AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAGÖZ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 2882/05)
KARAR
STRAZBURG
24 Kasım 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Karagöz / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, üç Türk vatandaşı Sedef Karagöz, Özge Karagöz, Emre Karagöz’ün (“başvuranlar”) 17 Ocak 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruyu (no. 2882/05) ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yapılan şikâyetleri Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunma kararını göz önünde bulundurarak, 3 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
Başvuranlar mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasından ve haklarında yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar sonrasında dahi, bu tedbirin kaldırılmasına yönelik taleplerinin, zimmete para geçirme nedeniyle yakınları hakkında yürütülen ceza yargılamasının halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle reddedilmesinden yakınmaktadırlar.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar sırasıyla 1961, 1987 ve 1991 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Avukat A. Bingöl Demir tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, İmarbank’ın yöneticilerinden biri olan Sadık Karagöz’ün eşi ve çocuklarıdır. Sadık Karagöz, zimmet suçu nedeniyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmıştır.Davanın Başlangıcı
4. İstanbul’da bulunan ve bankacılık işlemleri için en yüksek faiz oranını vermeyi vadeden bir kampanya sonrasında milyar avroluk kayıplar yaşayan ve faaliyetlerini sürdüremez hale gelen Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.nin (“İmarbank”) denetimini 1984 yılında Uzan grubu almıştır.
5. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (“BDDK”) 4 Temmuz 2003 tarihinde, Türk finans sisteminin güvenlik ve istikrarını güvence altına almak amacıyla, İmarbank’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve süresi içinde gerekli önleyici tedbirleri almaması nedeniyle bankacılık lisansının iptal edildiğini duyurmuştur. Söz konusu lisansa sahip olmaması nedeniyle, 4389 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen 3 Temmuz 2003 tarihli 1085 sayılı karar gereğince, İmarbank artık bankacılık işlemlerini gerçekleştiremez ve mevduat kabul edemez hale gelmiştir. BDDK, söz konusu bankanın yönetim ve denetiminin, 4389 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (“Fon”) devredildiğini belirtmiştir.
6. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, aynı gün ve aynı Kanun gereğince, alacaklıların haklarını korumak, kayıpları sınırlı tutmak ve her türlü şaibeli işlemi engellemek amacıyla, İmarbank’ın eski yöneticilerinin hak ve alacakları üzerinde ihtiyati tedbir uygulanmasına karar vermiştir (2003/827 sayılı dosya). Söz konusu ihtiyati tedbirler, Ankara 3. İcra Dairesi tarafından uygulanmıştır (2003/2671 ve 2003/2672 sayılı dosyalar).
7. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 14 Ağustos 2003 tarihinde, başvuranların yakını Sadık Karagöz’ün de aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında ihtiyati tedbir kararı vermiştir.
8. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, farklı tarihlerde, 4969 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, bu hükmün 2. fıkrasında belirtilen kişiler hakkında çok sayıda ihtiyati tedbir kararı vermiştir.
9. Böylelikle verilen ihtiyati tedbir kararları, -bankalar, banka dışı finansal şirketler ve diğer tüzel kişiler nezdinde tutulan çelik kasaların içeriğine ilişkin haklar da dâhil olmak üzere-, hakların ve alacakların askıya alınmasını ve mülklerin yanı sıra alacaklardan yararlanma hakkının tamamen veya kısmen kaybedilmesini, taşınmaz, hisse senedi, nakit ve diğer varlıklara el konulmasını, bunların ödeme makamına teslim edilmesini ve haklar ile alacaklara ilişkin ek tedbirlerin uygulanmasını kapsamaktaydı. Bu tedbirler, İmarbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri, Kredi Komitesi Başkanı ve üyeleri, Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları, şube müdürleri, imza yetkisi bulunan ve doğrudan veya dolaylı olarak, bireysel olarak veya müştereken bankanın yönetimini ve denetimini sağlayan bankanın diğer çalışanları ve tüm bu kişilerin eş ve çocukları ile ilgiliydi.
Bu tedbirler, 4969 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkrası gereğince, yukarıda belirtilen kişilerin adına ve hesabına hareket eden kişiler ile bu kişiler adına ve hesabına fon, alacak ya da haklar elde eden kişiler hakkında da uygulanmaktaydı.
Söz konusu tedbirler yalnızca, İmarbank tarafından yetkili makamlara bildirilen sigortalı tasarruf mevduat tutarı ile bu mevduatların fiili tutarı arasındaki fark ile ilgiliydi.
10. İmarbank’ın yönetim ve denetiminin Fon’a devredilmesinin ardından, bankanın yöneticileri ve çoğunluk hissedarları hakkında birçok şikâyette bulunulmuştur. Eski 4389 sayılı Bankalar Kanunu, yeni 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçları oluşturan olaylar nedeniyle yirmi beş ceza soruşturması açılmıştır.
11. 3 Aralık 2003 tarihinde, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde, İmarbank’ın yöneticileri ve çoğunluk hissedarları hakkında 4389 sayılı Kanun’un 223. maddesiyle cezalandırılan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan (zimmet ve dolandırıcılık amacıyla) ceza yargılaması (2004/1 sayılı dosya) başlatılmıştır.
12. Fon, kendi yasal yetkisi çerçevesinde, 24 Aralık 2003 tarihinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, İmarbank ile ilgili Hazine tarafından tutulan alacakların tahsiline karar vermiştir. Bu alacakların tutarı, yedi milyar Türk Lirasından fazla olarak değerlendirilmiştir (7.552.995.710,63 TRY, yani yedi katrilyon eski Türk Lirasından fazla: 7.552.995.710.632.930 TRL). Olayların meydana geldiği dönemde ise, dört milyar avrodan fazladır (yaklaşık 4.284.172.000 EUR).
13. Ardından, 4389 sayılı Kanun’un 14, 15 ve 16. maddeleri ile 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, söz konusu amme alacaklarının tahsil edilmesi amacıyla, birçok tüzel ve gerçek kişi hakkında adli soruşturmalar başlatılmıştır. Bu bağlamda, Fon 7 Ocak 2004 tarihinde, Şişli Cumhuriyet Savcılığından, 4969 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, Şişli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından haklarında ihtiyati tedbir kararı verilen başvuranlar da dâhil olmak üzere, birçok gerçek ve tüzel kişi hakkında zimmet ve zimmet suçuna iştirak nedeniyle, suç duyurusunda bulunmuştur.
14. Şişli Cumhuriyet savcısı, 21 Ocak 2004 tarihinde, delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcılığı gerekçesinde, suçlar ve suç faillerinin, teknik denetim soruşturmasının ardından 22 Eylül 2003 tarihinde düzenlenen raporda somut olarak tespit edildiğini; ancak söz konusu raporda hakkında ihtiyati tedbir uygulanan kişilerin iddia edilen zimmet suçuna iştirak ettiklerini gösteren ya da bu kişilerin cezai sorumluluklarına işaret eden herhangi bir unsur bulunmadığını kaydetmiştir. 4969 sayılı Kanun’un iddia edilen suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe girmesi ve suçun işlenmesi neticesinde meydana gelen zararların telafi edilmesi amacı taşıması nedeniyle, bu Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak, haklarında karar verilen gerçek ve tüzel kişilerin “sanık” olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığının altını çizmiştir. Son olarak, bu kişilerin yalnızca görevleri esas alınarak suçlanabileceğini ve her halükarda, bu kişilerin söz konusu zimmet suçuna iştirak ettiklerinin hiçbir zaman iddia edilmediğini kaydetmiştir.
Öte yandan Cumhuriyet savcılığı, iddianamede belirtilen gerekçeler dışında, dosyada, ihtiyati tedbir kararlarının kapsadığı kişiler hakkında ceza yargılaması başlatılmasını sağlayabilecek bir delil unsuru bulunmadığını kaydetmiştir.
Son olarak, karara, hakkında soruşturma başlatılabilecek kişilerin bir listesi eklenmiştir. Bu listede Sadık Karagöz (başvuranların yakını) ile Uzan grubu ve İmarbank’ın başlıca yöneticilerinin (K.U., Y.U., H.U.) isimleri bulunmaktaydı; ancak başvuranların isimleri geçmemekteydi.
15. Fon, 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında itirazda bulunmuştur. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı 10 Mayıs 2004 tarihinde reddetmiştir.
16. Öte yandan, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi önünde ana ceza davasının açılmasının ardından, Şişli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarına ilişkin dosyalar ilgili dosyaya eklenmiştir (2004/1 sayılı).
17. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 8 Haziran 2005 tarihinde, 4389 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, İmarbank’ın iflasına karar vermiştir (2004/132 sayılı dosya).
18. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Şubat 2006 tarihinde, suçlanan yirmi üç kişi hakkındaki suçlamalarla ilgili olarak kararını vermiştir. K.U. , Y.U. ve H.U.nun bulunamaması nedeniyle, haklarında yürütülen davanın dosyasını ana davadan ayırmıştır. Öte yandan, Sadık Karagöz’ün hayatını kaybetmesi (dosyada belirtilemeyen bir tarihte) nedeniyle, ilgilinin davasını düşürmüştür.
Ağır Ceza Mahkemesi suçlanan kişiler ile ilgili olarak uygulanacak ihtiyati tedbirlerin, beraat kararı verilen kişiler yönünden karar kesinleşinceye kadar; mahkûm edilen kişiler yönünden karar kesinleşinceye ve Fon’un alacakları tahsil edilinceye kadar; K.U., Y.U. ve H.U. yönünden davanın esası hakkında karar verinceye kadar devamına karar vermiştir.
19. Yargıtay 7. Dairesi 26 Ocak 2007 tarihinde, 21 Şubat 2006 tarihli kararı onamış ve bu karar kesinleşmiştir.
20. Öte yandan, başvuranların da aralarında bulunduğu çeşitli gerçek ve tüzel kişiler hakkında başkaca birçok cezai ve idari yargılama başlatılmıştır.
21. Bu bağlamda, bankacılık mevzuatı uyarınca, Fon, sigortalı mevduat için tasarruf sahiplerine ödenmesi gereken tutarları ödemiştir. Böylelikle, İmarbank tarafından bildirilen sigortalı mevduat tutarı ile fiili tasarruf mevduatı tutarı arasındaki fark kamu alacağı haline gelmiştir.Başvuranlar Hakkında Açılan Ceza Yargılamaları
22. Başvuranlar, İmarbank’ın yöneticilerinden ve ana ceza yargılaması çerçevesinde sanıklardan biri olan Sadık Karagöz’ün eşi ve çocuklarıdır.
23. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 14 Ağustos 2003 tarihinde, 4969 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, Sadık Karagöz hakkında ihtiyati tedbir uygulanmasına karar vermiştir. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, bankanın yöneticilerinin eş ve çocukları hakkında ihtiyati tedbirlerin uygulanmasının gerekip gerekmediği hususunu daha sonra incelemeye karar vermiştir.
24. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 11 Eylül 2003 tarihinde, 4969 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, başvuranlar hakkında ihtiyati tedbir uygulanmasına karar vermiştir.
25. Şişli Cumhuriyet savcısı, 21 Ocak 2004 tarihinde, başvuranlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir (yukarıda 14. paragraf). Fon, 5 Şubat 2004 tarihinde, bu karar hakkında itirazda bulunmuştur. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Mayıs 2004 tarihinde, Fon’un itirazını reddetmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
26. Başvuranlar, kendileri lehine verilen 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayanarak, belirtilmeyen bir tarihte (yukarıda 14 ve 15. paragraflar), Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinden, mal varlıklarına konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır.
27. Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranların İmarbank davası ile ilgili talebini incelemek için tek yetkili mahkeme olduğu gerekçesiyle, söz konusu mahkeme lehine görevsizlik kararı vermiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranların yakınının da aralarında bulunduğu bankanın yöneticileri hakkında açılan ceza soruşturmaları kapsamında bu talebi de incelemesi gerektiğini belirtmiştir.
28. Başvuranlar, kendileri lehine verilen 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayanarak, 24 Kasım ve 8 Aralık 2004 tarihlerinde, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinden, mal varlıklarına konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır.
29. Başvuranlar 15 Temmuz 2007 tarihinde, taleplerini yinelemişlerdir.
30. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi 23 Temmuz 2007 tarihinde, 21 Şubat 2006 tarihli kararını (Sadık Karagöz’ün hayatını kaybetmesi nedeniyle, ilgili hakkındaki davayı düşürme kararı) göz önünde bulundurarak, bu tarih itibarıyla tüm ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar vermiştir.Başvuranlar Hakkında Açılan İdari Yargılamalar
31. Fon, 24 Aralık 2003 ve 1 Mart 2004 tarihlerinde, 4389 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 3. fıkrası ile 6183 sayılı Kanun’un hükümleri uyarınca, İmarbank’ın Hazine tarafından tutulan alacaklarının tahsili için, üç başvuranın her birine, tahakkuk bildirimi ve ödeme emri göndermiştir. Başvuranların ve diğer ilgili kişilerin müteselsilen borçlu oldukları toplam miktar 7.552.995.710,63 TRL’dir (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 4.602.678.000 EUR).
32. Başvuranlar farklı tarihlerde İstanbul İdare Mahkemesine başvurarak, tahakkuk bildirimi ve ödeme emrinin iptal edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
33. 9 Aralık 2009 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesi ve Danıştay’ın çok sayıda kararı sonrasında, tüm tahakkuk bildirimi ve ödeme emirleri kesin olarak iptal edilmiştir (benzer yargılamaların ayrıntıları Uzan ve diğerleri/Türkiye kararında, no. 19620/05 ve diğer 3 başvuru, §§ 81‑162, 5 Mart 2019, yer almaktadır).İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ VE UYGULAMASI
34. Somut olayda ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması yukarıda anılan Uzan ve diğerleri, §§ 163‑168, Uzan ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), no. 19620/05 ve diğer 3 başvuru, § 23, 5 Aralık 2019, Gümrükçüler ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), no. 9580/03, §§ 20‑25, 7 Şubat 2017 ile Kaynar ve diğerleri/Türkiye, no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, §§ 23‑24, 7 Mayıs 2019 kararlarında ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.
35. Hükümet, 11 Mart 2019 tarihli bir yazıyla, Mahkemeyi, 8 Mart 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7 Mart 2019 tarihli ve 809 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun gereğince kurulan Tazminat Komisyonunun yetki alanının konu yönünden (ratione materiae) genişletildiği hususunda bilgi vermiştir. (bk. daha fazla bilgi için, Turgut ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013).
Cumhurbaşkanı kararının somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Madde 3
“(...)
b) İhlal alanları: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde derdest olan ve bu Kararın 4. maddesi kapsamına giren başvuruları,
ifade eder.”
Madde 4
“1. Madde 4: (I) Aşağıda yer alan (...) alanı, Komisyonun (...) görev alanı kapsamına dâhil edilmiştir. (...) :
A) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında ihlal kararı verdiği ve aynı Sözleşme’nin 41 nci maddesi uyarınca tazminata ilişkin haklarla ilgili karar vermediği veya bu hakları saklı tuttuğu başvurularda, kesinleşen kararın tebliğini izleyen bir ay içinde müracaatta bulunulmuş olması kaydıyla, maddi ve manevi tazminat taleplerini inceleyip karara bağlamak.
(...)”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuranlar, Sözleşme’nin 1, 4, 6, 8, 13, 14, 17 ve 18. maddeleri ile 1 No.lu Ek Protokol’ün 1 ve 4 No.lu Ek Protokol’ün 2. maddelerini ileri sürmektedirler. Başvuranlar esas itibariyle, mal varlıkları üzerindeki ihtiyati tedbirlerin devam etmesi nedeniyle, mülkiyetlerine saygı haklarının ihlal edilmesinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, söz konusu ihtiyati tedbirlerin yasaya ve masumiyet karinesi ilkesine aykırı olmalarının yanı sıra ayrımcı olduklarını da ileri sürmektedirler.
Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Mahkeme, somut olayda, şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
37. Hükümet, başvuranların iddiasına karşı çıkmaktadır.Kabul edilebilirlik hakkında
38. Hükümet ilk olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Aralık 2004 tarihinde verilen karar hakkında, başka bir ağır ceza mahkemesi önünde itirazda bulunmaları gerektiğini ileri sürmektedir.
39. İkinci olarak, başvuranların, iç hukukta verilen son karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde başvuruda bulunmadıklarını ileri sürmektedir.
40. Mahkeme, mevcut dava ile çok fazla benzerlik gösteren bir davada, aynı ilk itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Uzan ve diğerleri/Türkiye kararı, §§ 172‑179). Mahkeme, Hükümetin, söz konusu şikayetin kabul edilebilirliği hakkında farklı bir sonuca varması konusunda kendisini ikna edecek nitelikte yeni bir olay ve olgu ya da argüman ileri sürmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin bu bağlamda ileri sürdüğü itirazları reddetmenin uygun olacağı kanısındadır.
41. Başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas hakkında
42. Başvuranlar, bu mal varlıklarını hileli şekilde elde ettiklerini gösterebilecek hiçbir unsur bulunmadığı halde, ihtiyati tedbirlerin kendilerini yaklaşık dört yıl boyunca mal varlıkları üzerindeki tüm haklarından yoksun bıraktığını ileri sürmektedirler.
43. Hükümet, Sözleşme’nin mülk edinme hakkını güvence altını almadığını ve bir başvuranın yalnızca, itiraz edilen kararların, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülkleri” ile ilgili olması nedeniyle bu hükmün ihlal edildiğinden şikâyet edebileceğini ileri sürmektedir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut mülkler için geçerli olduğunu ve gelecekteki gelirin ancak, daha önce kazanılmış veya belirli bir alacağa konu edilmiş olması halinde “mülk” olarak kabul edilebileceğini iddia etmektedir. Söz konusu ihtiyati tedbir kararlarının, başvuranları mülklerinden yoksun bırakmadığını; fakat yalnızca ilgililerin bunları kullanmalarını engellediğini ve yetkililere, bu mülklerin kullanımını denetleme imkânı sağlamayı amaçladığını ifade etmektedir. Dolayısıyla Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası bakımından meşru olduğu değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Buna ek olarak Hükümet, Fon’un yasal görevine uygun hareket ettiğini ve başvuranları mülklerinden yoksun bırakma niyetinde olmadığını; söz konusu ihtiyati tedbir kararlarının ulusal hukukta yasal bir dayanağı bulunduğunu, meşru bir amaç izlediklerini ve izlenen bu amaca nazaran orantısız olmadıklarını eklemektedir (benzer durumlarda Hükümet tarafından sunulan görüşlerin ayrıntılı bir versiyonu için, bk. yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararı, §§ 185‑188).
44. Mahkeme daha önce, Uzan ve diğerleri kararında (yukarıda anılan, §§ 189‑216), başvuranlar tarafından somut olayda ileri sürülenlerle aynı şikâyetler hakkında karar verme imkânı bulduğunu ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Mevcut davada, başvuranların şikâyetlerini Uzan ve diğerleri davası ışığında inceleyen Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay ve olgu, iddia ya da özel bir koşul tespit etmemektedir.
45. Mahkeme, mevcut davayı Uzan ve diğerleri davasından ayıran tek unsurun söz konusu kısıtlamaların uygulanma süresi olduğunu tespit etmektedir; Uzan ve diğerleri davasında, tedbirler en az on yıl boyunca uygulandığı halde; bu süre mevcut davada dört yıldan azdı. Başvuranlara yüklenen yükün ağırlığı ile ilgili olarak, Mahkeme aynı zamanda, bir yandan düzenli bireysel denetime konu olmayan söz konusu kısıtlamaların otomatik, genelleştirilmiş ve esnek olmayan niteliğinin; diğer yandan dosyada, başvuranların herhangi bir dolandırıcılığa karışmış olabileceklerini düşündürecek bilgi bulunmamasının, konuyla ilgili olduğunu düşünmektedir.
Ayrıca, dosya kapsamında yer alan hiçbir unsur, -şüphesiz 4 milyar avrodan fazla olan- amme alacaklarının tahsilinin, somut olayda, başvuranların mülkiyetine saygı hakkından daha iyi bir korumayı hak ettiğine işaret etmemektedir.
46. Mahkeme ayrıca, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki usuli yükümlülüklerin öneminin ihmal edilmemesi gerektiği kanısındadır. Mahkeme, yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararında, aşağıdaki tespitte bulunmuştur:
“(...) Mahkeme, (...) sadece bankanın yöneticileri ile akrabalık bağı bulunmasıyla, (...) haklı gösterilen, yukarıda anılan kanunlar uyarınca başvuranların mal varlıkları ile ilgili olarak ihtiyati tedbirlerin uygulanması ve otomatik olarak sürdürülmesinin, mahkemelere, davanın kendine özgü koşullarına en uygun araçların neler olduğunu değerlendirme ve daha genel olarak, söz konusu cezadan etkilenen ilgililerin hakları ile altta yatan meşru amaç arasında denge kurma imkânı vermemesi nedeniyle bu ilkelerle uyuşmadığı kanaatine varmaktadır. Ayrıca, başvuranlar, ana ceza davasına taraf olmamaları nedeniyle, (...) usuli güvencelerin hiçbirisinden yararlanamamışlardır (...) “ (ibidem, §§ 214‑215, ve burada atıf yapılan içtihat).
47. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, Türk makamlarının, kamu yararının gerekleri ile başvuranların mülkiyetlerine saygı haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir denge” gözetmemiş oldukları sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
48. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. “Tazminat
49. Başvuranlar, taşınmaz malları ve maaşları üzerinde uygulanmasına karar verilen ihtiyati tedbirlerden doğan zararın tazmini için 200.000 EUR ve ulusal mahkemeler önünde yapılan harcamalar için 30.000 EUR olmak üzere, maruz kaldıklarını düşündükleri maddi zarar bağlamında toplam 230.000 EUR talep etmektedirler.
50. Başvuranlar, manevi tazminat olarak 150.000 EUR talep etmektedirler.
51. Hükümet, bu taleplerin tümüne itiraz etmekte ve Mahkemeyi, başvuranların ileri sürdükleri talepleri reddetmeye davet etmektedir.
52. Mahkeme daha önce Uzan ve diğerleri/Türkiye ((adil tazmin), no.19620/05 ve diğer 3 başvuru, §§ 27‑39, 10 Aralık 2019) kararında, başvuranlar tarafından somut olayda sunulanlarla aynı talepler hakkında karar verme imkânı bulduğunu ve davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin husus ile ilgili kısmını, başvuranların 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali nedeniyle maruz kaldıklarını düşündükleri maddi ve manevi tazminat için sunulan taleple ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürmeye karar verdiğini hatırlatmaktadır. Başvuranların mevcut davadaki taleplerini yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararı ışığında inceleyen Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay ve olgu, iddia ya da özel bir koşul tespit etmemektedir.
53. Sonuç olarak başvurunun, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili kısmının, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sebebiyle maddi ve manevi tazminat talep edilmesi ile ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürülmesi uygundur.Masraf ve Giderler
54. Başvuranlar, Mahkeme önünde yürütülen yargılama kapsamında yapmış oldukları masraf ve giderler bağlamında 20.000 EUR talep etmektedirler. Başvuranlar, kanıtlayıcı belge olarak, İstanbul Barosu Ücret Tarifesi sunmaktadırlar.
55. Hükümet, Mahkemeyi, bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
56. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlaması durumunda, bu masraflar iade edilebilmektedir. Başvuranların masraf ve giderlere ilişkin talebinin, açıklanmamış ve yeterli kanıtlayıcı belgelerle desteklenmemiş olması sebebiyle, Mahkeme, ilgililere, bu bağlamda bir miktar ödenmesine yer olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Başvurunun, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili kısmının, başvuranlara göre, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebi ile ilgili olması nedeniyle, kayıttan düşürülmesine;Masraf ve giderler ile ilgili adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 24 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Başvuranlar Listesi:
Başvuru No. 2882/05
No.
Adı Soyadı
Doğum Tarihi
Uyruk
İkamet Yeri
1
Sedef KARAGÖZ
29.05.1961
Türk
ISTANBUL
2
Emre KARAGÖZ
22.06.1991
Türk
ISTANBUL
3
Özge KARAGÖZ
01.04.1987
Türk
ISTANBUL
Full & Egal Universal Law Academy