AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 27110/08)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2020
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaya/Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bir Türk vatandaşı olan Ferhat Kaya’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 30 Mayıs 2008 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu göz önüne alarak,
Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etme kararını göz önüne alarak,
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
26 Mayıs 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuran, 1974 doğumlu olup, Ardahan’da ikamet etmektedir. Başvuran, Londra Barosuna kayıtlı Avukatlar C. Vine ve S. Karakaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. 2003 yılında, bir konuşmada, Abdullah Öcalan için bir saygı ifadesi olan “Sayın” ifadesini kullanması sebebiyle başvuran aleyhinde ceza yargılamaları başlatılmıştır.
5. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 2007 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca başvuranın suçunu sabit bulmuş ve onu bir ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ceza Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, başvuranın hapis cezası para cezasına çevrilmiştir.
6. Daha sonra, Şubat 2008 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. madde kapsamını genişleten yeni bir Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, Cumhuriyet savcısı, yargılamayı yürüten mahkemeden davayı yeniden incelemesi talebinde bulunmuştur.
7. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Şubat 2008 tarihinde, başvuranın sabıka kaydı olması nedeniyle davasına 231. maddesinin uygulanabilir olmadığına hükmetmiş ve dolayısıyla, 30 Kasım 2007 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına karar vermiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
8. İlgili iç hukukun tam açıklaması, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye (no’lar 25764/09 ve diğer 18 başvuru, §§ 12‑13, 1 Ekim 2013) kararında bulunabilir.
9. Bununla beraber, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesince düzenlemektedir ve söz konusu tarihte ilgili fıkraları aşağıdaki gibidir:
“...
(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıldan daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir... Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir.
...
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararının, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği şikâyetinde bulunmuştur. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon veya sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
11. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun bu kısmının kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin hükmün açıklanmasını geri bırakmamaya karar verdiği 27 Şubat 2008 tarihli karara itiraz etmesi gerektiğini iddia etmiştir.
12. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmiş ve 27 Şubat 2008 tarihli karara itiraz etmesine gerek olmadığını, zira her halükarda Ceza Kanunu’nun 231. maddesinin daha önce sabıka kaydı bulunması nedeniyle davasında uygulanabilir olmadığını ileri sürmüştür.
13. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin, yalnızca etkili ve mevcut olan, başka bir deyişle başvuranın şikayetleri bakımından erişilebilir, telafi kabiliyetini haiz olan ve makul bir başarı şansı sunan hukuk yollarının tüketilmesini gerektirdiğini yinelemektedir (bk., diğer kararlar arasında, Sejdovic /İtalya [BD] no. 56581/00, § 46, AİHS 2006‑II).
14. Somut davada, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere, başvuranın daha önce sabıka kaydı bulunuyordu ve dolayısıyla, 27 Şubat 2008 tarihli karara karşı itirazda bulunmanın hiçbir başarı şansı bulunmayacaktı. Bu doğrultuda, Mahkeme, başvuranın söz konusu tazminat hukuk yolunu kullanmasına gerek olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin bu konudaki itirazını reddetmektedir.
15. Mahkeme, ayrıca, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
16. Davanın esası ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye (no’lar 25764/09 ve diğer 18 başvuru, §§ 26-38, 1 Ekim 2013) davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.
17. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
18. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
19. Başvuran, manevi tazminat olarak 5.000 avro ve avukatlık ücretleri ile ilgili olarak 9.200 pound sterlin (GBP) (yaklaşık 10.500 avro) talep etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek amacıyla, temsilcileri tarafından hazırlanan bir iş cetveli sunmuştur.
20. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
21. Başvuranın manevi tazminata ilişkin talebi ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın ihlal tespitiyle yeterince telafi edilemeyecek derecede manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Hakkaniyet temelinde değerlendirmesini yapan ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, bu başlık altında başvurana 2.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
22. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere başvurana 1.500 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
23. Mahkeme, ayrıca, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 10. maddesiyle ilgili şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana üç ay içerisinde aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak, ödeme tarihindeki kur üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.000 avro (iki bin avro);
(ii) Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler için, ödeme tarihindeki kur üzerinden Birleşik Krallık para birimine (pound sterlin) çevrilmek üzere, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç, başvuranın avukatlarının Birleşik Krallık’taki banka hesabına yatırılmak üzere 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy