AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAVAK / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 30669/11)
KARAR
STRAZBURG
7 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kavak / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Komite olarak toplanarak, 2 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Kenan Kavak’ın (“başvuran”) 28 Aralık 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 11552/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat S. Yurtdaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 21 Şubat 2018 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca başvurunun geri kalan kısmının, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
Davanın Koşulları
1. Davanın Başlangıcı
4. Başvuran, 1984 doğumlu olup, Mardin’de ikamet etmektedir.
5. Elazığ Üniversitesi Teknik Bilimler Fakültesi güvenlik müdürü M.K., 25 Eylül 2006 tarihinde isimsiz bir çağrıdan, okulun salonuna bomba bırakıldığı hakkında bir ihbar alınmıştır. Aynı gün bir polis operasyonu yürütülmüş ve bomba etkisiz hale getirilmiştir. M. K., polise, arayan kişinin sesinin, söz konusu üniversitede öğrenci olan başvuranın sesine benzediğini bildirmiştir. Daha sonra, M. K.nın numarasının yazılı olduğu bir kağıdı elinde bulunduran ilgili, üniversitenin kampüsünde yakalanmıştır. Güvenlik kamerası kayıtlarına göre, ilgili, telefon görüşmesi sırasında, söz konusu aramanın yapıldığı telefon kulübesinin yakınında bulunmaktaydı.
6. Başvuran, 27 Eylül 2006 tarihinde, gözaltına alınmıştır.
7. Terörle mücadele şubesi görevlileri tarafından aynı gün hazırlanan bir tutanağa göre, ses ile kimlik tespiti seansı sırasında, M. K., kendisini arayan kişinin sesinin, başvuranın sesiyle aynı olduğunu doğrulamıştır.
8. Terörle mücadele şubesi görevlileri tarafından düzenlenen 29 Eylül 2006 tarihli bir tutanağa göre, başvuran gözaltındayken ifadesi alındığı sırada sessiz kalmıştır.
9. Aynı gün, başvuran, Malatya Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”) tarafından dinlenmiştir. Başvuran hakkında yapılan bütün suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, hiçbir yasa dışı örgüte üye olmadığını, fakültenin binasına bırakılan bomba ile hiçbir bağlantısı olmadığını ve bir patlayıcının varlığını bildirmek için veya herhangi bir tehditte bulunmak için M. K.yı aramadığını ileri sürmektedir.
Başvuran, yine 29 Eylül 2006 tarihinde, tutuklanmıştır.
10. Cumhuriyet Savcısı, 19 Mart 2007 tarihli bir iddianameyle, özellikle ülkenin üniter yapısına zarar vermek, patlayıcı bulundurmak ve bir terör örgütüne üye olmaktan, başvuranı Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’ne (“Ağır Ceza Mahkemesi”) sevk etmiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Nisan 2007 tarihinde gerçekleştirilen duruşma sırasında, M. K. ifadesini geri çekmiştir ve başvuranın sesinin, üniversite binasında bir bomba olduğunu söylemek için onu arayan kişinin sesiyle aynı olup olmadığını bilmediğini belirtmiştir.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Ağustos 2007 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuran hakkında sunulan unsurları inceledikten sonra, ilgiliye atılı suçun işlendiğine dair inandırıcı bir delil unsuru bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın beraat edilmesine karar vermiştir.
13. Ayrıca, Mardin Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Aralık 2013 tarihinde, gözaltına alınıp tutuklanması nedeniyle, başvurana maddi tazminat bağlamında 3.568 Türk lirası (TRY) ve manevi tazminat bağlamında 6.000 TRY ödenmesine karar vermiştir.
2. Tercüman Gazetesinde Yayınlanan Makale
14. Ulusal Tercüman gazetesinde ve bu gazetenin İnternet sitesinde, 1 Ekim 2006 tarihinde, “Fakültesini havaya uçuracaktı” başlıklı bir makale yayınlanmıştır. Söz konusu makale, başvuranın fotoğrafı ile birlikte, ilgilinin eğitim aldığı fakültenin binasında bir bombayı patlatmak üzereyken güvenlik güçleri tarafından yakalandığını iddia etmektedir. Ayrıca bu makale, ilgilinin polis operasyonu nedeniyle amacına ulaşamadığını itiraf ettiğini ileri sürmektedir. İhtilaf konusu makalenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Fakültesini havaya uçuracaktı
Elazığ Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde geçtiğimiz hafta büyük bir facianın eşiğinden dönüldüğü ortaya çıktı.
(...) İhbar sonucu daha önce polisin takibe aldığı K. K. isimli öğrenci tarafından, okulun salonuna bırakıldığı iddia edilen C4 tipi uzaktan kumandalı telefon düzenekli bomba, patlamadan etkisiz hale getirildi.
(...) K. K. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Okul yönetiminin de önümüzdeki hafta yapılacak toplantıda K. K.nın okuldan atılması yönünde karar alacağı öğrenildi.
(...) Olaydan sonra, bir süredir takip edilen (...) K. K. gözetim altına alındı. K. K.nın sorgusunda, bombalı düzeneği kendisinin koyduğunu, patlaması için de birkaç kez cep telefonunu aradığını ancak, frekans bozucu sistem nedeniyle amacına ulaşamadığını söylediği öğrenildi."
3. Tazminat Davası
15. Başvuran, 19 Eylül 2007 tarihinde, Nusaybin Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) önünde, Tercüman gazetesine karşı bir tazminat davası açmıştır. Başvuran, söz konusu basın makalesi nedeniyle maruz kaldığını ileri sürdüğü manevi zarar bağlamında 40.000 TRY talep etmektedir.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Mayıs 2010 tarihinde, basın makalesinin resmi evraklardan gelen iddialara dayandığı ve bu nedenle yayınladığı tarihteki görünür gerçekliğe uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesine göre, resmi belgelerde ciddi iddiaların bulunmasının söz konusu basın makalesinin içeriğinin aslında görünür gerçekliğe uygun olduğunu, ihtilaf konusu makalenin, bu durumda, özü ve şekli arasındaki dengeye riayet ederek ve abartıya başvurmadan, başvuranın karıştığı olayı aktardığını ve ilgilinin daha sonra beraatına karar verilmesinin basın makalesinin gerçeğe uygun olduğu hususunu değiştirmediğini göstermektedir.
17. Yargıtay, 1 Kasım 2010 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, ihtilaf konusu basın makalesinin itibarının korunması hakkına zarar verdiğini iddia etmektedir. Başvuran iddialarına dayanak olarak hiçbir madde ileri sürmemektedir.
19. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
20. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin yalnızca 8. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Hükümet, başvuranın tekzip hakkını kullanmaması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir.
22. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedir.
23. Mahkeme, bir başvuranın etkin ve yeterli olması muhtemel olan bir iç hukuk yolunu tüketmesinin zorunlu olduğunu, ve bir iç hukuk yolunun tüketildiğinde uygulamada aynı amacı taşıyan başka bir iç hukuk yolunun tüketilmesinin gerekli olmadığını hatırlatmaktadır (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], No. 2334/03, § 40, 19 Şubat 2009). Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle iç hukuka göre, itibarının korunması hakkı ihlallerine ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak Türk hukukunda etkin ve uygun hukuk yolunun hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası olduğunu hatırlatmaktadır (Yakup Saygılı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42914/16, § 39, 11 Temmuz 2017).
24. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, ihtilaf konusu makale ile ilgili olarak hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açtığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, ulusal mahkemeler önünde sorulan sorunun, söz konusu makalede yer alan açık olgusal hataları düzeltmek değil de, daha ziyade bu makalenin yayınlanmasının basın özgürlüğünün sınırlarını aşıp aşmadığı ve başvuranın itibarına zarar verip vermediği ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Son olarak, Mahkeme, somut olayda başvuran tarafından açılan tazminat davasının, ilgiliye yukarıda anılan makale nedeniyle itibarına zarar verildiğinin tespit edilmesinin sağlama ve gerektiğinde bir tazminat elde etme imkânı tanıdığını belirtmektedir.
25. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, başvuranın medeni hukuk yolundan başka hukuk yolunu tüketmekle yükümlü olmadığı kanaatindedir (Yakup Saygılı, yukarıda anılan karar, § 47, ve Seferi Yılmaz/Türkiye, No. 61949/08 ve 2 diğer Başvuru No., §§ 53 ila 55, 13 Şubat 2018). Sonuç olarak, Hükümetin itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
26. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
27. Başvuran, ihtilaf konusu basın makalesinin itibarının korunması hakkına ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, söz konusu makalenin yayımlandığı tarihten itibaren, çevresindeki insanların kendisiyle konuşmayı bıraktığını ve sosyal açıdan izole edilmekten muzdarip olduğunu, ve Elazığ Üniversitesinden mezun olamadığını ileri sürmektedir.
28. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Hükümete göre, ihtilaf konusu makalenin içeriği, yayınlandığı sırada görünür gerçekliğe karşılık gelmekteydi, ilgili beraat edilmiş olsa bile, söz konusu makalede aktarılan olaylar nedeniyle etkin olarak yargılanmıştır. Hükümet, söz konusu makalenin olgusal bir dayanağının bulunduğunu, gazetecilik özgürlüğünün sınırlarına riayet ettiğini ve somut olayda basının kamuoyunu güncel bir konuda bilgilendirme ve belli derecede abartıya hatta provokasyona başvurma hakkını kullandığını ileri sürmektedir.
29. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konusunda Yerleşik İçtihadı’ndan doğan ilkelerin bilhassa Couderc ve Hachette Filipacchi Derneği /Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83 ila 93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36 ila 38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlendiğini hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme somut olayda ihtilaf konusu makalenin bu bağlamda dayandırıldığı resmi belgeleri belirtmeden, kendisini bomba koyucu olarak gösterdiğini kaydetmektedir. Ancak Mahkeme bu makalede belirtilenlere karşın, başvuranın polis tarafından sorguya alındığı sırada itirafta bulunmadığını belirtmektedir.
31. Mahkeme daha sonra başvuranın basın makalesinin içeriğinin itibar hakkına zarar verici nitelikte olduğunu ileri sürerek gazete hakkında bir tazminat davası açtığını kaydetmektedir. Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilgilinin talebini reddettiğini ve bu kararın Yargıtay tarafından onandığını tespit etmektedir.
32. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibar hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin Mahkeme İçtihadı ile oluşturulan ilkelere dayanarak sağlanıp sağlanmadığını değerlendirmek için (Tarman, yukarıda anılan, 38. paragraf) özellikle ulusal hâkim tarafından sunulan gerekçeye dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan, 40. paragraf).
33. Mahkeme, bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesinin, 25 Mayıs 2010 tarihli kararında, resmi belgelerde ciddi iddiaların bulunmasının söz konusu basın makalesinin içeriğinin aslında görünür gerçekliğe uygun olduğunu, ihtilaf konusu makalenin başvuranın karıştığı olayı, özü ve şekli arasındaki dengeye riayet ederek ve abartıya başvurmadan aktardığını ve ilgilinin daha sonra beraatına karar verilmesinin basın makalesinin gerçeğe uygun olduğu hususunu değiştirmediğini göstermekte olduğu kanaatine vardığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 16. paragraf). Ayrıca Mahkeme, Yargıtay’ın bu kararı onadığını gözlemlemektedir.
34. Mahkeme, yalnızca bu durumda, ulusal mahkemelerin yalnızca söz konusu makalenin, yayınlandığı tarihte, dava konusu çıkarlar arasında uygun bir denge kurmadan, görünür gerçekliği yansıttığını ileri sürdüklerini tespit edebilmektedir. Mahkeme özellikle, bu mahkemelerin, ihtilaf konusu makalenin başvuranla ilgili aktardığı iddiaları desteklemek için hangi resmi belgelere dayandığını açıklamaya çalışmadıklarını belirtmektedir.
35. Oysa Mahkeme, sorumlu gazetecilik normlarına (yukarıdaki 30. paragraf) uygun olmadığını bildirdiği, ihtilaf konusu makalede yer alan unsurları ve bu makalenin başvuranın hayatına olan etkilerini dikkate alarak, yerel mahkemelerin dengeyi sağlarken daha katı olmaları gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, somut olayda, ne Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ne de daha sonra bu kararı onayan Yargıtay’ın kararının, basın özgürlüğünün, somut olaya ilişkin koşullarda, belirli bir öneme sahip olayları başvurana atfeden - söz konusu atfetme bu kişiyi kamuoyunun cezalandırması için hedef gösterme riski içermektedir -, ihtilaf konusu makalenin içeriği nedeniyle başvuranın itibarının korunması hakkına zarar verilmesini haklı gösterip gösteremeyeceği hususuna yeterli bir yanıt vermedikleri kanaatindedir (Mater/Türkiye, No. 54997/08, § 55, 16 Temmuz 2013, ve Seferi Yılmaz, yukarıda anılan, § 90).
36. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, bu davanın koşullarında, İçtihadı ile belirlenen kriterlere uygun olarak, ulusal makamların, söz konusu çıkarlar arasında bir denge kurmadıkları kanaatindedir.
37. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
38. Başvuran adil tazmine ilişkin hiçbir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
39. Başvuran, yaptığını belirttiği masraf ve giderler için toplam 15.630 TRY (yaklaşık olarak 2.620 avro (EUR)) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, ödeme emrine ilişkin kanıtlayıcı belgeler ile birlikte, biri avukatlık masraflarına ait ve diğeri çeviri masraflarına ait iki fatura sunmaktadır.
40. Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir ve talep edilen miktarın aşırı olduğu kanaatindedir.
41. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar bağlamında 1.500 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağı ödemekle yükümlü olduğuna: Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy