AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYACI VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 41485/05)
KARAR
(Adil Tazmin – Kayıttan Düşürülme)
STRAZBURG
21 Kasım 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kayacı ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 31 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, beş Türk vatandaşının, Ömer Kayacı, Sema Kayacı, Şaban Kayacı, Dursun Kayacı ve Melek Erdem’in (“başvuranlar”) 16 Kasım 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No.41485/05) bulunmaktadır.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 4 Ekim 2011 tarihinde verdiği kararla ("esas hakkında verilen karar"), Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Kayacı ve diğerleri/Türkiye, No. 41485/05, §§ 21 ve 28, 4 Ekim 2011).
3. Başvuran, Sözleşme’nin 41. maddesine dayanarak, maruz kaldığı kanaatine vardıkları zararlar nedeniyle farklı meblağlar talep etmişlerdir.
4. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin bu durumda uygulanamayacağına kanaat getirmiş ve bu maddeyi uygulama hakkını saklı tutmuştur. Mahkeme ayrıca, Hükümet ve başvuranları kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde konuyla ilgili yazılı görüşlerini sunmaya ve bilhassa varabilecekleri her türlü uzlaşmayla ilgili olarak kendisine bilgi vermeye davet etmiştir. (idem, § 31, ve kararın hüküm kısmının 4. maddesi).
5. Başvuranlar ve Hükümet konuyla ilgili görüşlerini sunmuştur.
6. 20 Mayıs 2015 tarihli yazıyla, Hükümet, Mahkeme’ye aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur:
– Başvuran Ömer Kayacı 25 Aralık 2012 tarihinde, Maliye Bakanlığından, 6292[1] sayılı Kanun’un 7. maddesi gereğince, ihtilaf konusu taşınmazın (356 ada, 8 parsel sayılı) karşılıksız olarak tüm başvuranlar adına ve lehine transfer edilmesi talebinde bulunmuştur;
– İstanbul Valiliği Defterdarlığı tarafından 24 Ekim 2014 tarihinde hazırlanan raporda, söz konusu taşınmazın, yukarıda anılan Kanun uyarınca karşılıksız olarak transfer edilmesi gereken mülklerden biri olduğu sonucuna varılmıştır;
– Ümraniye Belediyesi, 7 Ocak 2015 tarihli yazıyla, şehircilik projesinde, söz konusu taşınmazın otopark ve yol inşaatına ayrıldığını belirtmiştir.
Hükümet, aşağıdaki ek bilgileri de Mahkeme’nin bilgisine sunmuştur:
– 6292[2] sayılı Kanun’un 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, kamu hizmetine ayrılan taşınmaz mallar, ilgililerine iade edilemez;
– Aynı madde uyarınca, başvuranlara, ihtilaf konusu taşınmazın yerine, rayiç bedeli ödenebilir ya da rayiç bedeline uygun bir taşınmaz transfer edilebilirdi;
– İstanbul Valiliği Defterdarlığı, Ümraniye Tapu Müdürlüğüne gönderilen 27 Ocak 2015 tarihli bir yazıda, ihtilaf konusu taşınmazın hak sahiplerinin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.
Başvuranlar 28 Temmuz 2016 tarihli yazıyla, Mahkeme’ye bu tarihte, herhangi bir iadeden ya da tazminattan yararlanmadıkları konusunda bilgi vermişlerdir. Konuyla ilgili olarak, söz konusu belgeye Milli Emlak Dairesi Başkanlığının 24 Nisan 2014 tarihli, 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesi uyarınca, ihtilaf konusu taşınmazın, ilgililerine iade edilebilecek taşınmazlardan olmadığına ilişkin bir yazısını eklemişlerdir.
Taraflar, söz konusu yargılamanın akıbetiyle ilgili olarak Mahkeme’ye bilgi vermemişlerdir.
7. Davanın dostane çözüme ulaşmasına imkân veren herhangi bir uzlaşma sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
I. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
A. Maddi Tazminat
9. Başvuranlar, maddi tazminat olarak 1.800.000 avro talep etmektedirler.
Esas hakkındaki yargılama sırasında, başvuranlar taleplerini desteklemek amacıyla, dosyaya 30 Aralık 2008 tarihinde özel bir gayrimenkul şirketi tarafından düzenlenmiş olan bilirkişi raporu koymuşlardır.
Başvuranlar 28 Mart 2012 tarihli görüşlerinde, maddi tazminat olarak 2.500.000 avro talep etmişlerdir.
28 Temmuz 2016 tarihli ek görüşlerinde ise, üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenmiş olan özel bilirkişi raporuna dayanarak, maddi tazminat olarak 2.588.760 avro talep etmişlerdir. Başvuranlara göre, ihtilaf konusu taşınmazın metre kare fiyatı, kentsel gelişmeler nedeniyle, söz konusu görüşlerin sunulduğu tarihte 4.500 avroya yükselmiştir.
10. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmakta ve Mahkeme’yi bunları reddetmeye davet etmektedir.
Hükümete göre, başvuranlar tarafından yapılan değerlendirmenin herhangi bir somut dayanağı bulunmamakla birlikte, talep edilen meblağların ödenmesi ilgililerin sebepsiz zenginleşmesine yol açacaktı.
Hükümet 5 Mart 2012 tarihli görüşlerinde, ihtilaf konusu taşınmazın orman arazisine bağlı olduğu ve bu nedenle kural olarak, değerini hesaplamanın mümkün olmadığını; ancak, emlak büroları tarafından yapılan hesaplamalara göre, söz konusu taşınmazın, bu görüşlerin sunulduğu tarihteki metre kare fiyatının 3.000 Türk lirası (yani yaklaşık 1.290 avro) olduğunu belirtmiştir.
B. Manevi Tazminat
11. Başvuranlar, manevi tazminat olarak 10.000 avro talep etmektedirler.
12. Hükümet, Mahkeme’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir. Hükümete göre, ihlal tespiti tek başına yeterli tazmin teşkil edecektir.
C. Masraf ve Giderler
13. Başvuranlar, ulusal yargı organları ile Mahkeme önündeki yargılamalar nedeniyle yapmış olduklarını ifade ettikleri masraf ve giderler bağlamında 12.400 avro talep etmektedirler.
Başvuranlar söz konusu talebi desteklemek için, Mahkeme önünde kendilerini temsil etmesi amacıyla avukatlarıyla yapmış oldukları bir sözleşmeyi, İstanbul Barosu ücret tarifesini ve iç hukuktaki yargılama için mahkeme masraflarının yanı sıra 30 Aralık 2008 tarihli bilirkişi raporunun düzenlenmesi için yapılan harcamaların ödendiğini gösteren belgeleri ibraz etmişlerdir.
14. Hükümet, Mahkeme’yi, aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunduğu bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE İÇTİHAT İLE MAHKEME’NİN KONUYLA İLGİLİ İÇTİHADI
15. Somut olayda ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması ile orman arazisinde bulunan mal ve mülklere ilişkin davalarda adil tazmin konusundaki içtihadıyla ilgili olarak Mahkeme, Gümrükçüler ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin) (No. 9580/03, §§ 17-19, 7 Şubat 2017) kararına atıfta bulunmaktadır.
III. İÇ HUKUKTAKİ SON GELİŞMELER
16. İç hukuktaki son gelişmeler Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin) (yukarıda anılan, §§ 20-25) yer almaktadır.
IV. HÜKÜMETİN TALEBİ
17. Hükümet 22 Nisan 2016 tarihli yazıyla, Mahkeme’den, iç hukukta -bilhassa 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle- 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun yetkilerinde yapılan değişiklikleri göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkralarına dayanarak mevcut başvurunun kabul edilemez olarak açıklamasını talep etmiştir. Hükümet konuyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur:
"Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiyepilot kararında, Türkiye’de Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre gerekliliğiyle ilgili olarak yapısal olduğu kadar sistematik de bir sorunun var olduğunu tespit etmiştir (Ümmihan Kaplan/Türkiye, §§ 48 ve 49, 20 Mart 2012).
Pilot kararı takiben, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözülmesi (6384 sayılı Kanun) amacıyla bir Tazminat Komisyonu kurulmuştur. Söz konusu Kanun, yargılamanın aşırı uzun süresine ilişkin iddialar için yeni bir hukuk yolu oluşturmuştur. Mahkeme, 4860/09 sayılı Müdür Turgut ve diğerleri/Türkiye başvurusuyla ilgili olarak 26 Mart 2013 tarihli kararında ve 56125/10 sayılı Demiroğlu ve diğerleri/Türkiye başvurusuyla ilgili olarak verdiği 4 Haziran 2013 tarihli kararında, yeni hukuk yolunun etkin ve erişilebilir bir hukuk yolun olduğu ve başvuranlara, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerinin telafi edilmesi için makul bakış açıları sunduğu gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
Mahkeme aynı zamanda, 6384 sayılı Kanun’un, 23 Eylül 2012 tarihinden önce kendisine yapılmış ve henüz Hükümete bildirilmemiş olan tüm derdest başvurulara uygulanabilir olduğunu kaydetmiştir. Üstelik, Müge Sargın (20236/06), Mahmut Bacak ve diğer 44 başvuru (18904/09) gibi kararlarında, Mahkeme, 6384 sayılı Kanun’un, Hükümete bildirilenlerin yanı sıra yeni hukuk yolu olarak Komisyonun var olması nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanan başvurulara uygulanabilir olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme’nin, Komisyon’un Türkiye’de erişilebilir bir hukuk yolu olduğu sonucuna varması nedeniyle, Hükümet, 6384 sayılı Kanun gereğince Tazminat Komisyonunun yetkilerinin genişletilmesi sürecini gündeme getirmiştir. Komisyonun yetkileri 10 Şubat 2014 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle genişletilmiştir (16 Mart 2014 tarihli Resmi Gazete). Daha sonrasında bu yetki, 206/8509 sayılı 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle genişletilmiştir (9 Mart 2016 tarihli Resmi Gazete). Bundan böyle, Tazminat Komisyonu, diğerlerinin yanı sıra, orman arazileri ile ilgili davaları incelemekle de yetkili kılınmıştır. Nitekim, 4 a) maddesi uyarınca, Tazminat Komisyonu, 31 Ağustos 1956 tarihli 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca tapu kaydının iptal edilmesi veya söz konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları incelemekle yetkilidir.
Netice itibarıyla, başvuranlar, yeni bir iç hukuk yoluna sahiplerdir. Dolayısıyla bundan böyle, tazminat talebiyle Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunabilirler."
V. MAHKEME’NİN KARARI
A. Maddi Tazminat
18. Hükümetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca başvuruyu kabul edilemez olarak açıklanması yönündeki talebiyle ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, başvurunun daha önce 4 Ekim 2011 tarihli esas hakkında verilen kararında kabul edilebilir olarak açıklandığını kaydetmektedir (kararın hüküm kısmının 1. maddesi).
19. Mahkeme ayrıca, genel olarak, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliğinin, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca kendisine sunulan adil tazmin taleplerine uygulanmadığını birçok defa belirttiğini hatırlatmaktadır. Nitekim, Mahkeme’ye başvuruda bulunmadan önce iç hukuk yollarının tüketilmesinden ve bir sonuç alınamamasından sonra, başvuranların adil tazmin elde etmek amacıyla diğer hukuk yollarını tüketmelerinin gerekli olması, Sözleşmeyle öngörülen prosedürün, insan haklarının etkin şekilde korunmasıyla pek de uyumlu olmayacak ve Sözleşme’nin amacı ve konusuyla uyumlu olmayan bir durumun ortaya çıkmasına sebep olacaktır (bk. yeni bir örnek için, S.L. ve J.L./Hırvatistan (adil tazmin), No. 13712/11, § 17, 6 Ekim 2016 ve burada atıf yapılan davalar). Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin talebini reddetmektedir.
20. Böylelikle, Mahkeme aynı zamanda, somut olaydakine benzer bir hukuki soruna dayalı olan Gümrükçüler ve diğerleri ((adil tazmin), yukarıda anılan) kararında, başvuranların zararlarının tazmin edilmesi için ulusal düzeyde somut imkanın mevcut olduğu tespit edildiğinden Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine dayanarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Söz konusu kararda, Mahkeme, "mal ve mülklere, kayıtlara ve arşivlerin yanı sıra diğer tüm uygulama yollarına erişen yetkili organların mülkiyete ilişkin karmaşık konularda karar vermek ve tazminat miktarını hesaplamak ve belirlemek için daha iyi bir konumda olduklarını (...)" saptamıştır (Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin), yukarıda anılan, §§ 28-43).
21. Mevcut davanın incelenmesi neticesinde, farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir özel durum tespit edilmemektedir. Bu nedenle, bu koşullarda ve Sözleşme tarafından kurulan denetim mekanizmasının ikincil niteliği dikkate alındığında, başvurunun incelenmesin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi).
22. Mahkeme ayrıca, somut olayda, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygıya zarar veren ve başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini gerektiren özel koşullar bulunmadığı görüşündedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının in fine (son cümlesi)).
23. Mahkeme, bu sonuca ulaşmak için, koşulların bu türden bir işlemin yapılmasını haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun yeniden kayda alınmasına karar verebileceği yönündeki, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrasının kendisine tanıdığı yetkiyi göz önünde bulundurduğunu belirtmiştir (Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin), yukarıda anılan, § 42).
24. Bu nedenle, başvuranlara göre Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle yaşanan maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesinin uygun olduğu kanaatine varılmaktadır.
B. Manevi Tazminat
25. Başvuranlara göre, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle yaşanan maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, Mahkeme, ilgililerin, bilhassa iyi niyetle edindikleri ve hukuki güvenlik içinde bulundukları inancıyla birkaç yıl boyunca kullandıkları taşınmaz mallarından yoksun kalmalarının neden olduğu mahrumiyet ve çaresizlik duygusundan ötürü bir zarara maruz kaldıkları kanaatine varmaktadır. Bu koşullarda, Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamını göz önünde bulundurarak ve Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği üzere hakkaniyete uygun olarak, başvuranlara müştereken 6.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar vermektedir (bk. diğer kararlar arasında, Sarısoy/Türkiye, No. 19641/05, § 22, 13 Eylül 2011, Ali Kılıç ve diğerleri/Türkiye, No.13178/05, § 38, 13 Eylül 2011, Tongün/Türkiye, No. 8622/05, § 38, 27 Eylül 2011, Adem Yılmaz Doğan ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), No. 25700/05, § 14, 18 Ekim 2011 ve yukarıda anılan Gümrükçüler ve diğerleri kararı (adil tazmin), § 44).
C. Masraf ve Giderler
26. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla, masraf ve giderleri iade edilebilmektedir (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) [BD], No. 31107/96, § 54, AİHM 2000‑XI). Somut olayda, Mahkeme elinde bulunan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, başvuranlara müştereken 3.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
D. Gecikme Faizi
27. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin, başvurunun kabul edilemez olduğunun açıklanmasına ilişkin talebinin reddedilmesine;
2. Başvuranların kanaatine göre, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara müştereken, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,
i. manevi tazminat için, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro) ödenmesine;
ii. masraf ve giderler için, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 3.500 avro (üç bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 21 Kasım 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]. 18 Nisan 2012 tarihinde, 6292 sayılı Kanun, Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir (Söz konusu Kanun, 26 Nisan 2012 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.). Söz konusu Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2 B maddesi uyarınca, tapu kayıtları iptal edilen söz konusu taşınmazların maliklerine iade edilmesi öngörülmektedir (Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, §17, 6 Kasım 2012).
[2]. 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen taşınmazların, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan, veyahut çeşitli nedenlerden ötürü, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Hazine tarafından kamu hizmetlerine tahsis edilen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Benzer durumda, ilgililer, bu taşınmazların yerine, rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir (Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, §17-18, 6 Kasım 2012).
Full & Egal Universal Law Academy