AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYA / TÜRKİYE
(Başvuru No. 28106/10)
KARAR
STRAZBURG
10 KASIM 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kaya / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 22 Nisan 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı olan Fatma Kaya’nın (“başvuran”) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açtığı başvuruyu (No. 28106/10), 16 Nisan 2018 tarihinde başvurunun Türk Hükümetine bildirilmesi kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 13 Ekim 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
giriş
1. Başvuru, kamuya ait bir taşınmazın üzerinde yasaya aykırı olarak inşa edilen bir gecekondunun yıkılmasıyla ve başvuranın maruz kaldığı kanaatine vardığı zararın tazmin edilmemesiyle ilgilidir. İlgili, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
olay
2. Başvuran, 1938 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Avukat R. Halis tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Başvuranın eşi, 5 Haziran 1978 tarihinde, 130 m2’lik bir gecekonduyu bir kişiden satın almıştır. Bu ev, çoğu izinsiz inşa edilmiş gecekondulardan oluşan bir bölgede Devlete ait bir taşınmazın üzerinde imar izni olmaksızın 1959 yılında inşa edilmiştir. Bu ev, İstanbul İli Zeytinburnu İlçesinde Büyükşehir Belediyesine ait bir alanda bulunmaktaydı.
5. Evin adresi şu şekildedir: İstanbul, Yeşiltepe Mah., 57. Sok., No. 56. Başvuran, Mahkeme önünde, konut vergileri, emlak vergileri ve çevre vergilerinin ödendiğine ilişkin makbuz sunmuştur.
6. Başvuranın eşi, 17 Haziran 1983 tarihinde, İstanbul Valiliğine ve Büyükşehir Belediyesine, şehircilik mevzuatına uygun olmayan yapılar hakkında af talebinde bulunmuştur. Bu talepte, ilgili söz konusu eve ilişkin ilk emlak vergisinin ödemesinin 1960 yılına ait olduğunu belirtmekteydi.
7. Başvuranın eşi, 5 Nisan 1984 tarihinde, hayatını kaybetmiştir.KAMULAŞTIRMA KARARI VE BU KAARIN İPTALİNE İLİŞKİN BAŞVURU
8. Yerel şehir planlamasına göre, başvuranın evinin bir yol üzerinde yer alması nedeniyle, ilgili 2 Şubat 1989 tarihinde Zeytinburnu Belediyesinden bu planın değiştirilmesini talep etmiştir. İlgili ayrıca, tapu senedinin verilmesini talep etmiştir.
9. Zeytinburnu Belediyesi, 13 Ağustos 1990 tarihinde, bu talebi reddetmiştir.
10. Zeytinburnu Belediyesi, 12 Şubat 1996 tarihinde, başvuranı evinin kamulaştırılacağını ve bu bağlamda enkaz bedeli için bir tazminatın ödendiği ve kendi adına banka hesabına yatırıldığı yönünde bilgilendirmiştir. Zeytinburnu Belediyesi, başvuranın on beş gün içerisinde evinin yıkılması gerektiğini aksi takdirde Zeytinburnu Belediyesinin yıkım işlemini gerçekleştireceğini belirtmiştir.
11. Başvuran, evinden çıkarılması ve evinin yıkılmasına ilişkin kararın iptaline yönelik İstanbul İdare Mahkemesi önünde başvuruda bulunmuştur.
12. İdare Mahkemesi, 30 Ekim 1996 tarihinde, ilgilinin davasını haklı bulmuş ve itiraz işlemi iptal etmiştir. İdare Mahkeme özellikle, Zeytinburnu Belediyesinin çıkarılma işlemi yapmadan önce, yıkılması gereken eve karşılık olarak ilgiliye bir ev tahsis edilmesi gerektiğini gözlemlemiştir.
13. Danıştay, 20 Mayıs 1998 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararını onamıştır. Danıştay, evin yıkılma kararın icrasından önce, idarenin başvuranın 2981 Sayılı Kanun’a dayanarak, tapu tahsis belgesinin edinme koşullarını yerine getirip getirmediği konusunu incelemesi gerektiğini kaydetmiştir.
14. Danıştay, 3 Şubat 2000 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.İlk yıkım kararı ve bu karara ilişkin iptal başvurusu
15. Zeytinburnu Belediyesi, 13 Eylül 2011 tarihinde, gecekondu olarak nitelendirilen başvuranın evinden çıkarılmasına ve ilgiliye eski Türk lirası olarak 9.656.183.180 (TRL) değerinde bir ev bir tahsis edilmesine karar vermiştir.
16. Başvuran, bu kararın iptal edilmesi talebiyle İstanbul İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran, idarenin 2981 Sayılı Kanun hükümlerini tanımamakta ısrar ettiğini iddia etmekteydi.
17. İstanbul İdare Mahkemesi, 20 Kasım 2002 tarihinde, başvurana yine haklı bularak, itiraz edilen kararı iptal etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi, idarenin 30 Ekim 1996 tarihinde verdiği karara uymak durumunda olduğunu ve başvurana yasal kriterlere uygun bir ev tahsis etmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Hâlbuki Zeytinburnu Belediyesi tarafından önerilen ev, Belediyenin hizmet binasında bulunan ve üçüncü bir şahıs yararına ipotekle zarar görmüş bir oda olmaktaydı. İstanbul İdare Mahkemesinin görüşüne göre, dolayısıyla kanun tarafından düzenlenen kriterlere karşılık vermemekteydi.
18. İdare, bu karar hakkında temyiz talebinde bulunmuştur.
19. Danıştay, 7 Haziran 2004 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır.
20. Danıştay, 23 Mart 2005 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.İKİNCİ YIKIM KARARI VE BU KARARIN İPTAL BAŞVURUSU
21. Mevcut durumda, Zeytinburnu Belediyesi, 3 Aralık 2002 tarihinde, bu defa evin mevzuata riayet çerçevesinde inşa edilmediğini, teknik açıdan bir tehlike teşkil ettiğini ve şehir planlamasına ilişkin mevzuata uygun olmadığını gibi farklı gerekçelerle başvuranın evinin yeniden yıkılması kararı vermiştir.
22. Başvuran, bu kararın iptalini sağlamak amacıyla, yeniden İdare Mahkemesine başvurmuştur.
23. İstanbul İdare Mahkemesi, 28 Mayıs 2004 tarihinde, bilirkişi tayin edilmesine karar verdikten sonra, evin yapımının teknik kural çerçevesinde yapılmadığı gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiş ve bu nedenle yürürlükte olan kurallara uygun olarak inşa edilen bina dayanıksız hale gelmiş ve zaman içerisinde tehlikeli olmuştur.
24. İdare, 4 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranın evinin yıkım işlemine başlamıştır.
25. Danıştay, 19 Haziran 2007 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
26. Başvuran, 3 Ekim 2006 tarihinde, Zeytinburnu Belediyesinden ev talebinde bulunmuştur.
27. Belediye, 13 Ekim 2006 tarihinde, uygun bir evin ve inşa edilebilir bir taşınmazın bulunmadığı gerekçesiyle, bu talebi reddetmiştir.BAŞVURAN TARAFINDAN YAPILAN TAZMİNAT BAŞVURUSU
28. Başvuran, tazminat talebiyle Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran, Zeytinburnu Belediyesinin emri üzerine yıkılan kendi evine eşdeğer bir ev veya olmadığı takdirde tabi olduğunu değerlendirdiği fiili kamulaştırma nedeniyle, maruz kaldığı kanaatine vardığı zarar için bir tazminat talep etmekteydi.
29. Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesi, adli bilirkişi tayin edilmesine karar vermiştir.
30. Bilirkişiler, 13 Temmuz 2007 tarihinde, mevcut durumda yıkılan evin değerinin 24.334 yeni Türk lirası (TRY) olduğu kanaatine varmışlardır.
31. İdare, 18 Ekim 2007 tarihinde, savunma dilekçesini sunmuştur. İdare, tapu tahsis belgesinin fiili kamulaştırma nedeniyle tazminat davası açma hakkı vermediğini ancak bu tür bir dava açmak için usulüne uygun olarak bir tapu senedinin bulunması gerektiğini iddia etmekteydi. İdare, bununla birlikte başvuranın durumunun bu şekilde olmadığını değerlendirmektedir.
32. Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Kasım 2007 tarihinde, tapu sicilinde kayıtlı olan bir taşınmaz mala sahip olmayan bir kişinin fiili kamulaştırma nedeniyle, bir tazminat ileri süremeyeceği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.
33. Başvuran, davasını Yargıtaya taşımıştır. Yargıtay, 9 Temmuz 2009 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır.
34. Yargıtay, 22 Şubat 2010 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUKUN UYGULAMASI
İZİN VERİLMEYEN YAPILARA İLİŞKİN METİNLERAnayasa
35. Çevre ve konut hususunda Anayasa’nın ilgili hükümleri şu şekildedir:
Madde 56
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir”.
Madde 57
“Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler”.
Madde 65
“Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir”.Gecekondu bölgesi ve buna ilişkin mevzuat
36. Olay tarihinde, gecekondu bölgesinin gelişmesiyle mücadeleye ilişkin Türk temel yasalar şu şekildedir:
– Belediye hakkında 3 Nisan 1930 tarihli ve 1580 Sayılı Kanun’un 15. maddesinin 2. fıkrasının 19. satırına göre, Belediye kanun, nizam ve yasaklarına uymayan, kanunen ruhsata tabi iken ruhsatsız yapılan, beldenin selamet, intizam, sıhhat ve huzurunu ihlal eden şeylere meydan vermemek ve bunları menetmek;
– 20 Temmuz 1966 tarihli 775 Sayılı Kanun’un 18. maddesinde şu şekilde belirtilmekteydi: – Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskân edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır. Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler. Mülkiye amirleri, Devlet zabıtası ve imkânlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkım konusunda yükümlüdürler. Özel kişilere veya bu maddenin 1 inci fıkrasında sözü geçenler dışındaki tüzel kişilere ait arazi ve arsalar üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında, arsa sahiplerinin yazılı müracaatları üzerine ve mülkiyet durumlarını tevsik etmeleri şartıyla bu madde hükümleri, aksi halde genel hükümler ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır.
– 775 Sayılı Kanun değişikliğine ilişkin 6 Mayıs 1976 tarihli ve 1990 Sayılı Kanun gereğince, 1 Kasım 1976 tarihinden önce inşa edilen düzensiz yapılar da 775 Sayılı Kanun’un 21. maddesinin uygulama alanına girmekteydi.
37. Gecekondu bölgesi ve kentsel düzenlemeye ilişkin mevzuata uygun olmayan yapılar hakkında 24 Şubat 1984 tarihli ve 2981 Sayılı Kanun’da şu şekilde öngörülmekteydi: 1984 yılana kadar inşa edilen düzensiz binaların korunması, düzenlenmesi, yeniden güçlendirilmesi ve yıkılması için tedbirlerin alınması gerekmektedir.
38. Somut olayda bu kanunun 10. maddesinin ilgili bölümleri şu şekildedir:
“Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir.”
39. Kadastro hakkında 21 Haziran 1987 ve 3402 Sayılı Kanun’un 18. maddesinin 2.fıkrasına yönelik kamuya ait mülklere ilişkin hükümler şu şekildedir:
“Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez”.
40. 3 Temmuz 2003 tarihli 4916 sayılı Kanun tarafından değiştirildiği şekliyle, Türk ekonomisinin sağlamlaştırılmasına ilişkin 29 Haziran 2001 tarihli 4706 sayılı Kanun, bazı koşullar altında, Hazineye ait olan taşınmazların kişilere satışına izin vermiştir. Bu Kanun’un 4. maddesinin 6. ve 7. fıkralarına göre, Hazineye ait olan ve üzerinde 31 Aralık 2000 tarihinden önce yapılan binaların bulunduğu taşınmazların, binaların sahiplerine veya bunların hak sahiplerine tercih edilen koşullarda satılması amacıyla, bağlı bulundukları Belediyelere ücretsiz olarak devredilmesi gerekmekteydi: Bunların hak sahipleri, söz konusu taşınmazları, piyasa değerlerinin dörtte birine tekabül eden bir peşinat ödeyerek ve ardından geri kalanını üç yıla yayılabilecek aylık taksitler halinde ödeyerek edinebileceklerdir. Belediyelerin yukarıda belirtilen Kanun uyarınca kendilerine devredilen mülklere ilişkin arazi kullanım planlarını ve uygulama planlarını hazırlamaları gerekmekteydi.
41. Yargıtayın yerleşik içtihadına göre, tapu tahsis belgesi, bir tapu değildir, ancak bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesi, tek başına, sahibine, ilgili mülkü tapu siciline kendisi adına tescil edilmesini sağlama imkânı vermemektedir: Bu nedenle, değiştirilen bir imar planının kabul edilmesi ve taşınmazın bu planda bireysel parsel olarak sınıflandırılması gerekmektedir (bk., bu anlamda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin birçok kararı: 30 Kasım 1999 tarihli karar (1999/8088 E. – 1999/8570 K.), 13 Aralık 2001 tarihli karar (2001/8291 E. – 2001/8770 K.), 30 Nisan 2002 tarihli karar (2002/1791 E. – 2002/3357 K.), ve 3 Kasım 2003 tarihli karar (2003/5180 E. – 2003/7689 K.)).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
- SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
42. Başvuran, makamların mülklerine saygı hakkının ihlali nedeniyle kendisine herhangi bir tazminat ödemeksizin evini yıktırdıklarını belirtmektedir. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”Kabul Edilebilirlik Hakkında
43. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı sunmaktadır ve başvuran bu itirazların uygun olmadığını ileri sürmektedir.İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi Hakkında
44. Hükümet, başvuranın, Mahkemeye başvurmadan önce 19 Haziran 2007 tarihli karar düzeltme talebini Danıştaya sunması gerektiğini ileri sürmektedir.
45. Mahkeme, karar düzeltme başvurusunun olağanüstü bir hukuk yolu olduğunu kaydetmektedir. Genel olarak kabul edilen uluslararası hukuk kuralları dikkate alındığında, Sözleşme’nin 35. maddesinin gereklerinin yerine getirildiği kanısına varılabilmesi için bu türden bir hukuk yolunun kullanılması gerekmemektedir (Sarıdaş/Türkiye, No. 6341/10, § 31, 7 Temmuz 2015, Gök ve diğerleri/Türkiye, No. 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01, §§ 47-48, 27 Temmuz 2006, ayrıca bakınız, Tüm Haber Sen ve Çınar/Türkiye (k.k.), No. 28602/95, 13 Kasım 2003, ve Karaduman/Türkiye, No. 16278/90, 3 Mayıs 1993 tarihli Komisyon Kararı). Sonuç olarak, Hükümetin bu gerekçesi kabul edilemez.
46. Hükümet aynı zamanda, başvuranın, evinin yıkılması kararına karşı tam yargı davası açması gerektiğini ileri sürmektedir.
47. Mahkeme, başvuranın ulusal mahkemelere başvurarak, öncelikle iptal davası, ardından da ikinci olarak, tazminat davası açtığını gözlemlemektedir. Mahkeme dolayısıyla, ilgilinin mevcut hukuk yollarını tükettiği kanaatine varmaktadır. Bu nedenle, Hükümetin itirazı kabul edilemeyecektir.Altı Aylık Süre Kuralına Riayet Edilmesi Hakkında
48. Hükümet, başvuranın iç hukukta kesinleşmiş karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde Mahkemeye başvurmadığını iddia etmektedir: Hükümete göre, fiili kamulaştırma nedeniyle tazminat davasının açılması, davaya ilişkin koşullarda yeterli bir hukuk yolu değildir ve dolayısıyla, altı aylık sürenin işleyişini durduramamıştır.
49. Mahkeme, başvuran tarafından kullanılan hukuk yolunun, davaya ilişkin koşullarda ilke olarak, haklarını ileri sürmesi için etkin bir yol olduğu ve bu koşullarda, ilgilinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, iç hukukta kesinleşmiş karar tarihi olan, Yargıtay kararının verildiği 22 Şubat 2010 tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde kendisine başvurduğu kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, Hükümet tarafından bu bağlamda dile getirilen itirazın da reddedilmesi gerekmektedir.Konu Bakımından (Ratione Materiae) Bağdaşmazlık Hakkında
50. Hükümet, başvuranın şikâyetinin, yalnızca ilgilinin etkin bir şekilde kullanamadığı bir mülkiyet hakkının tanınması yönündeki beklentiyle ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, bu türden bir beklentinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülk” olarak kabul edilemeyeceğini ve dolayısıyla, başvurunun Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmaz olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
51. Mahkeme, bu itirazın, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetin esasıyla yakından ilişkili olduğu ve böylelikle, bu itirazın esasla birleştirilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
52. Öte yandan, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
53. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, mülklerine saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, bu bağlamda, evinin yıkıldığını ve taşınmazının fiilen kamulaştırıldığını ifade etmektedir. Başvuran, 1978 yılından beri bu evde yaşadığını, bu evi yapan önceki sahibin 1959 yılından itibaren bu evde yaşadığını ve hem söz konusu sahibin hem de kendisi ile kocasının, eve ilişkin vergileri ödediklerini belirtmektedir. Başvuran, zilyetlik süresi bakımından, bu mülk üzerinde bir mülkiyet hakkı kazandığını ve dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin korumasından yararlanabileceğini iddia etmektedir.
54. Hükümet, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülke” sahip olmadığını tekrarlamaktadır. Hükümet, başvuranın tapu tahsis belgesine sahip olduğunun belirtildiğini ve ulusal mahkemeler tarafından kabul edildiğinin anlaşıldığını kabul etmekte, ancak Belediyeye ilişkin verilerde ve dosyada yer alan unsurlarda, ilgilinin gerçekte bu türden bir belgeyi elde ettiğini belirten herhangi bir bilgi veya belgenin bulunmadığını vurgulamaktadır. Hükümet, bu türden bir durumun söz konusu olduğu varsayılsa bile, başvuranın bununla birlikte bir tapuya sahip olmadığını eklemektedir. Hükümet ayrıca, mevzuata ve imar planına aykırı olarak yapılan evin yıkılmasının kamu yararına ilişkin meşru bir amaç izlediğini, zira binanın bir yol üzerinde bulunduğunu ve zamanla hasar görerek, yaşanılmaz bir hale geldiğini ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, ihtilaf konusu müdahalenin izlenen amaçla orantılı olduğunu ve başvuranın yine 2981 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmayı talep edebileceğini iddia etmektedir.
55. Mahkeme, üzerinde başvuranın evinin yapıldığı taşınmazın İstanbul şehrine ait olduğuna ve binanın imar konusunda uygulanabilir olan mevzuata aykırı olarak yapıldığına itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme buna karşın, tarafların, ilgilinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin koruması kapsamına girebilecek bir mülke sahip olup olmadığı hususuna ilişkin olarak farklı görüşlere sahip olduklarını kaydetmektedir. Tarafların anlaşmazlıkları, tapu tahsis belgesinin yasal değeriyle ilgilidir. Başvuran, makamların kendisine bu belgeye dayanarak tapu vermesi gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, ilgilinin bu türden bir belgeye sahip olduğunun kanıtlanmadığını ve her halükârda, bu belgeye dayanarak tapu verilmesine ilişkin koşulların oluşmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın hukuki durumunun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulama alanına girecek nitelikte olup olmadığını belirlemeye davet edilmektedir.
56. Mahkeme, bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen “mülk” kavramının, somut mülklerin mülkiyetiyle sınırlı olmayan ve ulusal hukukun biçimsel niteliklerinden bağımsız olan özerk bir kapsama sahip olduğunu hatırlatmaktadır: Varlıkları oluşturan diğer bazı hak ve menfaatler ayrıca, “malvarlığı ile ilgili haklar” ve dolayısıyla, bu hüküm uyarınca “mülkler” olarak kabul edilebilmektedir.
57. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut mülkler için geçerli olmasına ve bu mülkleri edinme hakkını oluşturmamasına rağmen, bazı koşullarda, bir malvarlığı değeri elde etme yönündeki “meşru beklenti”, aynı zamanda bu hükmün korumasından yararlanabilmektedir (Béláné Nagy/Macaristan [BD], No. 53080/13, § 74, AİHM 2016).
58. Bir “mülkten” yararlanmaya devam edebilme yönündeki “meşru beklentinin” iç hukukta yeterli bir dayanağının olması gerekmektedir: Örnek olarak, mahkemelerin yerleşik bir içtihadıyla doğrulanması veya yasal bir hükme ya da söz konusu malvarlığı menfaatine ilişkin yasal bir belgeye dayanması halinde, bu türden bir durum geçerli olmaktadır (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 52, AİHM 2004‑IX, Depalle/Fransa [BD], No. 34044/02, § 63, AİHM 2010, ve Saghinadze ve diğerleri/Gürcistan, No. 18768/05, § 103, 27 Mayıs 2010). Bu durum elde edildiğinde, “meşru beklenti” kavramı devreye girebilmektedir (Maurice/Fransa [BD], No. 11810/03, § 63, AİHM 2005-IX).
59. Buna karşın, etkin bir şekilde kullanılması mümkün olmayan bir mülkiyet hakkının tanınması beklentisi, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülk” olarak kabul edilemez.
60. Her davada, bir bütün olarak değerlendirilen koşulların, başvuranı, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından korunan önemli bir menfaatin sahibi haline getirip getirmediğinin incelenmesi önem arz etmektedir (Iatridis/Yunanistan [BD], No. 31107/96, § 54, AİHM 1999‑II, ve yukarıda anılan Depalle kararı, § 63).
61. Mahkeme, yukarıda anılan Saghinadze ve diğerleri davasında (§§ 104‑108), bir evi kullanma hakkının, usulüne uygun olarak kaydedilen bir tapunun bulunmamasına rağmen, on yıldan fazla bir süre boyunca iyi niyetle ve makamların müsamahasıyla kullanıldığını kaydederek, bu hakkı “mülk” olarak nitelendirmiştir.
62. Mahkeme, Depalle (yukarıda anılan karar, §§ 65-68) davasında, bir Devletin ulusal kanunlarının bir “hak” olarak ve özellikle “mülkiyet hakkı” olarak belirli bir menfaati tanımaması hususunun, söz konusu menfaatin bununla birlikte bazı koşullarda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülk” olarak değerlendirilebilmesini engellemediği kanısına varmış ve bilhassa geçen zamanın, denize yakın kamuya açık bir alana ait olan bir parselin üzerine yapılan bir evden yararlanma yönünde yeterince tanınan ve önem arz eden bir malvarlığı menfaatini başvuranın yararına doğurduğunu vurgulayarak, bu hükmün somut olayda uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır.
63. Mahkeme, Hamer/Belçika (No. 21861/03, § 76, 27 Kasım 2007) kararında, izinsiz yapılan bir yazlık evden yararlanmaya devam etme yönündeki menfaatin bir “mülk” olarak kabul edilebileceği kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranın bu eve ilişkin vergileri ödediğini, makamların cevabının yirmi yedi yıl boyunca beklendiğini ve makamların müsamahasının suçun tespit edilmesinin ardından on yıl boyunca halen devam ettiğini saptamıştır.
64. Mahkeme, kısa bir süre önce, Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (No. 22035/10, §§ 40-47, 15 Kasım 2016) davasında, izinsiz yapılan bir evin, özellikle başvuranların bu yasaya aykırılık nedeniyle endişe duymaksızın belirli bir süre boyunca bu evden yararlanabilmeleri nedeniyle, bir mülk teşkil ettiği kanısına varmıştır.
65. Mahkeme, somut olayda, öncelikle evin inşa edildiği taşınmaz ile ilgili olarak, imar planında yol üzerinde bulunan söz konusu taşınmazın kamu malı olması nedeniyle, başvuranın, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkı kazanmayı bekleyemeyeceğini kaydetmektedir.
Dolayısıyla, başvuran, bu hususla ilgili olarak, evden tahliye edilinceye kadar geçen uzun ikamet süresini mülkiyet hakkının kazanılmasına gerekçe gösteremez. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, 35. maddenin 3. fıkrası anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle konu yönünden (ratione materiae) bağdaşmamakta ve 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
66. Bu sebeple, başvuranın konutu ile ilgili olarak başka bir değerlendirme yapılmalıdır. Nitekim kamusal alandaki usulsüz bir yapı, tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu belgesi verilmesine ilişkin gerekli şartlar meselesinden bağımsız olarak, bazı durumlarda 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir mülk teşkil edebilir (bk. bu anlamda, Öneryıldız/Türkiye [BD], No.48939/99, §§ 127-129, AİHM 2004‑XII, ve yukarıda anılan Hamer kararı, § 76). Mahkeme, kamuya ait bir sanayi bölgesindeki patlamanın ardından, başvuran tarafından ruhsatsız olarak inşa edilen ve tapusuz olarak kullanılan bir gecekondunun yıkılması ile ilgili olan Öneryıldız (yukarıda anılan) kararında, yetkili mercilerin, yasadışı yapılaşma karşısında müsamaha göstermelerini ve bu müsamahanın, yasadışı yığılmalarla mücadeleye yönelik kanunların uygulaması hususunda halkı belirsizlik içinde bırakmasını ve başvuranın, konutunun durumunun bir gecede değişebileceğini düşünmesine neden olacak bir gerekçe bulunmadığını dikkate alarak, mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
67. Mahkeme somut olayda, başvuranın, Hükümetin itirazda bulunmadığı beyanlarına göre, 1959 tarihli ihtilaf konusu yapının, yıkımından önce yaklaşık kırk yedi yıldır mevcut olduğunu gözlemlemektedir.
68. Yetkili merciler bu durumdan haberdar oldukları ve – Şehircilik konusunda uygulanabilir Türk mevzuatına aykırı şekilde inşa edilmiş olması nedeniyle - bu konutu her an yıkabilecekleri halde,1996 yılından önce bu yönde herhangi bir önlem almadıkları ya da öngörmedikleri anlaşılmaktadır (yukarıdaki 10. paragraf). Yetkili merciler, başvuran ile yakınlarının, evlerinde, kurdukları sosyal ve aile ortamında çok uzun zaman boyunca huzur içinde yaşamalarına müsaade vermişlerdir. Ancak, şehircilik mevzuatındaki eksikliklerin tespiti ve bunun için gerekli kaynakların tahsisi hiç şüphesiz yetkili mercilerin sorumluluğundadır. Üstelik başvuranın bu mülke ilişkin vergileri ödediği ve ücretli kamu hizmetlerinden yararlandığı hususlarına Hükümet itiraz etmemiştir.
69. Dolayısıyla, yetkili mercilerin, uzun yıllar boyunca, başvuranın içinde bulunduğu duruma müsamaha gösterdiklerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkeme ayrıca, yetkili mercilerin müsamaha göstermesi neticesinde evi böylesine uzun bir süre boyunca kullanması sonrasında, başvuranın, maddi bir çıkar ve dolayısıyla 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülk” oluşturması için yeterince önemli ve tanınan bir malvarlığı menfaati kazandığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu hüküm, şikâyetin bu yönü için uygulanabilir (bk. aynı anlamda, Anat ve diğerleri/Türkiye, no. 37899/04, § 59, 26 Nisan 2011).
70. Zeytinburnu Belediyesi 1996 yılında, başvuranın mülkünü, yalnızca evin enkaz bedeli tutarında bir tazminat karşılığında kamulaştırmaya karar vermiştir. Bu karar, idare mahkemeleri tarafından bozulmuştur. İdare Mahkemesi, Belediyenin başvurana kamulaştırmadan ve sonuç olarak ikamet ettiği evin yıkımından önce başka bir ev tahsis etmesi gerektiğine karar vermiştir (yukarıda 12. paragraf). Danıştay, Belediyenin ilk olarak, başvuranın 2981 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsisi belgesi verilmesine ilişkin koşulları karşılayıp karşılamadığı meselesi hakkında karar vermesi gerektiğini belirterek bu kararı onamıştır.
71. Belediye daha sonra, 2001 yılında alınan bir kararla, başvurana bir konut tahsis etmiştir. Bu karar da, tahsis edilen konutun yasal kriterleri karşılamadığı gerekçesiyle idare mahkemeleri tarafından bozulmuştur. İdare Mahkemesi bilhassa, İdarenin, 30 Ekim 1996 tarihinde verdiği kararı icra etmesi ve başvurana kanunla belirlenen kriterlere uygun bir konut tahsis etmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Danıştay, bu kararı bütün hükümleriyle onamıştır.
72. Belediye, başvuran lehine verilen mahkeme kararlarına rağmen, bu sefer bir başka gerekçeyle, yani evin eskimiş olması nedeniyle yaşanmaz hale geldiğini gerekçe göstererek, yeni bir yıkım kararı almıştır. Nitekim İstanbul İdare Mahkemesinin kararı verildikten sonra (yukarıda 23. paragraf), hatta bu kararın, Danıştay kararının verilmesi sonrasında kesinleşmesini beklemeden yıkım işlemini gerçekleştirmiştir (yukarıda 24. paragraf),
73. Bu durum şüphesiz, mülkiyet hakkının başvuran tarafından kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmektedir. Bu müdahale, Kanun’la (İmar Kanunu ve 2981 sayılı Kanun) öngörülmüş olup, mülklerinin kullanımını kamu yararına uygun olarak düzenleme amacı taşımaktaydı; zira mevcut durumu imar planına uygun hale getirmek ve kamu sağlığını sağlamak ile ilgiliydi (Saliba/Malta, no. 4251/02, § 35, 8 Kasım 2005, yukarıda anılan Hamer kararı, § 77 ve yukarıda anılan Anat kararı, § 60).
74. Bu bağlamda, kamu yararı gerekleri ile kişinin temel haklarının korunması gereklilikleri arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının araştırılması gerekmektedir. Böyle bir dengenin araştırılması, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin tamamında ve ayrıca bu maddenin ikinci satırında yansımaktadır: Kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi mevcut olmalıdır (Chassagnou ve diğerleri/Fransa, 29 Nisan 1999 [GC], no. 25088/94, 28331/95 et 28443/95, § 75, AİHM 1999‑III). İlgili şahsın, özel ve aşırı bir yüke maruz kalması halinde bu denge bozulur.
75. Öte yandan, Mahkeme, toplumun genel çıkarlarının büyük önem taşıdığı bölge planlama ve çevre koruma politikalarının, bilhassa medeni haklar söz konusu olduğunda, Devlet’e geniş bir takdir hakkı tanıdığını sıklıkla hatırlatmıştır (yukarıda anılan Depalle kararı, § 84).
76. Somut olayda, söz konusu ev, bölgesel planlama yönetmeliklerine aykırı şekilde inşa edilmiş ve idari durum, yapının yıkılması öncesinde yasal hale getirilmemiştir. Dolayısıyla, idare mahkemelerinin kararlarından, başvuranın tazminat alması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, İdare Mahkemesinin kararında, idarenin, başvurana yasal kriterleri karşılayan bir konut tahsis etmesi gerektiği açıkça görülmektedir. Bu karar, Danıştay tarafından onanmıştır (yukarıda 17, 19 ve 20. paragraflar).Ancak, bu yargı kararlarına rağmen, idare mahkemeleri başvuranın tazminat talebini reddetmişlerdir (yukarıda 32-34. paragraflar).
77. Mahkeme, bu unsurların tamamını göz önünde bulundurarak, somut olayın koşullarında, yetkili mercilerin neden oldukları maddi zararı tazmin etmeyi reddetmelerinin ilgili üzerinde özel ve aşırı bir yüke neden olduğu, böylece başvuranın menfaatleri ile toplumun menfaatleri arasında kurulması gereken adil dengenin bozulduğu kanaatine varmıştır.
78. Mahkeme bundan dolayı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin konu yönünden (ratione materiae) uygulanabilir olmaması nedeniyle Hükümetin ileri sürdüğü ilk itirazı reddetmekte ve bu hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
79. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”Tazminat
80. Başvuran, maddi tazminat olarak 100.000 avro; manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmektedir.
81. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
82. Maddi zarar ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce Kaynar ve diğerleri/Türkiye (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, §§ 64 ila 78, 7 Mayıs 2019) kararında, kararının tebliğ edilmesinden itibaren bir ay içerisinde Tazminat Komisyonuna yapılan başvurunun, idare tarafından tazminat ödenmesiyle sonuçlanabileceği ve bu başvuru yolunun, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalin telafisi için uygun bir yol teşkil ettiğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır.
83. Ulusal hukukun halen, tespit edilen ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya imkân verdiği değerlendirmesinde bulunarak, başvuranlar tarafından maddi zarar bağlamında sunulan talep hakkında karar vermeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme sonuç olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmını, maddi tazminat talebiyle ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürmeye karar vermiştir.
84. Mahkeme, mevcut davada, başvuran tarafından maruz kalınan maddi zararı kesin şekilde hesaplamaya imkân verecek belgeler bulunmamasını göz önünde bulundurarak, farklı bir sonuca varmak için herhangi bir neden görmemektedir. Bu nedenle, davanın, Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmını, maddi zarar ile ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürmeye karar vermektedir.
85. Mahkeme, buna karşın, başvurana manevi zarar bağlamında 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.Masraf ve Giderler
86. Başvuran, masraf ve giderler için 20.000 avro talep etmektedir. Başvuran, toplamı bu meblağa tekabül etmeyen ve yaklaşmayan, yargılama ve tercüme masrafları ile ilgili bazı makbuzlar ibraz etmektedir.
87. Hükümet, Mahkemeyi, aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu düşündüğü bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
88. Mahkeme, içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Sunulan belgeleri ve konuyla içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana tüm zararlar karşılığında 1.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Hükümetin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesinin konu yönünden (ratione materiae) uygulanabilirliği ile ilgili ilk itirazını esasla birleştirmeye ve reddetmeye; Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine,Davanın, Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden kaynaklanan maddi tazminat talebi ile ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürülmesine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 EUR (beş bin avro);Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 EUR (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 10 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy