AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KALÇIK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 54774/11)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kalçık / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1986 doğumlu, Van’da ikamet eden ve Van Barosuna bağlı Avukat U. Avcı tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Sedat Kalçık’ın (“başvuran”) 31 Mayıs 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (54774/11 no.lu),
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
19 Eylül 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) talimatları doğrultusunda düzenlendiği iddia edilen bir gösteriye katıldığı için cezaya mahkûm edilmesi ile ilgilidir.
2. Başvuran 10 Aralık 2009 tarihinde, Van’da düzenlenen bir gösteri dışında yakalanarak gözaltına alınmıştır. Yakalama tutanağında, ilgilinin, şiddet eylemlerinde bulunan bir grup göstericinin arasında olduğu ve polis memurlarından kaçmaya çalışırken onlara taş attığı belirtilmekteydi. İlgili, yasa dışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle 13 Aralık 2009 tarihinde tutuklanmıştır.
3. Van Emniyet Müdürlüğü tarafından 13 Aralık 2009 tarihinde düzenlenen soruşturma belgesinde, gösterinin şiddetli bir gösteriye dönüştüğü, PKK lehine sloganlar atıldığı ve bir grup göstericinin binalara ve polis memurlarına taş ve molotof kokteylleriyle saldırdığı belirtilmekteydi. Belgede ayrıca, polis tarafından kaydedilen video görüntülerinden alınan ve göstericilerin sloganlar ve çevrelerine taş attıklarını gösteren fotoğraflar da yer almaktaydı. Dosyadaki fotoğrafların hiçbirinde başvuran bulunmamaktaydı.
4. Van Cumhuriyet Savcısı, 3 Ocak 2010 tarihli bir iddianameyle, başvuranı, 10 Aralık 2009 tarihinde yukarıda belirtilen gösteri sırasında işlediği iddia edilen eylemler nedeniyle, örgüte üye olmamakla birlikte yasa dışı örgüt adına suç işlemek, kolluk görevlilerine direnmek ve terör propagandası yapmakla suçlamıştır.
5. Van Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 5 Mart 2010 tarihinde başvuranı atılı suçlardan suçlu bularak örgüte üye olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işlemekten altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir (Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla birlikte okunduğunda; bu maddelerin lafzı için bk. Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, §§ 30-31, 14 Kasım 2017). Ayrıca, terör örgütü propagandası yapmaktan on ay hapis cezasına (3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası; madde lafzı için bk. yukarıda anılan Işıkırık, § 32) ve kolluk görevlilerine görevlerini yaptırmamak için direnmekten on ay hapis cezasına (Türk Ceza Kanunu’nun “[kolluk görevlilerine] görevi yaptırmamak için direnme” başlıklı 265. maddesi) mahkûm etmiştir. Bu bağlamda, başvuranı, PKK’nın çağrısı üzerine, bu örgütün liderinin tutukluluk koşullarını protesto etmek amacıyla düzenlendiği iddia edilen 10 Aralık 2009 tarihli gösteriye katılmakla ve PKK lehine sloganlar atan ve hem çevrelerine hem de polis memurlarına taş atan bir grup göstericinin arasında bulunmakla suçlamıştır.
6. Yargıtay 17 Ocak 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının, başvuranın, Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi uyarınca mahkûmiyetine ilişkin kısmını, başvuranın eylemlerinin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu açısından değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kısmen bozmuştur. Öte yandan, diğer tüm mahkûmiyet kararlarını onamış, böylelikle kararlar kesinleşmiştir.
7. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Temmuz 2012 tarihinde, dosyayı yeniden inceledikten sonra, başvuranı, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrası ile 33. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kolluk görevlilerine karşı direnme ve gösteriye silahla katılma suçlarından iki kez beş ay hapis cezasına mahkûm etmiştir (bk. madde lafzı için, Çiçek ve diğerleri/Türkiye, no. 48694/10 ve diğer 4 başvuru, §§ 107-109, 22 Kasım 2022). Bununla birlikte, beş yıl süreyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygun olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
8. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ağustos 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesini dikkate alarak (bk. içerik için, yukarıda anılan Işıkırık, § 30), başvurana, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten verilen cezanın üç yıl bir aya indirilmesine ve terör örgütü propagandası yapmaktan verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
9. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine dayanarak, bir gösteriye katıldığı için mahkûm edilmesinin ifade ve toplanma özgürlüğü hakkının ihlali anlamına geldiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10 VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Mahkeme, mevcut davada ileri sürülen temel hukuki sorunun, Sözleşme’nin yalnızca 11. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Kudrevičius ve diğerleri /Litvanya [BD], no. 37553/05, § 85, AİHM 2015) .Kabul Edilebilirlik Hakkında
11. Hükümet, dört kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir; başvuran bunlara itiraz etmektedir.
12. İç hukuk yollarının tüketilmemesine, başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ve başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin itirazlarla ilgili olarak Mahkeme, Ete/Türkiye (no. 28154/20, §§ 19-21, 6 Eylül 2022) davasında benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkemenin ulaştığı sonuçlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir argüman veya olay ve olgu bulunmadığından, bu itirazlar reddedilmelidir.
13. Son olarak Hükümet, ilgili tarafından ihtilaf konusu gösteri kapsamında işlenen eylemlerin 11. maddenin uygulama alanına girmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, özellikle Bozduman/Türkiye ((k.k.), no. 9802/07, §§ 43-44, 17 Kasım 2020) ve Kartal ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 29768/03, 16 Aralık 2008) kararlarına dayanmaktadır.
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin yalnızca “barışçıl toplanma” özgürlüğü hakkını koruduğunu ve bu kavramın, düzenleyici ve katılımcılarının şiddet kullanma niyetinde olduğu gösterileri kapsamadığını hatırlatmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan, no. 29221/95 ve 29225/95, § 77, AİHM 2001-IX). Mahkeme ayrıca, bir başvuranın 11. maddenin korumasını talep edip edemeyeceğini belirlemek için Mahkemenin şu hususları incelediğini de hatırlatmaktadır: i) söz konusu toplantının barışçıl amaçlı olup olmadığı veya düzenleyicilerinin şiddet kullanma niyetinde olup olmadığı; ii) başvuranın, toplantıya katılımı kapsamında şiddet kullanma niyeti gösterip göstermediği; iii) ve başkasına bedensel zarar verip vermediği ( Gülcü/Türkiye kararı ile karşılaştırınız, no. 17526/10, § 97, 19 Ocak 2016).
15. Mevcut davada Mahkeme, dosyada, gösterinin barışçıl amaçla düzenlenmediğini ya da gösteriyi düzenleyenlerin şiddet kullanma niyetinde olduğunu düşündürecek hiçbir unsur bulunmadığını gözlemlemektedir. Ulusal makamlar bu hususu incelememişlerdir. Ayrıca, iç hukukta verilen kararlarda hiçbir unsur, başvuranın, gösteriye katılımı kapsamında şiddet kullanma niyeti beslediğini veya gösterinin barışçıl niteliğinin bozulmasına yol açan ilk çatışmaların sorumlusu şahıslar arasında olduğunu göstermemektedir. Başvuranın, soruşturma dosyasındaki fotoğraflarda görünmediği (yukarıda 3. paragraf) ve dosyadaki hiçbir unsurun, ilgilinin, polis memurlarına, müdahalede bulunmaları öncesinde, taş attığını göstermediği vurgulanmalıdır. Sonuç olarak, dosyadaki bilgilerden, ilgilinin en başından beri şiddet kullanma niyetinde olduğu anlaşılmamaktadır. Ayrıca, başvurana yöneltilen suçlamalar, bedensel zarar veya ciddi yaralanmalar ile ilgili değildir.
16. Mahkeme, Hükümet tarafından atıf yapılan kararlarda (yukarıda 13. paragraf), Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanamaz olduğu sonucuna değil, başvuranların toplanma özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna vardığını da kaydetmektedir.
17. Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, Hükümet tarafından ileri sürülen bu itiraz reddedilmelidir.
18. Bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
19. Hükümet, söz konusu gösterilerin, nazarında, yasa dışı olması nedeniyle, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin söz konusu olmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, müdahalenin kanunla öngörüldüğünü, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında meşru bir amaç güttüğünü ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu savunmaktadır.
20. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.
21. Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu gösteriye katılması nedeniyle mahkûm edilmesinin, ilgilinin toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (yukarıda anılan Gülcü, § 102).
22. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmedikçe”, bu hükmün 2. fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan bir veya daha fazlasını izlemedikçe ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadıkça 11. maddeyi ihlal etmektedir (Laguna Guzman/İspanya, no. 41462/17, § 44, 6 Ekim 2020).
23. Mahkeme, başvuranın, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla birlikte okunduğunda, aynı Kanun’un 220. maddesinin 6. fıkrası uyarınca mahkûm edilmesine özellikle dikkat edecektir. Nitekim bu hüküm, ulusal mahkemelerin, atılı suçun, üyesi olmamakla birlikte terör örgütü adına işlendiği gerekçesiyle başvuranı ağır bir cezaya mahkûm etmesini mümkün kılmıştır (yukarıda 5. paragraf). Bu bağlamda Mahkeme, bu hükmün uygulanmasını daha önce Işıkırık/Türkiye (no.41226/09, §§ 55-70, 14 Kasım 2017) davası kapsamında incelediğini ve Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının, davanın bağlamında, Sözleşme anlamında “öngörülebilir” olmadığı kanaatine vardığını; zira bu davada söz konusu hükmün başvurana barışçıl toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik keyfi müdahaleye karşı herhangi bir yasal koruma sağlamadığını kaydetmektedir (ibid. § 70). Bu nedenle, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Yukarıda anılan Işıkırık davasında ifade edilen düşüncelerin mevcut davada da geçerli olduğunu gözlemektedir. Dosyadaki unsurlar dikkate alındığında, söz konusu davadakinden farklı bir sonuca varmak için herhangi bir neden bulunmadığı kanaatindedir. Nitekim ihtilaf konusu hüküm, başvuran gibi, göstericilerin, terör örgütü üyeliğe ilişkin herhangi bir somut delil olmaksızın, terör örgütü üyesi olarak mahkûm edilmesini mümkün kılmaktaydı (ibid. § 68).
24. Buna göre, mevcut davada, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının uygulanmasından kaynaklanan müdahale kanunla öngörülmemiştir. Netice itibarıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
25. Mahkeme yukarıda vardığı, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği tespitini dikkate alarak, 3713 sayılı Kanun ile 2911 sayılı Kanun’a dayanılarak başvuran hakkında açılan ceza yargılamasını incelemeyi gerekli görmemektedir (ibid. § 71).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
26. Başvuran, maddi tazminat olarak 22.985 avro talep etmektedir - bu meblağ, tutukluluğu nedeniyle uğradığı kazanç kaybını temsil etmektedir. Manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmektedir. Ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar kapsamında yaptığı masraflar için 9.302 avro talep etmektedir. Başvuran, talebine dayanak olarak, Mahkemeye, avukatlık ücret sözleşmesi ibraz etmektedir.
27. Hükümet, söz konusu talebin aşırı ve haksız olduğu kanaatindedir.
28. Maddi tazminata ilişkin olarak, Mahkeme, ilgili kişi tarafından iddia edilen zarar ile Sözleşme’nin ihlali arasında açık bir illiyet bağı olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bykov/Rusya [BD], no. 4378/02, § 110, 10 Mart 2009). Dosyadaki bilgileri göz önünde bulundurarak, iddia edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında yeterli bir illiyet bağı olduğuna ikna olmamıştır. Sonuç olarak, bu talebi reddetmektedir.
29. Buna karşın, Mahkeme, başvuranın, Sözleşme’nin ihlal edildiği tespitiyle yeterince telafi edilmeyecek bir manevi zarara uğradığını kanaatindedir. Davanın koşullarını dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak, başvurana, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
30. Masraf ve giderlere ilişkin olarak, Mahkeme, önündeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, avukat masrafları için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere,1.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir. Mahkeme, başvuranın bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgeleri ibraz etmemesi nedeniyle, diğer masraflara ilişkin talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere:Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro),Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy