AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARABULUT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 74021/12)
KARAR
STRAZBURG
9 Mayıs 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Karabulut / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’nin katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1962 doğumlu olup, Mersin’de ikamet eden, kendisine adli yardım verilmiş olan ve Mersin Barosuna bağlı Avukat Ö. Özbek tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Mahmut Karabulut’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 18 Ekim 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 74021/12);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına ve bununla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin şikâyetlerin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesi kararını;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazlarını reddeden kararı dikkate alarak;
11 Nisan 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın gösterinin dağıtılması sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığı ve konu ile ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmediği iddiasına ilişkindir.
2. Barış ve Demokrasi Partisi (“BDP”, Kürt yanlısı siyasal bir parti) 30 Mart 2011 tarihinde çeşitli konuları protesto etme amacıyla bir gösteri düzenlemiştir.
3. Aynı gün saat 11.30 sularında, birkaç grup Mersin’in çeşitli yerlerinde toplanmaya başlamış ve Akdeniz ilçesindeki belediye binasına doğru yola çıkmıştır. Saat 14.30 sularında belediye binası önünde yaklaşık 500 gösterici bulunmaktaydı. Belediye binasındaki gösteri saat 23.30’a kadar devam etmiş ve ilgili saatte polis, geriye kalan yaklaşık 150 kişilik gruba dağılmalarını emretmiştir. Başvuranın da aralarında yer aldığı grup dağılmayı reddetmiş ve kol kola girerek oturma eylemine başlamıştır.
4. Polis 31 Mart 2011 günü saat 00.30 sularında, fiziksel güç ve biber gazı kullanarak grubu dağıtmaya başlamıştır. Grubun dağıtıldığı sırada bir polis memurunun telsizle başvuranın kafasına vurduğu iddia edilmiştir. Ayrıca, başvuranın aralarında yer almadığı, seksen beş gösterici gözaltına alınmıştır.
5. Grubun dağıtıldığı sırada polis memurlarından biri sağ elinden yaralanmış ve bu yaraya dikiş atılması gerekmiştir.
6. Aynı gece başvuran Mersin Devlet Hastanesine gitmiştir. İlgili hastane tarafından saat 03.02’de düzenlenen sağlık raporuna göre (“31 Mart 2011 tarihli tıbbi rapor”), başvuranın başının oksipital bölgesinde 2 cm uzunluğunda bir kesik, sağ kulağının arkasında 6 ila 7 cm’lik bir abrazyon ve dudaklarında 1 cm ve 2 cm’lik iki abrazyon tespit edilmiştir. Başvuran daha sonra Toros Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Söz konusu hastanede başvuranın herhangi bir nörolojik hasara uğramadığı sonucuna varılmıştır. Yaralanmaların iddia edilen nedeni her iki raporda da darp olarak belirtilmiştir.
7. Aynı tarihte başvuran, gösteriye katılımı ile ilgili olarak polis tarafından sorgulanmıştır. Başvuran susma hakkını kullanmış ancak 31 Mart 2011 tarihli tıbbi raporun dava dosyasına eklenmesini talep etmiştir.
8. Başvuran, 7 Nisan 2011 tarihinde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına yaralanmasıyla ilgili olarak polis hakkında şikâyette bulunmuştur. Özellikle bir polis memuru tarafından telsizle kafasına vurulduğunu ve polis tarafından kullanılan gücün aşırı olduğunu iddia etmiştir.
9. Başvuran 8 Nisan 2011 tarihinde, Cumhuriyet savcısına ifade vermiştir. Başvuran iddialarını yinelemiş ve yukarıda anılan sağlık raporuna atıfta bulunmuştur. Başvuran ayrıca, sorumlu olan polis memurlarının tespit edilebilmesi için olaylara ilişkin video görüntülerinin incelenmesini talep etmiştir.
10. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, başvuran 6 Ekim 2011 tarihinde Mersin Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor tarafından aynı tarihte düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın 31 Mart 2011 tarihli raporda belirtilen yaralarının hayati tehlike arz etmediği ve basit bir tıbbi müdahaleyle tedavi edilebileceği belirtilmiştir.
11. Mersin Cumhuriyet savcısı (“savcı”) 16 Aralık 2011 tarihinde, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, başvuranın polisin müdahalesi sırasında yaralandığını ve bu müdahalenin yürürlükteki yasalara uygun olduğunu belirtmiştir. Savcı, söz konusu yaraların niteliğini göz önünde bulundurarak, bu tür yaralanmaların, dağıtılma sırasında polis ve göstericiler arasındaki çatışmanın tipik sonuçları olduğunu belirtmiştir. Savcı, polis tarafından aşırı güç kullanıldığına dair herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır.
12. Başvuran, 1 Şubat 2012 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.
13. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 13 Mart 2012 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir. Söz konusu karar, 30 Nisan 2012 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA14. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri uyarınca, gösterinin dağıtılması sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığından ve iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğundan şikâyetçi olmuştur.
15. Dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda uzman olan Mahkeme, söz konusu şikâyetleri Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelemeyi uygun görmektedir (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018 ve Aysu/Türkiye, no. 44021/07, §§ 25-27, 13 Mart 2012).
16. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı veya başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
17. Kötü muamele yasağına ilişkin genel ilkeler ve Devletin bu tür iddialara ilişkin etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü Bouyid/Belçika ([BD], no. 23380/09, §§ 81-90 ve §§ 114-23, AİHM 2015) kararında özetlenmiştir.
18. Mahkeme, başvuranın yaralarının polis tarafından kötü muamele sonucu oluştuğunun makul şüphenin ötesinde tespit edilip edilmediğini belirlerken, başvuranın gözaltına alınanlar arasında olmadığını ve hastaneye kendi inisiyatifiyle gittiğini gözlemlemektedir. Ancak başvuran, tıbbi muayenesi sırasında darp edildiğini iddia etmiştir (bk. yukarıda 6. paragraf). Mahkeme ayrıca, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, başvuranın polis tarafından sorgulanması sırasında sessiz kalmasına rağmen, yaralarına ilişkin resmi bir şikâyette bulunmadan önce 31 Mart 2011 tarihli sağlık raporunun ifadesine eklenmesini talep ettiğini kaydetmektedir.
19. Hükümetin, başvuranın yaralanmasının polisin eylemlerinden kaynaklandığına dair makul şüphenin ötesinde bir kanıt bulunmadığı yönündeki iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, savcının başvuranın polisin müdahalesi sırasında yaralandığını kabul ettiğini ancak bu türde yaralanmaların polis ile göstericiler arasında meydana gelen çatışmanın tipik bir sonucu olduğunu düşündüğünü kaydetmektedir (bk. yukarıda 11. paragraf). Ayrıca, olaydan sadece birkaç saat sonra düzenlenen 31 Mart 2011 tarihli tıbbi raporun bulguları, en azından başvuranın başına darbe aldığı iddialarıyla tutarlıydı. Bu doğrultuda, konuya ilişkin soruşturmanın etkinliğine ilişkin hususları (bk. aşağıda 23-24 paragraflar) ve söz konusu yaralanmaların nedenine ilişkin alternatif veya makul açıklamaların bulunmadığını da göz önünde bulunduran Mahkeme, söz konusu yaralanmaların gerçekten de gösterinin dağıtılması sırasında polis tarafından ortaya çıktığının makul şüphenin ötesinde tespit edildiğine karar vermiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Zakharov ve Varzhabetyan/Rusya, no. 35880/14 ve 75926/17, §§ 67 ve 69, 13 Ekim 2020).
20. Mahkeme, başvuranın yaralanmalarının niteliğini ve yerini göz önünde bulundurarak, Hükümetin yaralanmaların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girecek asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı yönündeki iddiasını da reddetmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Samüt Karabulut/Türkiye, no. 16999/04, § 41, 27 Ocak 2009).
21. Kullanılan gücün gerekliliğine ilişkin olarak, başvuranın herhangi bir şiddet eyleminde bulunduğu veya kamu düzeni için tehlike arz ettiği somut olarak ortaya konulamamıştır. Hükümet, polis memurlarından birinin yaralanmasına atıfta bulunmuş olsa da, bu yaralanmaların, tutuklananlar arasında bile olmayan başvuranın kendisi tarafından yapıldığını gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bu doğrultuda, başvurana karşı güç kullanımının, başvuranın kendi davranışlarından kaynaklanmadığı sonucuna varılabilir.
22. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönünden ihlâl edilmiştir.
23. Başvuranın iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma hususunda, savcı, başvuranın olaylara ilişkin anlatımını doğrulamaya veya yaralanmaların polis tarafından kafasına vurulması sonucu ortaya çıktığı iddiasıyla tutarlı olup olmadığını tespit etmeye çalışmadan, söz konusu yaralanmaları, polis ile göstericiler arasında meydana gelen çatışmanın tipik bir sonucu olarak değerlendirmiştir. Buna ek olarak, polis memurlarının başvuranın iddialarıyla ilgili olarak sorgulandığını gösteren herhangi bir emare bulunmamaktadır.
24. Son olarak, savcının kararında yer alan gerekçede, başvuran tarafından teşhis amacıyla özellikle talep edilmiş olmasına rağmen, Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan olaylara ilişkin video görüntülerinin değerlendirilmesinden bahsedilmemiştir (bk. yukarıda 9. paragraf ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Rizvanov/Azerbaycan, no. 31805/06, § 60, 17 Nisan 2012).
25. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, davalı Devlet yetkililerinin söz konusu yaralanmaların meydana geldiği koşulları tespit etmek için ciddi bir girişimde bulunmadıkları görüşündedir.
26. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi usul yönünden de ihlâl edilmiştir.
DİĞER ŞİKÂYETLER27. Başvuran, aynı olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ancak, başvuranın beyanlarını ve yukarıdaki kendi bulgularını göz önünde bulunduran Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerle esasen aynı olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu şikâyetleri ayrı olarak incelemeye gerek olmadığı görüşündedir (bk. bu yaklaşıma ilişkin olarak, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Öcalan/Türkiye [BD], no. 46221/99, § 206, AİHM 2005-IV ve İzgi/Türkiye, no. 44861/04, § 47, 15 Kasım 2011).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Başvuran, maddi tazminat olarak 5.000 avro ve manevi tazminat olarak 20.000 avro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, yerel merciler ve Mahkeme nezdinde oluşan masraf ve giderler karşılığında 5.000 avro talep etmiştir.
29. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat talebi arasında nedensel bir bağlantı bulmadığı için bu talebi reddetmiştir. Ancak, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 6.500 avro ödenmesine hükmetmiştir.
31. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve başvurana 850 avro adli yardım sağlandığını dikkate alarak, masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuranın kötü muameleye maruz kaldığına ve bununla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 10 § 11. maddesi kapsamındaki şikâyetleri incelemeye gerek bulunmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6.500 avro (altı bin beş yüz) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan