Karaman / Almanya – 17103/10 - 27.02.2014 tarihli Karar [5. Bölüm]
Olaylar- Başvuran, programları Türkiye ve Almanya’da yayınlanan bir Türk bir televizyon istasyonunun kurucusu ve bu istasyonun çalışmakta olan şirketinin müdürüdür. Alman makamları 2006 yılında, bağışlanan paraları ticari amaçlarla ve kendi çıkarları doğrultusunda kullandıklarından şüphelenilen başvuran ve diğer birkaç kişinin gerçekleştirdiği faaliyetlerle ilgili olarak soruşturma başlatmışlardır. Başvuran hakkındaki ceza yargılamaları diğer şüpheliler hakkında yürütülen soruşturmalardan ayrılmıştır. Aynı yıl içerisinde, başvuran hakkındaki aynı dolandırıcılık iddialarına dayanan ceza soruşturmaları Türkiye’de de başlatılmıştır. Başvuranın suç ortaklarından ikisi, 2008 yılında nitelikli dolandırıcılıktan, bir diğeri ise onlara yardım ve yataklık yapmaktan mahkûm edilmişlerdir. Başvuran bu aşamada resmi olarak itham edilmezken, mahkeme tarafından verilen kararda, planın nasıl ayarlandığı ve başvuranın bu planda oynadığı rol detaylı olarak açıklanmıştır. Kararın asıl metninde, başvuranın tam adı (internette yayınlanan metinde, başvuranın yalnızca ad ve soyadının baş harflerinin kullanılmasına rağmen) belirtilmiş ve başvuranın bu teşkilatta önemli bir rol oynadığı açıkça ifade edilmiştir. İnternette yayınlanan karar metninin giriş bölümündeki ifadelerde; özellikle ayrı olarak yargılanan diğer kişilerin eylemlerine ilişkin olarak kararda yer alan atıf ve bulguların, masumiyet karinesi ilkesinden halen yararlanan kişilerle ilgili olarak bağlayıcı olmadığı da belirtilmiştir. Yargılamalar hakkında medyada çıkan haberlerde, başvuranın söz konusu olaylarda temel rolü oynadığı ifade edilmiştir. Başvuran 2009 yılında Alman Federal Anayasa Mahkemesi önünde şikâyette bulunmuş; bölge mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan ve bağışlanan fonların hileli bir şekilde kullanılmasında rol oynadığını belirten ifadelerin, masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ancak şikâyetinin kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir. Başvuranın davaları 2013 yılında Türkiye ve Almanya’da başlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin somut dava hakkında karar vermesi sırasında, bu yargılamalar halen devam etmekteydi.
Hukuki değerlendirme – Madde 6 § 2
(a) Kabul edilebilirlik hakkında – Hükümet başvuranın masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini iddia edemeyeceğini; zira bölge mahkemesinin kararında yalnızca diğer sanığın suçlu olduğunun tespit edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca masumiyet karinesinin bir şüpheliyi, üçüncü taraflar hakkındaki ceza yargılamaları sonucu verilen ve bu kişinin suçunun tespit edilmediği veya bu kişiyi, mahkûmiyet yahut ceza sayılabilecek bir zarara maruz bırakmayan bir kararın sonucu olarak ortaya çıkan, fiili ve dolaylı etkilerden korumayacağını ifade etmiştir.
Ancak Mahkeme ilke olarak, bir şüphelinin suçunun, ayrı olarak yargılanan diğer sanıklar hakkında verilen bir karar kapsamında, erken şekilde dile getirilmesinin de masumiyet karinesi ilkesiyle ilgili olabileceğini gözlemlemektedir. Başvuranın davasında, yerel mahkemenin diğer sanık hakkında verdiği karar bildirildiğinde, dolandırıcılık iddiaları sebebiyle başvuran hakkındaki ceza yargılamaları Almanya ve Türkiye’de zaten başlatılmış ve resmi olarak itham edilmemesine rağmen, başvuran Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında “ceza gerektiren bir suç ile suçlanmıştı”. Bu hususta, bölge mahkemesi kararında yer alan ifadelerin başvuran açısından bağlayıcılığı bulunmasa da, başvuran hakkında devam etmekte olan ceza yargılamaları üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Bu gibi durumlarda, diğer sanık hakkındaki yargılamalara taraf olmayan ve ayrı olarak yargılanan bir sanığın, bu yargılamalar sırasında dile getirilen ve suça iştirak ettiği yönündeki iddialara itiraz etme imkanından yoksun bırakıldığı hatırlanmalıdır.
Sonuç: ilk itiraz reddedildi (oy birliğiyle).
(b) Esas hakkında – Mahkeme, birlikte yargılanamayan ve birden fazla kişiyi kapsayan karmaşık ceza davalarında, yargılamayı yürüten mahkemenin, daha sonra ayrı olarak yargılanabilecek olan üçüncü tarafların iştiraklerine atıfta bulunmasının, yargılananların suçunun tespit edilmesi açısından kaçınılmaz olabileceğini kabul etmektedir. Bu bağlamda ceza mahkemeleri sanığın hukuki sorumluluğunun değerlendirilmesiyle ilgili gerçekleri, mümkün olduğunca doğru ve kesin şekilde tespit etmekle yükümlü olup, belirleyici olayları salt iddia veya şüphe olarak değerlendiremezler. Bu durum aynı zamanda üçüncü tarafların olaya dâhil olmalarına ilişkin gerçekler bakımından da geçerlidir. Ancak bu tür gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiği zamanlarda, yargılamayı yürüten mahkeme çekince koymak ve yargılanan kişilerin hukuki sorumluluklarını değerlendirmek için gereken bilgiden fazlasını sağlamamak durumundadır.
Mevcut davada, bölge mahkemesi kararında yer alan şikâyet konusu ifadeler, Alman hukuku kapsamında yorumlanmalıdır. Alman hukuku, kişinin iştirak etmediği ceza yargılamalarından, bir kişinin suçu hakkında herhangi bir çıkarımda bulunmaya izin vermemektedir. Mahkeme, yerel mahkemenin gerekçeli kararına ilişkin olarak; yerel mahkemenin, diğer sanıklardan birinin sorumluluk derecesini belirlemesi için, sanıkların bu olayda oynadıkları rolleri değerlendirmek ve başvuran da dâhil olmak üzere, Türkiye’de olayın perde arkasında bulunan herkesin amaçlarını incelemek durumunda kaldığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, bu unsurlara yerel mahkeme kararında değinilmesi kaçınılmaz olmuştur. Ayrıca kullanılan dil ve özellikle, başvurana atıfta bulunulurken “ayrı olarak yargılandığının” söylenmesi; başvurandan söz edilmesinin, suçunun tespit edilmesine neden olmadığını açıkça ifade etmiştir. Ayrıca bölge mahkemesi kararının internetteki versiyonunun girişinde yer alan ifadeler ve Federal Anayasa Mahkemesi’nin davaya ilişkin kararında; diğer sanığa yönelik olarak gerçekleştirilen yargılamaların neticesi temelinde, başvurana suç atfında bulunulmasının, masumiyet karinesi ilkesine aykırı olacağı vurgulanmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme yerel mahkemelerin, mümkün olduğunca, başvuranın suçu hakkında herhangi bir yargıya varmaktan kaçındıkları ve bu nedenle başvuranın masumiyet karinesi hakkını ihlal etmedikleri sonucuna varmıştır.
Sonuç: ihlal yok (ikiye karşı beş oy)
(ayrıca bk. Allen / Birleşik Krallık [BD], 25424/09, 12 Temmuz 2013, 165 sayılı bilgi notu)
Full & Egal Universal Law Academy