AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAVAK VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE
(Başvuru no. 5507/13)
KARAR
STRAZBURG
22 Ekim 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kavak ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Pauliine Koskelo,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve Ankara Barosuna bağlı Avukat B. Erkabadayı tarafından temsil edilen beş Türk vatandaşının (“başvuranlar”) - başvuranların listesi ve ilgili bilgiler, ekte bulunan tabloda yer almaktadır - 7 Aralık 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 5507/13),
Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında dile getirilen şikâyetin, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, eski Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Mahkemenin, bir komite tarafından başvurunun incelenmesine ilişkin Hükümetin itirazını reddettiği kararı dikkate alarak,
1 Ekim 2022 tarihinde kapalı oturumla gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, 11 Ocak 2011 tarihinde, sendika üyesi başvuranların Bilecik’te düzenlenen gösteri sırasında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 28. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle, haklarında açılan ceza davasına ilişkindir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi söz konusudur. Başvuranlar, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna (“DİSK”) bağlı olan Birleşik Metal İşçileri Sendikasının (Birleşik Metal-İş) üyeleridir. Birleşik Metal-İş ile Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (“MESS”) arasında yapılan toplu sözleşme ile ilgili görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 11 Ocak 2011 tarihinde, sendika üyesi yaklaşık 250 işçi, MESS tarafından yapılan tekliflere karşı protesto etmek için sendikalarının kararını desteklemek üzere Bilecik’teki İstiklal Caddesi’nde toplanarak yürüyüş yapmıştır. Gösteri başlamadan önce, Atatürk Bulvarı’ndan şehir merkezine giden yolun bir kısmı kapatılmıştır. Birleşik Metal-İş Eskişehir Şube Başkanı olan başvuran Bayram Kavak’ın, megafonla MESS teklifinin reddedilmesine ilişkin basın açıklamasını okumasının ardından gösteri sona ermiştir. Aynı gün, polis memurları tarafından düzenlenen tutanakta, başvuranların eylemlerinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğu hususunda uyarılmalarına rağmen eylemlerine devam ettikleri, ancak gösteri sırasında herhangi bir olumsuz olayın yaşanmadığı, göstericilerin yaya olarak ya da fabrikanın servis minibüsleriyle alandan ayrıldıkları, göstericilerin yasa dışı herhangi bir pankart taşımadıkları ya da gösteri öncesinde, esnasında veya sonrasında yasa dışı herhangi bir slogan atılmadığı belirtilmiştir. Polis, 18 Şubat 2011 tarihinde, izinsiz bir gösteriye katılmaları nedeniyle başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar ise, gösteriye katıldıklarını kabul etmişler, ancak haklarını kullandıklarını iddia ederek tüm suçlamaları reddetmişlerdir. Bilecik Cumhuriyet Savcısı, 18 Ocak 2012 tarihinde, başvuranların, 2911 sayılı Kanunu ihlal edecek şekilde, yetkili makamların izni olmadan kamuya açık bir alanda gösteriye katıldıkları gerekçesiyle haklarında bir ceza davası açmıştır. Bilecik Asliye Ceza Mahkemesi, 14 Haziran 2012 tarihinde, başvuranları suçlu bularak bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bilecik Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, olay günü polis memurları tarafından düzenlenen tutanağa, başvuranların itiraflarına ve dosyada yer alan diğer bilgi ve belgelere dayanmıştır. Dolayısıyla Bilecik Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranların yetkili makamlardan gerekli yasal izinleri almaksızın gösteri düzenleyerek, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 10, 11 ve 28. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettikleri ve bu nedenle, kendilerine atfedilen suçları işledikleri kanaatine varmıştır. Mahkeme ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, başvuranların daha önce cezayı gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilmedikleri, tazmin edilecek herhangi bir somut zararın bulunmadığı, mahkemenin ilgililerin başka suç işlemeyecekleri kanaatinde olmasının yanı sıra, kişisel özelliklerini dikkate aldığı ve başvuranların hükmün açıklanmasının ertelenmesini kabul ettikleri gerekçesiyle, başvuranlar hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının gerekli olduğunu kaydetmiştir. Başvuranlar, 21 Haziran 2012 tarihinde, söz konusu karara karşı itiraz etmişlerdir. Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz 2012 tarihinde, davanın esasını incelemeden, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yukarıda belirtilen maddesinin gereklerine uyulduğu kanaatine vararak, ilgililerin itirazını reddetmiştir. Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi, incelemenin kapsamında, verilen cezanın süresi iki yıldan az olup olmadığı ve sanığın hükmün açıklanmasının ertelenmesini kabul edip etmediği gibi belirli usuli gerekçeler üzerinde titiz bir şekilde yoğunlaşıldığını kaydetmiştir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, sendikal faaliyetleri nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte cezaya mahkûm edilerek, barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Esasa ilişkin olarak, başvuranlar, müdahalenin kanunla öngörülmediğini, özellikle 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin gösteriden 48 saat önce bir bildirimde bulunma zorunluluğunu getirmesi nedeniyle bu gerekliliği karşılamadığını ve Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği gibi bu müdahalenin meşru amaçları izlemediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, itiraz edilen cezaların, özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile ilgili olarak, beş yıllık bir süre boyunca, gelecekteki faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkisi olmuştur. Hükümet, müdahalenin “kanunla öngörüldüğünü” (2911 sayılı Kanun’un 10, 22 ve 28. maddeleri), Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası yani düzenin sağlanması ve başkalarının haklarının korunması anlamında meşru bir amaç izlediğini ve güdülen meşru amaçla orantılı olduğunu ileri sürmektedir. Toplanma özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususuna ilişkin genel ilkeler, Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya ([BD], no. 37553/05, §§ 142 ila 160, AİHM 2015) ve Lashmankin ve diğerleri/Rusya (no. 57818/09 ve diğer başvuru, § 412, 7 Şubat 2017) kararlarında belirtilmektedir. Orantılılık, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında sıralanan amaçların gereklilikleri ile sokakta veya diğer kamuya açık yerlerde toplanan kişilerin görüşlerinin söz, jest veya hatta sessizlikle özgürce ifade edilmesinin gerekleri arasında bir dengenin kurulmasını gerektirmektedir. Söz konusu dengenin Mahkemenin içtihadında düzenlenen kriterlere uygun olarak kurulup kurulmadığını değerlendirmek için, Mahkeme esasen, ulusal hâkim tarafından kabul edilen gerekçeyi dikkate alması gerekmektedir (Öğrü ve diğerleri/Türkiye, no. 60087/10 ve diğer 2 başvuru, § 66, 19 Aralık 2017). Mahkeme ayrıca, barışçıl bir gösterinin ilke olarak, cezai yaptırım tehdidine tabi tutulmaması gerektiğini hatırlatmaktadır (Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, no. 36443/06, § 57, 14 Nisan 2015). Mahkeme öncelikle, tarafların başvuranların cezaya mahkûm edilmelerinin, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle, toplanma özgürlüğü haklarına yönelik bir müdahale olarak incelenmesine itiraz etmediklerini tespit etmektedir. Bu durum, aynı zamanda Mahkemenin de değerlendirmesidir. Mahkeme, aşağıdaki değerlendirmeler ışığında, müdahalenin “kanunla öngörülmüş” olup olmadığı hususunu açık bırakabileceği kanaatine varmaktadır (bk. yukarıda 6. paragraf ve Durukan ve Birol/Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, §§ 59-67, 3 Ekim 2023). Mahkeme, müdahalenin, kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının haklarının korunmasına ilişkin olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını incelerken, Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin, 11 Ocak 2011 tarihli tutanağa ve başvuranların gösteriye katıldıkları yönündeki beyanlarına dayanarak başvuranları mahkûm ettiğini ve dolayısıyla, ilgililerin gerekli yasal izinleri almaksızın gösteri düzenleyerek, 2911 sayılı Kanun’u ihlal ettikleri kanaatine vardığını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir. Ardından Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi, davanın esası açısından bir inceleme yapmadan, ilk derece ceza mahkemesinin kararının kanuna uygun olduğu gerekçesiyle başvuranların itirazını reddetmiştir (bk. 6-7. paragraflar). Ulusal mahkemeler tarafından davanın incelenmesine ilişkin olarak, kapsamının oldukça sınırlı olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. İlgili kişilere karşı ileri sürülen iddiaların doğruluğunun, özellikle de bu kişilerin yürüyüşe katılıp katılmadıklarının ve dolayısıyla kamu düzenini ihlal edip etmediklerinin incelenmesi söz konusudur. Hâkimler, göstericilerin pankartlar taşıyarak, sloganlar atarak ve araç trafiğini kısmen veya tamamen engelleyerek yürüdüklerini kaydederek, polis tarafından düzenlenen tutanağa ve başvuranların olayları kabul etmelerine atıfta bulunmakla yetinmektedirler. Başvurulan hâkimlerin, bir yandan başvuranların barışçıl gösteri yapma hakkını kullanmalarını, diğer yandan ise kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi söz konusu farklı menfaatleri dengelemeye çalıştıklarına dair herhangi bir belirti bulunmamaktadır. Davanın esasını inceleyen mahkeme, gösterinin barışçıl niteliğini veya gerçekleştiği koşulları dikkate almaksızın başvuranları mahkûm etmiştir. Yapılan itiraz hakkında başvurulan Ağır Ceza Mahkemesi, farklı menfaatleri dengelemek amacıyla davayı titiz bir şekilde incelememiştir. Mahkeme, Öğrü ve diğerleri (yukarıda anılan karar, §§ 65-70) kararında dile getirdiği görüşler gibi, ulusal mahkemelerin mevcut olan farklı menfaatler arasında herhangi bir denge kurmamaları nedeniyle, bu mahkemelerin Sözleşme’nin 11. maddesinde yer alan ilkelere uygun kuralları uyguladıklarının ya da ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıklarının kabul edilemeyeceğini gözlemlemektedir. Mahkeme nazarında, yetkili ulusal makamlar, başvuranların barışçıl toplanma hakkına ilişkin hususu incelemeyerek ve mevcut olan farklı menfaatleri değerlendirmeyerek, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmamışlardır ve dolayısıyla, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu tespit edilmemiştir. Bu unsurlar, Mahkemenin, davanın koşullarında, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranların her biri, maruz kaldıklarını belirttikleri maddi tazminat bağlamında 500 avro talep etmektedir. Başvuranların her biri aynı zamanda, manevi zarar bağlamında 15.000 avro talep etmektedir. Başvuranlar, avukatlık ücretleri de dâhil olmak üzere, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderlerle ilgili olarak, özel bir talep sunmamışlardır. Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu bağlamda ileri sürülen talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranların her birine, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.a) Davalı Devletin başvuranların her birine, üç aylık bir süre içinde, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak ve ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 22 Ekim 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Başvuranların Listesi:
No.
Adı Soyadı
Doğum Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Bayram KAVAK
1966
Türk
Eskişehir
2.
Recai BÜYÜKBEYHAN
1973
Türk
Bilecik
3.
Ünal AKKAYA
1969
Türk
Eskişehir
4.
Murat ÖZEN
1974
Türk
Bilecik
5.
İzzet ESEN
1969
Türk
Bilecik