kurumundan 9 Şubat 2007 tarihinde yeni bir tıbbi görüş alınmış; söz konusu görüşte, başvuranın vücudunda tespit edilen lezyonların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu ve bir gün iş göremezlik gerektirdiği belirtilmiştir.
14. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mart 2007 tarihinde, iki polis memurunu darp ve yaralama nedeniyle erteli on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
15. Başvuran aynı kararla, güvenlik güçlerine mukavemet nedeniyle 1.650 Türk lirası adli para cezasına mahkûm edilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın adli sicil kaydını göz önünde bulundurarak, bu cezanın ertelenmemesine karar vermiştir.
16. Taraflar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay 16 Nisan 2012 tarihinde, her iki taraf için dava zaman aşımının gerçekleştiği tespitinde bulunarak davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
17. Bu zaman zarfında, polisler hakkında yürütülen disiplin soruşturması olay günü radar kayıtlarının doğruluğunu saptamaya imkân vermiştir. Söz konusu yargılama sırasında tarafların ifadeleri de alınmıştır. Dava, kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu gerekçesiyle 26 Kasım 2004 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile kapanmıştır.
İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI VE HUKUKİ ÇERÇEVE
18. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Ceyhan Demir ve diğerleri/Türkiye (No. 34491/97, §§ 77-80, 13 Ocak 2005) ve Beyazgül/Türkiye (No. 27849/97, §§ 34-44, 22 Eylül 2009) kararlarında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİ HAKKINDA
19. Başvuran, polisler hakkında yürütülen ceza davasını inceleyen hâkimlerin tarafsız olmadıklarından yakınmaktadır. Mahkeme heyetine hakaret ettiği gerekçesiyle avukatını uyaran bir hâkimin artık tarafsız şekilde davranamayacağını belirtmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir.
20. Mahkeme ilk olarak, iç hukuktaki ceza davasının, kasten yaralamalar ve güvenlik güçlerine mukavemet olmak üzere, olayların iki yönü ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. Başvuranın şikâyeti, kötü muamele iddialarına ilişkin kısımla sınırlıdır. Ancak Mahkeme, başvuranın hukuk mahkemesinde maddi tazminat talebinde bulunmaksızın ve bunu yapma hakkını saklı tutmaksızın ceza davasında müdahil taraf olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesi itibarıyla, devam eden bir ceza yargılaması kapsamında hukuk davası açılması bundan böyle mümkün değildir. Bu koşullarda, Mahkeme, başvuranın medeni haklarını korumak veya tazmin etmek için değil, yalnızca sanıkların mahkûm edilmelerini sağlamak amacıyla müdahil taraf olma talebini sunduğu sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmadığı kanaatine varmaktadır (bk. yukarıda anılan Beyazgül/Türkiye kararı, § 44 ve Ciddi/Türkiye, (k.k.), No. 7280/13, §§ 24-25, 13 Mart 2018).
21. Sonuç olarak, bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran, polisler tarafından darp edildiğinden şikâyet etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın, bilhassa süresi ve bunun sonucu olarak zamanaşımı nedeniyle etkili olmadığı kanaatine varmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
23. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmamakta ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
24. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Ayrıca başvuranın polislere saldırdığını belirtmektedir. Başvuranın yaralarının hafif niteliği, uygulanan gücün, zarar vermesine engel olma amacıyla orantılı olduğunu göstermektedir. Soruşturma ile ilgili olarak, tıbbi raporlar alınmış; ilgili kişilerin ve tanıkların ifadeleri alınmış; iki polis memuru ivedi şekilde suçlanmış daha sonra ilk olarak mahkûm edilmişlerdir. Ancak başvuran ve avukatı, bilhassa yanıltıcı gerekçelerden dolayı bir hâkimi suç işlemekle itham etmiş; bu durum da olayların ceza zamanaşımına uğramasına neden olmuştur; neticede yargılamanın uzamasına katkıda bulunmuşlardır.
25. Başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
26. Mahkeme, bu konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin bazı koşullarda, örneğin yakalanmasına direnç gösteren veya kaçmaya teşebbüs eden veyahut yaralanmaya ya da hasara neden olan bir kişi hakkında güç kullanımını yasaklamadığını hatırlatmaktadır (Şükrü Yıldız/Türkiye, No. 4100/10, § 59, 17 Mart 2015). Mahkeme aynı zamanda, kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığında, kişinin davranışı kesin olarak gerekli kılmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanımının insan onuruna zarar verdiğini ve ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini doğrulamaktadır. Mahkeme “ilke olarak” ifadesinin, ağırlık eşiğine ulaşılamayacağı için böyle bir ihlal tespitinde bulunmanın gerekli olmayacağı durumların olabileceği anlamına gelmediğinin altını çizmektedir. İnsan onuruna yönelik herhangi bir müdahale, Sözleşme’nin özüne dokunmaktadır. Bu nedenle, güvenlik güçlerinin bir kişiye yönelik olarak insanlık onuruna zarar veren her türlü davranışı Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil etmektedir. Bu durum bilhassa, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ve o kişinin davranışıyla kati surette gerekli olmadığı halde, güvenlik güçlerinin ona karşı fiziki güç kullandığı hallerde geçerlidir (yukarıda anılan Bouyid kararı, §§ 100-101).
27. Mahkeme somut olayda, ilk derece mahkemesinin, polislerin başvuranı yaraladıkları tespitinde bulunduktan sonra, ilgili polisleri, on ay erteli hapis cezasına mahkûm ettiğini saptamaktadır (yukarıda 14. paragraf). Mahkeme, bu sonucun, güç kullanımının izlenen amaçla orantılı olmadığına karar verildiği bir incelemeden ileri geldiği ve kullanılan gücün, somut olayın koşullarında, ilgili kişinin başkalarına zarar vermesine engel olabileceği kanısındadır. Bu nedenle, polislerin eylemlerinin özü itibariyle Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduklarına karar verilmiştir.
28. Ulusal düzeyde varılan bu tespit ile olayların yeni bir değerlendirmesini gerektiren unsur bulunmaması dikkate alındığında, Mahkeme, güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığını yeniden incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle, Ağır Ceza Mahkemesinin olgusal sonucuna katılmaktadır (yukarıda 14. paragraf).
29. Ancak Ağır Ceza Mahkemesinin vardığı bu sonuç, ilkin cezanın ertelenmesi kararıyla zayıflatılmış; daha sonrasında Yargıtay’ın ceza zamanaşımı tespitinde bulunduğu kararıyla hükümsüz kılınmıştır. Ancak, olayların ciddiyeti ile ilgili bir cezanın uygulanması hususunda, Mahkeme, bir devlet memurunun Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı eylemler nedeniyle suçlanması durumunda, yargılamanın ya da mahkûmiyet kararının erteleme, zamanaşımı, af ya da bağışlama yoluyla hükümsüz kılınamayacağını daha önce ifade etmiş olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolova ve Velitchkova/Bulgaristan, No. 7888/03, § 63, 20 Aralık 2007, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, §§ 76-78, AİHM 2006‑XII (özetler), Kopylov/Rusya, No. 3933/04, §§ 127-131, 142 ve 148, 29 Temmuz 2010, Ciğerhun Öner/Türkiye (no 2), No. 2858/07, § 93, 23 Kasım 2010 ve Aleksakhin/Ukrayna, No. 31939/06, §§ 60-61, 19 Temmuz 2012; benzer bir bağlam için, bk. aynı zamanda, Dağabakan ve Yıldırım/Türkiye, No. 20562/07, §§ 64-65, 9 Nisan 2013 ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46-49, 16 Aralık 2014).
30. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, ceza hukuku sisteminin, başvuran tarafından şikâyet edilenler gibi, yasa dışı eylemlerin etkili şekilde önlenmesini sağlamaya yönelik zayıf bir caydırıcı etkiye sahip olduğu sonucuna varmaktadır. Hiçbir unsur ya da argüman, Mahkemenin konuyla ilgili yerleşik içtihadından sapmasına imkan vermemektedir (bk. aynı zamanda, gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Hasan Köse /Türkiye, No. 15014/11, §§ 44-51, 18 Aralık 2018).
31. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi esas ve usul yönlerinden ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
32. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
33. Başvuran, manevi tazminat olarak 60.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, avukatlık ücreti için 2.106 avro; çeviri harcamaları için 53,17 avro talep etmektedir. Kocaeli Barosu tarafından düzenlenen avukatlık asgari ücret tarifeleri ile ilgili bir belge ve çeviri faturası ibraz etmektedir.
34. Hükümet, Mahkemeyi, bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
35. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali sonucu göz önüne alındığında, başvuranın manevi zarara maruz kaldığı kanaatine varmaktadır. Bu davanın özel koşullarını, bilhassa başvuranın aşırı hız nedeniyle yapılan basit bir denetim sırasında güvenlik güçlerine mukavemetten mahkûm edilmesini göz önünde bulundurarak, Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
36. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, bir başvuranın yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, bu miktarlar kendisine geri ödenebildiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, başvuran, talepleri rakamla, kategorilere ayırarak ve ilgili kanıtlayıcı belgelerle birlikte sunması gerekmektedir, aksi takdirde, Mahkeme, bu taleplerin tamamını ya da bir kısmını reddedebilmektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (alıntılar)).
37. Somut olayda, çalışma ücretleri ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın yalnızca baronun asgari ücret tarifesinin bir örneğini sunduğunu gözlemlemektedir. Başvuran, ne avukatı tarafından düzenlenmiş bir fatura ya da çalışma saatleri dekontu ne de aralarında imzalanmış bir sözleşme ibraz etmemiştir. Mahkeme bu nedenle, konuyla ilgili yapılan talebi reddetmektedir (Hülya Ebru Demirel /Türkiye, No. 30733/08, § 61, 19 Haziran 2018).
38. Buna karşın, Mahkeme, masraflar ile ilgili olarak sunulan çeviri faturasını dikkate almakta ve hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda 50 avro ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Kötü muamele ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmamasına ilişkin şikâyet ile ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 50 avro (elli avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 7 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy