AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARATEKİN / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 21807/08)
KARAR
STRAZBURG
15 Ocak 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Karatekin / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 4 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Zülküf Karatekin’in (‘‘başvuran’’) 5 Mayıs 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 21807/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat C. Aydın tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 29 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1965 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, inşaat mühendisi olarak görev yapmaktadır. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran, bir devlet bankası olan, İller Bankasının Diyarbakır şubesinde görev yapmaktadır. Ayrıca, başvuran, başkanlık ettiği Diyarbakır İnşaat Mühendisleri Odası da dâhil olmak üzere çeşitli derneklerden, sendikalardan ve meslek odalarından oluşan, Diyarbakır Demokrasi Platformu Sekreterliğinin bir üyesidir.
6. Diyarbakır Demokrasi Platformu, 17 Şubat 1999 tarihinde, Diyarbakır İnşaat Mühendisleri Odasının binasından faks yolu ile bir basın açıklaması yapmıştır. Söz konusu basın açıklaması aşağıdaki şekilde okunmaktadır:
Basına ve kamuoyuna
PKK [Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı bir örgüt] genel başkanı Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi ve gözaltına alınmasının ardından, genel olarak Türkiye’deki ve özellikle Kürt şehirlerinde gelişmeler endişe verici seviyelere ulaşmıştır.
16 ve 17 Şubat tarihlerinde, HADEP’in [eski Kürt yandaşı siyasi bir parti] liderlerinden ve sivil toplum kuruluşları, hukukçu, insan hakları savunucuları ve sivil nüfus arasında 500 kişi Diyarbakır’da gözaltına alınmıştır.
Tüm Kürt şehirlerinde benzer uygulamalar tespit edilmektedir ve gözaltılar devam etmektedir. Evrensel insan hakları normlarına aykırı olarak bu uygulamaların artmasından ve insan hakları savunucularının, siyasi partilerin ile sivil toplum kuruluşlarının liderlerinin ve sivil toplumun yaşam hakkının ihlal edilmesinden derinden kaygılanmaktayız.
Hükümete, uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve evrensel insan hakları normlarından doğan taahhütlerine saygı göstermesi [gerekliliğini] hatırlatmak isteriz.
56. Hükümet:
1. Türkiye’de bir sorgulama yöntemi olarak [kullanılan] işkence ve insanlık dışı muamelenin sistematik niteliği ve Öcalan’ın ilk görüntülerinin yayınlanmasından kaynaklanan endişeler göz önünde bulundurarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından [tanınan], yaşam haklarına (...) saygı duymalı, işkenceye maruz bırakmamalı ve Abdullah Öcalan’ı adil bir şekilde yargılamalıdır;
2. liderlere ve aynı zamanda siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının üyelerine, insan hakları savunucularına ve sivil halka karşı evrensel insan hakları normlarına aykırı uygulamalardan kaçınmalıdır.
Bugün yaşanan durum, [silahlı] çatışmalarda hayatını kaybeden [insanların] ağır bilançosu, kimlikleri tespit edilmeyen faillerin işlediği cinayetler, köy yakma uygulaması, gözaltındaki kayıplar ve hayatın diğer alanlarına [yapılan] ciddi saldırılar, Kürt sorunu [hakkında kabul edilen] yaklaşımın ve [buna cevaben alınan] askeri yöntemlerin sonuçları olarak değerlendirilmelidir.
Hükümeti, iç barışa katkıda bulunmayan evrensel insan hakları normlarına aykırı uygulama ve politikalardan vazgeçmeye ve ulusal ve uluslararası insan hakları kurumları ve demokratik kamuoyunu [tespit edilen] olaylara karşı (...) hassasiyet [göstermeye] davet ediyoruz.
Diyarbakır Demokrasi Platformu.
7. Bu basın açıklaması nedeniyle başvuranın iş vereni olan idare tarafından, başvuran hakkında disiplin soruşturması açılmıştır.
8. 6 Ağustos 1999 tarihli soruşturma raporunda, başvuranın işvereni olan idarenin bir müfettişi, basın açıklamasında ifade edilen görüşlerin PKK lideri Abdullah Öcalan’ı desteklediğini, 56. Hükümeti ve güvenlik güçlerini kötülediğini, ideolojik bir amacı olduğunu ve bölgedeki halkı yatıştırmak yerine kışkırttığını ve söz konusu basın açıklaması bu nedenle yasalara uygun olmadığı kanaatindedir. Söz konusu müfettiş, başvuranın, yaptırımı kamu hizmetinden çıkarma olan, siyasi veya ideolojik amaçlı bir basın açıklamasını basmak, çoğaltmak ve dağıtmak suçunu işlediği kanaatinde vararak, ilgilinin son altı yıl boyunca aldığı olumlu mesleki değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak, başvurana daha hafif bir ceza olan, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesini önermiştir.
9. İller Bankası’nın Disiplin Kurulu, 29 Şubat 2000 tarihinde, yukarıda belirtilen soruşturma raporu bakımından, başvuranın, atılı suçu işlediği kanaatine vararak, İller Bankasının Disiplin Yönetmeliğinin 3/E (b) maddesi uyarınca ilgiliyi memurluktan çıkarılmıştır (aşağıdaki 18. paragraf).
10. Başvuran, 3 Nisan 2000 tarihinde, kararın iptal edilmesi için başvuruda bulunmuştur.
11. Zonguldak İdare Mahkemesi (‘‘İdare Mahkemesi’’), 19 Aralık 2000 tarihinde, memurluktan çıkarılma kararını iptal etmiştir. İdare Mahkemesi, dosyanın içeriği göz önüne bulundurulduğunda, ilgilinin atılı suçu işlediğinin belirlenmesinden dolayı, başvuranın, ileri sürülen disiplin hükmünü uygulayarak cezalandırılmasının uygun olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte, idare mahkemesi, başvurana bu suç için öngörülmüş olan cezayı vermeden önce, ilgilinin geçmişte yaptığı çalışmaları ve hakkında daha önce yapılan değerlendirmeler bakımından, daha hafif bir ceza alıp alamayacağının tespit edilmesi gerektiği kanaatindedir.
12. Danıştay, 27 Eylül 2001 tarihinde, idare tarafından yapılan bir temyiz başvurusu üzerine, idare mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, idarenin bir suç için öngörülen bir cezadan daha hafif bir ceza verme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu gerekçesiyle, başvurana verilen memurluktan çıkarma cezasının hukuka uygun olduğu kanaatine varmıştır.
13. Zonguldak İdare Mahkemesi, 13 Mart 2002 tarihinde, Danıştayın kararına uymuştur ve idare tarafından verilen cezanın, başvuranın üzerine atılı olayların niteliğini göz önünde bulundurulduğunda, yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
14. Başvuran, 5 Haziran 2002 tarihinde, idare mahkemesinin kararına karşı bir temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, bilhassa Mahkemenin ifade özgürlüğüne ilişkin İçtihadını belirtmektedir.
15. Danıştay, 21 Aralık 2004 tarihinde, itiraz edilen kararın ve gerekçesinin hukuka ve usule uygun olması ve somut olayda temyiz gerekçesi olmaması nedeniyle başvuranın talebini reddetmiştir.
16. Başvuran, 24 Şubat 2005 tarihinde, söz konusu karar hakkında karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran, Mahkemenin İçtihadında yorumladığı şekilde, ifade özgürlüğünü ileri sürmektedir.
17. Danıştay, 28 Eylül 2007 tarihinde, 21 Aralık 2004 tarihinde verilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu ve somut olayda kararın düzeltilmesine ilişkin bir gerekçe olmadığı kanaatine vararak, başvuranın talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, 13 Kasım 2007 tarihinde başvuranın avukatına bildirilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
18. 1 Şubat 1983 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan ve ‘‘Disiplin Cezalarının Çeşitleri ile Ceza Uygulanacak Fiil ve Haller’’ başlıklı İller Bankasının Disiplin Yönetmeliğinin 3. maddesi, aşağıdaki şekildedir:
Disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır :
(...)
E. Memurluktan Çıkarma:
Bir daha memurluğa atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.Memurluktan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır.
(...)
b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları Banka ve diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek
(...) ”.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, üyesi olduğu bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla bir basın açıklamasının yayılmasına katılması nedeniyle kamu hizmetinden çıkarılmasının ifade özgürlüğünü ve dernek kurma özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedir.
20. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, söz konusu başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
21. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
22. Başvuran, kendisini cezalandırmak için ileri sürülen Disiplin Yönetmeliğinin 3/E (b) maddesinde yer alan "siyasi veya ideolojik bir amaçlı" ifadesinin yeterince net ve öngörülemez olduğunu ve ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin yasalarca öngörülmediğini iddia etmektedir. Başvuran daha sonra ihtilaf konusu müdahalenin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığı ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını savunmaktadır. Başvuran, bu bağlamda, ihtilaf konusu basın açıklamasının yalnızca olayları tespit etmekte olduğu, makamları vatandaşların haklarına saygı göstermeye davet etmekte olduğu ve şiddeti savunacak veya şiddete çağıracak nitelikte hiçbir kısım içermediği kanaatindedir.
23. Hükümet, başvuranın statüsünün görev ve sorumluluklarını kabul ederek kamu hizmetine katılmasından dolayı, ilginin ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmediği kanaatindedir. Mahkemenin bu tür bir müdahalenin var olduğu sonucuna varması halinde, Devlet görevlilerine ilişkin anayasal ve yasal hükümleri, İnşaat Mühendisler Odası yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliğinin hükümleri ve özellikle İller Bankası Disiplin Yönetmeliğinin 3/E (b) maddesi, müdahalenin yasal dayanağını oluşturmaktadır. Ardından Hükümet, bu müdahalenin ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir.Son olarak Hükümet, başvuranın bir basın açıklamasını imzalayarak Devlete karşı sadakat yükümlülüğünü yerine getirmemesinden, PKK liderinin tutuklanmasını protesto etmesinden ve makamlar aleyhine dayanaksız suçlamalar yaparak bu makamların terörle mücadelesinin itibarını düşürmesinden dolayı, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin korunmasının, genel olarak mesleki alana ve özel olarak devlet memurlarına (Baka/Macaristan [BD], No. 20261/12, 140. paragraf, AİHS 2016) uzandığını hatırlatmaktadır ve bilhassa yukarıda anılan Baka kararında (158 ila 161. paragraflar) ve Kula/Türkiye kararında (No. 20233/06, 45 ve 46. paragraflar, 19 Haziran 2018) özetlenen ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından kaynaklanan ilkelere atıfta bulundurmaktadır.
25. Mahkeme, somut olayda, İller Bankasında devlet memuru olan başvuranın, üyesi olduğu bir sivil toplum kuruluşu tarafından yayınlanan bir basın açıklamasının yayılması nedeniyle, siyasi veya ideolojik amaçlı basın açıklaması basmak, çoğaltmak ve dağıtmak suçunu cezalandıran, İller Bankası Disiplin Yönetmeliğinin 3/E (b) maddesi uyarınca, kamu hizmetinden çıkarıldığını kaydetmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın işvereni olan idare tarafından ilgiliye yönelik açılan disiplin soruşturması raporuna göre, söz konusu basın açıklamasında ifade edilen görüşlerin, PKK’nın liderini desteklediğini, Hükümeti ve güvenlik güçlerini kötülediğini, ideolojik bir amaca sahip olduğunu ve bölgedeki halkı kışkırtıcı nitelikte olduğunu ve aynı zamanda, söz konusu basın açıklamasının bu nedenle yasalara uygun olmadığını kaydetmektedir (yukarıdaki 8. paragraf).
26. Mahkeme, söz konusu basın açıklaması nedeniyle başvuranın işten çıkarılmasının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanımına bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmıştır. Mahkeme, daha sonra, söz konusu müdahalenin, İller Bankası Disiplin Yönetmeliğinin 3/E (b) maddesi ile yasal bir dayanağa sahip olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, bu hükümde kullanılan terimlerin öngörülebilirliği konusunda kuşkulara sahip olarak, müdahalenin gerekliliği konusunda aşağıda sunulan, vardığı sonucu göz önünde bulundurarak, bu meseleyi incelemek zorunda olmadığı kanaatine varmaktadır (aşağıdaki 29. paragraf). Ayrıca Mahkeme, söz konusu müdahalenin ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini kabul edebilir.
27. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, Mahkeme, somut olayda, idare tarafından başvuranın işten çıkarılmasını haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin, davanın koşullarında "ilgili ve yeterli" olarak görünüp görünmediği hakkında denetiminin ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, ihtilaf konusu cezanın gerekliliğinin mevcut davada ikna edici bir şekilde düzenlenip düzenlenmediğini değerlendirmek için, özellikle, ilgilinin işten çıkarılması kararı hakkında yaptığı iptal başvurusu ile ilgili incelemesinde ulusal hâkimin gerekçelendirmesine dikkat etmesi gerektiği kanaatindedir (Kula, yukarıda anılan, 49. paragraf).
28. Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemelerin verdiği kararları inceleyerek, bu kararlardan, başvuranın işten çıkarılmasının, makamlar tarafından izlenen meşru amaçları dikkate alarak, gerekli olup olmadığını belirlemenin mümkün olmadığını tespit etmektedir. Nitekim, idari mahkemelerin kararları, açıkça başvuran tarafından ileri sürülen ilgilinin ifade özgürlüğü hakkı bakımından, hâkimlerin somut olayın koşullarında bu cezanın gerekliliğini incelemeye özen gösterdiklerine dair hiçbir unsur sunmamaktadır (yukarıdaki 14 ve 16. paragraflar). Mahkeme, bu bağlamda, İdare Mahkemesinin kararlarında, dosyanın içeriği göz önüne alındığında, başvuranın üzerine atılı suçu işlediğini (yukarıdaki 11. paragraf) ve başvuranın üzerine atılı olayların niteliği göz önünde bulundurulduğunda, idare tarafından verilen cezanın hukuka uygun olduğunu (yukarıdaki 13. paragraf) belirtmekle yetindiğini tespit etmektedir. Danıştayın kararlarına ilişkin olarak, Mahkeme, Yüksek Mahkemenin başvurana verilen işten çıkarılma cezasının hukuka uygun olarak değerlendirmekte olduğunu (yukarıdaki 13. paragraf) ve başvuranın talebini daha fazla gerekçe göstermeden reddeden kararı onadığını kaydetmektedir (yukarıdaki 15 ve 17. paragraflar). Mahkeme, dolayısıyla, söz konusu mahkemelerin, yaptırım kararına dayanarak idare tarafından ileri sürülen gerekçeler bakımından, somut olayda başvurana atılı suçu değerlendirirken dikkate aldıkları kriterleri daha ayrıntılı olarak açıklamadıklarını tespit etmektedir.
29. Dolayısıyla, ulusal mahkemelerin, bir yandan, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını, Devlet memurlarının ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda özel bir önem taşıyan, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen ‘‘görev ve sorumlulukları’’ dikkate alarak, mevcut davada ilgilinin işten çıkarılmasına ilişkin ileri sürülen meşru amaçlar arasında denge kurma görevlerini ne şekilde yerine getirdikleri konusu (Baka, yukarıda anılan, 162. paragraf) ve diğer taraftan, idarenin herhangi bir kötüye kullanmayı önleme yükümlülüğünü ne şekilde yerine getirdiği, söz konusu mahkemeler tarafından verilen kararlardan açıkça anlaşılmamaktadır. Bu sebeple, ulusal mahkemeler tarafından ihtilaf konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için sağlanan uygun ve yeterli gerekçelerin bulunmaması durumunda, Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ilkelere uygun kurallar uyguladıkları ve buna ek olarak, ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları (Kula, yukarıda anılan, 52. paragraf) kanaatine varılamayacağı kanısındadır.
30. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Başvuran, işini kaybetmesinden kaynaklanan maddi zarar için 55.000 Avro (EUR) ve maruz kaldığı kanısında olduğu manevi zarar için 15.000 Avro talep etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, eski görevine benzer bir görevde olan ve kamuda çalışan bir inşaat mühendisinin maaş bordrosunu sunmaktadır. Ayrıca, başvuran, yaptığını ifade ettiği avukatlık masrafları için 1.424 Avro talep etmektedir ve bu bağlamda, avukatıyla imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesini sunmaktadır.
32. Hükümet, maddi zarar için talep edilen tutarın dayanaksız ve aşırı olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, daha sonra, ileri sürülen manevi tazminat ile Sözleşme’nin ihlali arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını ve bu bağlamda talep edilen tutarın da dayanaksız ve aşırı olduğunu ve Mahkeme tarafından benzer davalarda ödenen miktarlarla uyumlu olmadığını ileri sürmektedir. Avukatlık masrafları ile ilgili olarak Hükümet, başvuranın avukatına yaptığını iddia ettiği bir ödeme ile ilgili herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını ve bu konuda talep edilen miktarın asılsız ve aşırı yüksek olduğunu belirtmektedir.
33. Mahkeme, Sözleşme’nin ihlal edilmemiş ve başvuranın kamu görevinden çıkarılmamış olması halinde, ilgilinin alacağı maaşlar, tazminatlar ve para yardımlarının tam tutarları hakkında tahminde bulunmadan, başvuranın, göz önünde bulundurulması gereken bir maddi zarara maruz kaldığını gözlemlemektedir. Mahkeme bununla birlikte, başvuranın, bu kararda bulunan Sözleşme’nin ihlal tespitinin tek başına telafi edemeyeceği bir manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Değerlendirmesini adil bir temelde ve kendisine sunulan tüm bilgiler ışığında yaparak, Mahkeme, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı ile birlikte, bütün masraflar için, toplamda 10 000 Avro miktarını ödenmesinin makul olduğu kararına varmıştır (bk. mutatis mutandis, Baka, yukarıda anılan, 191. paragraf, AİHM 2016, ve Kayasu/Türkiye, No. 64119/00 ve No. 76292/01, 128. paragraf, 13 Kasım 2008). Mahkeme, masraf ve giderler talebine ilişkin olarak, elinde bulunan belgeler ve içtihadını göz önünde bulundurarak, avukatlık ücretleri için 1.000 Avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Maddi ve manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 10.000 avro (on bin avro),
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödemesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy