AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAPLAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 11343/16)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2023
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaplan / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1962 doğumlu ve Ağrı’da ikâmet eden, Mahkeme önünde Ağrı Barosuna kayıtlı Avukat A. Artuk temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Kasım Kaplan (“başvuran”) tarafından 28 Ocak 2016 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (11343/16);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), adil yargılanma hakkının mahkemelerce yeterince gerekçe sunulmaması sebebiyle ihlâl edildiği iddiasına ilişkin şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair verilen kararı;
Tarafların görüşlerini;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
23 Mayıs 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın silahlı bir terör örgütü olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) adına suç işlediği gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 314 § 2 maddesiyle bağlantılı olarak 220 § 6 maddesi (ilgili kanun hükümleri için bk. Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, §§ 43‑44, 19 Ocak 2016) uyarınca mahkûm edilmesine ilişkin olarak yerel mahkemelerin yeterli gerekçe göstermemesi nedeniyle başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkindir.
2. 21 Haziran 2012 tarihinde Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi (bundan sonra “yargılamayı yürüten mahkeme” olarak anılacaktır), başvuranın Roj TV tarafından yapılan çağrılar üzerine Ahmet Özkan isimli bir kişinin cenazesine katıldığını ve polise ve bazı binalara taş attığını tespit etmiştir. Buna dayanarak, mahkeme başvuranı aşağıdaki suçlardan mahkûm etmiş ve aşağıdaki cezaları vermiştir:
(i) üyesi olmadığı bir silahlı terör örgütü adına suç işlediği gerekçesiyle, TCK’nın 220 § 6 maddesi uyarınca yedi yıl altı ay hapis cezası (bu hükme göre, (yasadışı) örgüt adına suç işleyen herkes, bu örgüte üye olmasa bile, aynı zamanda örgüt üyeliğinden cezalandırılacaktır);
(ii) kamu kurumlarına ait mala zarar vermeye teşebbüs suçundan iki yıl üç ay hapis cezası; ve
(iii) Kamu görevlisine görevini yerine getirirken şiddet kullanarak, özellikle de taş atarak engel olmak suçundan, TCK’nın 265 § 1 maddesi uyarınca bir yıl yirmi dört ay hapis cezası.
3. 21 Kasım 2012 tarihinde Yargıtay, 6352 sayılı Kanun ile TCK’nın 220 § 6 maddesinde yapılan değişiklikler ışığında başvuranın hukuki durumunun gözden geçirilmesi gerektiğine hükmederek, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını yukarıdaki (ii) ve (iii) bakımından onamış ancak (i) bakımından bozmuştur (bu değişiklik için bk. Gülcü, yukarıda anılan, § 43).
4. 11 Nisan 2013 tarihinde, mahkeme, başvuranı, PKK’ya üye olmamakla birlikte PKK adına suç işlediği gerekçesiyle TCK’nın 220 § 6 maddesi uyarınca (314 § 2 maddesi ile birlikte ele alındığında) mahkûm etmiş ve yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararının “Delillerin incelenmesi ve gerekçe” başlıklı bölümü aşağıdaki gibidir:
“... PKK talimatları doğrultusunda hizmet veren internet siteleri WWW.FIRATNEWS.COM (ANF) ve WWW.ROJACİVAN.COM üzerinde yayınlanan ve 19 Ekim 2008 tarihli bir açıklamanın alıntılandığı ‘Halk inisiyatifi Öcalan için hesap sormaya çağırdı’ başlıklı haberde, PKK liderinin on bir yıldır işkenceye maruz kaldığı ve tecrit edildiği iddiasıyla eylem çağrısı yapılmıştır; bu bağlamda, Ahmet Özkan isimli bir şahıs 20 Ekim 2008 tarihinde sabah 10 ile akşam 5 arasında gerçekleştirilen yasadışı eylemler sırasında ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybetmiştir; terör örgütünün yayın organı Roj TV’de söz konusu şahsın cenaze törenine ilişkin yapılan çağrılar doğrultusunda, DTP ilçe başkanlığı binası önünde 22 Ekim 2008 günü sabah saat 8 sularında toplanan kalabalık, ‘Dişe diş, kana kan, seninleyiz Öcalan’, ‘Kürdistan T.C. ‘ye mezar olacak’, ‘Biji Serok Apo’, ‘PKK halktır halk burada’ şeklinde sloganlar atarak cenazeyle birlikte Koçkıran Mezarlığına doğru yürüyüşe geçmiştir; İsmail Beşikçi caddesinde hastane önünde mevzilenen güvenlik güçlerine taşlarla saldırmışlardır; defin işlemi bittikten sonra yine güvenlik güçlerine taş atmışlar, mukavemet göstermişler ve çevredeki kamu araçlarına, kamu binalarına ve şahsi binalara ve işyerlerine zarar vermişlerdir; ve olay yeri tanık ifadelerine ve diğer araştırma tutanaklarına göre ... plakalı resmi araçlar zarar görmüştür;
Sanık suçlamayı kabul etmemiştir; ancak kompakt diskte sunulan araştırma raporuna, 17 Mart 2010 tarihli bilirkişi raporuna ve özellikle jandarma tarafından çok ayrıntılı olarak hazırlanan suç tutanağına göre, görüntülerde polis araçlarına ve güvenlik güçlerine taşla saldıran kişi sanık Kasım Kaplan’dır; taş atan kişilerin önünde durmuş ve elindeki taşı atmıştır, daha sonra parmağıyla polise işaret ederek elindeki başka bir taşı atmış, ardından yerden bir taş daha alarak önünde durduğu binaya doğru fırlatmıştır.
Sanığın, silahlı terör örgütünün amaç ve stratejileri doğrultusunda yayın organları tarafından yapılan eylem çağrıları üzerine gerçekleştirilen yasadışı gösteri sırasında hayatını kaybeden Ahmet Özkan isimli şahsın cenaze töreni sırasında polis memurlarına ve kamu araçlarına taş atmak suretiyle zarar vermek ve direnmek suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunu işlediğinin sabit bulunması ışığında sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. ... Sanığın eylemlerini gerçekleştirirken kalabalığın önünde olduğu ve aktif bir katılımcı olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak ve kendisine isnat edilen suçun işleniş şekli, suçun işlendiği yer ve zaman ve sanığın niyeti göz önünde bulundurularak, TCK’nın 220 § 6 maddesi uyarınca cezasına ilişkin herhangi bir takdiri hafifletme uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir...”
5. Temyiz aşamasında, 2 Mayıs 2013 tarihinde, başvuran aşağıdaki ifadeleri kullanarak Yargıtay’a bir dilekçe sunmuştur:
“... yargılamayı yürüten mahkeme, silahlı terör örgütü üyeliğini tespit etmekte tamamen başarısız olmuştur. Her şeyden önce, Yargıtay’ın içtihadında vurguladığı [ilgili] [silahlı terör] örgütüne üyelik kriterleri ortaya konmuş olmalı ve başvuranın örgüt üyeliği, ortaya konacak kriterler ışığında değerlendirilmeliydi.”
6. Yargıtay, 22 Ocak 2014 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
7. 21 Nisan 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunan başvuran, diğer hususların yanı sıra, adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği iddiasıyla aşağıdaki hususlarda şikâyette bulunmuştur:
“... yargılamayı yürüten mahkeme, silahlı terör örgütüne üyelik suçunu sabit bulma hususunda tamamen başarısız olmuştur. Her şeyden önce, [ilgili] [silahlı terör] örgüt üyeliği kriterleri ortaya konmuş olmalı ve [başvuranın] örgüt üyeliği, ortaya konacak kriterler ışığında değerlendirilmeliydi [metinde yazıldığı şekliyle].
...
... [yerel mahkemenin] kararlarının içeriği ve gerekçeleri incelendiğinde, ... adil bir yargılama yapılmadığı anlaşılacaktır.
Yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararı hiçbir şekilde silahlı bir terör örgütüne üye olunduğuna dair bir kanıt sunmamaktadır. Yerel mahkeme, kesin ve tartışmasız olması gereken delilleri belirtmemiştir. Başvuranın sözde eylemleri ile internetten alınan bazı çıktılar [PKK tarafından yapılan çağrılar] arasında illiyet bağı kurulmasına ilişkin yasal bir dayanak ortaya koymadan başvuranı mahkûm etmeyi tercih etmiştir.”
8. 30 Haziran 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten mahkûm edilmesiyle ilgili olarak ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkin şikâyetlerini açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez beyan etmiştir. Anayasa Mahkemesi, özellikle, başvuranın şikâyetlerinin esasen ceza yargılamasının sonucuna itiraz etmeyi amaçladığını, bu nedenle temyiz niteliğinde olduğunu ve mahkemenin kararının keyfi veya açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmiştir. Gerekçesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“... Ancak, mahkeme gerekçeli kararında önündeki delilleri yeterince değerlendirerek kararını vermiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır. Mahkemenin gerekçesi ve başvuranın iddiaları incelendiğinde, başvuranın şikâyetlerinin özünün mahkemenin delilleri değerlendirmesi ve yorumlamasına ve dolayısıyla ceza yargılamasının sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.”
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDAKabul Edilebilirlik Hakkında9. Hükümet, başvuranın, gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyetini hiçbir aşamada yerel mahkemeler önünde dile getirmediğini öne sürerek başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir.
10. Başvuran, bu hususta yorum yapmamıştır.
11. Mahkeme, başvuranın temyiz başvurusunda, mahkemenin gerekçeli kararında PKK üyesi olduğu iddiasını tespit etmediğini ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruda başvuran, aleyhinde hiçbir delil olmaksızın mahkûm edildiğini ve yargılamayı yürüten mahkemenin kararında, eylemleri ile kendisine isnat edilen suç arasında bir bağlantı kuramadığını veya silahlı terör örgütüne üyelik suçu için Yargıtay içtihadında belirtilen kriterleri göstermediğini açıkça ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin başvuranın şikâyetini, aleyhindeki ceza yargılamasının sonucuna itiraz etmeye yönelik olarak yorumladığı doğru olsa da, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin başvuranın şikâyetini kanun yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddetmediğini belirtmekten başka bir şey yapamaz. Bunun yerine, yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararında delillere yönelik yeterli bir değerlendirme yapmış olduğuna kanaat getirmiş ve başvuranın iddialarının temyiz niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır.
12. Başvuranın yerel mahkemeler önündeki söz konusu beyanlarını göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın gerekçelendirme eksikliğine ilişkin şikâyetinin esasını mahkemeler önünde yeterince dile getirdiği görüşündedir. Buna göre, Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ilk itirazını reddeder.
13. Hükümet ayrıca, başvuranın şikâyetinin özünde delillerinin değerlendirmesine itiraz etme amacını taşıdığını belirterek başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
14. Mahkeme, yukarıdaki tespitlerini de göz önünde bulundurarak (bk. §§ 11‑12), başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir. Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermek için başka bir gerekçe bulunmadığından, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Davanın Esası15. Başvuran, yerel mahkemelerin, PKK adına ve bu çağrılara dayanarak hareket ettiği sonucuna varmalarına temel teşkil eden, Roj TV’nin cenazeye katılmaları için yaptığı çağrılar ile kendi eylemleri arasındaki illiyet bağını açıklamadıklarından şikâyetçi olmuştur.
16. Hükümet, (i) mahkemenin dava dosyasındaki tüm delilleri değerlendirdiğini ve kararında yeterli gerekçelere yer verdiğini; (ii) başvuranın ceza yargılamasının sonucundan şikâyetçi olduğunu; (iii) başvuran tarafından ileri sürülen hiçbir önemli iddianın yerel mahkemeler tarafından cevapsız bırakılmadığını; ve (iv) başvuranın cenaze töreni sırasında şiddet eylemlerine aktif olarak katıldığını ileri sürmüştür.
17. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkına ilişkin genel ilkeler Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) ([BD], no. 19867/12, §§ 83-84, 11 Temmuz 2017), Bochan/Ukrayna (no. 2) ([BD], no. 22251/08, § 61, AİHM 2015), ve Ayetullah Ay/Türkiye (no. 29084/07 ve 1191/08, § 128, 27 Ekim 2020) kararlarında yer almaktadır.
18. Yerel mahkemelerin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, başvuranı PKK’ya üye olmamakla birlikte PKK adına suç işlediği gerekçesiyle (TCK’nın 314 § 2 maddesi ile birlikte ele alındığında) TCK’nın 220 § 6 maddesi kapsamında mahkûm etme kararının gerekçelerini belirtme görevlerini yerine getirip getirmediklerini belirlerken, Mahkeme, başvuranın eylemlerinin polise ve bazı binalara taş atmak gibi bir şiddet unsuru içerdiğinin farkındadır. Bununla birlikte, yargılamayı yürüten mahkeme, taş attığı gerekçesiyle, kamu kurumlarına ait mallara zarar vermek ve kamu görevlisine görevini yerine getirirken güç kullanarak engel olmak suçlarından mahkûm etmiş ve toplam üç yıl yirmi yedi ay hapis cezasına çarptırmıştı. Daha da önemlisi, bu mahkûmiyetler Yargıtay’ın 21 Kasım 2012 tarihli kararıyla kesinleşmiştir ve bu nedenle Mahkeme’nin mevcut davadaki incelemesinin bir parçasını oluşturmamaktadır (bk. yukarıda §§ 2‑3). Dolayısıyla Mahkeme, yerel mahkemelerin başvuranın “PKK adına” hareket ettiği yönündeki tespitinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesindeki güvencelerle orantılı gerekçelerle desteklenip desteklenmediğini tespit etmeye çalışacaktır.
19. Bu bağlamda Mahkeme, mahkemenin kararını, PKK tarafından kontrol edildiği iddia edilen bir medya kuruluşu olan Roj TV aracılığıyla yapılan çağrılar üzerine düzenlenen cenaze töreni sırasında başvuranın taş attığı tespitine dayandırdığını gözlemlemektedir. Ancak Mahkeme, yerel mahkemelerin, cenazeyle ilgili televizyon haberlerinin herhangi bir şiddet eylemi çağrısı içerdiğini gösteremediğini kaydetmektedir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın böyle bir şiddet çağrısından haberdar olup olmadığını veya PKK tarafından verilen herhangi bir özel talimat doğrultusunda hareket edip etmediğini de tespit etmemiştir (ayrıca karşılaştırınız Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, § 112, 19 Ocak 2016). Bu durumda, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın bir terör örgütü adına hareket ettiği yönündeki tespitine ilişkin olarak gerekçeli bir karar verme görevini yerine getirmemiştir. Yüksek mahkemeler de bu eksikliği giderememiştir.
20. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, başvuranı PKK üyesi olmamakla birlikte PKK adına suç işlemekten mahkûm ederken, yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu suçun ciddiyeti ve önemiyle orantılı yeterli gerekçeler sunmadığını ve bunun da başvuranın yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandığını tespit etmiştir. Buna göre, Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca gerekçeli bir karar verme görevini yerine getirmediği sonucuna varmıştır (Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamında da olsa, yukarıda anılan Gülcü, § 114 ile karşılaştırınız).
21. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlâl edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
22. Başvuran, maddi tazminat olarak 100.000 avro, manevi tazminat olarak 100.000 avro ve yerel mahkemeler ile Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderlere yönelik olarak da 7.800 avro talep etmiştir. Başvuran, masraf ve harcamalara ilişkin taleplerini desteklemek üzere, avukatı tarafından hazırlanan bir iş cetveli sunmuştur.
23. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, tespit edilen ihlâller ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Öte yandan, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 7.800 avro ödenmesine hükmetmiştir. Buna karşın Mahkeme, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerin uygun olarak yeniden yargılanması olacağını tekrarlamaktadır (bk. Soytemiz/Türkiye, no. 57837/09, §§ 6364, 27 Kasım 2018).
25. Masraf ve giderler hususunda ise Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak amacıyla 850 avro ödenmesine hükmedilmesinin uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlâl edildiğine;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 7.800 avro (yedi bin sekiz yüz avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 850 avro (sekiz yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan