AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KALE / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 46992/11)
KARAR
STRAZBURG
6 Nisan 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kale / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı Hikmet Kale’nin (“başvuran”) 1 Haziran 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 46992/11),
Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyeti Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunmaya ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklamaya ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak,
16 Mart 2021 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından, başvuran tarafından avukatına yazılan bir mektubun açık bir zarf içerisinde teslim edilmediği gerekçesiyle, mektubun iletilmemesi ve ceza infaz kurumu idaresinin bu bağlamdaki uygulaması ile ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran, 1970 doğumlu olup, başvurunun yapıldığı tarihte, Tekirdağ F Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran, Mahkeme önünde Avukat F. A. Tamer tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Başvuran tarafından avukatına yazılan ve kapalı zarf içerisinde bulunan mektubun sakıncalı olabileceği değerlendirmesinde bulunan Mektup Okuma Komisyonu, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kuruluna başvuruda bulunmuş; Kurul 14 Nisan 2010 tarihinde, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 84-C/2 ve 91 § 4. maddeleri uyarınca, bu mektubun, ağzı açık bir zarf içerisinde ceza infaz kurumu idaresine teslim edilmesi gerektiğini belirterek, bu mektubun başvurana iade edilmesine karar vermiştir. Söz konusu kararda, başvuranın bu mektubu yeniden göndermek istemesi halinde, bunu ağzı açık bir zarf içerisinde teslim etmesi gerektiği belirtilmiştir.Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu
5. Başvuran, 16 Nisan 2010 tarihinde, Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığına başvurarak, yetkiyi kötüye kullanma nedeniyle ceza infaz kurumu idaresi hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı 22 Temmuz 2010 tarihinde, tutukluların yazışmalarının denetimine ilişkin yasal ve düzenleyici hükümlere atıfta bulunarak ve bu sorunun, infaz hâkimliğinin görev alanı içerisinde bulunduğunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında çözülmesi gerektiğini tespit ederek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 13 Ekim 2010 tarihinde, başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir. Bu karar, 5 Ocak 2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.İnfaz HÂKİMLİĞİNE Başvuru
6. Tekirdağ İnfaz Hâkimliği, 10 Mayıs 2010 tarihinde, başvuran tarafından, Disiplin Kurulunun kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir (yukarıda 4. paragraf). Başvuran tarafından 7 Haziran 2010 tarihinde bu karara karşı yapılan itirazı inceleyen Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi, itirazı kabul ederek, İnfaz Hâkimliğinin kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Adalet Bakanlığı 29 Haziran 2010 tarihinde, bu karar aleyhine kanun yararına bozma başvurusunda bulunmuştur.
7. Yargıtay 23 Şubat 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını, bu mahkemenin, zarfların fiziki olarak denetlenmesi gereğini ve bunların açık şekilde teslim edilmesi gerekliliğine ilişkin nedenleri gözetmeden karara vardığı gerekçesiyle bozmuştur.
8. Bunun üzerine, Ağır Ceza Mahkemesi 27 Nisan 2011 tarihinde, başvuranın terör suçundan dolayı hükümlü olduğu tespitinde bulunduktan ve 5275 sayılı Kanun’un 68/4 maddesinin ve Tüzüğün 84/C-2 ve 91/4 maddesinin hükümlerini hatırlattıktan sonra, başvuranın avukatına göndermek istediği mektubun okunup incelenmeksizin fiziki olarak denetlenebileceği kanaatine varmıştır. Bu işlemin, gerektiğinde, herhangi bir şüpheye mahal bırakmamak için, tutuklu veya hükümlünün yanında yapılabileceğini belirtmiştir. Başvuranın bahse konu mektubunun, ağzı açık bir zarf içerisinde teslim edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi bu nedenle, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ
9. İlgili iç hukuk kuralları, Eylem Kaya/Türkiye (no. 26623/07, 13 Aralık 2016, §§ 14-19) kararında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, avukatıyla yazışmasına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“Herkes (...) yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”Kabul Edilebilirlik Hakkında
11. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Başvurunun yapıldığı tarih dikkate alındığında, mevcut davanın, tutukluların yazışmalarının iletilmemesi ile ilgili olarak Türkçe yazılan başvuruları ele alan Tazminat Komisyonunun genişletilmiş görev alanına girdiğini ileri sürmektedir. Örnek olarak, bu Komisyon tarafından alınmış olan kararlar sunmaktadır: Bu kararlardan ikisi, ceza infaz kurumundaki disiplin cezaları; diğeri ise Türkçe yazılmış bir mektubun iletilmemesi ile ilgilidir.
12. Başvuran, Hükümetin bu noktadaki argümanını reddetmekte ve diğer iddiaların yanı sıra, bu Komisyonun, 200 ve 500 Türk lirası arasında değişen meblağda tazminat ödenmesine karar vermekle kendini sınırladığını ileri sürmektedir. Başvurana göre bu, Mahkemenin içtihadı ile uyumlu olmayıp, Devletin, Sözleşmeyi ihlal etmesini mümkün kılmaktadır.
13. Mahkeme daha önce, tutukluların yazışmaları ile ilgili olanlar da dâhil olmak üzere, Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolu hakkında karar verme imkânına sahip olduğunu ve bunun, tüketilmesi gereken bir hukuk yolu olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Sayan/Türkiye (k.k.), no. 49460/11, §§ 20-25, 14 Haziran 2016 ve burada yer alan içtihat atıfları). Bunun yanı sıra, somut olayda, Mahkeme, mevcut davadaki ihtilaflı konunun, ceza infaz kurumu idaresinin, başvuranın avukatına yazdığı mektubun iletilmemesine ilişkin kararıyla sınırlı olmadığını; fakat bu bağlamda uygulanan ve başvuran ve avukatı arasındaki her türlü yazışmanın fiziki denetime tabi olmasını gerektiren uygulama ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, ihtilaf konusu başvuru yolu, başvuranın şikâyet ettiği bu uygulamaya son verecek nitelikte değildir. Zaten Hükümet bunu ileri sürmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, somut olayda ihtilaflı konuyu göz önünde bulundurarak, mevcut başvurunun, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
14. Bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
15. Başvuran, avukatına yazdığı mektubu ağzı açık zarf içerisinde teslim etme zorunluluğuna ilişkin uygulamaya itiraz etmektedir. Bahse konu durumun, bu yazışmaya bağlı gizliliğin ihlal edilmesi ve bu gizliliğin oluşturduğu güven çerçevesine zarar verilmesi anlamına geldiğini iddia etmektedir. Bunun yanı sıra, avukatına göndermek istediği mektubun ceza infaz kurumu idaresi tarafından okunduğunu hiçbir surette ileri sürmemektedir. Zarfların fiziki denetiminin kendi yanında yapılabileceğini ifade etmektedir. Başvuran son olarak, Hükümetin, bu uygulamanın sistematik ve otomatik olarak uygulanmadığı yönündeki iddiasına karşı çıkmakta (aşağıda 18. paragraf) ve söz konusu uygulamaya sürekli olarak maruz kalındığı ifade etmektedir.
16. Hükümet, başvuranın, terör eylemleri işlediği gerekçesiyle müebbet hapis cezasına mahkûm edildiğini vurgulamaktadır. Mevcut davadaki söz konusu müdahalenin, kanunla belirlendiğini; zira şartları, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gereklerini karşılayan 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile Tüzüğün 84 C/2 ve 91/4 maddelerine dayandığını ifade etmektedir. Hükümet, bu müdahalenin, düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet, söz konusu müdahalenin gerekliliği ve orantılılığı ile ilgili olarak, başvuranın avukatına göndermek istediği mektubun, kapalı olmayan bir zarf içerisine koyması amacıyla, okunmadan kendisine geri verildiğini iddia etmektedir.
17. Hükümet, mektupların ağzı açık zarflara konulması yönündeki uygulamanın başvurana aşırı bir yük yüklemediğini ve bunun bir disiplin cezası olmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme somut olayda, mevcut farklı menfaatler arasında adil bir denge kurulmadığı sonucuna varamaz. Hükümet öte yandan, Anayasa Mahkemesinin bir kararına atıf yapmaktadır (no. 2013/6693, § 89). Ayrıca, tutukluların rehabilitasyonunun gerekleri ile Devletlerin konuyla ilgili sahip oldukları takdir yetkisini ileri sürmektedir. Hükümet son olarak, ihtilaf konusu uygulamanın, otomatik uygulama olmadığını; ancak mevcut durumda, Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonunun, başvuranın mektubunun sakıncalı olabileceği değerlendirmesinde bulunduğunu ileri sürmektedir.
18. Mahkeme, konuyla ilgili içtihadından doğan temel ilkeleri hatırlatmaktadır (diğerleri arasında, Campbell/Birleşik Krallık, 25 Mart 1992, § 45, A serisi no 233, Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, no. 6289/02, §§ 49-51, 5 Aralık 2006 ve yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 41). Mahkeme, mevcut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
19. Mahkeme öncelikle, Hükümetin, başvuranın, avukatına yazdığı mektubun kapalı zarf içerisinde teslim edildiği gerekçesiyle alıcısına iletilmediğine itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Aynı şekilde, söz konusu ceza infaz kurumunda –avukatlara gönderilenler de dâhil olmak üzere” yazışmaların açık zarf içerisinde teslim edilmesinin talep edilmesi yönünde bir uygulama olduğuna da itiraz etmemektedir. Bu unsurlar, Mahkemenin somut olayda, başvuranın yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale olduğu değerlendirmesinde bulunması için yeterlidir. Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve yasallığı ile ilgili olarak, Mahkeme, gerekliliği konusunda vardığı sonucu göz önünde bulundurarak, bu hususlar hakkında karar vermesinin yararlı olacağını düşünmemektedir (aşağıda 24. paragraf, avukat ile yazışmalara saygı gösterilmesi hakkı ile ilgili benzer bir yaklaşım için, bk. Ekinci ve Akalın/Türkiye, no. 77097/01, § 42, 30 Ocak 2007).
20. Mahkeme daha sonra, ihtilaf konusu tedbirin gerekliliği bakımından, ne maksatla olursa olsun avukatla yapılan yazışmada, Sözleşme’nin 8. maddesi gereğince imtiyazlı bir rejimin uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu durumdan, ceza infaz kurumu yetkililerinin, normal araçlarla tespit edilemeyen yasa dışı bir unsurun bulunduğunu düşündürecek makul gerekçeleri bulunduğu takdirde, tutuklu ile avukatı arasındaki mektubu açabilecekleri ancak yine de bunu okuyamayacakları sonucu çıkmaktadır. Bu türden mektupların okunmasının engellenmesi amacıyla, örneğin zarfın tutuklunun yanında açılması gibi uygun güvenceler sağlanması yerinde olacaktır (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 41 ve burada yer alan içtihat atıfları).
21. Mahkeme ayrıca, tutukluların, avukatlarıyla olanlar da dâhil olmak üzere, yazışmalarının fiziki olarak denetlenmesine dayanan kontrolün, zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap verdiğini kabul etmeye hazır olduğunu daha önce ifade ettiğini vurgulamaktadır (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı ile karşılaştırınız; § 43). Gerçek şu ki, bir tutuklu ve avukatı arasındaki yazışmanın gizliliği, birey adına temel bir hak teşkil etmektedir ve savunma haklarını doğrudan etkilemektedir. Bunun içindir ki, yalnızca istisnai durumlarda bu ilkeye aykırı hareket edilmesine izin verebilmektedir ve bu aykırı durumun, kötüye kullanıma karşı yeterli ve etkili teminatlarla çevrelenmesi gerekmektedir (ibidem § 44).
22. Mahkeme somut olayda, başvuranın, avukatına göndermek istediği mektubun ceza infaz kurumu idaresi tarafından okunduğu iddiasında bulunmadığını vurgulamaktadır (yukarıda 16. paragraf, yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, §§ 24 ve 47, ile karşılaştırınız). Ancak, zarfların fiziki olarak denetlenmesi amacıyla, ceza infaz kurumu idaresinin, açık zarf içinde teslim edilecek mektupları iletmeyi kabul etmediğini tespit etmektedir. Öte yandan, Mahkeme, zarfların fiziki denetiminin ceza infaz kurumu idaresi tarafından yapıldığını ve Hükümetin bu zarfların içerisinde bulunan mektupların okunabilmesini engelleyecek nitelikte herhangi bir güvenceden bahsetmediğini gözlemlemektedir.
23. Bu bağlamda, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin 27 Nisan 2011 tarihli kararında (yukarıda 9. paragraf), konuya ilişkin her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla fiziki denetimin ilgili tutuklunun yanında yapılma imkânından bahsettiğini ilgiyle kaydederken, bu imkân hiçbir şekilde, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ceza infaz kurumu idaresine karşı bağlayıcı şekilde dile getirilmiş görünmemektedir. Bu imkân, ifade edildiği şekliyle, Mahkemenin nazarında, uygulamaya konulan yeterli bir güvence oluşturmaya elverişli görünmemektedir. Ancak, güvencelerin bulunmaması nedeniyle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, ileri sürülen meşru amaç bakımından orantılı olarak değerlendirilebileceğini kabul edemez (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 48). Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
24. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
25. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR), avukatlık ücreti olarak 2.420 EUR; masraflar için 480 EUR talep etmektedir. Bu bağlamda hesap çizelgesi sunmakta, ancak hiçbir kanıtlayıcı belge ibraz etmemektedir.
26. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
27. Mahkeme, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, başvurana 300 EUR ödenmesine (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 61) karar vermektedir. Mahkeme, içtihadında belirtilen kriterler (Elsholz/Almanya [BD], no. 25735/94, § 73, AİHM 2000‑VIII) ile başvuran tarafından, masraf ve giderlere ilişkin taleplerini desteklemek için belge sunulmamış olmasını göz önünde bulundurarak, Mahkeme bu talepleri reddetmektedir.
28. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Sözleşmenin 8. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıda belirtilen meblağı ödemekle yükümlü olduğuna;
Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 300 EUR (üç yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Adil tazmine ilişkin kalan talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 6 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy