Olaylar — Başvuranın oğlu (V.K.), 13 Eylül 2000 tarihinde, iki adet bisiklet çaldığı gerekçesiyle yakalanmıştır. İfade tutanağında, başvuranın oğlunun uyuşturucu bağımlısı olduğu belirtilmiştir. Üç gün sonra, İçişleri Bakanlığı Bölge Departmanında (“ROVD”) üçüncü katta bulunan bir ofise götürülmüş ve orada, görevli avukatın hazır bulunduğu sırada, hırsızlıkla suçlanmıştır. Görüşme bittikten ve görevli avukat ayrıldıktan sonra soruşturma memuru, stajyer soruşturma memuruna savcı ile toplantı yapmak üzere oradan ayrıldığında, V.K.’ya göz kulak olmasını söylemiştir. Bir saatten uzun bir süre sonra, V.K. ROVD mahallinin iç avlusunda ölü bulunmuştur. Stajyer soruşturma memuru raporunda, V.K.’nın aniden ofisten koşarak çıkıp tuvalete gittiğini belirtmiş ve görünüşe göre V.K. üçüncü katta bulunan söz konusu tuvaletin penceresinden atlayarak ölmüştür.
Hukuki Değerlendirme — Madde 2 (esas bakımından): V.K.’nin, polis memurları tarafından maruz kaldığı kötü muameleden kaçmaya çalışırken öldüğü veya pencereden atıldığı veya atlamaya zorlandığı sonucuna ulaşılmasını sağlayan yeterli derecede gerçekçi ve açık deliller bulunmamaktadır. Dava dosyası ve tarafların ibrazları göz önüne alındığında Mahkeme, yetkililerin, mantıklı olarak, V.K.’nın talihsiz bir şekilde tutukluluktan kaçmaya teşebbüs etmesi neticesinde öldüğü sonucuna vardıklarına kanaat getirmiştir.
Devletin, V.K.’nın yaşamını koruma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine ilişkin olarak Mahkeme, tutuklu halde bulundurulan kişilerin sağlığını ve esenliğini koruma yükümlülüğünün, gözaltında bulunan veya tutuklu bulundurulan kişilerin hayatını öngörülebilir bir tehlikeden koruma yükümlülüğünü kapsadığını hatırlatmıştır. V.K.’nin üçüncü katın penceresinden atlamak suretiyle kaçmaya teşebbüs edebileceğine dair bir risk olduğunu yetkililerin bildiklerini veya bilmeleri gerektiğini gösteren yeterli bir kanıt olmamasına rağmen, tutuklunun kaçma teşebbüsüne ilişkin olası herhangi bir riski en aza indirmek için polis memurlarının almaları beklenen bazı temel önlemler vardır.
Bu bağlamda, 16 Eylül 2000 tarihinde, V.K.’nın tutukluluk haline ilişkin gözetim ve denetim önlemleri ciddi bir şekilde yetersizdir. Geçerli iç hukuk kurallarına açıkça aykırı hareket edilerek, V.K.’nın kaçma teşebbüsü sırasında veya öncesinde olay yerinde gözetim memuru bulunmamıştır ve görüşme, belirlenmiş uygun bir yerden ziyade soruşturma memurunun ofisinde gerçekleşmiştir. Polis, V.K.’nın uyuşturucu bağımlısı olduğunun bilinmesine ve ifade sırasında gergin olduğu fark edilmesine rağmen herhangi bir güvenlik önlemi almamıştır. Sonuç olarak V.K., etkin bir gözetim olmaksızın kapısı kilitli olmayan bir ofiste uzun süre kalmış ve bu durum onun soruşturmacı memurun ofisinden fark edilmeden kaçıp, pencereden atlamadan önce üçüncü katta bulunan tuvalete gitmesine olanak sağlamıştır. Devletten, mevcut davada olduğu gibi trajik olaylara engel olmak için polis merkezinde bulunan her pencereye demir parmaklıklar koyulmasını talep etmek aşırı bir yük olmasına rağmen Devletler, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca gözaltında bulunan veya tutuklu bulundurulan kişilerin yaşamlarını öngörülebilir tehlikelerden koruma görevlerinden muaf olmamaktadırlar.
Özet olarak, Devlet yetkilileri, V.K.’yı yeteri kadar ve makul ölçüde koruyamamışlardır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme, ayrıca oy birliğiyle, V.K.’nın ölümü hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak 2. maddenin usul bakımından ihlal edilmediğine, gözaltı sırasında V.K.’nın maruz kaldığı iddia edilen yaralanmalara ilişkin olarak 3. maddenin esas bakımından ihlal edilmediğine, ancak yetkililerin söz konusu yaraların nasıl oluştuğu hakkında etkin bir soruşturma gerçekleştirmediğine ilişkin olarak ilgili maddenin usul bakımından ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Madde 41: Manevi tazminat olarak 11,000 avro.
(Bk. ayrıca Robineau / Fransa (k.k.), 58497/11, 3 Eylül 2013, Bilgi Notu 166)
Full & Egal Universal Law Academy