17.1.2013 tarihli Karar [V. Daire]
Olaylar ve Olgular–Ocak 2007 tarihinde hapis cezalarını infaz etmekte olan başvuranlar, mahkûmiyet koşullarını protesto etmek için, diğer hükümlülerle birlikte açlık grevinde yer almışlardır. Bir hafta sonra hapishane yetkilileri, polis memurları ve özel kuvvetlerle bir güvenlik operasyonu gerçekleştirmişlerdir. Aramanın hemen ardından, hapishane yetkililerinin başvuranlarla birlikte açlık grevini organize ettiklerini düşündükleri bir grup hükümlü başka hapishane binalarına (SIZO) gönderilmişlerdir. Operasyona ilişkin resmi raporda başvuranların ikisinin fiziksel şiddete maruz kaldıklarını fakat bütün başvuranların operasyon sırasında ve/veya sonrasında kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia ettiklerini belirtmektedir. Operasyonun ardından, başvuranların akrabaları çeşitli Devlet makamlarına hükümlülerin iddia edildiği gibi kötü muameleye maruz bırakıldığı ve keyfi bir şekilde yerlerinin değiştirildiği konularında şikayette bulunmuşlardır. Fakat savcı, hapishane yönetimi ve ilgili diğer makamlar aleyhine cezai yargı işlemleri başlatmayı reddetmiştir. Soruşturma pek çok kere tekrar başlatılmış ve daha sonra gereği yapılmadan sonlandırılmıştır.
Hukuksal Değerlendirme – 3. Madde (usuli yönünden): Şikayet edilen olayların önemi ve bunların yetkililerin kontrolünde ve bilgisi dahilinde gerçekleştiği göz önüne alındığında, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıkları ve Devlet memurlarının konuyla ilgili etkin soruşturma yapma yükümlülükleri olduğu iddiaları tartışmaya açıktır. Hapishanede çok sayıda hükümlünün özel kuvvetlerce gerçekleştirilen operasyon sırasında yaralandıkları durumlarda, Devlet yetkilileri 3. Madde kapsamında hızlı ve kapsamlı bir şekilde hükümlülerin tıbbı muayenelerini gerçekleştirme pozitif yükümlülüğüne sahiptir.
İç hukuk kapsamında savcının statüsü, ilgili hapishaneyi günlük olarak birlikte denetlediği hapishane memurlarına yakınlığı ve hapishane sistemine uyumu, hapishane memurları tarafından hükümlülerin kötü muameleye maruz kaldığı iddialarının bağımsız ve tarafsız bir şekilde değerlendirilmelerini sağlamak gibi yeterli tedbirlerin alınmasına işaret etmemektedir. Ayrıca, başvuranların şikayetlerini, şikayet konusu olaylara doğrudan karışan Hapishane Departmanı’nda görev yapan memurlar pek çok kere reddetmişlerdir. Kısaca, başvuranların kötü muamele gördüklerine dair iddialarıyla ilgili bağımsız bir soruşturma gerçekleştirilmemiştir.
Birkaç gün içinde mağdur olduklarını iddia eden tutuklu ve suçluların tıbbi muayeneleri ve sorgulanmalarının gerçekleştirilmesine rağmen; muayeneler tamamlanmamıştır ve yüzeyseldir, mağdurlar tehdide maruz kalmışlardır ve ayrıca suçlu oldukları iddia edilen memurların suç işlediklerini reddetmeleri doğrudan kabul edilmiştir. Ayrıca, ek soruşturmalardan defalarca vazgeçilmesinin ardından, yetkililer soruşturmanın neredeyse beş yıldır tamamlanmadığını kabul etmişlerdir. Bu nedenle ivedilik ilkesine uygun hareket etmemişlerdir. Başvuranların iddialarına ilişkin alınan kararların gerektiği şekilde başvuranlara tebliğ edildiğine dair kanıt olmadığından başvuranların soruşturmada etkin bir şekilde yer alma haklarını kullanmalarına olanak verilmemiştir.
Bu durumda, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıkları iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma ayrıntılı ve bağımsız bir şekilde gerçekleştirilmemiş, ivedilik ilkesini ihlal etmiş ve aleni bir şekilde denetlenmemiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
3. Madde (esası yönünden): Mahkeme önündeki kanıtlara dayanarak, güvenlik kuvvetlerinin gerçekleştirdiği operasyona hükümlülerin hapishane koşullarını protesto etmek için toplu halde açlık grevi yapmaları neden olmuştur ve bu operasyon genel bir arama veya koruyucu bir önlem değildir. Başvuranların ilgili memurların maske taktıklarına ilişkin iddiaları bu memurların terörle mücadele operasyonları için eğitilen ve donatılan özel bir birim oldukları göz önüne alındığında gerçekçidir. İlgili operasyon öncesinde neredeyse bütün hükümlüler yönetim aleyhinde belirli şikayetleri dile getirmek için hapishanede toplanmalarına rağmen, operasyon gerçekleştikten sonra tek bir şikayet bile kaydedilmemiştir. Açıkça oy birliğiyle ifade edilen memnuniyetsizlikten tam bir teslimiyete bürünen hükümlülerdeki saatler içinde meydana gelen bu büyük değişiklik yalnızca hükümlülere karşı gelişigüzel uygulanan zulümle açıklanabilir. Son olarak, operasyonun ardından başvuranlara başka hapishane binalarına (SIZO) gönderilmeden önce hazırlık yapmalarına olanak tanınmamıştır: Kişisel eşyalarını toplayamamış ve hatta hava koşullarına uygun şekilde giyinememişlerdir. Bu olaylar şiddete ve tehdide altyapı oluşturmaya yatkındır. Mahkeme, bütün bu yukarıdaki çıkarımlar ışığında ve Hükümet’in başvuranların gerçekçi ifadelerine karşı sessizliği göz önüne alındığında, bunların başvuranların şikayete konu olan kötü muameleye maruz kaldıklarına ilişkin gerekli kanıtı oluşturduğuna karar vermiştir.
Hükümlülerin protestolarının herhangi bir şiddet olayı kaydedilmeden, hapishane yiyeceklerini uysal bir şekilde reddetmeleriyle sınırlı olduğu ekseriya kabul edilmiştir. Hapishane departmanında görev yapmakta olan memurlarla iş birliği yapmaya gönüllü olduklarını göstermişlerdir. Ayrıca, hapishanedeki güvenlik düzeyi minimumdur çünkü bütün hükümlüler küçük veya orta ağırlıktaki cezai suçlardan aldıkları ilk cezalarını infaz etmektedirler. Buna rağmen, operasyon ön hazırlıkların ardından özel eğitim almış personelle gerçekleştirilmiştir. Bir kişiye karşı üç kişiden fazla olacak şekilde, söz konusu memurların sayısı hükümlülerin sayısından fazladır. Hükümlülere olacaklar konusunda daha önce hiçbir uyarıda bulunulmamıştır. Sadece şiddetin kullanıldığı iki olayın yerel makamlarca kabul edilmesi ile ilgili olarak, bunun gerekli olduğunu göstermek için ilgili memurlarca hiçbir teşebbüste bulunulmamıştır. Bunun yerine, bütün raporlarda benzer şekilci cümleler kullanılmış ve hükümlülerin aramayı gerçekleştiren memurlara gösterdiği fiziksel direnişe ayrıntılarıyla belirtilmeyerek atıfta bulunulmuştur. Ayrıca, söz konusu bütün hükümlülerin kaba etlerine vurulmuş ve bu hareket fiziksel direnişi kırmayı hedeflemekten ziyade alçaltıcı ve misilleme hareketi olarak görülmektedir. Mahkeme’nin başvuranlarda meydana gelen bütün fiziksel yaraları ve yaşadıkları şok, endişe ve utanç boyutlarının ciddiliğini tespit etmesinin imkansız olmasına rağmen, yetkililerin protesto hareketini kırmak, uysal bir şekilde gerçekleştirilen açlık grevi için hükümlüleri cezalandırmak ve artan şikayetleri başından engellemek amacıyla beklenmedik ve şiddetli hareketlerinin orantısız ve keyfi olduğuna şüphe yoktur. Görünüşe göre sağlıklarına kalıcı bir zarar verilmemesine rağmen, hükümlüler yalnızca işkence olarak tanımlanabilecek ağır acılar çekmişlerdir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme hapishane yönetiminin hükümlülere kişisel eşyalarını vermediği gerekçesiyle ayrıca 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
41. Madde: Her birine manevi tazminat olarak 25.000 AVRO.
Full & Egal Universal Law Academy