AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAPMAZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 55760/11)
KARAR
STRAZBURG
7 Ocak 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kapmaz ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Aralık 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, beş Türk vatandaşı olan, Cengiz Kapmaz (“birinci başvuran”), Mikail Barut (“ikinci başvuran”), Cengiz Çiçek (“üçüncü başvuran”), Ömer Çiftçi (“dördüncü başvuran”) ve Deniz Köken’in (“beşinci başvuran”) 19 Ağustos 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 55760/11) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ö. Kılıç tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranların ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve mülklerine saygı haklarının ihlal edilmesine ilişkin şikâyetler, 29 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla, 1973, 1967, 1977, 1986 ve 1990 doğumludurlar. Başvuranlar, İstanbul’da ikamet etmektedirler.
5. Olayların meydana geldiği tarihte, ilk üç başvuran, iki ayda bir yayımlanan Özgür Halk ve Demokratik Modernite dergisinin yayın kurulunun üyesi idi, dördüncü başvuran bu derginin imtiyaz sahibi ve beşinci başvuran ise Yazı İşleri Müdürü idi.Başvuranlar Tarafından Yayımlanan Derginin Nüshalarına El Konulması
6. Diyarbakır Havaalanında görevli polisler tarafından, 2 Haziran 2011 tarihinde, başvuranlar tarafından İstanbul’dan uçakla gönderilen, söz konusu derginin Haziran/Temmuz 2011 tarihli sayısının 1.350 nüshasına el konulmuştur.
7. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”), 3 Haziran 2011 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinden, söz konusu el koyma işlemini onaylamasını ve derginin söz konusu nüshalarına ilişkin el koyma, toplatma ve bunların satışını yasaklama kararı vermesini talep etmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bu bağlamda, ülkede güncel bir sorun olan ve KCK’nın (yasa dışı silahlı bir örgüt olan, Kürdistan İşçi Partisi PKK’nın bir kolu) olayların meydana geldiği tarihte etkili olmaya çalıştığı demokratik özgürlük sorununu neredeyse tamamen ele alan, gerektiğinde bu amaçla silahlı bir mücadele yapılabileceğini belirten ve mahkemeler tarafından yasaklanan, PKK/Kongra Gel’in (PKK’nın bir kolu) liderinin yayınlarından kaynakça kısmında bahseden, söz konusu el konulan nüshaların, PKK/Kongra Gel yasa dışı örgütünün propagandasını yapmayı amaçladığını ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
8. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi, aynı gün, Cumhuriyet Savcısı’nın talebini kabul etmiş ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 127. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, el koyma işlemini onaylamaya ve CMK’nın 123. maddesinin 1. fıkrası anlamında gerekli delil unsurlarını oluşturduğu gerekçesiyle, söz konusu nüshalara ilişkin yasaklama, toplatma ve el koyma kararı vermiştir.
9. Beşinci başvuranın avukatı, 7 Haziran 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi hâkiminin kararına karşı itiraz etmiştir. Söz konusu avukat, hâkim tarafından yapılan incelemenin ve kararın gerekçesinin yetersizliğinden şikâyet etmiş ve bu kararın Mahkemenin içtihadına uygun olmadığını ileri sürmüştür. Söz konusu avukat, bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmüştür.
10. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Haziran 2011 tarihinde, 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkiminin kararında herhangi bir uygunsuzluk tespit etmediğini belirterek, bu itirazı reddetmiştir.
11. 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi, 5 Temmuz 2011 tarihinde, derginin el konulan 1.349 nüshasının müsaderesine karar vermiştir.
12. Müsadere edilen nüshalar, 14 Eylül 2011 tarihinde imha edilmiştir.Beşinci Başvuran Hakkında Açılan Ceza Davası
13. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 8 Eylül 2011 tarihli iddianameyle, beşinci başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlamış ve ilgilinin Yazı İşleri Müdürü olduğu derginin el konulan nüshalarının içeriği nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ilgilinin mahkûm edilmesini talep etmiştir.
14. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Temmuz 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesini dikkate alarak (aşağıdaki 19. paragraf), bu Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, başvuran hakkındaki yargılamanın üç yıl süre ile ertelenmesine karar vermiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
15. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası, olayların meydana geldiği tarihte aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
16. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
B. Ceza Muhakemesi Kanunu
17. CMK’nın (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 4 Aralık 2004 tarihli ve 5271 sayılı Kanun) “Eşya veya Kazancın Muhafaza Altına Alınması ve Bunlara El Konulması” başlıklı 123. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerleri, muhafaza altına alınır.
Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir. ”
18. Aynı Kanun’un “El Koyma Kararını Verme Yetkisi” başlığı altında yer alan 127. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir.
(...)
Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde el koyma kendiliğinden kalkar.
Zilyedliğinde bulunan eşya veya diğer mal varlığı değerlerine el konulan kimse, hâkimden her zaman bu konuda bir karar verilmesini isteyebilir.
(...) ”
C. 6352 Sayılı Kanun
19. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında” 6352 sayılı Kanun, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6352 sayılı Kanun, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi ve 2. fıkrası uyarınca, 31 Aralık 2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup ve para cezası ya da beş yılın altında bir hapis cezasını gerektiren suçlar için, üç yıl süreyle yargılamanın ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuranlar, yayımladıkları derginin nüshalarına makamlar tarafından el konulmasının Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Hükümet, biri, başvuranlar tarafından iç hukuk yollarının tüketilmemesine ve diğeri, bazı başvuranların mağdur sıfatına sahip olmamalarına dayanan iki kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, yalnızca beşinci başvuranın Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi tarafından verilen, el koyma, toplatma ve yasaklama kararına karşı itirazda bulunduğunu ve hiçbir başvuranın daha sonra verilen müsadere kararına karşı itiraz etmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkemeyi bütün başvuranlar bakımından iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümet ayrıca, ilk dört başvuranın ulusal makamlar önünde yargılamalara taraf olmadığını belirterek, Mahkemeyi bu başvuranlar bakımından mağdur sıfatının bulunmaması nedeniyle bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
22. Başvuranlar, Hükümetin itirazlarını kabul etmemektedirler. Başvuranlar, dergilerinin Yayın Kurulu, Yazı İşleri Müdürü ve yazarlar tarafından hazırlandığını, beşinci başvuran olan Yazı İşleri Müdürünün Basın Kanunu uyarınca yasal olarak sorumlu kişi olduğunu ve diğer başvuranların derginin hazırlanmasında, yayımlanmasında ve dağıtımında önemli rol oynadıklarını ifade etmektedirler.
23. İç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki itiraza ilişkin olarak, Mahkeme öncelikle, başvuranların şikâyetinin dergilerinin nüshalarına el konulmasıyla ilgili olduğunu ve söz konusu nüshaların imtiyaz hakkının devrine yönelik ek bir tedbir olan, bu nüshaların müsadere edilmesiyle ilgili olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ardından, iç hukuk yollarını tüketme kuralının belirli bir esneklikle ve aşırı şekilcilik olmadan uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Ringeisen/Avusturya, 16 Temmuz 1971, § 89, A serisi No. 13, Akdivar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 69, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑IV, ve Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 76, 25 Mart 2014). Mahkeme ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının otomatik bir uygulamaya elverişli olmadığını ve mutlak bir nitelik taşımadığını kabul etmiştir; bu kurala riayet edilip edilmediğini denetlerken, davanın koşullarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir (yukarıda anılan Akdivar ve diğerleri kararı, § 69, ve Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 286, AİHM 2012 (özetler)).
24. Mahkeme somut olayda, derginin Yazı İşleri Müdürü olan ve ardından derginin ihtilaf konusu sayısının yayımlanması nedeniyle ceza yargılamasına tabi tutulan beşinci başvuranın, 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi tarafından karar verilen el koyma, toplatma ve yasaklama tedbirine karşı avukatı aracılığıyla itirazda bulunduğunu kaydetmektedir (yukarıda 9. paragraf). Mahkeme, beşinci başvuranın söz konusu yayının başlıca sorumlusu olması ve dolayısıyla, CMK’nın 127. maddesi anlamında derginin el konulan nüshalarının sahibi olarak kabul edilebilmesi sebebiyle (yukarıda 18. paragraf), ihtilaf konusu tedbirin kapsadığı bütün kişiler adına bu tedbire karşı en çok itirazda bulunması gereken kişi olarak görülmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazı reddetmektedir.
25. Bazı başvuranların mağdur sıfatına sahip olmamalarına ilişkin itirazla ilgili olarak, Mahkeme, dördüncü başvuranın derginin imtiyaz sahibi olduğunu ve ilk üç başvuranın derginin yayın kurulu üyesi olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ardından, benzer bir konuyu ele alan davalarda, derginin imtiyaz sahibi, yayın sorumlusu, yayın kurulu üyeleri ve yayın müdürleri olan başvuranların tümünün, ulusal makamlar önünde yargılamalara taraf olmamasına rağmen, ilgililerin mağdur sıfatı taşıdıklarını daha önce kabul ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu davalarda, ilgililerin başlıca görevinin bilgi iletimi olduğu ve bilgi iletiminin doğrudan ihtilaf konusu tedbirle ilgili olduğu kanaatine varmıştır (Ürper ve diğerleri/Türkiye, No. 14526/07 ve diğer 8 başvuru, § 18, 20 Ekim 2009, Halis Doğan ve diğerleri/Türkiye, No. 50693/99, §§ 15-17, 10 Ocak 2006, Yıldız ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 60608/00, 26 Nisan 2005, ve Tanrıkulu, Çetin, Kaya ve diğerleri/Türkiye (k.k), No. 40150/98, 40153/98 ve 40160/98, 6 Kasım 2001). Somut olayda, Mahkeme, bu davalarda izlenen yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir neden tespit etmediğinden, bu itirazı da reddetmektedir.
26. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
27. Başvuranlar, dergilerinin nüshalarına el konulmasının Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, derginin söz konusu sayısının kaynakça kısmında belirtilen PKK liderinin yayınının olayların meydana geldiği tarihte dağıtımı ve satışı serbest olan bir kitap olduğunu eklemektedirler.
28. Hükümet, somut olayda başvuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmediğini belirtmektedir. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumuyla ilgili olarak, bu müdahalenin Kanun’la yani, CMK’nın 127. maddesiyle öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, kendi ifadesine göre, şiddeti öven ve kişileri PKK terör örgütü tarafından kullanılan şiddet, nefret, intikam ve silahlı ayaklanma yöntemlerini benimsemeye teşvik eden, ihtilaf konusu dergide yer alan makaleleri ve bazı makalelerde bu yasa dışı örgütün liderinin çalışmalarına yapılan atıfları dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
29. Mahkeme, söz konusu derginin imtiyaz sahibi, Yazı İşleri Müdürü ve yayın kurulunun üyeleri olan başvuranlar tarafından yayımlanan derginin Haziran/Temmuz 2011 tarihli sayısının nüshalarına ilişkin el koyma, toplatma ve yasaklama tedbirinin ilgililerin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Ürper ve diğerleri kararı, § 24).
30. Mahkeme ardından, bu müdahalenin Kanun’la, yani CMK’nın 123. ve 127. maddeleriyle öngörüldüğü (yukarıda 17 ve 18. paragraflar) ve ulusal güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediği hususlarına taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
31. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, 29 Mart 2016) ve Kaos GL/Türkiye (No. 4982/07, § 50, 22 Kasım 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
32. Mahkeme özellikle, bilginin geçici olduğunu ve kısa bir süre için bile olsa yayımlanmasının gecikmesinin, bilginin değerinin ve yararının büyük ölçüde azalmasına sebep olabileceğini birçok defa vurguladığını hatırlatmaktadır (Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 47, AİHM 2012). Bu risk aynı zamanda, güncel bir konuyla ilgili olan, dergiler dışındaki yayınlara ilişkin olarak da mevcuttur. Şüphesiz, Sözleşme’nin 10. maddesi böylelikle, yayından önce herhangi bir sınırlamayı yasaklamamaktadır. Mevcut kararda belirtilen “koşullar”, “sınırlamalar”, “engellemek” ve “önleme” gibi ifadeler, aynı zamanda Sunday Times/Birleşik Krallık (No. 1) (26 Nisan 1979, A serisi No. 30) ve markt intern Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya (20 Kasım 1989, A serisi No. 165) kararlarında da yer almaktadır. Bu türden sınırlamalar, Mahkeme tarafından en titiz şekilde inceleme yapılmasını gerektirecek nitelikte büyük tehlikeler oluşturmaktadır (Association Ekin/Fransa, No. 39288/98, § 56, AİHM 2001‑VIII). Dolayısıyla, bu ilk sınırlamaların, yasağın sınırlandırılmasına ilişkin özellikle dar ve kötüye kullanma ihtimaline karşı yargısal denetime ilişkin etkili yasal bir çerçevede uygulanması gerekmektedir (RTBF/Belçika, No. 50084/06, § 105, AİHM 2011 (özetler).
33. Mahkeme, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, kendi içtihadı uyarınca, özellikle ihtilaf konusu tedbire dayanak olarak ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen gerekçe ışığında karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
34. Mahkeme bu bağlamda, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkiminin, polis tarafından daha önce uygulanan el koyma tedbirini onaylayarak ve başvuranların dergisinin nüshalarına ilişkin el koyma, toplatma ve yasaklama yönünde tedbir kararı vererek, bu bağlamda söz konusu yayının içeriğinin PKK/Kongra Gel yasa dışı örgütünün propagandasını yapmayı amaçladığını ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun hükümlerine aykırı olduğunu ileri süren Cumhuriyet Savcısı’nın talebinin ardından, bu nüshaların CMK’nın 123. maddesinin 1. fıkrası anlamında gerekli delil unsurlarını teşkil ettiği (yukarıda 8. paragraf) kanısına vardığını kaydetmektedir (yukarıda 7. paragraf). 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 6. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkiminin kararına karşı beşinci başvuran tarafından yapılan itiraza ilişkin incelemesi sırasında, bu kararda herhangi bir uygunsuzluk tespit etmediğini yalnızca belirtmiştir (yukarıda 10. paragraf).
35. Mahkeme yalnızca, somut olayda, yerel mahkemelerin kararlarından hareketle, ne şekilde, derginin ilgili sayısında yayımlanan makalelerin yasa dışı örgüt PKK/Kongra Gel’in propagandasını yaptığının ve 3713 sayılı Kanun’un hükümlerine aykırı olduğunun ve bu makalelerin, kendi nazarında temel unsur olarak, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içerdiğinin ya da nefret söylemi teşkil ettiğinin değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesinin mümkün olmadığını tespit edebilmektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Bu bağlamda söz konusu mahkemelerin, bu dergide yer alan makalelerin içeriğine, bu yayının yapıldığı bağlama ve ifade özgürlüğüyle ilgili davalarda Mahkeme tarafından belirtilen ve uygulanan kriterler bakımından zarar verme ihtimaline ilişkin olarak uygun bir inceleme yapmadıkları anlaşılmaktadır (yukarıda anılan Gözel ve Özer kararı, § 51).
36. Mahkeme bilhassa, ulusal mahkemelerin neden derginin 1.350 nüshasının tamamına, beşinci başvuran hakkında daha sonra ceza davasının yürütülmesi amacıyla bu hüküm anlamında gerekli delil unsurları olarak değerlendirilerek, CMK’nın 123. maddesine dayanılarak el konulması gerektiğini açıklamadıklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, ihtilaf konusu nüshaların, bu kadar genel ve gerekçesiz bir şekilde ileri sürülen gerekli delil unsurlarını teşkil ettiği iddiasının, söz konusu 1.350 nüshaya el konulması tedbirini haklı göstermek için yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır.
37. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve somut olayın koşullarında, ulusal makamların, başvuranların dergisinin nüshalarına ilişkin el koyma, toplatma ve yasaklama yönünde tedbir kararı verirken, ilgililerin ifade özgürlüğü hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasında adil ve içtihadıyla belirlenen ilkelere uygun bir dengeyi gözetmediği sonucuna varmaktadır.
38. Mahkeme bu sebeple, ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda, izlenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
39. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir. SÖZLEŞME’NİN 6 VE 13. MADDELERİ İLE SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları ile Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, el koyma işleminin hakkaniyete uygun olmamasından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, el koyma kararının, buna ilişkin görüşleri alınmaksızın sadece Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine verildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, bu tedbirle ilgili itiraz prosedürünün etkin olmamasından yakınmaktadırlar.
41. Başvuranlar aynı zamanda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, el koyma tedbiri sebebiyle, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
42. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak vardığı ihlal tespitini (yukarıdaki 39. madde) ve davaya ilişkin olay ve olgular ile taraflarca sunulan iddiaların tamamını dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrıca karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Ürper ve diğerleri kararı, § 49). SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
43. Dördüncü başvuran, 5.000 avro talep etmektedir ve diğer başvuranlar maruz kaldıkları kanısına vardıkları maddi zarar bağlamında 3.000 avro talep etmektedirler. Bütün başvuranlar ayrıca, maruz kaldıklarını belirttikleri manevi zarar bağlamında 3.000 avro talep etmektedirler. Bütün başvuranlar son olarak, bu bağlamda herhangi bir belge sunmaksızın masraf ve giderler için 2.500 avro talep etmektedirler.
44. Hükümet, başvuranların maddi tazminat talebinin desteklenmediğini ve aşırı olduğunu ileri sürmekte ve ilgililerin iddia edilen zararı kanıtlamak için herhangi bir belge sunmadıklarını belirtmektedir. Manevi tazminat taleplerine ilişkin olarak, Hükümet, iddia edilen ihlal ile bu bağlamda talep edilen meblağlar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet aynı zamanda, bu taleplerin desteklenmediğini ve aşırı olduğunu ve Mahkemenin içtihadında ödenmesine karar verilen meblağlara karşılık gelmediğini belirtmektedir. Masraf ve giderlerle ilgili talebe ilişkin olarak, Hükümet, başvuranların, bu talebe dayanak olarak, herhangi bir avukat ücret sözleşmesi veya başka bir ödeme belgesi sunmadıklarını ifade etmektedir.
45. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile dördüncü başvuran dışındaki başvuranlar tarafından iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanısındadır ve ilgililerin bu bağlamdaki taleplerini reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, derginin imtiyaz sahibi olan dördüncü başvurana maddi tazminat olarak 1.200 avro ve başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların bu bağlamda gereken belgeleri sunmamalarından dolayı bu talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliği ya da esası hakkında ayrı olarak karar verilmesine gerek olmadığına;a) Davalı Devletin başvuranlara, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, üç ay içerisinde aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuran Ömer Çiftçi’ye maddi tazminat olarak 1.200 EUR (bin iki yüz avro);Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 EUR (bin beş yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Ocak 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy