Kapetanios ve Diğerleri / Yunanistan – 3453/12, 42941/12 ve 9028/13 - 30.04.2015 tarihli karar [I. Bölüm]
Olaylar– Kaçakçılık suçlamaları üzerine üç başvuran hakkında ceza yargılamaları başlatılmıştır. Başvuranlar, 1992, 1998 ve 2000 yıllarında kesinleşen kararların ardından beraat etmişlerdir. Bu sırada, idari para cezası ödemelerine karar verilmiştir. Bu idari para cezaları, bir başvuranın davasında yaklaşık 130.000 avro; diğer başvuranların davalarında ise toplamda yüz binlerce avroya tekabül etmiştir. İdari işlemler, Yüksek İdare Mahkemesi’nin 2011 ve 2012 yıllarındaki kararlarıyla sonuçlanmıştır. Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranların temyiz başvurularını reddederken; idari makamların, ceza mahkemeleri tarafından verilen beraat kararlarıyla bağlı olmadıklarını; zira, iç hukuk kapsamında, ceza mahkemelerinin yalnızca mahkumiyet gerektiren nihai kararlarının, idare mahkemeleri açısından kesin hüküm değeri taşıdığını kaydetmiştir.
Birinci başvuran hakkındaki ceza yargılamaları ve idari işlemler, 1985 ve 1986 yıllarında, gerekli gümrük vergileri ödenmeksizin, on iki adet elektronik aletin, bir adet av tüfeğinin, bir adet vincin ve bir adet video kameranın ithal edilmesiyle ilgilidir. İkinci başvuran hakkında yürütülen iki dava, 1993 ve 1995 yılları arasında, satın alma belgeleri mevcut olmaksızın, petrol ve dizel yakıtı satılmasıyla ilgilidir. Üçüncü başvuran hakkındaki iki dava ise, gümrük vergileri ödenmeksizin ve vergi makamlarından önceden izin alınmaksızın, 1992 yılında iki adet lüks aracın Yunanistan’a ithal edilmesiyle ilgilidir.
Hukuki değerlendirme – 7 No.lu Protokolün 4. maddesi: Uygulanan para cezalarının ağırlığı ve caydırıcı etkisi dikkate alındığında; söz konusu idari para cezaları, cezai niteliklidir. Başvuranlar hakkında idare ve ceza mahkemeleri önünde gerçekleştirilen ceza isnatları aynı süreçler boyunca aynı tutumun sergilenmesiyle ilgilidir. İlk ceza davasında verilen beraat kararlarının kesinleştiği andan itibaren, başvuranların 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesi anlamında “beraat ettiklerinin” değerlendirilmesi gereklidir. Başvuranların kesinleşmiş olan beraat kararlarına dayandıkları ve bu kararları, davaları esastan inceleyen mahkemelere ve son olarak Danıştay’a sundukları göz önüne alındığında; derdest idari işlemler bağlamında beraat kararlarının etkisini resen değerlendirmek, davayı inceleyen idare mahkemesinin görevidir. Aksi takdirde, ilk “ceza yargılamalarının” gerçekleştiğini dikkate almamak, aynı suçtan dolayı iki kere yargılanmama ilkesine aykırı bir şekilde, yerel hukuk sistemi kapsamında bir durumu kasıtlı tolere etmek anlamına gelecektir.
7 No.lu Protokol’ün 4. maddesi, aynı suçtan dolayı iki kere yargılanmama ilkesine saygı gösterilmesi koşuluyla; aynı olaylar nedeniyle belirli bir süre hapis cezası ve para cezası uygulanmasını ilke olarak yasaklamamaktadır. Bu nedenle kaçakçılığın önlenmesi bağlamında, bir dava kapsamında, hapis cezası ve para cezası şeklinde iki ceza uygulansaydı; bu ilke ihlal edilmiş olmayacaktı. Ayrıca başvuranlardan ikisinin davasında, idari işlemler başlatıldığında, ceza yargılamalarının henüz sonuçlanmamış olması; aynı suçtan dolayı iki kere yargılanmama ilkesi bağlamında, tek başına sorun teşkil etmemektedir. İdari işlemlerin başlatılmasının ardından ceza mahkemesi yargılamayı askıya alsaydı ve sonrasında, Danıştay’în söz konusu para cezasını onaylamasıyla ceza davasını sonlandırsaydı; bu ilkeye saygı gösterilmiş olacaktı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı, Aklageren / Hans Akerberg Fransson[1] kararında, aynı suçtan dolayı iki kere yargılanmama ilkesi kapsamında, yalnızca ilk yaptırımın cezai nitelikli olmaması durumunda, bir devletin aynı eylemlerden dolayı iki yaptırım (vergi ve ceza) uygulayabileceğini ifade etmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı, bir vergi yaptırımının cezai niteliğini değerlendirirken; Mahkeme tarafından Engel ve Diğerleri kararında kullanılan üç kritere dayanmıştır. Mahkeme sonuç olarak, vergi işlemlerinin cezai niteliğinin değerlendirilmesi ve daha ziyade, vergi ve cezai konularda aynı suçtan dolayı iki kere yargılanmama ilkesinin uygulanması bakımından; iki mahkemenin içtihatlarında benzerlikler olduğunu kaydetmiştir.
Yukarıdakiler ışığında, söz konusu idari işlemler, ilk ve nihai beraat kararlarına konu olan eylemlerle benzer nitelikte olan eylemlerden kaynaklanan ikinci bir “suç” ile ilgilidir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi: Mevcut dava, disiplin yetkilerine sahip olan bir idari organın, kamu çalışanının ceza yargılamalarında beraat etmesinin ardından, bu çalışana yöneltilen suçlamaların bir sonucu olarak yaptırım uyguladığı ve Mahkeme tarafından incelenmiş olan davalardan oldukça farklıdır. Bu davalarda, disiplin işlemleri, özellikle uygulanma koşulları ve cezalandırıcı olmaması bakımından ceza yargılamalarıyla kıyaslandığında belirli bir derecede özerk olarak yürütülmüştür. Bu özerklik nedeniyle, söz konusu çalışana idari yaptırım uygulanması; idari organ kararının başvurana ceza sorumluluğu atfeden bir ifade içermediği sürece, tek başına masumiyet karinesi ilkesinin ihlali anlamına gelmez.
Mevcut davada idare mahkemeleri, dava dosyalarındaki belgeleri ceza mahkemelerinden farklı bir şekilde değerlendirdikten sonra; başvuranların ceza mahkemeleri tarafından daha önce beraat ettirildikleri aynı kaçakçılık suçlarından işlediklerine karar vermiştir. Varılan bu sonuçlar Danıştay tarafından da son aşamada onaylanmıştır. Söz konusu iki davanın benzer nitelikli olması, ihtilaf konusu eylemler ve ilgili suçları meydana getiren unsurlar dikkate alındığında; idare mahkemelerinin vardığı bu sonuç, ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarında daha önce tespit edilmiş olan başvuranların masumiyet karinesi haklarını ihlal etmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca, başvuranlardan biriyle ilgili olarak; yargılamaların aşırı uzunluğu ve bu hususta etkin bir hukuk yolunun mevcut olmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
(Ayrıca bk. Engel ve Diğerleri / Hollanda, 5100/71 vd., 8 Haziran 1976; Moullet / Fransa (k.k.), 27521/04, 13 Eylül 2007, 100 sayılı Bilgi Notu; Vagenas / Yunanistan (k.k.), 53372/07, 23 Ağustos 2011; Vanjak / Hırvatistan, 29889/04, 14 Ocak 2010; ve Hrdalo / Hırvatistan, 23272/07, 27 Eylül 2011).
[1] Aklagaren / Hans Akerberg Fransson, C – 617/10, 26 Şubat 2013 tarihli Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararı (Büyük Daire).
Full & Egal Universal Law Academy