AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 80765/17)
KARAR
STRAZBURG
18 Ocak 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kaya / Türkiye davasında,
Başkan,
Branko Lubarda,
Hâkimler,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuruyu (80765/17 no.lu), İzmir Barosuna bağlı Avukat A. Aydın tarafından temsil edilen, 1991 doğumlu olan, Gaziantep’te ikamet eden ve bir Türk vatandaşı olan Elif Kaya’nın (“başvuran”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 24 Ekim 2017 tarihinde Mahkemeye başvurmasını, başvurunun Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi yönündeki kararı ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 14 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın İzmir Ceza İnfaz Kurumuna kabul edilmesi sırasında tüm vücutta aramaya tabi tutulduğu iddiası ve ilgilinin bu sırada ceza infaz kurumu personeline direndiği gerekçesiyle aldığı disiplin cezasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, 20 Haziran 2013 tarihinde, silahlı bir terör örgütüne üye olmak suçundan gözaltına alınmıştır. Başvuran, kendi ifadesine göre, 23 Haziran 2013 tarihinde, İzmir Ceza İnfaz Kurumuna kabul edilmesi sırasında tüm vücutta aramaya tabi tutulmuştur.
3. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 43. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü, 1 Temmuz 2013 tarihinde, başvuran hakkında, üst araması yapmaktan sorumlu ceza infaz kurumu personeline direndiği gerekçesiyle bir ay boyunca ziyaret edilmesinin yasaklanması yönünde bir disiplin cezası uygulamıştır.
4. İnfaz Hâkimliği, 25 Ekim 2013 tarihinde, kanuna uygun olarak verilen disiplin cezasını onaylamıştır.
5. Cumhuriyet Savcısı, 11 Ekim 2013 tarihinde, başvuranın arama sırasında maruz kaldığını belirttiği kötü muamele iddiaları konusunda kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, yürürlükte olan kanuna uygun olarak, arama yapılması amacıyla bir odada infaz koruma personeli tarafından başvuranın üst aramasına tabi tutulduğu kanısına varmıştır. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın tüm vücutta aramaya tabi tutulmadığı sonucuna varmıştır.
6. İzmir Ceza Mahkemesi, 6 Mart 2014 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
7. Anayasa Mahkemesi, 6 Nisan 2017 tarihinde, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, tüm vücutta yapılan aramanın kanun tarafından öngörülen bir tedbir olduğunu tespit etmiştir. Başvuran, savunulabilir bir şikâyette bulunmamıştır. Başvuran, arama sırasında ceza infaz kurumu personeli tarafından tecavüze ya da tacize uğradığını iddia etmek için herhangi bir makul şüphe ileri sürmemiştir. Başvuran, bu bağlamda herhangi bir tıbbi rapor sunmamış ve bir tıbbi raporun alınmasını talep etmemiştir. Anayasa Mahkemesi, kapalı devre kamera kayıtlarını incelemesinin ardından, İnfaz Hâkimliğinin, bazı tanık ifadelerinin çelişkili olmasına rağmen, başvuranın tüm vücutta aramaya tabi tutulmadığı kanaatine vardığını kaydetmiştir.
8. Anayasa Mahkemesi, başvuranın aldığı disiplin cezası nedeniyle özel hayat hakkına saygı gösterilmemesi bağlamındaki şikâyetini, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilgilinin bir ay boyunca yakınları tarafından ziyaret edilmesinin yasaklanması dışında, yakınlarıyla olan herhangi bir yazışma aracından mahrum bırakıldığını iddia etmediği kanaatine varmıştır. Öte yandan, ilgili, ceza infaz kurumundaki diğer tutukluları ziyaret edebilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA9. Başvuran, 23 Haziran 2013 tarihinde tabi tutulduğu tüm vücutta aramanın insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, ulusal makamların bu bağlamda yeterli bir soruşturma yürütmediklerini ileri sürmektedir. Başvuran, böylelikle Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir ve söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
10. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun veya kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir.
11. Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında, vücutta aramalara ilişkin genel ilkeler, S.J./Lüksemburg ((no. 2), no. 47229/12, §§ 51-54, 31 Ekim 2013) kararında özetlenmiştir.
12. Mahkeme, tarafların, başvuranın tüm vücutta aramaya tabi tutulduğu hususuna itiraz ettiklerini kaydetmektedir. Mahkeme, bu bağlamda ceza soruşturmasını yürütmekten sorumlu Cumhuriyet savcısının ve Anayasa Mahkemesi’nin tarafları ikiye bölen bu sorunu aydınlatmadığını dikkate almaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın bu iddiası hakkında karar vermek için herhangi bir olgusal unsura sahip olmadığı kanısına varmaktadır (Labita/İtalya [BD], no. 26772/95, § 129, AİHM 2000‑IV).
13. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
14. “[Kendi] yetki alanları içinde bulunan herkesin, (...) bu Sözleşme’[de] tanımlanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama” yönünde Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca, Devlete düşen genel görev dikkate alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesi hükümleri, kişinin özellikle polis memuru veya diğer benzer Devlet görevlileri tarafından Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde ileri sürmesi halinde, etkin bir resmi soruşturma şeklinin yürütülmesini zımnen gerektirmektedir (yukarıda anılan Labita kararı, § 131 ve Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 116, AİHM 2015).
15. Mahkeme, başvuranın 20 Haziran 2013 tarihinde gözaltına alındığını tespit etmektedir. Ardından, tutuklanan başvuran, 23 Haziran 2013 tarihinde İzmir Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Dolayısıyla başvuran, gözaltına alındığı tarihten aramaya tabi tutulduğu tarihe kadar emniyet yetkililerinin veya ceza infaz kurumu yetkililerinin denetimi altında bulunmaktaydı. Mahkeme, başvuranın iddiaları hakkında soruşturma yürütmekten sorumlu Cumhuriyet savcısının, başvuranın İzmir Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sırada bir doktor tarafından muayene edilmesinin gerekli olmadığı kanaatine vardığını tespit etmektedir. Şüphesiz başvuran, yapıldığı iddia edilen tüm vücutta aramanın ertesi günü kendi avukatı tarafından ziyaret edilmiştir. Bu nedenle, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ayrıca Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın uygunluğu hakkında herhangi bir sonuca varmaksızın, başvuranın iddialarını desteklemek için herhangi bir tıbbi rapor sunmaması hususunu vurguladığını saptamaktadır. Mahkeme aynı zamanda, yürütülen soruşturmanın etkinliği hakkında herhangi bir sonuca varılmaksızın; bazı tanıkların ifadelerinin çelişkili olduğunun belirtildiği kanaatine varmıştır. Özgürlüğünden yoksun bırakılan ve tamamen davalı Devletin makamlarının denetimi altında tutulan bir kişiye ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın iddiaları hakkında soruşturma yürütmekten sorumlu makamların ve Anayasa Mahkemesi’nin başvuranın iddialarını gerektiği gibi dikkate almadıkları sonucuna varmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin iddiaların failleri olduğu iddia edilen kişiler hakkında, gerektiği takdirde, yargılamalar başlatmak amacıyla Cumhuriyet savcılarının etkin bir soruşturma yürütme yönündeki görevinin temel önemini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi, davalı Devlet tarafından Sözleşme’den doğan yükümlülüklerine uyulmamasının telafi edilmesi için ikincillik ilkesinin temel taşı olmaktadır. Bu tespitler ışığında, dolayısıyla başvuran, etkin bir soruşturmadan yararlanamamıştır.
16. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA17. Başvuran, kendisi hakkında verilen disiplin cezasının Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, özel hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özel hayatına ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
18. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun veya kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir.
19. Bir tutuklunun aile üyeleri tarafından ziyaret edilme imkânına ilişkin genel ilkeler, Khoroshenko/Rusya ([BD], no. 41418/04, §§ 116-1126, AİHM 2015) kararında özetlenmiştir.
20. Mahkeme nazarında, başvuran hakkında verilen disiplin cezası, başvuranın ailesi tarafından ziyaret edilme hakkına yönelik bir “müdahale” olarak değerlendirilmektedir. Müdahale, “kanun tarafından” yani 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 43. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi tarafından öngörülmüştür. Müdahale, kamu güvenliğini koruma ve cezaevlerinde disiplini sağlama yönünde meşru amaçlar taşımaktaydı. Geriye, bu müdahalenin söz konusu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının belirlenmesi kalmaktadır.
21. Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen hukuki iddialara cevap vermekten uzak olan Anayasa Mahkemesi’nin, ilgilinin ceza infaz kurumundaki diğer tutukluları ziyaret edebildiği ve yazışma yoluyla ailesiyle iletişim kurabildiği kanısına vardığını tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen disiplin cezasını onaylayan hâkim ve Anayasa Mahkemesi, disiplin tedbirinin orantılılığını veya söz konusu müdahaleyle izlenen amacı incelememişlerdir. Dahası Anayasa Mahkemesi, başvuranın bir ceza infaz kurumunda tutuklu bulunması sırasında, bu türden bir cezanın Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvuranın özel hayatı üzerindeki etkisini de incelememiştir.
22. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle, başvuranın özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkı ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran, maruz kaldığını belirttiği manevi zarar bağlamında 25.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde yürütülen yargılama için yapmış olduğunu belirttiği masraf ve giderler bağlamında 3.000 avro (yaklaşık 20.110 Türk lirası) talep etmektedir. Başvuran, talebini desteklemek amacıyla, herhangi bir belge veya kanıt sunmamaktadır.
24. Hükümet, bu taleplere, herhangi bir temele dayandırılmadığı kanaatiyle itiraz etmektedir.
25. Mahkeme başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 12.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
26. Mahkeme, başvuranın kendisi önünde yürütülen yargılamaya ilişkin masraf ve giderler bağlamındaki taleplerini desteklemek için herhangi bir belge veya kanıt sunmamasını göz önünde bulundurarak, ilgilinin bu bağlamdaki talebini reddetmektedir.
27. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağı ödemekle yükümlü olduğuna;Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 12.500 avro (on iki bin beş yüz avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddinekarar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 18 Ocak 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan