AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYA VE GÜL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 47988/09 ve 47989/09)
İHLAL KARARI
STRAZBURG
24 Ekim 2017
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaya ve Gül / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 03 Ekim 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Yusuf Kaya ve Mehmet Sabri Gül (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uyarınca, 25 Ağustos 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan iki başvuru (no. 47988/09 ve 47989/09) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat S. C. Erkat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurular, 26 Nisan 2010 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, sırasıyla 1961 ve 1967 doğumlu olup; Mersin ve Diyarbakır’da ikamet etmektedirler.
5. Başvuranlar, Maliye Bakanlığı bünyesinde Mersin ve Diyarbakır’da bulunan vergi dairelerinde memur olarak çalışmaktaydı. Olay tarihinde başvuranlar Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (“KESK”) na bağlı olanBüro Emekçileri sendikasının yerel teşkilatının birer üyesidir.
6. Mart ve Nisan 2009 tarihlerinde, başvuranlar, üyesi oldukları sendika tarafından düzenlenen basın bildirisine katıldıkları için haklarında başlatılan disiplin soruşturmalarına ilişkin olarak bilgilendirilmiştir ve savunma sunmaya davet edilmişlerdir.
7. Sonrasında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca yukarıda bahsedilen sendika eylemlerine katıldıkları için başvuranlara uyarı ve kınama cezası türündeki disiplin cezaları uygulanmıştır.
8. Başvuranlar bu kararlara itiraz ederek iptal edilmesini talep etmiştir.
9. Mayıs 2009 tarihinde vergi dairesi disiplin kurulu söz konusu kararların kanuna uygun olduğunu ve iptali için bir gerekçe olmadığını belirterek başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
10. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Karaçay / Türkiye ((k.k.), no. 6615/03, §§ 14-17, 27 Mart 2007), ve İsmail Sezer / Türkiye ((k.k.), no. 36807/07, §§ 14-21, 24 Mart 2015) davalarında mevcuttur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KARARLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
11. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuranlar, kendilerine sendika faaliyetlerine katılmaları dolayısıyla verilen uyarı ve kınama disiplin cezalarının Sözleşme kapsamındaki haklarını ihlal ettiği hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuranlar, bu bağlamda, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine dayanmıştır
13. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin, sadece Sözleşme’nin 11 maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Sözleşme’nin 11. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
14. Hükümet, başvuranların argümanlarına itiraz etmiştir.
15. Mahkeme, somut davaya benzer sorunların gündeme geldiği Karaçay/Türkiye (no. 6615/03, 27 Mart 2007) davasında, şikâyette bulunan cezanın hafif olmasına rağmen bu yaptırımların işçi sendikası üyelerinin grevlere ve üyelerin çıkarlarını korumak adına düzenlenen diğer sendika eylemelerine meşru olarak katılmalarını caydıracak nitelikte olduğuna karar verdiğine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme başvurana uyarı cezası verilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını ve başvuranın gösteriye katılma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir (a.g.e., bk., uygulanabildiği ölçüde Kaya ve Seyhan/Türkiye, no. 30946/04, § 30, 15 Eylül 2009; Şişman ve Diğerleri/Türkiye, no. 1305/05, § 34, 27 Eylül 2011).
16. Mahkeme, kendisine ibraz edilen tüm belgeleri incelediğinde, Hükümet’in, Mahkeme’nin mevcut koşullarda farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir bilgi veya ikna edici bir delil ileri sürmediği görüşündedir.
17. Mahkeme, söz konusu hususa ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Ek olarak, başvuranlar, aleyhlerinde uygulanan disiplin cezalarına itiraz edebilecekleri söz konusu zamanda yürürlükte olan iç hukuk kapsamında herhangi bir hukuk yolunun sunulmamasından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanmıştır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının sadece hükümleri aşağıda yer alan Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
19. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
20. Mahkeme, söz konusu zamanda yürürlükte olan mevzuatın, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesi uyarınca verilen uyarı ya da kınama cezası türündeki disiplin cezalarının hukuka uygunluğu konusundaki itirazlarını öne sürmek amacıyla idare mahkemelerine başvuru yapılmasına engel olduğunu gözlemlemiştir.
21. Mahkeme, önceki başvurularda benzer hususları incelemiş ve Türk hukukunda başvuranların uyarı ve kınama disiplin cezalarına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmaması hususunda AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. Karaçay, yukarıda anılan, § 44; Kaya ve Seyhan, yukarıda anılan, § 41; ve İsmail Sezer / Türkiye, no. 36807/07, § 66, 24 Mart 2015). Mahkeme o davadaki kararından ayrılmayı gerektirecek bir durum görmemektedir.
22. Mahkeme, söz konusu hususa ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 24 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakıcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy