AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAPLAN /TÜRKİYE
(Başvuru no. 13807/08)
KARAR
STRAZBURG
30 Ocak 2018
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaplan /Türkiye davasında,
Başkan
LediBianku
Yargıçlar
NebojšaVučinić,
Jon FridrikKjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Ocak 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Cihan Kaplan ("başvuran") tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesine uygun olarak, 19 Şubat 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 13807/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlar S. Epçeli Arslan ve D. Kaya tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın avukata erişimine getirilen kısıtlama ve avukat gıyabında alınan ifadesinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanılmasına ilişkin şikâyetleri, 15 Ekim 2014 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmının ise Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 12 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, İbrahim ve Diğerleri /Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, AİHM 2016) kararı sonrasında, arzu ederlerse, ek görüş sunmaya davet etmiştir.
5. Hükümet, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümet’in itirazını değerlendiren Mahkeme, bu itirazı reddetmiştir (bk. Yivli /Türkiye, no.12723/11, 14 Kasım 2017).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran, 1973 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Tekirdağ’da tutulu bulunmaktadır.
7. Başvuran, 9 Eylül 1995 tarihinde, yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesi üzerine yakalanmış ve polis tarafından gözaltına alınmıştır.
8. Aynı gün, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın gözaltı süresinin 15 gün uzatılmasına karar vermiştir.
9. 13 Eylül 1995 tarihinde başvuranın avukatı bulunmaksızın polis tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran yasadışı bir örgüte üye olduğunu ve bir cinayete karıştığını itiraf etmiştir.
10. Başvuran, 14 Eylül 1995 tarihinde K.A. adındaki bir başka şüpheliyle, avukatı bulunmaksızın polis tarafından yapılan yer gösterme işlemine katılmıştır. Polis memurları tarafından tutulan ve, başvuran ve K.A. tarafından imzalanan tutanağa göre, sanıkların her ikisi de işledikleri cinayeti ayrıntılı olarak anlatmışlardır.
11. Başvuran, 22 Eylül 1995 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda görevli bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Başvuran ve diğer beş şüpheliyle ilgili olarak ortak bir muayene raporu düzenlenmiştir. Rapora göre başvuranın vücudunda kötü muamele gördüğüne dair bir iz bulunmamıştır.
12. Başvuran, aynı gün, sırasıyla Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi tarafından dinlenmiştir. Başvuran, Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimine verdiği ifadelerde baskı altında alındığı iddiasıyla polis tarafından alınan ifadesini inkâr etmiştir. Sorgu hâkimi, sorgulanmasının ardından başvuranın tutukluluğuna karar vermiştir.
13. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, 9 Ekim 1995 tarihinde mahkemeye mülga Ceza Kanunu’nun 146 § 1 maddesinde öngörülen anayasal düzeni bozmaya teşebbüs suçundan başvuran hakkındaki iddianamesini sunmuştur.
14. Başvuran 7 Aralık 1995 tarihinde ilk duruşmada avukatı huzurunda, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından dinlenmiştir. Başvuran hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiş ve polis verdiği ifadelerin baskı altında verildiğini belirtmiştir.
15. Bu esnada, Devlet Güvenlik Mahkemeleri 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Dolayısıyla dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.
16. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Eylül 2007 tarihinde, diğerleri yanında, başvuranın ve suç ortağı K.A.’nın verdiği ifadelere dayanarak başvuranın Ceza Kanunu’nun 146 § 1 Maddesinde belirtilen suçu işlemiş olduğuna kanaat getirmiş ve şahsı ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir.
17. Başvuranın avukatı, bilinmeyen bir tarihte, 13 Eylül 2007 tarihli karara itiraz etmiştir.
18. Yargıtay, 1 Aralık 2008 tarihinde, söz konusu kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
19. Avukat yardımından faydalanma hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
20. 15 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı Kanun uyarınca 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; bunun sonucunda sanıkların Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamalarda avukat yardımından faydalanma hakları üzerindeki kısıtlama kalkmıştır.
I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında, ön duruşma safhasında avukata erişim hakkının reddedildiği ve iddiaya göre baskı altında polise verdiği ifadelerin ilk derece mahkemesi tarafından şahsı hakkında mahkûmiyet kararı verilirken kullanıldığı gerekçeleriyle savunma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, tutukluluk durumunun ve mahkûmiyetinin yalnızca polis tarafından alınan ifadesine dayandığını ileri sürerek Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
22. Mahkeme, bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi altında incelemeye karar vermiştir. Söz konusu maddelerin ilgili kısımları şöyledir:
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir. ...”
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
23. Mahkeme, şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Mahkeme ayrıca, söz konusu şikâyetlerin başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
24. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suç işlemekle itham edildiği gerekçesiyle 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakılmasına ve avukat gıyabında polise verdiği ifadesinin mahkûmiyetini gerekçelendirmek için kullanıldığına ilişkin şikâyette bulunmuştur.
25. Mahkeme’nin Salduz /Türkiye ([BD] no. 36391/02, AİHM 2008), ve İbrahim ve Diğerleri /Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, AİHM 2016) kararlarına atıfta bulunan Hükümet geniş manada, büyük çapta olası yaşam kaybından ve muhtemel planlı saldırılarla birlikte polisin faaliyetini sürdürdüğü ciddi engeller hakkında bilgi almaya yönelik acil ihtiyaçtan dolayı avukat tarafından temsil edilme hakkını geciktirecek zorlayıcı sebepler olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Hükümet, davanın kendine özgü koşullarına herhangi bir atıfta bulunmamıştır.
26. Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkının 3842 sayılı Kanun gereğince kısıtlandığını; bunun da başvuran yakalandığı sırada uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmektedir (yukarıda anılan Salduz, § 56). Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin, özünde, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmek için yeterli olup olmadığını incelemeye gerek duymamaktadır.Bu bağlamda Mahkeme, Hükümet’in davanın kendine özgü koşullarına özgü olarak kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmadığını veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmediğini belirtmiştir (yukarıda anılan Salduz, § 58; İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, § 274, AİHM 2016). Özellikle, ilk derece mahkemesi, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, kendisinin polise verdiği ifadeleri temel almıştır. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
27. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkeme’nin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Başvuran 50.000 avro maddi, 50.00 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran ayrıca 5.200 avro talep etmiştir avukatlık ücreti talebinde bulunmuştur. Başvuran talebini desteklemek üzere İstanbul Barolar Birliği’nin ücret baremini ibraz etmiş, ancak herhangi bir fiş ya da ilgili başka bir belge sunmamıştır.
29. Hükümet, talep edilen meblağların çok yüksek ve temelden yoksun olduğunu belirterek başvuranın adil tazmin ve avukatlık ücreti talebini reddetmiştir.
30. Mahkeme, somut davada Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini belirtir. Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması halinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda herhangi bir tahminde bulunamayacağı görüşündedir (bk. yukarıda anılan İbrahim ve Diğerleri, § 315).
31 Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin, yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuran talep ettiği taktirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranın yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir. (bk. yukarıda anılan Salduz, § 72; ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye, no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016). Ayrıca, bu şartlar altında bir ihlal tespitinin, tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği görüşündedir.
32. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Somut davada, Mahkeme elindeki belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana Mahkeme önündeki yargılamalar sırasındaki yapılmış masrafların karşılamak üzere 850 avro ödenmesine hükmedilmesinin makul olduğu düşüncesindedir (bk. BayramKoç, yukarıda anılan, § 30-32).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin ihlal edildiği yönündeki tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar karşılığında tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere,
(i) Masraf ve giderler için başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 850 avro (sekiz yüz eli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek olan üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 30 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy