AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARADAĞ/TÜRKİYE
(Başvuru No. 47711/18)
KARAR
STRAZBURG
29 Kasım 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Karadağ/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, Ankara’da ikamet eden ve Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat A. Kılıç tarafından temsil edilen Mustafa Karadağ’ın (“başvuran”), 1 Ekim 2018 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 47711/18),
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
8 Kasım 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Dava, olayların meydana geldiği tarihte Ankara’da hâkim olan ve bir yargıçlar sendikası olan YARSAV’da genel sekreter olarak görev yapan başvuran hakkında yürütülen disiplin soruşturmasıyla ilgilidir. Başvuran, 29 Mayıs, 18 Eylül, 4, 11 ve 12 Aralık 2013 tarihlerinde, tarafların avukatları H.C., Z.K. ve T.A.nın başörtülü oldukları gerekçesiyle duruşmaların ertelenmesine karar vermiştir. Başvuran, duruşma tutanaklarında, söz konusu avukatların, hâkimlerin yanı sıra avukatlar için de geçerli olan kıyafet kurallarına aykırı olarak duruşmalara başörtülü katılmak istediklerini belirtmiştir. 30 Ocak 2014 tarihinde, H.C., Z.K. ve T.A. tarafından sunulan şikâyetlerin ardından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (“HSYK”) Üçüncü Dairesi başvuran hakkında üç disiplin soruşturması açılmasına izin vermiştir. Disiplin soruşturmalarını yürütmekle görevli müfettişler, birçok adli işlemi (delillerin toplanması, müştekilerin ve tanıkların dinlenmesi, vb.) yerine getirmişlerdir. Başvuran, farklı tarihlerde, müfettişlerden, savunmasını hazırlamak için soruşturma dosyasındaki tüm belgelerin kendisine verilmesini talep etmiştir. Karşılıklı yazışmalardan sonra, HSYK Genel Sekreterliği, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun (4982 sayılı Kanun) 19. maddesinin hükümlerine dayanarak, söz konusu belgeleri, belirli kısımlarında karartma yaparak (özellikle müştekilerin ve tanıkların adlarını) başvurana iletmiştir. HSYK Genel Sekreterliği, benzer şekilde, 21 Ağustos 2015 tarihli yazısında, başvuranın belgelerin herhangi bir kısmında karartma yapılmaksızın soruşturma dosyasının tamamını edinmeye yönelik talebini reddetmiştir. Nitekim HSYK Genel Sekreterliği, 4982 sayılı Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrasına atıf yaparak, ancak müştekinin ve tanıkların kimliğine ilişkin kişisel verileri ve aynı zamanda bu kişilerin veya soruşturmaya dâhil olan diğer kişilerin tespit edilmesine neden olabilecek bilgileri içeren kısımların kapatılması sonrasında başvuranın soruşturma belgelerine erişebileceğini belirtmiştir. HSYK Genel Sekreterliği dolayısıyla, başvuranın herhangi bir karartma yapılmaksızın dosyadaki tüm unsurlara erişmesinin kişisel verilerin korunması ilkesinin ihlalini teşkil edeceği sonucuna varmıştır. HSYK Genel Sekreterliği, fezlekelerin ilgili kısımlarının başvurana iletildiğini eklemiştir. Ayrıca, başvuranın sözlü savunma yapma talebi de 2802 sayılı Kanun’un 73. maddesinin son (in fine) fıkrası uyarınca, yalnızca meslekten çıkarılan hâkim ve savcıların HSYK Genel Kurulu önünde sözlü savunma yapma hakları olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvuran, 4 Eylül 2015 tarihli bir yazıyla, HSYK Genel Sekreterliği tarafından alınan ret kararına itiraz etmiş ve 4982 sayılı Kanun’un hükümlerinin somut olayda geçerli olmadığını, zira söz konusu kararın, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında, silahların eşitliği ilkesine uymadığını ileri sürmüştür. Başvuran, taleplerini yinelemiştir. HSYK Genel Sekreterliği, 10 Eylül 2015 tarihli bir yazıyla, 21 Ağustos 2015 tarihli yazısında belirtilen aynı gerekçelerle (yukarıdaki 3. paragraf), başvuranın belgelerin herhangi bir kısmında karartma yapılmaksızın soruşturma dosyasının tamamını edinme talebini bir kez daha reddetmiştir. HSYK İkinci Dairesi, 4 Şubat 2016 tarihinde, öncelikle disiplin soruşturmalarının birleştirilmesine karar vermiştir. HSYK İkinci Dairesi, ardından, başvuranın, 29 Mayıs, 18 Eylül, 4, 11 ve 12 Aralık 2013 tarihlerinde, tarafların avukatları H.C., Z.K. ve T.A.nın başörtülü oldukları gerekçesiyle duruşmaları ertelediğini gözlemlemiştir. HSYK İkinci Dairesi, oy çokluğuyla, başvuranın 2802 sayılı Kanun’un 65. maddesinin 2. fıkrasının i) bendi gereğince kınama cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. HSYK İkinci Dairesi, bu doğrultuda, başvuranın tüm eylemlerini dikkate aldığını belirtmiştir. Başvuran, 11 Nisan 2016 tarihinde, HSYK İkinci Dairesine, 4 Şubat 2016 tarihli kararın gözden geçirilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, disiplin soruşturmalarına ilişkin belgelerin iletilmemesini ve söz konusu kararın gerekçelendirilmemesini ileri sürerek, özellikle adil yargılanma hakkından yararlanmadığını iddia etmiştir. HSYK İkinci Dairesi, 11 Mayıs 2016 tarihli bir kararla, başvuranın talebini kabul etmiş ve oy çokluğuyla, başvuranın geçmiş hizmetlerini ve aldığı terfileri dikkate alarak, söz konusu disiplin cezasının hafifletilmesine ve 2802 sayılı Kanun’un 70. maddesi uyarınca iki gün aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. HSYK Genel Kurulu, 2 Nisan 2018 tarihinde tebliğ edilen 7 Şubat 2018 tarihli bir kararla, 11 Mayıs 2016 tarihli karara karşı başvuran tarafından sunulan itirazı reddetmiştir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, esas itibariyle, kendisine bir disiplin cezası verilmesine karar veren HSYK önünde yürütülen disiplin soruşturmaları sırasında “bağımsız” bir mahkeme tarafından yargılanmamış olmaktan şikâyet etmektedir. Başvuran, kendisi hakkındaki disiplin soruşturmaları sırasında birçok açıdan adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını ve savunma haklarına müdahale edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, silahların eşitliği ilkesine uyulmamasından ve soruşturma dosyasının tamamına erişme imkânsızlığından şikâyet etmektedir. Başvuran dahası, HSYK’nın kendisine ilettiği şekilde söz konusu disiplin soruşturmalarına ilişkin belgelerin, hangi gerekçeyle hakkında soruşturma yapıldığını ve cezalandırıldığını anlamasına imkân vermediğini ileri sürmektedir. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmüştür. Hükümet, ilk olarak, Mahkemeyi, Sözleşme hükümlerine konu yönünden (ratione materiae) uygun olmadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümete göre, “medeni” nitelikte herhangi bir hakkın söz konusu olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesi medeni yönünden uygulanabilir değildir. Hükümet, ikinci olarak, başvuranın soruşturma dosyasının tamamını edinme taleplerinin reddedildiği 21 Ağustos ve 10 Eylül 2015 tarihli yazıların ardından idare mahkemeleri önünde itirazda bulunmadığı kanaatine vararak, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu iddialara itiraz etmektedir. Mahkeme, bir disiplin soruşturmasında Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni yönünden uygulanabilir olmasına ilişkin olarak, Eminağaoğlu/Türkiye (no. 76521/12, §§ 58-81, 9 Mart 2021) kararında, Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya ([BD], no. 63235/00, § 62, AİHM 2007-II) davasında ortaya konan ikinci koşul ışığında söz konusu hükmün uygulanabilir olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Varılan bu sonuç somut olayda da geçerlidir. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazla ilgili olarak, bir disiplin soruşturmasının ardından HSYK’nın başvurana iki gün aylıktan kesme cezası verdiğini gözlemlemektedir. Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca HSYK’nın meslekten çıkarma kararları hariç diğer kararlarının adli kontrole tabi olmadığı tartışma konusu değildir (yukarıda anılan Eminağaoğlu, § 37). Ayrıca, başvuranın, diğer hususların yanı sıra, disiplin soruşturması sırasında silahların eşitliği ilkesine uyulmamasından şikâyet ettiği göz ardı edilmemelidir. Sonuç olarak, başvuran, disiplin soruşturmasından bağımsız olarak, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde, soruşturma dosyasından belirli belgeleri edinme talebini reddeden HSYK kararına itiraz etmek için idare mahkemeleri önünde itirazda bulunmakla yükümlü değildi. Dolayısıyla, Hükümetin ilk itirazlarını reddetmek gerekmektedir. Mahkeme, bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Mahkeme, başvuranın, esas itibariyle, HSYK önünde yürütülen disiplin soruşturması sırasında “bağımsız” bir mahkeme tarafından yargılanmamış olmaktan şikâyet ettiğini ve söz konusu şikâyetin iletilmesinin ardından tarafların tarafsız bir mahkemeye başvurma hakkına ilişkin argümanlar sunduklarını gözlemlemektedir. Sonuç olarak Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 121-122 ve 126, 20 Mart 2018) uyarınca, söz konusu şikâyeti Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında “mahkemeye başvurma hakkı” kapsamında inceleyecektir. Mahkemeye başvurma hakkına ilişkin genel ilkeler Eminağaoğlu (yukarıda anılan karar, §§ 89-91) kararında özetlenmiştir. Mahkeme, Hükümetin de ileri sürdüğü gibi, HSYK’nın Türk hukuk sisteminde bir “mahkeme” olarak değerlendirilmediğini gözlemlemektedir: HSYK, Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine ve yargı mensuplarının sahip olduğu güvencelere göre görev yapan anayasal bir organdır. Ayrıca Mahkeme, Eminağaoğlu (yukarıda anılan karar, §§ 97-104) kararında, HSYK’nın bir “mahkeme” olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusuna olumsuz yanıt verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme dahası, bu organ önündeki sürecin Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan usuli güvencelerin gerekliliklerini karşılamadığı sonucuna varmıştır: Bu süreç esasen yazılı bir süreçti ve ilgili yargı üyesine çok az güvence sağlamakta idi. Benzer şekilde, ilgili mevzuat, izlenecek usul, HSYK önünde hâkim ve savcılara sağlanan güvenceler veya delillerin nasıl kabul edileceği ve değerlendirileceği konusunda özel kurallara yer vermemiştir. Son olarak, söz konusu organ tarafından verilen kararlar, oluşumun bu şekilde karar vermesine neden olan gerekçelere dair hiçbir gösterge sunmadan yalnızca basit gerekçeler içermiştir. Mahkeme, somut olayda, bu değerlendirmeleri bertaraf etmesine imkân veren herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Sonuç olarak, başvuranın davası, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini karşılayan bir “mahkeme” tarafından görülmemiştir. Dolayısıyla, davanın bir mahkeme tarafından görülmesi ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir. Mahkeme, HSYK önündeki sürecin adilliği bağlamındaki diğer şikâyetlerle ilgili olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ilişkin davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir mahkemenin, her hâlükârda, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama sağlayamayacağına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Yeltepe/Türkiye, no. 24087/07, § 33, 14 Mart 2017). Somut olayda da benzer hususlar geçerlidir. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini karşılamayan bir ulusal mahkeme, her hâlükârda, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama sağlayamaz. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği tespitini dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki diğer şikâyetlerin esasının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu anlamda, Eminağaoğlu, § 108; ayrıca bk. yukarıda anılan Yeltepe, § 33, bu kararda belirtilen atıflarla birlikte).SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, aylığında kesinti yapılması nedeniyle maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zarar bağlamında 485 Türk lirası (“TRY”, yaklaşık 51 avro) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, bu meblağın fiilen ödendiğini gösteren belgeyi sunmaktadır. Başvuran, manevi zarar bağlamında 30.000 TRY ve masraf ve giderler karşılığında da 45.000 TRY (yaklaşık 4.735 avro) talep etmektedir. Başvuran, avukatı ile imzaladığı bir avukatlık sözleşmesini talebine eklemektedir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. Mahkeme, davanın bir mahkeme tarafından görülmesi ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali gerçekleşmemiş olsaydı şikâyet edilen sürecin sonucu hakkında bir tahminde bulunamayacağını hatırlatmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Bilgen/Türkiye, no. 1571/07, § 102, 9 Mart 2021). Sonuç olarak Mahkeme, başvuranın maddi zarara ilişkin talebini reddetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6.000 avro ödenmesine karar vermektedir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, başvurana, kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, tüm masraf ve giderler karşılığında 2.000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermektedir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Davanın bir mahkeme tarafından görülmesi ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine; Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki diğer şikâyetlerin esasının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir;a) Davalı Devletin başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 6.000 avro (altı bin avro);Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 2.000 avro (iki bin avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 29 Kasım 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan