AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KEMAL ÇOŞKUN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 45028/07)
KARAR
STRAZBURG
28 Mart 2017
NİHAİ
28.06.2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kemal Coşkun/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Valeriu Gritco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Şubat 2016 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Kemal Coşkun (“başvuran”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 4 Ekim 2007 tarihinde yapılan (45028/07 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, Antalya Barosuna bağlı Avukat Mehtap İçen tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, adil olmayan yargılamaların ardından ve hakkında verilmiş bir cezai mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen polis teşkilatından çıkarılmasının, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2. maddesini ihlal etmesinden şikâyetçi olmuştur.
4. Başvuru, 29 Ağustos 2013 tarihinde Hükümete iletilmiştir. Başvuran, davanın kabul edilebilirlik ve esasına ilişkin Hükümet görüşlerine cevaben 23 Mayıs 2014 tarihinde kendi görüşlerini sunmuş ve Sözleşme’nin 3 ve 7. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Hükümet, söz konusu şikâyetlere ilişkin yorumda bulunmamıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1964 doğumlu olup, Antalya’da ikamet etmektedir.
1. Başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılamaları
6. Samsun Jandarma Karakolu, 3 Temmuz 2004 tarihinde, şehir dışına doğru giden sivil beyaz bir arabada yardım çığlıkları attığı duyulan bir kadın hakkında telefon ihbarı almıştır. Jandarma, edinilen bilgilere dayanarak, polis memuru olan başvuran tarafından sürülen arabanın yerini şehir dışında ıssız bir bölgede tespit etmiştir. Jandarma tarafından hazırlanan olay tutanağına göre, jandarma görevlisi arabanın yanına gittiğinde, kimliği Ç.V. olarak belirtilen kadının ağlar vaziyette olduğu belirtilmiştir. Ç.V. ayrıca başvuran tarafından kaçırıldığını ve dövüldüğünü söylemiştir. Ayrıca, Ç.V.’nin ağzının etrafında kan görülmüştür. Olay yerinde gerçekleştirilen ön incelemenin ardından, her iki kişi de resmi ifadeleri alınmak üzere jandarma karakoluna götürülmüştür. Karakola giderken kendi arabasını sürmesine izin verilen başvuran, arabada sakladığı bir bıçaktan, nacaktan ve cep telefonundan kurtulmaya çalışırken yakalanmıştır. Bu nesnelerle birlikte, başvuranın arabasında daha sonra gerçekleştirilen bir aramada bulunan bir silah, yapışkan bant, ip, üzerinde kan lekesi bulunan bir havlu, kelepçe ve copa jandarma tarafından delil olarak el konulmuştur.
7. Jandarma karakoluna vardıktan sonra, Ç.V. hemen Samsun Cumhuriyet savcısının huzuruna çıkarılmıştır. Ç.V. Cumhuriyet savcısına, başvuran ile bir süredir evlilik dışı bir ilişki yaşadığını ancak başvuranın sürekli devam eden tehdit ve baskısından dolayı ayrılmak istediğini; başvuranla o günün erken saatlerinde son bir kez konuşmak için buluşmayı kabul ettiğini ama arabasında buluştuktan sonra kendi rızası olmadan başvuranın arabayı şehir dışına doğru sürdüğünü, copla karnına vurduğunu ve kendisini dövdüğünü, ellerini bir iple bağladığını ve zorla ırzına geçmekle tehdit ettiğini belirtmiştir.
8. Başvuran Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde, Ç.V. ile iki yıl önce boşanma sürecinde kendisine ekonomik olarak da dâhil olmak üzere yardım etmek için görüşmeye başladıklarını kabul etmiştir. Ancak zamanla, Ç.V. çok talepkâr ve saldırgan olmuş, ilişkilerini açığa çıkarmakla ve kendisi hakkında yalanlar yaymakla birçok kez tehdit etmiştir. Başvuran Ç.V.’yi kaçırdığı iddiasını reddetmiş ve buluşmak isteyenin Ç.V. olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranın iddiasına göre, arabada buluştuktan sonra Ç.V. kendisinden biraz daha para istemiş, çığlık atmaya başlamış ve kendi kendini vuracağı yönünde tehditte bulunmuş ve başvurana ait olan polis kelepçesini kendisine takmış ve başvuranı Ç.V.’ye vurmaya yönelten “ruhsal açıdan dengesiz davranışlar” sergilemiştir. Ç.V. sonrasında başvuranı sakinleştirmek için öpmüş ve cinsel ilişkiye girme teklifinde bulunmuş, ancak Ç.V. adet gördüğü için başvuran bunu reddetmiştir.
9. Adli Tıp Kurumu 12 Temmuz 2004 tarihinde, Ç.V ile ilgili raporunu düzenlemiş ve söz konusu raporda, Ç.V.’nin dilinde 0,5 cm büyüklüğünde bir kesik, boynunun sağ tarafında 3 cm x 2 cm büyüklüğünde kırmızı bir ekimoz, göğsünün sağ üst kısmında kırmızı bir yara ve sol başparmağında ağrı olduğu kaydedilmiştir. Rapor, maruz kaldığı yaralanmaların Ç.V.’yi yedi gün işe elverişsiz kıldığı sonucuna varmıştır.
10. Aynı gün Ç.V. Samsun Cumhuriyet savcısına, başvurana kızgın olduğu için olayları yanlış anlattığını ve başvuranı önceki ifadelerinde haksız yere suçladığını, daha önce iddia ettiği gibi kaçırılmadığını ve başvuranın kendisine sadece tartışırken vurduğunu ve onun dışında zarar vermediğini itiraf ettiği yazılı ifadesini sunmuştur.
11. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, Cumhuriyet savcısı bizzat açıklama yapması için Ç.V.’yi çağırmıştır. Ç.V. bu sefer, yazılı ifadeyi baskı altında verdiğini ve başlangıçtaki suçlamalarının doğru olduğunu belirtmiştir.
12. Samsun Cumhuriyet savcısı 16 Eylül 2004 tarihinde Samsun Ağır Ceza Mahkemesine başvuran hakkında bir iddianame sunmuş ve bu iddianame kapsamında başvuranı ırza geçmeye teşebbüs, hürriyeti tahdit ve yağma suçlarıyla itham etmiştir.
13. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi önünde gerçekleştirilen ceza yargılamaları süresince Ç.V., tecavüze teşebbüs hariç başvuran hakkındaki iddialarını sürdürmüştür. Ç.V. bu bağlamda, başvuranın kendisine tecavüz edeceğini söylemesine, pantolonunu çıkarmasına ve kendisinden elbiselerini çıkarmasını istemesine rağmen, başvuranın aslında kendisine hiç tecavüz teşebbüsünde bulunmadığını ileri sürmüştür. Diğer taraftan, başvuran kendisi hakkındaki suçlamaları reddetmeye devam etmiştir. Başvuran, Ç.V.’den gördüğü parasal baskının bir kanıtı olarak, Ç.V.’nin başvurana ödemesi için verdiği telefon faturalarının birer kopyasını mahkemeye sunmuştur.
14. Ağır Ceza Mahkemesi önünde tanıklık eden jandarma komutanı, olay yerine ulaştıklarında Ç.V.’nin ağlar vaziyette olduğunu ve korkmuş göründüğünü; elinde kelepçe izleri ve boynunda ise tırnak çizikleri olduğunu ifade etmiştir. Başvuranın Ç.V.’nin yanında atletiyle oturmakta olduğu görülmüştür. Jandarma komutanı ifadesinin bu kısmında, o günün sıcak bir gün olduğunu eklemiştir. Jandarma komutanı, başvuran ve Ç.V.’ye neler olduğunu sorduğunda, Ç.V. kanayan ağzını gösterirken ve eliyle bir silahı işaret ederken, başvuran meseleyi önemsemeden geçiştirmeye çalışmıştır. Başvuran, komutanın talebi üzerine bagajdan silahı almış ve komutana teslim etmiştir. Sonra Ç.V. komutana, başvuranın kendisini kaçırdığını ve adet görüyor olmasaydı veya jandarma müdahale etmeseydi kendisine tecavüz edeceğini söylemiştir.
15. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi, taraflar ve tanıkların ifadelerine ve dava dosyasındaki diğer bilgilere dayanarak, 21 Mart 2006 tarihinde, başvuranı, hürriyeti tahdit ve yağma suçlarından beraat ettirmiştir. Ağır ceza mahkemesi ırza geçmeye teşebbüs suçlamasına ilişkin olarak başvuranın Ç.V.’ye ırza geçmeye etmeye teşebbüs etmediğine karar vermiştir. Ancak başvuranın, bu suçlamanın altında yatan davranışı aslında müessir fiil teşkil etmiştir. Bu nedenle ağır ceza mahkemesi başvuranın mahkûmiyetine karar vermiştir. Kararın hüküm kısmı şu şekilde olmuştur:
“Başvuranın, Ç.V. kendi rızasıyla başvuranla buluşup aracına bindiği için unsurları oluşmayan hürriyeti tahdit suçundan beraatına karar verilmiştir.
Olayda başvurana ilişkin Ç.V.’nin iddiaları dışında, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği için yağma suçunun unsurları da oluşmadığından, başvuranın müsnet suçtan beraatına karar verilmiştir.
Irza geçmeye teşebbüs suçu bakımından ise mahkeme, Ç.V.’nin kendisinden ayrılmak istemesi sebebiyle başvuranın ona kızdığı ve bu nedenle müessir fiilde bulunduğunu sabit bulmuştur. Olgular ışığında, başvuran daha önce, yanlış bir şekilde nitelenen ırza geçmeye teşebbüsten değil, müessir fiilden mahkûmiyetine karar verilmiştir.
16. Başvuran ve Ç.V. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını temyiz etmiştir. Ancak, Ç.V. temyiz başvurusunda ırza geçmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyet kararı verilmemesine itiraz etmemiştir.
17. Yargıtay müessir fiil için öngörülen beş yıllık süre sınırının dolduğu gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozmuş ve bu temelde, başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılamalarının düşürülmesine hükmetmiştir. Yargıtay, geriye kalan suçlar hakkında başvuranın beraatını onamıştır.
2. Başvuran aleyhine yürütülen disiplin soruşturması
18. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdest ceza yargılamalarına paralel olarak İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü de 3 Temmuz 2004 tarihinde gerçekleşen olaylarla ilgili olarak başvuran hakkında disiplin incelemesi başlatmıştır.
19. Disiplin soruşturmasından sorumlu Samsun İl Polis Disiplin Kurulu (“İl Polis Disiplin Kurulu”), başvurandan yazılı savunmasını istemiş ve başvuran 29 Kasım 2004 savunmasını sunmuştur. İl Polis Disiplin Kurulu, 16 Aralık 2004 tarihinde, hürriyeti tahdit, ırza geçmeye teşebbüs ve silahla tehdit suçlarının sabit olduğuna karar vermiş ve dosyayı, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün (“Disiplin Tüzüğü”) 8 § 6 maddesinin hükümleri gereğince polis teşkilatından atılması yönünde kararın verilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu’na (“Yüksek Disiplin Kurulu”) devretmiştir.
20. Yüksek Disiplin Kurulu, büyük ölçüde ceza soruşturması dosyasındaki mevcut delilleri esas alarak, 15 Şubat 2005 tarihinde, başvuranın ırza geçmeye teşebbüs, müessir fiil ve silahla tehdit suçlarının sabit olduğuna ve talep edildiği üzere polis teşkilatından atılmasına karar vermiştir.
21. Başvuran, söz konusu karara itirazını Samsun İdare Mahkemesi’ne sunmuştur. Başvuran, diğer hususların yanı sıra, Ç.V.’nin kendisi aleyhindeki iddialarının çelişkili olduğunu ve aynı suçlamalara ilişkin ceza yargılamalarının Samsun Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdest olduğunu ileri sürmüştür.
22. Samsun İdare Mahkemesi 29 Eylül 2005 tarihinde Disiplin Kurulunun meslekten çıkarma kararını hukuka uygun bularak onamıştır. İdare mahkemesi, Ç.V.’nin sağlık raporu ile birlikte jandarmaya vermiş olduğu ilk ifadelerin ve başvuranın aracından çıkan aletlerin (başvuran bu aletlerin bir kısmını jandarmadan gizleme teşebbüsünde bulunmuştur), her ne kadar Ç.V.’nin iddialarını doğrulayabilecek bir tanık olmasa da, başvuranın ırza geçmeye teşebbüs, hürriyeti tahdit ve silahla tehdit suçlarını işlediğine hükmetmek için yeterli delil teşkil ettiğine kanaat getirmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekilde olmuştur:
“Disiplin Tüzüğü’nün 8 § 6 maddesinde listelenen ..., ırza geçme, ırza tasaddi, hırsızlık ... fiilleri; meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır....
Başvuran aleyhinde 3 Temmuz 2004 tarihinde gerçekleşen olaylara ilişkin dava açılmış ve başvuran ırza geçmeye teşebbüs, hürriyeti tahdit ve Ç.V.’yi silahla tehdit etmekle itham edilmiştir. Ceza davası dosyası ve disiplin soruşturması raporundan, başvuran ve Ç.V.’nin iki yıl boyunca cinsel beraberliklerinin bulunduğu, ancak daha sonra bu beraberliğin taraflarca şantaj unsuru haline geldiği anlaşılmaktadır. Mağdure Ç.V. başvuran tarafından kendi rızası dışında zorla olay mahalline götürüldüğünü ve kendisinin cinsel ilişkiye girmeye zorlandığını, ellerine kelepçe takılarak ağzının bantlandığını, tabanca ve nacak teşhir etmek suretiyle tehdit edildiğini iddia etmiştir. Başvuran suçlamaları reddetmiş olsa da, olay mahallinde saldırıda kullanılan silah ve aletlerin bulunup müsadere altına alınmış olması, mağduredeki yaralanmaların bir sağlık raporu ile doğrulanmış olması ve son olarak başvuranın delilleri gizlemeye çalışmış olması gerçekleri, disiplin makamlarının, her ne kadar mağdurenin iddialarını doğrulayacak bir şahit olmasa da, mağdurenin ifadelerini esas almasını sağlamıştır.
Somut uyuşmazlıkta, başvuranın Ç.V. ile iki sene boyunca bir ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar mağdure ve başvuranın olaylara ilişkin anlatımları farklı olsa ve bazı iddialar tanıklarca doğrulanmamış olsa da, mahkeme, Samsun Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırlık soruşturması raporuna dayanarak, adını vermeyen bir şahsın, Alanlı Köyü civarında beyaz renkli Şahin marka bir araçtan bir yardım çığlığı geldiğini yetkililere bildirdiğini ve başvuran ile Ç.V.’nin söz konusu alana yakın jandarma birlikleri tarafından, benzer bir araç içerisinde bulunduğunu kaydetmektedir. Olay yeri inceleme raporunda, Ç.V.’nin şikâyeti üzerine başvuranın aracında bir arama gerçekleştirildiğini ve bir adet tabanca, bir adet bıçak, bir adet nacak, bir adet kelepçe, bir adet cop, bir adet koli bandı, ip ve üzerinde kan izleri bulunan bir adet mavi havlu bulunduğu belirtilmiştir.
Mağdurenin yaralanmaları bir sağlık raporu ile belgelenmiştir. ...
Bu bağlamda, mahkeme, başvuranın Ç.V. ile aynı araç içerisinde bulunması, Ç.V.’nin jandarma görevlilerine zorla getirildiğini beyan etmesi, araçta yapılan aramada silah, bıçak, nacak, ip ve üzerinde kan izi bulunan bir havlunun ele geçirilmiş olması, başvuranın görevlilerden bazı aletleri saklamaya çalışmasını göz önünde bulundurarak, başvuranın üzerine atılı suçları işlediği görüşündedir.
Bu nedenle, başvuranın üzerine atılı bulunan disiplin suçu ile karşılığı olan ceza hukuka aykırı olarak değerlendirilemez.”
23. Başvuran Samsun İdare Mahkemesinin kararını temyiz etmiş ve temyiz mahkemesinin dikkatini, geçen süre zarfında Samsun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hürriyeti tahdit, yağma ve ırza geçmeye teşebbüs suçlamalarından beraat ettirildiğine ve müessir fiil mahkûmiyetinin Disiplin Tüzüğü şartları uyarınca devlet memurluğuna son verilmesi için tek başına yeterli olmadığına çekmiştir.
24. Danıştay 10 Nisan 2007 tarihli kararıyla başvuranın savlarını reddetmiş ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesi uyarınca, suçlamalardan beraat etmenin, aynı olaylar nedeniyle disiplin cezasının uygulanmasına engel olamayacağına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekilde olmuştur:
“Başvuran, hürriyeti tahdit, yağma ve ırza geçmeye teşebbüs suçlamalarından ilk derece mahkemesi tarafından beraat ettirildiğini ve hüküm giydiği müessir fiil suçunun ise meslekten çıkarma cezasını gerektirecek ağırlıkta olmadığı gerekçeleriyle mahkemeden, polis teşkilatından çıkarılmasına ilişkin kararı ve Samsun İdare Mahkemesi tarafından, görevine son verilme işlemine karşı açılan iptal davasında, verilen ret kararının bozulmasını talep etmiştir. Durum böyle olsa da, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesi gereğince, ceza kanununa göre mahkûm olma veya olmama halleri ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamayacağından, somut başvuru reddedilmelidir.”
25. Söz konusu karar başvurana 12 Temmuz 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
3. Yargılamaların yenilenmesi talebi
26. Belirtilmeyen, ancak başvuranın şikâyetinin Mahkemeye takdim edilmesinden sonraki tarihlerde, başvuran Samsun İdare Mahkemesi önünde, İçişleri Bakanlığı ve Samsun Valisi aleyhinde ayrı davalar açmış ve kamu personeli sicilinin düzeltilmesi ve emniyet teşkilatından çıkarılmasıyla ilgili olarak yargılamaların yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran kendisini hürriyeti tahdit ve yağma suçlarından beraat ettiren, müessir fiil ile ilgili yargılamaları düşüren Yargıtay’ın 17 Eylül 2012 tarihli kararına dayanmış ve Samsun İdare Mahkemesi önünde, hakkındaki ceza yargılamaları kesinleşmeyen suçları işlediği iddialarına dayanarak görevden çıkarıldığı gerekçesiyle çıkarılma işlemleri sırasında masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Samsun İdare Mahkemesi sırasıyla 11 ve 27 Aralık 2012 tarihlerinde başvuran tarafından yargılamaların yenilenmesi amacıyla öne sürülen gerekçelerden hiçbirinin bu olağanüstü hukuk yolu için öne sürülebilecek gerekçelere ilişkin kapsamlı listede yer almadığına kanaat getirerek, her iki başvurunun da kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
27. Başvuran 6 Mart 2013 tarihinde Samsun İdare Mahkemesinin 27 Aralık 2012 tarihli kararı aleyhinde Danıştay önünde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
28. Danıştay 10 Şubat 2014 tarihinde, Samsun İdare Mahkemesinin 27 Aralık 2012 tarihli kararında ortaya konan gerekçeleri onaylayarak başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
29. Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 6 ve 7. maddelerinde hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunan kişinin kademe ilerlemesi cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir. Atılı eylem ve davranışların gerçekleştiği yere bağlı olarak, söz konusu memur daha uzun süreli kademe ilerlemesi cezası alabilir.
30. Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar şunlardır:Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, laikliğe aykırı veya bölücü davranışlarda bulunmak ya da emniyet mensupları arasında bu yolda ayrım yapıcı tutum ve davranışlarda bulunmak.Göreve çıkılmaması için propaganda yapmak veya kışkırtmak...Amir ya da üstlerinin icraatına karşı çıkmak ve bu hareketi toplu hale dönüştürerek görev yapılmasını ya da göreve çıkılmasını engellemek ya da buna katılmak ya da katılmaya tahrik ya da teşvik etmek,[mülga.]Amir veya üstlerini (...) tehdit etmekHırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasden adam öldürme, veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti, suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira,Yetkisini veya nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanmak,Dosyaları ve yazılı kağıtları veya örneklerini yetkisiz kişilere vermek, verilmesini emretmek, verilmesine göz yummak,Korunması veya götürülmesiyle görevli olduğu sanık veya suçlunun kaçmasına bilerek ve isteyerek olanak vermek,Suç kanıtlarını yok etmek veya bilerek ve isteyerek yok olmasına neden olmak ya da saklamak, saklanmasına yardımcı olmak yahut değiştirmek,Devlet malı araç, gereç, silah, mermi ve mühimmatı satmak veya mal edinmek, tanıtma karnesini, polis kimlik kokardını, araç, gereç, silah ve mühimmatı başkalarının kullanımına vermek,Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek,Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak,Görev sırasında yardım isteyen güvenlik görevlilerine haklı bir neden yokken yardımdan kaçınmak veya bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak,İzinli olduğu günlerde resmi giysiyle izinli olmadığı günlerde görevli olmaksızın resmi veya sivil giysiyle genelevlere veya birleşme yerlerine veya tek başına fuhuş yapılan evlere veya bar, pavyon ve konsumatris çalıştırılan gazino vb. yerlere gitmek,Genelev ya da tek başına fuhuş yapılan yerlerde, bar, pavyon, gazino vb. yerlerde çalışan kadınlarla ya da çevresinde iffetsizlikle tanınan kadın ya da erkeklerle karı - koca gibi yaşamak ya da ilişki kurmaDairede veya görevli bulunduğu sırada içki içmek veya içilmesine göz yummak,Göreve sarhoş veya içki içtiği belli olacak biçimde gelmek,İzinli olsun olmasın resmi giysiyle umuma açık yerlerde içki içmek veya resmi giysiyle gizlenemeyecek derecede sarhoş olarak görünmek,Uyuşturucu maddeleri yapmak veya kullanmak, bunların yapılmasına, kullanılmasına, saklanmasına, yollanmasına, yakalanacağı sırada ortadan kaldırılmasına, satılmasına veya satın alınmasına aracı olmak,Kumar oynamak veya oynatmak, kumar oynatanlarla ilişki kurmak,Kaçakçılık yapmak veya kaçakçılarla ilişki kurmak,Meskun yerlerde veya binalarda veya herkesin dolaşıp gezebileceği veya oturabileceği yerlerde hiç bir neden yokken silah atmak,Yurda girmesi veya çıkması yasaklanan kişilerin girip çıkmalarına göz yummak, aracı olmak veya yol göstermek,Sicil kağıt ve defterlerini ve dosyalarını değiştirmek veya bozmak,Geliri ile uygun sayılmayacak biçimde yaşadığı ve aşırı harcamada buduğu kanıtlanmış olmak ve bunun haklı kaynağını gösterememek,İzleme ve gözetleme görevinin gereklerini nedensiz olarak yerine getirmemek,Devlet Memurları Kanunu ile öngörülen grev yasağı kapsamına giren eylerde bulunmak,Devlet Memurları tarafından yapılamayacağı Devlet Memurları Kanununda gösterilen kazanç getirici uğraşılarda bulunmak Siyasal partilere üye olmak veya bunların yararına veya zararına çalışmak veya siyasal eylemlerde bulunmak,Görevli olmaksızın siyasal amaçla yapılacak açık ve kapalı yer toplantılarına, gösteri yürüyüşlerine katılmak,Sendikaların veya üyesi bulunmadıkları derneklerin yapacakları bilimsel, kültürel ve teknik nitelik taşımayan açık veya kapalı yer toplantılarına veya gösteri yürüyüşlerine görevli olmaksızın katılmak, üyesi veya ortağı bulundukları tüzel kişiliklerin kapalı yer toplantılarına silahlı olarak veya açık yer toplantı ve gösteri yürüyüşlerine resmi giysili veya silahlı olarak katılmak veya üyesi bulundukları derneklerin tüzüklerinde belirtilen amaçları dışındaki çalışmalarını veya bu nitelikteki toplantı veya gösteri yürüyüşlerini düzenlemek veya bunlara katılmak,Dernek kurmak ya da spor dernekleri dışındaki derneklere üye olmak, ya da Türk Polis Teşkilatı Güçlendirme Vakfı dışında vakıf kurmak ya da başka vakıfların organlarında görev almak,Kasıtlı olarak telsiz haberleşmesini engellemek,Mesleğin onur ve saygınlığını zedeleyici veya amir ya da üstlerinin eylem ve işlemlerini eleştirici nitelikte tek başına veya topluca bildiri dağıtmak veya basına, haber ajanslarına, radyo ve televizyon kurumlarına bilgi, yazı, demeç vermek,Görevde kullanılan telsiz haberleşme araçlarıyla amir ya da üstleri hakkında eleştirici nitelikte konuşmalar yapmak,Amir ya da üste karşı itaatsızlığa, mukavemete ya da fiilen taarruza tahrik ya da teşvik etmek6 ncı maddenin A fıkrasının 7 nci bendinde öngörülen esaslara uymaksızın ya da idarece kendisine yapılan uyarıya karşın çevresinde iffetsizlikle tanındığı ya da durumu güvenlik bakımından sakıncalı olduğu polis soruşturmasıyla sabit olan kişiyle evlenmek,Herhangi bir kişiye kötü muamelede bulunmak veya işkence yapmak,Menşei belli olmayan, bulundurulması ve taşınması yasak olan her çeşit silah, mühimmat ve benzerlerini bulundurmak,Görevinin niteliğinden yararlanarak haklı bir nedene dayanmaksızın, yurt dışında, ödeme gücünün üstünde borçlanmak veya borçlarını ödemedeki tutum ve davranışlarıyla Devletin saygınlığını zedelemek ya da borcunu ödemeden yurda dönmek,Yasadışı örgütlere lojistik destek sağlamak ya da üyelerini güvenlik kuvvetlerinden saklamak, saklanmasına yardımcı olmak veya bu örgütler ile mensupları lehinde propaganda yapmak, övücü söz söylemek, bunlara ait sembol, işaret ve amblemleri taşımak, taşıtmak, bulundurmak.Borçlanıp ödememeyi alışkanlık haline getirmek fiilinden dolayı, beş yıl içerisinde beşinci kez cezalandırılmış olmak.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasında hukuka aykırı olarak; kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa etmek, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın kaydetmek, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri ifşa etmek, kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etmek, kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa etmek, kişisel verileri kaydetmek, kişisel verileri bir başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek, kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olduğu halde bu görevini kasıtlı olarak yerine getirmemek, gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla suç delillerini yok etmek, silmek, gizlemek, değiştirmek veya bozmak, sayılan fiilleri emir vererek yaptırmak.Görevli olmadığı halde elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapmak, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşmak veya yayım yoluyla duyurmak, log kayıtlarını değiştirmek veya silmek.Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşmak veya basın yayın kuruluşlarına vermek ya da sanal ortamda yayınlamak.”
31. Memurlar açısından en ağır disiplin cezası, kişinin daha sonra kamu personeli olarak işe alınmasını kalıcı olarak yasaklayan, kamu hizmetinden çıkarılmaktır. Bu ceza ile cezalandırılan disipline aykırı eylem ve davranışlar 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 § E maddesinde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:
“Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak.”
32. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 131 §§ 1 ve 2. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez.
Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz.”
33. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesi disiplin kovuşturmasının başlatılması için gereken süre sınırını açıklamaktadır:
“Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren aşağıdaki süre sınırlamaları uygulanır...;
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay.”
34. Anayasa Mahkemesi 13 Ocak 2016 tarihli kararıyla Disiplin Tüzüğü’nün yasal dayanağını teşkil eden kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre memurlar ile ilgili disiplin suçlarının ve ceza gerektiren suçların ancak meclis tarafından çıkarılan bir kanunda öngörülebileceğini ve kanunsuz suç olmaz ilkesini dikkate alarak, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, disiplin suçları ve bu suçlardan ötürü emniyet güçlerine verilebilecek cezaları belirleme konusunda kanun koyma gücünü yürütme organına veren kanun hükmünün, disiplin suçlarının kapsamını yeterli açıklıkla belirtmediği ve yürütme organının takdir yetkileri karşısında bir güvence içermediği kanaatine varmıştır. Kanunda yürütme organına rehberlik etmesi için sadece “polislik mesleğinin haiz olduğu önem”e atıfta bulunulmuş olması, Anayasa’nın 38. maddesinde ortaya konan suçlar ve cezalar ile ilgili hukuki güvenlik ilkesi hususundaki anayasal gerekliliği karşılamamıştır. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararı, söz konusu Disiplin Tüzüğü’nü hükümsüz kılmış ve bu karar 13 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
35. Hükümet, Mahkemeye Disiplin Tüzüğü’nün 8 § 6 maddesi uyarınca disiplin organları tarafından verilmiş örnek kararlar ile birlikte disiplin ve ceza hukuku arasındaki etkileşimi müzakere eden ilgili Danıştay kararlarını sunmuştur. Disiplin soruşturmasına konu olan polis memurları bir veya daha fazla suçu işledikleri gerekçesiyle, söz konusu suçlara ilişkin yargılamalar ceza mahkemeleri önünde devam ederken polis teşkilatından çıkarılmışlardır. Söz konusu disiplin cezası gerektiren suçlar dolandırıcılık, hakaret, cinayet, yağma teşebbüsü, tecavüz ve cinsel saldırıdır. Tüm bu kararlarda, makamlar devam eden ceza soruşturmalarına atıflarda bulunsalar da, söz konusu davranışları suç terminolojisi kullanılarak değerlendirilmekte ve somut davadakine benzer değerlendirmeler içermektedirler.
36. Danıştay 12. Dairesinin 2010 ve 2011 yıllarında almış olduğu örnek kararlar aynı olaylardan kaynaklanan disiplin soruşturması ve ceza yargılamaları arasındaki etkileşime ilişkindir. İdare mahkemelerinin söz konusu zamandaki görevi soruşturmayı ve yargılamayı usul, ispat yükü ve mevcut yaptırım çeşitleri açısından farklı bir dizi ilkeler ile faaliyet gösteren iki hukuk alanı olarak görüp, özerk bir biçimde ele almaktır. Söz konusu kararlarda, idare mahkemelerinin, sanıkları aynı olaylar hakkında beraat ettiren ceza mahkemesi kararlarıyla bağlı olmadığı; zira disiplin cezalarının uygun olmayan davranış ve tutumları memurun cezai sorumluluğuna bakmaksızın cezalandırdığı ifade edilerek özdeş bir yaklaşımda bulunulmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran polis teşkilatından atılmasının ve bunu takip eden idare mahkemelerinin kararlarının kendisinin masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
38. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 2 maddesine dayanmıştır. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
39. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
40. Öncelikli olarak, Mahkeme başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında, Sözleşme hükümleriyle uyumlu olup olmadığının incelenmesini uygun görmektedir.
41. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi “suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma” hakkını güvence altına almaktadır. Mahkeme içtihadında masumiyet karinesiyle sağlanan güvencenin iki unsurunun varlığını kabul etmiştir: ceza yargılamalarının yürütülmesi ile ilgili usuli ilk unsur, ve mahkûmiyet dışında bir şekilde sonuçlanan ceza yargılamalarıyla bağlantılı müteakip yargılamalar bağlamında başvuranın sabit bulunan masumiyetine saygı gösterilmesini sağlamayı amaçlayan ikinci unsur (bk. genel olarak, Allen/Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, §§ 93-94, AİHM 2013). İlk unsuru uyarınca masumiyet karinesi ilkesi, kamu görevlilerinin sanığın suçuyla ilgili erken bir şekilde ifadelerde bulunmasını yasaklar ve bizzat ceza yargılamalarının adilliğini temin etmek adına usuli bir güvence rolü oynar. Ancak söz konusu ilke cezai konularda usuli bir güvence olmakla sınırlı değildir: bu ilkenin kapsamı daha geniştir ve hiçbir Devlet temsilcisinin, kişinin suçluluğu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden, o kişinin suçlu olduğuna ilişkin bir ifadede bulunmamasını gerektirir (Konstas/Yunanistan, no. 53466/07, § 32, 24 Mayıs 2011). Bu hususta, masumiyet karinesi yalnızca ceza yargılamaları bağlamında değil, aynı zamanda ceza yargılamaları ile eşzamanlı olarak yürütülen diğer hukuk davalarında veya diğer davalarda ya da disiplin incelemelerinde de ihlal edilebilir.
42. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi uyarınca sağlanan güvencenin ilk unsuruyla ilgili olarak yukarıda anılan Allen kararının 93. paragrafında Büyük Daire, ceza yargılaması bağlamında usuli bir güvence olarak görülen “masumiyet karinesinin, diğer hususların yanı sıra, yargılamayı yürüten mahkeme veya diğer kamu görevlilerinin bir sanığın suçluluğuna ilişkin zamansız açıklamalarına ilişkin olarak zorunluluklar getirmekte” olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, daha önce bu bağlamda, eğer bir yargı kararında veya bir kamu görevlisinin beyanında, ceza gerektiren bir suçla itham edilen bir kişiye ilişkin olarak, söz konusu kişinin suçu yasal olarak sabit olmadan önce onun suçlu olduğuna dair görüş bildirilmesi halinde masumiyet karinesinin ihlal edileceği kanaatine varmıştır. Herhangi bir resmi bulgu olmadığı halde görevlinin sanığı suçlu olarak gördüğünü gösteren bir değerlendirme yapması, ihlal için yeterli bir durumdur (bk. diğerleri arasında, Allenet de Ribemont/Fransa, no. 15175/89, § 35, A Serisi no. 308; Daktaras/Litvanya, no. 42095/98, § 41, AİHM 2000‑X; A.L. v. Almanya, no. 72758/01, § 31, 28 Nisan 2005; ve Caraian/Romanya, no. 34456/07, § 74, 23 Haziran 2015). Sonuç olarak, masumiyet karinesinin ilk unsuru uyarınca sağlanan güvencenin kapsamı, ceza yargılaması kapsamıyla sınırlı veya farklı bir kamusal ortamda yahut paralel başka bir yargılamada söylenip söylenmediğine bakılmaksızın bir kamu makamına ait tüm ifadeleri kapsamaktadır. Ancak, bir kamu görevlisinin ifadesinin masumiyet karinesini ihlal edip etmediğine şikayet konusu ifadenin söylendiği özel koşulların bağlamında karar verilmelidir (bk. diğerleri arasında, yukarıda anılan, Daktaras, § 43; ve yukarıda anılan Caraian). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hususundaki genel yükümlülüğün ışığında değerlendirildiğinde masumiyet karinesi, yetkili yargı mahkemesi önündeki ceza yargılamaları dışında suç tespit edilmesini, bu tarz paralel yürütülen yargılamalardaki usule ilişkin güvencelere ve amaca uygunlukla ilgili genel düşüncelere bakılmaksızın hariç tutmaktadır (bk. Böhmer/Almanya, no. 37568/97, § 67, 3 Ekim 2002). Bu bağlamda, Mahkeme bir kişinin suçluluğuyla ilgili olarak önyargılı ve zamansız yorumlardan kaçınma görevinin, cezai alanda yöneltilen suçlamayı belirleyen mahkemeden ziyade diğer mahkemeleri ilgilendirdiği kanaatindedir. Mahkeme, masumiyet karinesi hakkının amacının yalnızca ceza yargılamaların adilliğini nüfuzu kötüye kullanmaya karşı güvence altına almak değil, aynı zamanda bir kişinin saygınlığını gerekçesiz suç damgalamalarından korumak olduğunu vurgulamaktadır (bk. El Kaada/Almanya, no. 2130/10, § 42, 12 Kasım 2015,ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, Allen, § 94).
43. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamındaki birinci unsur bir kişiye ceza gerektiren bir suç isnadında bulunulmasından ceza yargılamalarının sonuçlanmasına kadar geçen süreci kapsarken, masumiyet karinesinin korunmasına ilişkin ikinci unsur ceza yargılamaları mahkûmiyetten başka bir şekilde sonlandığı zaman devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç ile ilgili olarak kişinin masumiyetine ilişkin şüphe doğurmamasını gerektirir. (bk. yukarıda anılan, Allen, § 94).
44. Somut davada, Mahkemeyi başvuranın şikâyetinin kendisinin polis teşkilatından atılması ve masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin itirazının idare mahkemeleri tarafından ele alınma şekliyle alakalı olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ilgili unsurlarının somut davaya uygulanabilirliğini belirlemek için, iç hukuktaki yargılamalardaki olay silsilesini hatırlatmanın gerekli olduğunu düşünmektedir. Mahkeme, başvuranın görevine son verilmesiyle ilgili disiplin soruşturmasının başvuranın aleyhindeki ceza yargılamalarıyla paralel yürütüldüğünü gözlemlemektedir. Başvuran aleyhindeki soruşturma ve yargılamalar, kendisinin ceza gerektiren suçlar işlediği şüphesi üzerine başlatılmıştır. Mahkeme ayrıca, disiplin cezasını inceleyen idari mahkemelerin başvuranın suçlandığı ve hakkında ceza yargılamaları devam eden hürriyeti tahdit, yağma ve tecavüz suçlarını gerçekten işleyip işlemediğini hatırı sayılır bir şekilde dikkate aldığını kaydetmektedir. Bu bağlamda, Samsun İdare Mahkemesi 29 Eylül 2005 tarihinde kararını verdiğinde, ceza mahkemesi henüz aynı olaylardan kaynaklanan ve disiplin soruşturmalarının konusunu teşkil eden özdeş suçlamalardan kaynaklanan suç isnatlarına ilişkin bir karar vermemişti. Aynı şekilde, temyiz sürecinde, Danıştay 10 Nisan 2007 tarihinde başvuranın talebini reddettiğinde, ilk derece ceza mahkemesinin 21 Mart 2006 tarihli kararını inceleme sürecinde bulunan, başvuranı hürriyetti tahdit ve yağma suçundan beraat ettiren ve yeniden nitelendirme sonucunda isnat edilen müessir fiilden mahkûm eden Yargıtay önündeki ceza yargılamaları devam etmekteydi. Bu nedenle, idare mahkemeleri başvuranın polis teşkilatından çıkarılmasını incelerken, ceza yargılamalarında henüz nihai bir karar alınmamıştı. Başka bir ifadeyle, başvuranın başlangıçtaki kendisi aleyhine cezai alanda yöneltilen suçlamalar bağlamında suçu sabit bulununcaya kadar masum sayılma hakkı Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ilk unsuru uyarınca geçerli kalmıştır. Şikâyet konusu ifadenin dile getirildiği zamanı ve başvuranın suçluluğu sabit bulunmadan suçlu sayıldığına yönelik şikâyetinin ileri sürüldüğü zamanı göz önünde bulunduran Mahkeme, incelemesini Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ilk unsuruyla sınırlandıracaktır. Mahkeme, bu bağlamda, ceza yargılamalarında başvuranı kısmen beraat ettiren ve müessir fiil hakkındaki yargılamaları düşüren sonraki gelişmelerin, Samsun İdare Mahkemesi tarafından şikâyet konusu ifadelerin, kısmi beraat kararından ve ceza yargılamalarından önce dile getirilmesi sebebiyle, somut başvuru ile ilgili incelemesiyle alakalı olmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme 6 § 2 maddesinin ilk unsuru uyarınca ceza yargılamalarındaki nihai kararın alınması öncesinde disiplin soruşturmalarında benimsenen gerekçelendirmenin başvuranın masumiyet karinesi hakkını ihlal edip etmediğini değerlendirebilir. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi söz konusu disiplin soruşturmaları bağlamında uygulanabilirdir. Bu gerekçeyle, başvuru Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından bağdaşmaz değildir.
45. Mahkeme son olarak, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların beyanları
46. Başvuran, polis teşkilatından çıkarılması ve idare mahkemelerinin bunu takip eden kararlarında, eylemlerinin ırza geçmeye teşebbüs, hürriyeti tahdit ve silahla tehdit olarak sınıflandırılması suretiyle, mahkûm edilmeden önce ve kendisinin bu olayların sonrasında söz konusu suçlardan ceza mahkemesi tarafından beraat ettirilmesine rağmen kendisinin suçlu olduğunun ilan edilmesi bakımından söz konusu kararların masumiyet karinesi hakkının ihlali anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
47. Hükümet, Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesi gereğince disiplin soruşturmalarının bağımsız olarak yürütüldüğünü ve ceza yargılamalarından ayrı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca Mahkeme’nin dikkatini disiplin incelemesi başlatmak için süre sınırlarını öngören Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesine çekmiştir. Bu hususta Hükümet, süre sınırları elverdiği sürece disiplin soruşturmasının ceza yargılamaları sonuçlanıncaya kadar ertelenmesinin mümkün olduğunu kaydetmektedir. Ancak, Hükümet, var olan delillerin yeterli olduğunun tespit edildiği durumlarda disiplin kararının yine de alınabileceğini ileri sürmüştür.
48. Hükümet, disiplin organlarının ceza soruşturması dosyasına başvurma ve aksi takdirde ceza yargılamalarında kabul edilemez beyan edilecek delilleri kabul etme ve olaylarla ilgili ceza mahkemelerinden farklı bir değerlendirmeye varma izinlerinin olduğunu kaydetmiştir. Hükümet ayrıca, disiplin incelemesinin idare mahkemelerinin yargı denetimine tabi olduğunu ve idare mahkemelerinin bir idari kararın kanuna uygun olmadığını veya incelemelerin adil olmadığını tespit etmesi halinde söz konusu kararı iptal edebileceğini kaydetmiştir.
49. Hükümet, somut başvurudaki disiplin organlarının başvuranın, müştekinin ve tanıkların ifadelerini alarak ve ayrıca ceza soruşturması dosyasını da dikkate alarak ayrı bir inceleme yürüttüğünü ve kendilerinde mevcut bulunan delillerin başvuranın Disiplin Tüzüğü’nün 8 § 6 maddesi uyarınca disiplin cezası gerektiren bir eylemde bulunduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu değerlendirdiğini ileri sürmüştür.
50. Hükümet ayrıca, disiplin organlarının ceza hukuku kapsamında başvuranın davranış ve tutumlarıyla ilgili olarak herhangi bir sonuca varmadığını ileri sürmüştür.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
51. Mahkeme, bir kişinin bir suçu işlediğinden şüphelenilmesi ile kesin bir hüküm verilmemiş olduğu hâlde kişinin söz konusu suçu işlediğine dair açıkça adli bir beyanda bulunulması arasında temel bir ayrım olduğunu vurgulamaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Matijašević/Sırbistan, no. 23037/04, § 48, AİHM 2006‑X; Garycki/Polonya, no. 14348/02, § 71, 6 Şubat 2007 ve Wojciechowski/Polonya, no. 5422/04, § 54, 9 Aralık 2008). Zira, ikinci durum masumiyet karinesi ihlalini teşkil ederken, Mahkeme tarafından incelenen çeşitli hâllerde ilk durumun sakıncalı olmadığına kanaat getirilmiştir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan El Kaada, § 54 ve bu karar içinde anılan diğer kararlar).
52. Somut davaya benzer davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesindeki hükümlerin amacının veya etkisinin, bir Devlet memuruna ceza yargılamalarında isnat edilen eylemler nedeniyle, söz konusu kusurlu davranışın usulünce sabit bulunduğu hâllerde, disiplini sağlamakla yetkilendirilen makamlar tarafından bu kişiye ceza verilmesini önlemek olmadığını belirtmiştir (bk. Moullet/Fransa (k.k.), no. 27521/04, 13 Eylül 2007 ve yukarıda anılan Allen, § 124). Bu hususta Mahkeme, Sözleşme’nin, bir eylemin hem ceza yargılamalarına hem de disiplin incelemesine sebebiyet vermesi ya da birbirine paralel olarak iki ayrı sürecin izlenmesi önünde engel teşkil etmediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu bağlamda, paralel şekilde yürütülen süreçlerde, daha hafif bir ispat yüküne dayanan hukuki veya başka türde bir sorumluluğun tespit edilmesinin, tek başına masumiyet karinesiyle bağdaşmaz olmadığına kanaat getirmiştir (bk. örneğin, C./Birleşik Krallık, no. 11882/85, 7 Ekim 1987 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar (KR) 54, s. 162 ve Erkol/Türkiye, no. 50172/06, § 37, 19 Nisan 2011). Ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesindeki güvencelerden, Devletlere, ceza yargılamasının sonucu açıklanana kadar disiplin incelemelerini durdurma yükümlülüğü yüklendiği anlamı çıkarılmamalıdır. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi, her şeyden önce, ceza yargılamaları bağlamında hakkında suç isnadı bulunan kişiye kamu makamlarınca gösterilecek muameleye ilişkin güvenceler sunar. Bu madde ayrıca, adli makamlara, paralel ya da ardıl olarak yürütülen süreçlerde görevli oldukları alan dâhilinde kalma ve yetkili mahkeme tarafından kişinin suçu sabit bulunmadıkça bu kişinin cezai suçu hakkında yorum yapmaktan kaçınma yükümlülüğü getirmektedir. Dolayısıyla, açıklanmış kesin bir cezai mahkûmiyet kararının yokluğunda, disiplin incelemesinde başvuranın işlediği iddia edilen kusurlu davranış nedeniyle başvurana cezai sorumluluk isnat eden bir ifadenin disiplin kararında kullanılması hâlinde, bu durum Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında bir sorun ortaya çıkaracaktır (bk. yukarıda anılan Moullet; Çelik (Bozkurt)/Türkiye, no. 34388/05, § 32, 12 Nisan 2011; yukarıda anılan Erkol, §§ 38‑41; Tripon/Romanya (k.k.) no. 27062/04 § 25, AİHM, 7 Şubat 2012; Teodor/Romanya, no. 46878/06, § 40, 4 Haziran 2013; Milojević/Sırbistan (k.k.), no. 43519/07 ve 2 diğer başvuru numarası, § 37, 3 Eylül 2013 ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Y/Norveç, no. 56568/00, § 42, AİHM 2003‑II (alıntılar)). Mahkeme, kamu makamlarının hem ceza yargılaması hem de paralel veya ardıl olarak yürütülen süreçler bağlamında başvurduğu kelime seçiminin önemini mükerrer surette vurgulamıştır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Daktaras; yukarıda anılan Böhmer, § 56 ve yukarıda anılan Garycki, § 70). Ceza yargılamalarının derdest olduğu ve henüz nihai bir mahkûmiyet kararına bağlanmadığı veya mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlandığı durumlarda, ilgili kişinin varsayılan veya sabit bulunan masumiyeti hakkında şüphe uyandıran her türlü resmi açıklama, masumiyet karinesi ilkesine ters düşebilir.
53. Somut davada, Samsun İdare Mahkemesi, başvuranın hürriyeti tahdit, yağma ve ırza geçmeye teşebbüs suçlarını işlediği gerekçesiyle emniyet teşkilatından çıkarılması kararını onamıştır. Başvuran hakkında aynı olaylardan kaynaklanan aynı suçlamalara ilişkin ceza yargılaması süreci devam etmesine rağmen, Samsun İdare Mahkemesi, kararın gerekçesinde kullandığı sözlere bakıldığında, başvuranın üzerine atılı suçları işlediğini kesin bir dille açıklayan bir karar vermiştir. Ayrıca, söz konusu kararda, başvuranın suçlu bulunduğuna ilişkin açıklamanın tamamen disiplin bağlamıyla sınırlı olduğunun anlaşılmasını mümkün kılacak herhangi bir çekinceye ya da nitelendirmeye yer verilmemiştir (yukarıda anılan Moullet; Šikić/Hırvatistan, no. 9143/08, § 55, 15 Temmuz 2010 ve daha yakın tarihli Hrdalo/Hırvatistan, no. 23272/07, §§ 54-55, 27 Eylül 2011 kararlarından farklı olarak).
54. Disiplin ve yargı makamlarının disiplin hukuku bakış açısıyla, yani başvuranın davranışlarının iş disipliniyle ve Devlet memurluğunun gerekleriyle bağdaşıp bağdaşmaması bakımından, olayları nasıl tespit ettiğinin ve değerlendirdiğinin anlaşılmasını mümkün kılan bir gerekçenin yokluğunda, disiplin sorumluluğunu cezai sorumluluktan ayıran çizgiler, teorik ve yanıltıcı hâle gelmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, kişi hakkında yetkili mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verilmedikçe, hiçbir yetkili makamın bu kişiye suçlu muamelesi gösteremeyeceğini hatırlatmaktadır (bk. X/Avusturya, no. 9295/81, 6 Ekim 1992 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar (KR)).
55. Yukarıdakilerle bağlantılı olarak, Mahkeme, Disiplin Tüzüğü’nün ceza hukuku kapsamında her biri suç teşkil eden belli fiiller, davranışlar ve hâller nedeniyle polis memurlarının meslekten çıkarılmasını öngören 8 § 6 maddesinin muğlak olduğunu kaydetmektedir. Bahsedilen suçların doğrudan doğruya Türk Ceza Kanunu kapsamında tekabül ettikleri suçlara mı atıf yaptığı yoksa bunların ayrı ve bağımsız “disiplin suçlarıyla” mı ilgili olduğu ya da cezai mukabillerinden farklı bir ispat standardını veya oluşumsal unsurları beraberinde getirip getirmediği açık değildir. Danıştay kararında geçen “ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması hallerinin ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamayacağı” ifadesi, bu hususların hiçbirini aydınlatmamaktadır. Aynı durum, Hükümet tarafından ibraz edilen idare mahkemesi kararları için de geçerlidir; zira, bu kararlar, ceza yargılamalarıyla eşzamanlı veya ceza yargılamalarının ardından yürütülen disiplin incelemelerinde üzerine atılı suç bulunan bir kişinin suçu yetkili bir mahkeme tarafından sabit bulununcaya kadar masum sayılma hakkının güvence altına alınması amacıyla izlenecek herhangi bir ilkeden bahsetmemektedir.
56. Mahkeme, Samsun İdare Mahkemesinin, Yüksek Disiplin Kurulunun kararını hukuka uygun bularak, henüz başvuranın suç işlediği kanunlar uyarınca sabit görülmeden kendisini suçlu ilan ettiğini ve ayrıca, Danıştayın, söz konusu tarihte hâlen derdest olan ceza yargılamaları nezdinde başvuranın masumiyet karinesi hakkını gözetme görevine rağmen, 10 Nisan 2007 tarihindeki temyiz incelemesinde bir önceki mahkemenin kararında geçen ifadeyi düzeltmediğini gözlemlemektedir (Vanjak/Hırvatistan, no. 29889/04, § 69, 14 Ocak 2010 kararından farklı olarak). Bu ifadelerin sarih ve niteliği belirsiz mahiyetini göz önünde bulunduran Mahkeme, bunların, kanunlar uyarınca suçu henüz sabit görülmeden başvuranın suçlu olduğunun açıklanmasına yol açtığını tespit etmektedir (yukarıda anılan C./Birleşik Krallık ve Nikolova ve Vandova/Bulgaristan, no. 20688/04, § 100, 17 Aralık 2013 kararları ile karşılaştırınız). Mahkeme, bir mahkeme tarafından vaktinden önce yapılmış bu türden bir açıklamanın haklı bir gerekçesi olamayacağının altını çizmektedir (bk. yukarıda anılan Garycki, § 71). Ancak Mahkeme, yaptığı tespitlerle, başvuranın 3 Temmuz 2004 tarihindeki olay sonucunda emniyet teşkilatından çıkarılmasının haksız olduğunu ima etmediğini belirtme ihtiyacı duymaktadır; zira, Mahkemenin yaptığı incelemenin kapsamı, disiplin ve yargı makamları tarafından öne sürülen dayanaklar ve kullanılan dil ile sınırlıdır ve disiplin incelemelerinin Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi altında sağlanan güvencelerle bağdaşıp bağdaşmadığı hususuyla ilgili değildir (Jakumas/Litvanya, no. 6924/02, § 57, 18 Temmuz 2006 kararıyla karşılaştırınız).
57. Buna göre, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
58. Başvuran, hakkında yürütülen disiplin incelemelerinin adil olmadığına ilişkin şikâyette bulunmuştur.
59. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
60. Mahkeme, bu şikâyetin, yukarıda incelenen şikâyetle bağlantılı olduğunu ve aynı şekilde kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
61. Ancak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesine ilişkin tespiti (bk. yukarıda §§ 56 ve 57) göz önüne alan Mahkeme, bu hususun ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığı kanaatindedir.
III. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
62. Başvuran, 23 Mayıs 2014 tarihinde, davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki Hükümet görüşüne verdiği cevapta, Sözleşme’nin 3 ve 7. maddelerine dayanarak, şikâyet konusu kararların yasal dayanaktan yoksun olduğuna ve namusu, şerefi ve itibarına yönelik bir saldırı teşkil ettiğine ilişkin yeni şikâyetlerde bulunmuştur.
63. Mahkeme, bu şikâyetlerin ilk başvuruda yer almadığını, ancak başvuranın 23 Mayıs 2014 tarihli görüşlerinde ileri sürüldüğünü gözlemlemektedir. Söz konusu yeni şikâyetler yine somut davadaki olaylarla ilgili olmakla birlikte, başvuranın Mahkemeye başta sunduğu ve Hükümete tebliğ edilmiş olan şikâyetlerine yönelik bir ekleme veya detaylandırma mahiyetinde değildir.
64. Bu bağlamda, Mahkeme, ilgili zamanda, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesiyle ortaya konan altı aylık süre sınırının sayımının, genel bir kural olduğu üzere, başvuranın bir başvuru yapma niyeti olduğunu belirten ve öne süreceği şikâyetlerin mahiyeti hakkında bazı bilgiler sunan ilk mektubu ile durduğunu hatırlatmaktadır. Başta sunulan başvuruda yer almayan şikâyetler bakımından ise, şikâyetin Mahkemeye ilk defa sunulduğu tarihe kadar altı aylık süre sınırı işlemeye devam etmiştir (bk. Allan/Birleşik Krallık (k.k.), no. 48539/99, 28 Ağustos 2001). Başvuran, 4 Ekim 2007 tarihinde başvurusunu Mahkemeye sunduğunda, yalnızca Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2 maddesi kapsamında şikâyetlerini bildirmiş ve Sözleşme’nin 3 ve 7. maddelerine ne doğrudan ne de dolaylı bir atıfta bulunmuştur. Bu koşullar altında, Mahkeme, başvuranın aynı olaylarla ilgili olan bu yeni şikâyetleri 23 Mayıs 2014 tarihine, yani iç hukuk yollarının tüketilmesinin üzerinden neredeyse 7 yıl geçinceye kadar sunmadığını tespit etmiş; dolayısıyla, söz konusu şikâyetlerin belirtilen süre dâhilinde yapılmadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
65. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
66. Başvuran, 199.200 avro maddi tazminat ve 200.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
67. Hükümet, iddiaya konu ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı olmadığını ve başvuranın iddiaya konu ihlalin sonucu olarak manevi zarara uğradığını ispat edemediğini savunmuştur.
68. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı görmemekte; bu nedenle talebi reddetmektedir. Diğer taraftan, Mahkeme, başvuranın söz konusu ihlalin sonucu olarak, sadece ihlal tespitiyle giderilemeyecek derecede manevi zarara uğradığı görüşündedir. Mahkeme, bununla birlikte, başvuranın bu başlık altında talep ettiği miktarın aşırı olduğu kanaatindedir. Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince hakkaniyet temelinde bir değerlendirme yapan Mahkeme, başvurana 2.500 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve Giderler
69. Başvuran, toplamda 7.618 Türk lirasına (yaklaşık 2.450 avro) tekabül eden, aşağıdaki yasal masraf ve giderler kalemlerinin kendisine ödenmesini talep etmiştir:
(a) Ulusal ceza mahkemeleri önündeki yargılamalarda aldığı avukatlık hizmeti için 5.000 Türk lirası;
(b) Ulusal idare mahkemeleri önündeki yargılamalarda aldığı avukatlık hizmeti için 2.000 Türk lirası;
(c) Yargı harçları ve posta giderleri için 618 Türk lirası.
70. Hükümet, talep edilen miktarın, Türk avukatların yerel mahkemelerdeki davalarda kazandığı ücretlere kıyasla aşırı olduğunu ve usulüne uygun şekilde belgelendirilmediğini belirtmiştir.
71. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Ayrıca, yasal ücretler ancak tespit edilen ihlalle ilgili oldukları ölçüde geri alınabilir. Bu bağlamda, Mahkeme, ceza yargılamalarında oluşan ve tespit edilen ihlalle ilgili olmayan (a) kalemini reddetmektedir. Ayrıca, başvuran tarafından sözleşme, ücret sözleşmesi veya avukatın dava üzerinde çalıştığı saatleri gösteren çizelge gibi kanıt niteliğinde bir belge sunulmadığından, Mahkeme, (b) kalemini de reddetmektedir. Son olarak, başvuranın (c) kalemi kapsamında ulusal mahkemeler nezdinde ödediği harçlara ilişkin bir miktar belgeyi ibraz ettiğini ve bunların içerisinde 2013 yılında ulusal düzeydeki yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin harçların da yer aldığını gözlemleyen Mahkeme, başvuranın taleplerinin yalnızca bir kısmının Mahkeme önünde uygun bulunduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana 169 avro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmiştir.
C. Gecikme Faizi
72. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın masumiyet karinesi hakkına ilişkin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin incelenmesine gerek bulunmadığına;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç, manevi tazminat olarak 2.500 avro (iki bin beş yüz avro) ile masraf ve giderleri karşılığında 169 avro (yüz altmış dokuz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 28 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithPaul Lemmens
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy