AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAPMAZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 13716/12)
KARAR
STRAZBURG
7 Ocak 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kapmaz / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Aralık 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, yine bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Cengiz Kapmaz’ın (“başvuran”) 23 Ocak 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 13716/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ö. Kılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve mülkiyet haklarına yapıldığı iddia edilen ihlallere ilişkin şikâyetler, 6 Kasım 2017 tarihinde Hükümet’e bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1973 doğumludur. İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Kahramanmaraş Gümrük Müdürlüğü, 16 Haziran 2011 tarihinde, bir yayınevi tarafından Elbistan Cezaevinde tutuklu bulunan bir kişiye yurt dışından posta yoluyla gönderilen ve biri başvuran tarafından yazılan Öcalan’ın İmralı Günleri başlıklı kitap olmak üzere toplam on beş kitap içeren bir koliyi incelemesi için Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğüne göndermiştir.
6. Ertesi gün, Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet savcısı”), Kahramanmaraş Sulh Ceza Hâkimliğinden (“Sulh Ceza Hâkimliği”), yukarıda belirtilen kitabın içeriğinin, yasa dışı örgüt PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) propagandasını yaptığı ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinde öngörülen bir suç olan terör örgütü lehinde propaganda yapma suçunu işlemek amacıyla yazıldığı gerekçesiyle, bu kitaba el konulmasını ve kopyalarının dağıtımının ve satışının yasaklanmasını talep etmiştir.
7. Aynı tarihte, Sulh Ceza Hâkimliği, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 127. maddesi uyarınca, başvuranın kitabının dağıtımının ve satışının yasaklanmasına ve CMK’nın 123 ve 127. maddeleri ile Suç Eşyası Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca, kitabın ele geçirilen bütün kopyalarına el konulmasına karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, bu karar bağlamında Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen gerekçeleri yinelemiş ve söz konusu kitabın, yasa dışı örgüt PKK ile ilgili bir belge olduğunu ve bu örgütün propagandasını yaptığını belirtmiştir.
8. Kitabı yayımlayan Penguen Yayınevi, 21 Temmuz 2011 tarihinde, Sulh Ceza Hâkimliğinin kararına karşı itirazda bulunmuştur.
9. Kahramanmaraş Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Ağustos 2011 tarihinde, Sulh Ceza Hâkimliğinin kararının usule ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, bu itirazı reddetmiştir.
10. Sulh Ceza Hâkimliği, 3 Mayıs 2013 tarihinde, bu zaman zarfında meydana gelen mevzuat değişiklikleri, özellikle 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklikler sebebiyle (aşağıdaki 13. paragraf), kitaba el konulmasına ve kitabın dağıtım ve satışının yasaklanmasına ilişkin tedbirlerin kaldırılmasına karar vermiştir.
11. Dava dosyasından, kitabı posta yoluyla gönderen, kimliği bilinmeyen kişiye karşı açılan ceza soruşturması, makamlar önünde halen derdesttir. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
12. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
13. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
B. Ceza Muhakemesi Kanunu
14. CMK’nın (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 4 Aralık 2004 tarihli ve 5271 sayılı Kanun) “Eşya veya Kazancın Muhafaza Altına Alınması ve Bunlara El konulması” başlıklı 123. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerleri, muhafaza altına alınır.
Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir. ”
15. Aynı Kanun’un “El koyma kararını verme yetkisi” başlığı altında yer alan 127. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir. ”
(...)
“ Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, [el koymaya müteakip] yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koyma işleminden itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde el koyma kendiliğinden kalkar.
Zilyetliğinde bulunan eşya veya diğer mal varlığı değerlerine el konulan kimse, hâkimden her zaman bu konuda bir karar verilmesini isteyebilir.
(...) ”
C. Basın Kanunu
16. 9 Haziran 2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” başlıklı 25. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir.
Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla (...), 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2 ve 5. fıkralarında öngörülen suçlarla (terör örgütü lehinde propaganda) ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir. (...) ”
D. Suç Eşyası Yönetmeliği
17. Suç eşyası Yönetmeliği’nin “Suç eşyasının muhafaza altına alınması ve el konulması” başlıklı 5. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ (1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerleri, muhafaza altına alınır. Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir. ”
(...) ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, makamlar tarafından kitabı hakkında verilen el koyma ve dağıtım ve satışının yasaklanması kararının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ve başvuranın mağdur sıfatını taşımadığına dair itirazını ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın ihtilaf konusu tedbire karşı hiçbir itirazda bulunmadığını ve ulusal mahkemeler önünde görülen davaya taraf olmadığını açıklamaktadır.
20. Başvuran, Hükümetin itirazını kabul etmemektedir. Başvuran bu bağlamda, öncelikle kitabına el koyulmasına ve dağıtım ve satışının yasaklanmasına ilişkin kararın veya bu tedbirin kaldırıldığı kararın kendisine tebliğ edilmediğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, Penguen Yayınevi tarafından yapılan itirazın, kitabının yayımına ilişkin olarak bu yayınevi ile kendisi arasında yapılan sözleşmeye uygun olduğunu ve dolayısıyla bu itirazın kendisi tarafından yapılmış gibi değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
21. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralın, belirli bir esneklik ve aşırı şekilcilikten uzak uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Ringeisen/Avusturya, 16 Temmuz 1971, § 89, A Serisi No. 13, Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 69, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑IV ve Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 76, 25 Mart 2014). Mahkeme ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, kendiliğinden uygulanmadığını ve mutlak bir niteliğe sahip olmadığını; bu konuda, kurala riayet edilip edilmediğinin kontrol edilerek, davanın koşullarının dikkate alınması gerektiğini kabul etmiştir (yukarıda anılan Akdıvar ve diğerleri, § 69 ve Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 286, AİHM 2012 (özetler)).
22. Mahkeme, somut olayda başvuranın kitabını yayımlayan ve CMK’nın 127. maddesi anlamında el konulan kitapların sahibi olarak değerlendirilmesi gereken kişi olan yayınevinin (yukarıdaki 15. paragraf), ihtilaf konusu tedbire karşı itirazda bulunduğunu (yukarıdaki 8. paragraf); dolayısıyla, ulusal makamlara, başvuran tarafından iddia edilen Sözleşme ihlallerinin engellenmesi ve telafi edilmesi imkânının verildiğini tespit etmektedir. Mahkeme diğer taraftan, daha önce, benzer bir konusu olan davalarda, mevcut davada el konulan kitabın yazarı olan başvuran gibi ihtilaf konusu tedbirin doğrudan ilgilendirdiği başvuranların, ulusal mahkemeler önünde görülen davalara taraf olmasalar bile, mağdur sıfatının tanındığını hatırlatmaktadır (Ürper ve diğerleri/Türkiye, No. 14526/07 ve diğer 8 başvuru, § 18, 20 Ekim 2009, Halis Doğan ve diğerleri/Türkiye, No. 50693/99, §§ 15-17, 10 Ocak 2006, Yıldız ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 60608/00, 26 Nisan 2005 veTanrıkulu, Çetin, Kaya ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 40150/98, 40153/98 ve 40160/98, 6 Kasım 2001).
23. Mahkeme, somut olayda bu davalarda benimsenen yaklaşımdan uzaklaşılması için herhangi bir sebep görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
24. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
25. Başvuran, el koyma ve kitabın dağıtım ve satışını yasaklama tedbirinin, Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
26. Hükümet, somut olayda başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulmadığı kanaatindedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın kitabı hakkında alınan tedbirin, bir yıl, on ay boyunca uygulanmadığını açıklamaktadır. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin, kanunla, yani 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesi, CMK’nın 123 ve 127. maddeleri ve Suç eşyası Yönetmeliği’nin 5. maddesiyle öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, kendisine göre, şiddeti öven ve halkı, terör örgütü PKK tarafından kullanılan şiddet, kin, intikam ve silahlı başkaldırı içeren yöntemler kullanmaya teşvik eden kitabın içeriği dikkate alındığında, ihtilaf konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanaatindedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
27. Mahkeme, başvuran tarafından yazılan kitap hakkında alınan ve bir yıl, on aydan uzun bir süre boyunca uygulanan el koyma ve dağıtım ve satışının yasaklanması tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (yukarıda belirtilen Ürper ve diğerleri, § 24 ).
28. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, yani 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesi, TCK’nın 123 ve 127. maddeleri ve Suç Eşyası Yönetmeliği’nin 5. maddesi ile öngörüldüğü (yukarıdaki 14-17. paragraflar) ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediği hususlarına taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.
29. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08) ve Kaos GL/Türkiye (No. 4982/07, § 50, 22 Kasım 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme, özellikle birçok defa bilginin, geçici bir mülk olduğunun ve kısa bir süre için bile olsa, yayımlanmasını geciktirmenin, bilgiyi, her türlü değerinden ve faydadan yoksun bırakabileceğinin altını çizdiğini hatırlatmaktadır (Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 47, AİHM 2012). Bu risk aynı zamanda, güncel konularla ilgili periyodik yayınlar söz konusu olduğunda da mevcuttur. Şüphesiz, Sözleşme’nin 10. maddesi, bu şekliyle yayın öncesinde herhangi bir kısıtlamayı yasaklamaz. Bu durum, söz konusu hükümde yer alan “koşullar”, “sınırlamalar”, “engellenmesi” ve “önlenmesi” kelimeleriyle, aynı zamanda da Times/Birleşik Krallık‑(No. 1) (26 Nisan 1979, A Serisi No. 30) ve markt intern Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya (20 Kasım 1989, A Serisi No. 165) kararlarıyla da kanıtlanmıştır. Bu türden sınırlamalar, öyle büyük tehlikeler arz etmektedir ki Mahkeme tarafından en dikkatli şekilde inceleme yapılmasını gerektirmektedir (Association Ekin/Fransa, No. 39288/98, § 56, AİHM 2001‑VIII). Bu sebeple, bu önceden sınırlamaların, özellikle yasağın sınırlandırılmasına ilişkin olarak katı ve olası kötüye kullanımlara karşı adli denetime ilişkin olarak etkin bir çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir (RTBF/Belçika, No. 50084/06, § 105, AİHM 2011 (özetler).
31. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihadı uyarınca, ihtilaf konusu tedbire dayanak olarak, özellikle Türk mahkemeleri tarafından kabul edilen gerekçe ışığında karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (Gözel ve Özer, No. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
32. Mahkeme bu bağlamda, Sulh Ceza Hâkimliğinin, el koyma ve dağıtım ve satışın yasaklanması tedbirine karar verirken, bu bağlamda Cumhuriyet savcısının, başvuranın kitabının PKK propagandası yapan bir içeriğe sahip olduğunu ve bir terör örgütü lehinde propaganda yapma suçunu işlemek amacıyla hazırlanmış gibi göründüğünü ileri süren (yukarıdaki 6. paragraf) talebine istinaden, başvuranın kitabının, yasa dışı örgüt PKK hakkında bir belge teşkil ettiği ve bu örgütün propagandasını yaptığı (yukarıdaki 7. paragraf) kanaatine vardığını kaydetmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi ise, kitabın yayınevi tarafından, Sulh Ceza Hâkimliğinin kararına karşı yapılan itirazı inceleyerek, sadece, bu kararın, usule ve kanuna uygun olduğunu belirtmiştir (yukarıdaki 8. paragraf).
33. Mahkeme, somut olayda, ulusal mahkemelerin kararlarından yola çıkarak, başvuranın kitabının, yasa dışı örgüt PKK’nın propagandasını yaptığı ve bu örgütle ilgili olduğu kanaatine hangi sebeple varıldığını belirlemenin mümkün olmadığını tespit etmektedir; ayrıca bu şekilde değerlendirilebilse de, kendi nazarında burada esas olan, kitabın şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya çağrı ya da nefret söylemi içerip içermediğidir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Bu bağlamda ulusal mahkemelerin, kitabın içeriğine, yazıldığı bağlama ve ifade özgürlüğüyle ilgili davalarda Mahkeme tarafından belirtilen ve uygulanan kriterler bakımından zarar verme kapasitesine ilişkin olarak uygun bir inceleme yapmadıkları anlaşılmaktadır (yukarıda anılan Gözel ve Özer, § 51).
34. Mahkeme, özellikle ulusal mahkemelerin, bir ceza soruşturması kapsamında delil unsuru olarak gerekli olduğu kanaatine varılan eşyalara el konulmasını sağlayan 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesi, CMK’nın 123 ve 127. maddeleri ve Suç Eşyası Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca ele geçirilen kitabın bütün nüshalarına neden el konulması gerektiğini açıklamadıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın kitabının nüshalarının, bu kadar genel ve gerekçesiz bir şekilde bildirilen, gerekli delil unsurlarını teşkil ettiği iddiasının, kitabın bütün nüshalarına el konulması tedbirini haklı göstermek için yeterli olmadığı kanaatindedir.
35. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve somut olayın koşullarında, ulusal makamların, başvuranın kitabına el koyma ve kitabın dağıtım ve satışını yasaklama tedbirinin alınmasına karar verirken, ilgilinin ifade özgürlüğü ile izlenen meşru amaçlar arasında adil ve içtihatlarıyla belirlenen ilkelere uygun bir denge gözetmediği sonucuna varmaktadır.
36. Mahkeme bu sebeple, ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda izlenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
37. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir. SÖZLEŞME’NİN 6 VE 13. MADDELERİ İLE SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
38. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları ile Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, el koyma işleminin hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, el koyma kararının, görüş alınmaksızın sadece Cumhuriyet savcısının talebi üzerine verildiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, bu tedbire karşı yapılan itiraz işleminin etkin olmadığından yakınmaktadır.
39. Başvuran diğer taraftan, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, el koyma tedbiri sebebiyle, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
40. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak yapmış olduğu ihlal tespitini (yukarıdaki 37. madde), davanın olay ve olguları ile tarafların sunmuş oldukları iddiaların tamamını dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrıca karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Ürper ve diğerleri, § 49). SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
41. Başvuran maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR) ve manevi zarar bağlamında 5.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde yapmış olduğunu belirttiği masraf ve giderler için 2.500 avro talep etmektedir. Başvuran, bu talebine dayanak olarak hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
42. Hükümet, başvuranın maddi tazminat talebinin desteklenmemiş ve aşırı olduğu kanaatindedir ve ilgilinin, iddia edilen maddi zararı kanıtlamak için hiçbir belge sunmadığını belirtmektedir. Hükümet, manevi zarara ilişkin taleplerle ilgili olarak, iddia edilen ihlal ile bu bağlamda istenilen miktar arasında illiyet bağı bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, manevi zarar bağlamında talep edilen miktarın da, desteklenmediği, aşırı olduğu ve Mahkeme içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığı kanaatindedir. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, başvuranın herhangi bir avukatlık sözleşmesi veya bu talebe dayanak olarak başka hiçbir ödeme belgesi ibraz etmediğini açıklamaktadır.
43. Başvuranın, maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın miktarının belirlenmesine imkân verecek herhangi bir delil unsuru veya belge sunmamış olması sebebiyle, Mahkeme, bu bağlamda sunulan talebi reddetmektedir. Mahkeme buna karşılık, başvurana manevi zarar bağlamında 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talebi, bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgelerin sunulmamış olması sebebiyle, reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca karar verilmesine gerek olmadığına;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 1.500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 7 Ocak 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy